- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt

بسم الله الرحمن الرحيم
Gerçek Başarı Kıyamete Kadar Sadece İslam Ümmetine Hastır
Allah Subhanehu ve Teâlâ bu İslam Ümmetini “İnsanlık için çıkartılmış en hayırlı Ümmet” [Âl-i İmran 110] ve ﴿وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا﴾“böylece sizi vasat [zirve, üstün, seçkin] bir ümmet yaptık…” [Bakara 143] diyerek övmüştür.
İbn’i Kesir, “Ummatan Vasatan” ayetini, “adil”, “en üstün (hayırda ve nitelik olarak), “en güzide”, “en seçkin” ve “en izzetli” ümmet (millet) olarak açıklamıştır. Bu sıfatlarıyla İslam Ümmeti insanlık için YEGÂNE rol modeldir. Çünkü bu ümmet, insanlığın Yaratıcısı olan Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın bizzat belirlediği, insanlık için en iyi ve tek yaşam tarzını hayata geçirmede öncülük eden, bu yaşam tarzına rehberlik eden ve yol açan ümmettir. Allah’ın insanlık içinden seçip çıkarttığı bu zümre ne Allah’ın koyduğu sınırları aşarak ifrata düşer ne de Allah’ın takdir ettiği görevleri ihmal ederek tefrite gider. Bu yüzden insanlık için hakkı ve adaleti tesis edebilmeye muktedir olan ümmet, bu ümmettir. İnsanoğlunu iptidai bir yaratık seviyesinden ahsen-i takvim seviyesine yükselten idealleri ve değerleri ortaya koyan ümmettir, İslam ümmeti. Yani insanlığı içgüdü ve uzvi ihtiyaçlarının dürtüsüyle hareket eden ilkel bir yaratık olmaktan çıkartıp aklî (aydın) düşünen, hayatta itminan bulmuş, başka insanlarla, milletlerle, dinlerle vs. barış içinde etkileşim içinde olabilen üstün kaliteli bir ümmettir. İnsanların benimseyecekleri düşüncelerini, değer yargılarını bu ümmet belirler. Onun fikirleri her türlü kritere, standarda ve geleneğe kıstas olur. Neyin “hak/meşru” ve neyin “yanlış/şer” olduğu konusunda son ve kesin sözü ortaya koyar. İşte onu kelimenin tam anlamıyla öne çıkan, üstün, seçkin, saygın anlamına gelen, “vasat” ümmet yapan, tüm bunlardır.
Öyleyse, bir fert için olduğu kadar bir milletin tamamı için de “en üstün başarı şeklinin” bu olduğuna itiraz edebilen var mı?
Ne var ki yüz yılı aşkın bir süredir dünya hayatının herhangi bir sahasını idare etmekten, kalkınmaktan ve başarılı bir millet olmaktan aciz olduğumuza inandırılmışız. Hakikaten de Batılı kültür ile “gaslightinge” maruz kalmışız, zihnimizi manipüle etmişler, gerçeklik algımızı bozmuşlar. Böylece başarıyı sadece gayri İslami milletlerin fikirleri, normları, idealleri ve değerleri ile ölçer olmuşuz. Onların tanımladığı şekilde demokratik olmayı, özgürlükleri, cinsiyet eşitliğini, uluslararası normlara ve sözleşmelere itaat etmeyi başarı olarak görür olmuşuz. Gerçek şu ki, bu bakış açısı ancak kolumuzu kanadımızı budamış ve bizi Batılıların hâkimiyetine, heva ve hevesine mahkûm etmiştir. En vahimi ise gözlerimizi bağlayan, uzuvlarımızı parçalayan, bizi entelektüel ve siyasi olarak kesip doğrayan neşter ve beldelerimizi Batı adına sömürüp yoksullaştırarak iktisadi geri kalmışlığa mahkûm eden Batı kuklası ruhsuz ve vicdansız ajan yöneticilerdir. Her türlü musibette ve başarısızlıkta yüksek sesle İslam’ı ve Müslümanları suçlayan, kendi aşağılık kompleksleriyle bizi diri diri kefenleyen Batı şaklabanlarıdır onlar. Zulümlerine meydan okumaya kalkışan her türlü İslami girişimi ezip geçen Batı celladıdır onlar.
Artık zihinlerimizi onların yalan anlatılarından temizleme zamanıdır! Biz Müslümanlar onların dediği gibi ne zayıf ne de gayesiz, başıboş değiliz! Biz İslam Ümmetiyiz! Biz sadece bir avuç servet sahibini değil tüm insanlığı kalkındıran güçlü, tesirli ve muktedir bir ideolojiye sahibiz. İslam ideolojisi sadece maddi değil, ahlaki, insani, kültürel ve bilimsel kalkınmayı da beraberinde getiren sahih bir kalkınmayı temin eder. Ve bu kalkınmayı her insan için, inancı, ırkı, milleti veya cinsiyeti ne olursa olsun, her insan için temin eder. Beşerî sistemlerin aksine İslam, insan fıtratına uygun bir kalkınma sağlar. Kapitalist demokratik dünyanın hiçbir ülkesi bunu sağlayamamıştır. Bunu sağlamaktan aciz oldukları için halkları sürekli alternatif sistem arayışı içindedir.
Biz İslam Ümmeti sahih bir kalkınmışlığı 1300 yıl boyunca hakimiyetimizin altında olan her bir insana tattırdık. Üstelik bunu daha az insan sayısı, daha az kaynak ve daha az teknoloji ile başardık.
Bugün dahi, sayısız ve tarifi imkânsız musibetler karşısında İslam Ümmeti sabırla kimliğini korumuş ve yıkılmaz olduğunu ispat etmiştir. Bu ümmet Âlemlerin Rabbi, Allah Azze ve Celle’nin kendisine takdim etmiş olduğu unvanlara layık olduğunu ispat etmiştir! İşte Keşmir, Hindistan, Afganistan... İşte Suriye, Doğu Türkistan, Myanmar ve Afrika ülkelerindeki ve tüm dünyadaki Müslümanlar. Ve hepsinden öte işte Filistin’in ve bilhassa Gazze’nin Müslümanları! Siyonist teröristler Gazze’de gerçekleştirmek istedikleri tek bir hedeflerini bile gerçekleştiremediler. Bu Ümmet, düşmanları ne kadar cani olursa olsun, her gün yeniden varlığının söndürülemez olduğunu ispat etmiştir!
Âlemlerin Rabbi olan Allah, insanlık içinden çıkartmış olduğu en sevgili ümmetine böylesi asil bir unvan verip de yok edilmesine asla müsaade etmez! Bu inkâr edilemez bir hakikattir! Fakat elbette Rabbimiz; “en hayırlı” (hayra ummeten) ve zirve ümmet (ummeten vasatan) isimli bu fevkalade unvana sahip olabilmemizi bazı şartlara bağlamıştır...
Rabbimizin istediği tek şey, sadece ve sadece Kendisine itaattir:
﴿ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ﴾“Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın.” [A’raf 3]. Ve şöyle buyurmuştur: ﴿وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ﴾“Allah’a itaat edin, Rasule itaat edin (tabi olun)!” [Nisa 59]. ﴿ءَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ ٱللَّهُ﴾“Sizler mi daha iyi bileceksiniz? Yoksa Allah mı?” [Bakara 140]
Şayet böyle yapmazsanız, sonuçlarına da hazır olun: ﴿يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُط۪يعُوا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ﴾“Ey iman edenler! Eğer Kafirlere uyarsanız, sizi, topuklarınız üzerinde gerisin geriye döndürürler de hüsrana uğrayanlardan olursunuz.” [Âl-i İmran 149]. Ve Rabbimiz bizleri uyardı: ﴿وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى﴾“Her kim de benim zikrimden (mesajımdan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” [Taha 124]
Buradaki “dankâ” ifadesi, sadece mealdeki dar geçim olarak anlaşılmamalı, aksine beterin de beteri demektir. Üstelik bu mutlak başarısızlık, tam anlamıyla fiyasko, sadece bu dünya ile de sınırlı kalmayıp ahirete de uzanmaktadır! Şükürler olsun ki her şeye kâdir olan Rabbimiz aynı zamanda el-Ğafûr olandır! Onun için yeniden başarılı olmanın yolu Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya ve Onun Rasulüne (sav) itaat ederek eşsiz mesajına tabi olmaktır.
﴿الٓمٓ ذَٰلِكَ ٱلْكِتَٰبُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ ۛ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ﴾“Elif Lâm Mîm. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” [Bakara 1-2] ﴿أُو۟لَـٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدًۭى مِّن رَّبِّهِمْ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ﴾“İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa (başarıya, felaha) erenler de işte onlardır.” [Bakara 5]
Hiç şüphe yok ki başarıya (kurtuluşa ve felaha) ulaşmanın en sağlam yolu, bizleri Allah’a itaatten alıkoyan her şeyden ve herkesten kurtulup Allah’ın hükmünü el birliği ile tek bir ideoloji ile, Nübüvvet Metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet çatısı altında, yani Allah’ın emrettiği tüm ilkeleri, değerleri, hükümleri ve nizamları tatbik eden bir devlet ile uygulamaya geçirmektir! Ve bu başarının garantisini veren bizzat Allah Subhanehu ve Teâlâ’dır!
﴿وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ كَمَا ٱسْتَخْلَفَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ﴾
“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını vadetti...” [Nur 55]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları İçin Yazan
Zehra Malik