Cuma, 06 Rebiu’l Evvel 1447 | 2025/08/29
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Halk Artık Bu Düzenin Yıkılmasını ve İslamî Bir Yönetimin Kurulmasını İstiyor

Yemen’in geçici başkenti Aden’de, son iki hafta içinde kadınların ve erkeklerin katıldığı üç ayrı protesto gösterisi düzenlendi. Son 14 günde düzenlenen eylemlerde, geçici başkentin alt yapı sorunlarına ve temel hizmetlerin yokluğuna dikkat çekildi. Gösterilerde Arap Koalisyonu’na, Yemen hükümetine ve geçici başkent Aden’de kontrolü elinde tutan Geçiş Konseyi’ne yönelik sloganlar atıldı. Protestolar, güvenlik güçlerinin orantısız müdahalesine sahne oldu. Kadın ve erkeklerin ayrı ayrı düzenlediği eylemlerde, 2011 devrimlerinin ikonik sloganı ‘Halk rejimin devrilmesini istiyor’un yeniden haykırılması, Aden’deki rejimin meşruiyet krizini gözler önüne serdi. Bu slogan, Arap Baharı dönemindeki zulüm ve diktatörlüğe karşı başkaldırıları hatırlatıyor.

Bugün Yemen’de öfke daha derin, yara daha büyük. 2011’de halkı ayağa kaldıran sebeplerin katbekat fazlası şimdi mevcut. Hayat pahalılığı katlanılmaz boyutta, zulüm ve katliamlar sürüyor, Allah’ın kanunları hâlâ rafa kaldırılmış durumda! Bu yüzden halkın, rejimin aslında hiç değişmediğini fark etmesi son derece doğal. Çünkü cumhuriyetçi seküler sistem hâlâ yürürlüktedir. O yüzden “Halk rejimin devrilmesini istiyor” sözüne geri dönmeliyiz. Ancak bu defa, boşa gitmemeli bu feryatlar, bu fedakârlıklar… Sahici, başarılı ve samimi bir alternatif projenin olması şart. Yoksa devrimler yine satılacak, umutlar bir kez daha Batı’nın uşaklarına kurban edilecektir. Çünkü mevcut gerçeklik bizi çok kötü bir noktaya sürüklemiştir.

Bu sebeple, 2011 yılında başlayan Arap Baharı devrimlerinin neden halkın durumunu iyileştirmediğini, aksine neden daha da kötüleştirdiğini açıklamak zorundayız. En önemli nedeni, Batılı kâfirlerin yerel ajanları aracılığıyla devrimleri çalıp gidişatını değiştirmeleri, samimi ve bilinçli kişileri saf dışı bırakıp, halkın karşı çıktığı rejimleri, iki önemli amaca ulaşmak için eskisinden daha da kötü ve acımasız bir şekilde tekrar iş başına getirmeleridir. Birincisi: İslam ülkeleri üzerindeki hegemonyasını devam ettirmek için İslam’ı günlük hayattan uzak tutmak. İkincisi: Halkı değişim fikrinden tamamen soğutmak ve onları mevcut yozlaşmış düzene boyun eğmeye zorlamak. Devrimlerden sonra kasıtlı olarak daha da kötüleştirilen yaşam koşulları, halkın Batı’nın işbirlikçilerine karşı başkaldırısına verilmiş bir cezadır. Bugün, zulme ve karanlığa karşı halkın ayaklandığı ülkelerde durum hâlâ istikrara kavuşmuş değil. Çünkü insanlar artık uyanmış durumda! Kâfirlerin ve uşaklarının yalanlarına artık eskisi gibi kolay kanmıyorlar. Tek çözüm, Müslümanların dinleri etrafında birleşmesidir. Dünya ve ahiret mutluluğunu kazanmanın tek yolu budur. Ancak bu kenetlenme, mutlaka doğuya ya da batıya bağlı olmayan, yalnızca Allah’ın ipine sımsıkı sarılan ve İslam için çalışan bir liderlik ve cemaat etrafında olmalıdır. Bu cemaat Hizb-ut Tahrir’dir. Sizin aranızdadır ve sizinle birlikte yaşamaktadır.

Osmanlı Hilafet Devleti’nin yıkılmasından sonra Yemen’deki Müslümanlar, çeşitli beşerî sistemlerin boyunduruğu altında yaşadılar ve farklı ideolojileri denediler. Sosyalizm de denendi, kapitalizm de… Ama sonuç hep aynıydı: sefalet, yıkım, kan ve talan. Bugün dünya kapitalizmin pençesinde can çekişmektedir, İslam hâlâ insanlığın tek umududur. Çünkü İslam; ekonomiden siyasete, toplum düzeninden bireysel ilişkilere kadar her alanda adil ve köklü çözümler sunmaktadır. İslam, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bir vahyidir. Müslümanlar ve diğer milletler, yüzyıllar boyunca onun adaleti altında huzur ve güven içinde yaşamışlardır. Peki bugün sorunlarımızın çözümünün İslam’ın hükümlerinde olduğunun acaba farkında mıyız? İslam’ın hükümlerinin servetin nasıl dağıtılacağını, mülkiyetin çeşitlerini ve zalim veya hatalı yöneticilerden nasıl hesap sorulacağını düzenleyen İslam hükümlerinin farkında mıyız? Müslümanlar, dinlerinin yöneticileri hesaba çekmeyi en büyük cihatlardan biri saydığını hala anlamıyorlar mı? İslam onlara ifade hakkını tanımış, zulme karşı çıkmayı teşvik etmiş, devlete, halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasını, bu görevdeki ihmalkarlığının hesabının sorulmasını farz kılmıştır. İslam, küçük-büyük hiçbir meseleyi şeri hükümsüz bırakmamış; her birine şer’i bir çözüm getirmiştir. İslam’ın doğru bir çözüm sunmadığı hiçbir insani problem yoktur. Ne yazık ki, bu hükümler kâfir ve zalim sistemlerin zulmü altında inim inim inlemek için Müslümanların hayatından çıkarılmış, böylece hem bu dünyalarını hem de ahiretlerini yitirmişlerdir.

Ey iman ve hikmet halkı! Hizb-ut Tahrir, sizleri bu rejimleri yıkmak ve onların enkazı üzerinde İslam yönetimini kurmak için ciddi ve samimi bir çalışmaya çağırıyor ve teşvik ediyor. Bu kutlu hedef için, dininizin hükümlerinden alınmış maddeler ve kanunlar içeren, hayatın tüm yönlerine çözüm getiren, dünya ve ahiret saadetini temin eden kapsamlı bir anayasa bile hazırlamıştır. Bunu hayali bir varsayım olarak söylemiyoruz; aksine ümmetin içinde ve ümmetle birlikte çalışıyoruz. Rabbimizin şeriatından süzülmüş tam teşekküllü bir yol haritası da hazırladık. Dahası, biz Allah’ın vaadine inanıyoruz, dinine yardım edeceğinden hiç şüphemiz yok.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Vilayeti, “Filistin, Keşmir, Arakan – Çözüm Yalnızca Hilafettir” Başlığı Altında Protesto ve Gösteriler Düzenledi

Hizb-ut Tahrir / Bangladeş Bölgesi, bugün (23 Mayıs 2025) Cuma namazı sonrasında, lanetli Yahudi varlığının Gazze Şeridi’ni tamamen kontrol altına alma girişimlerini protesto etmek amacıyla Dakka ve Chittagong’daki çeşitli camilerde protesto ve gösteriler düzenledi.

Konuşmacılar, Gazze’deki Müslümanların mevcut durumunu şu sözlerle dile getirdiler: Yahudi varlığı, Gazze’yi tamamen ele geçirmek ve geriye kalanları da yerinden etmek için büyük bir saldırı planladı. ‘Gideon’un Savaş Arabaları’ adını verdikleri yeni, büyük bir saldırının ilk aşaması bilfiil başladı. Bölge sakinleri son arzularını dile getiriyorlar, ebeveynler parçalanmış cesetlerinin tanınabilmesi için çocuklarının ellerine isimlerini yazıyorlar. Sadece 36 saat içinde, Yahudi oluşumunun Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında en az 250 Filistinli hayatını kaybetti. Ayrıca, Han Yunus’un El-Mevasi bölgesindeki yerinden edilmişlerin çadırlarına yapılan hava saldırılarında, aralarında çocukların da olduğu en az 24 Filistinli Müslüman diri diri yakıldı. Sadece bu da değil; son 11 haftadır yardımların engellenmesiyle ciddi bir gıda krizi yaşayan çocukların durumu o kadar kötü ki, BM insani yardım sorumlusu 19 Mayıs 2025’te, Gazze’deki 14 bin çocuğun önümüzdeki 48 saat içinde yardım gelmezse ölebileceği uyarısını yaptı. Geçen pazartesi Gazze’ye giren beş yardım tırının ikisi, maalesef, kefen doluydu.

Ümmetin meydanları dolduran öfkesi, onların umurunda bile değil! Müslüman beldelerin işbirlikçi yöneticileri, gayrimeşru Yahudi varlığını destekleyen Amerika’nın çıkarlarını korumak için adeta çırpınıyorlar. Bunun en açık örneği ise, Arap yöneticilerin yakın zamanda Amerika ile milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları imzalaması ve Trump’a lüks bir uçak armağan etmeleridir. Bangladeş’teki geçici hükümet, Amerika’nın çıkarları için bölgede canını dişine takıyor, sözde insani koridor ve DP World’e liman bahşederek jeopolitik oyunlarına destek oluyor. Müslümanların yöneticilerinin bu teslimiyetçi politikası, kâfir-müşrik-Yahudi varlığının barbarca saldırılarını daha da cesaretlendiriyor.

Konuşmacılar ayrıca şunları söylediler: Bugün Filistin’de yükselen zulüm, aslında küresel bir saldırganlığın parçası! Dünyanın dört bir yanında Müslümanlara yönelik saldırılar artarken, Rohingya Müslümanları da emperyalistlerin yeni planlarının hedefi haline geliyor. Sözde “insani koridor” planlarıyla, bugüne kadar binlerce Rohingya Müslümanını öldüren ve yerinden eden Arakan Ordusu’na yeniden alan açılıyor, üstelik Rohingyalar onun kucağına atılıyor! Hindistan’daki Hindutva rejiminin, Keşmir’i dünyanın en büyük hapishanelerinden birine dönüştürdüğüne tanık oluyoruz. Keşmir’deki Pahalgam saldırısından bu yana, vatandaşlık doğrulaması bahanesiyle 6.000’den fazla Müslüman gözaltına alındı. Hindistan’ın çeşitli bölgelerinde binlerce Müslümanın evi ve camileri buldozerlerle yıkılıyor, Müslümanlar evlerinden zorla çıkarılıyor.

Konuşmacılar ayrıca şunları belirttiler: İlk bakışta bu durum Müslümanların bir zayıflığı gibi görünebilir, ancak kâfir sömürgeciler, İslam ümmetinin yeniden dirilişinin farkındadır. Bu yüzden korkuya kapılmış durumdalar ve bu dirilişi engellemek için tüm güçleriyle çabalıyorlar. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ“İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” [Müslim] İşte bu sebeple, İslam ümmeti, işbirlikçi yöneticileri devirmek ve Hilafeti kurmak üzere birleşmektedir. Çünkü Müslümanlara yönelik baskı ve zulüm yeni bir durum değildir, kalkanları ve koruyucuları olan Hilafet’in yıkılmasından bu yana süregelen bir gerçektir. Kâfir Sömürgecilerin, Hilafetin kaçınılmaz dönüşü hakkındaki endişeleri ve rahatsızlıkları, liderlerinin bizzat kendi ağızlarından dökülüyor. ABD istihbarat şefi Tulsi Gabbard’ın ‘Müslümanlar, İslami Hilafeti kurmak için çeşitli ülkelerde iktidarı ele geçirmek istiyorlar’ açıklaması, Hindistan alt kıtasında Hilafetin ortaya çıkışına dair endişelerini gözler önüne sermiştir; bu nedenle, Amerika’nın bölgesel uşağı olan Hindutva Hindistan, bölgedeki Müslümanları bastırmak için iyice azgınlaşmış durumdadır. Netanyahu’nun, “Akdeniz kıyısında bir hilafet kurulmasına asla izin vermeyeceğiz” şeklindeki sözleri de bu korkunun bir başka yansımasıdır.

Konuşmanın sonunda konuşmacılar, özellikle dürüst siyasetçilere, aydınlara ve etkili kişilere şöyle seslendiler: Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. [Ali İmran 110] Bu ümmet, asla kâfir ve müşriklerin hâkimiyeti altına girmeyecektir, bu, tarihin de teyit ettiği bir gerçektir. Şu anda ümmet, Nübüvvet metodu üzere Hilafet hedefine doğru kararlılıkla ilerlemektedir. Hilafet Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in bir müjdesidir:

ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” [Ahmed] Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir liderliğinde Nübüvvet metodu üzere Hilafeti kurmak için çok çalışacağınıza dair Allah’a söz vermelisiniz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Mısır’ın Durumu, Salt Boş Laflarla veya Sıradan Eylemlerle Değişmez! Ancak ve Ancak Allah’ın Şeriatıyla Değişir!

Mısır Cumhurbaşkanı, ‘Ülkemizin durumunu değiştirmek için buradayız. Sadece iyi niyet yetmez, icraat şart... Halk da bize destek vermeli’ ifadelerini kullandı. Bu açıklama, başarısız politikalarını “kamu yararı” adına meşrulaştırmak için sıklıkla kullandığı söylemin bir tekrarı niteliğindedir. Ne var ki gerçek değişim ne sadece sloganlarla ne de Allah’ın yolundan kopuk icraatlar ile olmaz. Gerçek değişim, ancak O’nun hükümlerini devlet ve toplum işlerinde hâkim kılmakla sağlanabilir.

İslam’a göre değişim, yapılan eylemlerin ne kadar zorlu veya meşakkatli olduğuyla değil, Allah’ın hükümlerine uygun olup olmadığı ile ölçülür. İslami paradigmaya dayanmayan eylemler, otoritelerce ‘toplumsal fayda’ kavramıyla meşrulaştırılmaya çalışılsa da dejenerasyondur. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir.” [Maide 47] Peki, es Sisi’nin IMF’ye boyun eğmesi, ülkenin kaynaklarını satması, vergiler koyması ve sübvansiyonları kaldırması şer’i bir ıslah sayılır mı? Hayır, tam aksine bu, Allah’ın kesin olarak yasakladığı bir iştir.

Es Sisi, uyguladığı neoliberal politikaların yarattığı ekonomik krizin sorumluluğunu halka yüklerken, Batı kapitalizmine bağımlı yapıyı ve kaynakların yolsuz elitlerce sömürülmesini görmezden geliyor. İslam’da yöneticinin görevi halkın işlerini yürütmek, sorunlarını çözmektir; hatalarının faturasını halka kesmek değil. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

الإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ مَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ “İman çobandır ve güttüklerinden sorumludur”

Es Sisi’nin “Bizim amacımız kamu yararıdır, sen öyle görmesen de’ safsatası, tam da Firavun’un Musa Aleyhisselam’a söylediği şu sözleri andırıyor:

إِنِّيأَخَافُأَنيُبَدِّلَدِينَكُمْأَوْأَنيُظْهِرَفِيالْأَرْضِالْفَسَادَ“Ben, onun sizin dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.” [Mümin 26] İslam’a göre maslahat (kamu yararı), yöneticinin ya da elit bir kesimin kanaatine göre değil; doğrudan şer’i hükümlere göre belirlenir. Gerçek fayda, ancak Allah’ın şeriatına uygun olandır.

Tarihî tecrübeler göstermiştir ki, seküler demokratik sistemler içinde veya Batı’ya bağımlı kalınarak yapılan her türlü değişim, yalnızca çöküşe yol açmaktadır. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, laiklik yerini İslami sisteminin ikamesiyle mümkündür. Nitekim Faruk (Ömer bin Hattab) şöyle demiştir: “Biz, Allah’ın bizi İslam ile izzetlendirdiği bir kavimiz. İzzeti başka yerlerde ararsak, Allah bizi zillete düşürür.”

Gerçek değişimin yolu, İslam’ı yönetimde, ekonomide, eğitimde ve siyasette uygulayan; İslami daveti dünyaya taşıyan; adaleti tesis eden, serveti yeniden dağıtan ve ümmeti bağımlılıktan kurtaran Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin kurulmasıyla mümkündür.

Ey Kinane askerleri! Sizler kahramanların evlatlarısınız, ümmetin umudusunuz. Peki, daha bu sessizlik ne zamana kadar sürecek? Siz, hain bir düzeni korumak için mi yemin ettiniz, yoksa hakka ve dine sahip çıkmak için mi? Ümmet, sizlerin, Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanındaki Ensar gibi olmanızı bekliyor. Hadi Hilafet’i kurmak için çalışan Hizb-ut Tahrir gençlerine nusret verin ve zafere giden kapıları açın.

الَّذِينَ إِن مَّكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ “Onlar ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah’a varır.” [Hac 41]

Devamını oku...

Suudi Arabistan Yöneticileri, Dünyevi Çıkarları ve Batılı Efendilerini Razı Etmek Adına Allah’ın Hükümlerine Savaş Açıyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Suudi Arabistan Yöneticileri, Dünyevi Çıkarları ve Batılı Efendilerini Razı Etmek Adına Allah’ın Hükümlerine Savaş Açıyorlar

Haber:

Suudi Arabistan hükümeti, 1952’den beri devam eden alkol yasağını önemli ölçüde gevşetme kararı aldı. 2026 yılına kadar 600 belirlenmiş turistik bölgede alkol tüketimine izin verilecek. Yeni düzenlemeyle birlikte, sadece turizm amaçlı mekanlarda alkol satışı ve tüketimi mümkün olacak. Seçili beş yıldızlı oteller, tatil köyleri ve lisanslı tesisler, bu uygulamanın kapsamına dahil edilecek.

1951 yılında Suudi Arabistan’da dönemin Prensi Mishari bin Abdulaziz Al-Suud’un alkollü halde düzenlenen bir davette İngiliz Başkonsolos Yardımcısı’nı vurması, ülkede alkol yasağının gündeme gelmesine neden olmuştu. Bu olayın ardından Kral Abdulaziz, 1952 yılında alkolü tamamen yasaklama kararı almış ve yasa 74 yıldır yürürlükte kalmıştı.

Suudi Arabistan’ın bu radikal değişikliği, ülkenin turizm sektörünü canlandırma ve uluslararası alanda imajını yenileme çabalarının önemli bir parçası olarak görülüyor. (CNN Türk, 24.05.2025)

Yorum:

Tirmizi Enes ibn Malik'ten şöyle rivayet etmiştir: لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي الخَمْرِ عَشَرَةً: عَاصِرَهَا، وَمُعْتَصِرَهَا، وَشَارِبَهَا، وَحَامِلَهَا، وَالمَحْمُولَةُ إِلَيْهِ، وَسَاقِيَهَا، وَبَائِعَهَا، وَآكِلَ ثَمَنِهَا، وَالمُشْتَرِي لَهَا، وَالمُشْتَرَاةُ لَهُ Muhakkak ki Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem içkiye on yönden lanet etmiştir: Yapana, yapılan yere, onu içene, taşıyana, taşıtana, içirene, satana, kazancını yiyene, satın alana ve bedeline.

Suudi Arabistan yöneticilerinin Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere yönelik yapmış olduğu ihanetlerinin yanında elbette alkol tüketimine izin vermesi devede kulak kalır. Ancak İslam risaletinin beşiği olan bir yerden Allah ve Rasulü’nün haram kıldığı alkolün serbest bırakıldığının açıkça deklare edilmesi, artık Suud yöneticilerinin, bırakın haram ve helal mefhumlarını, İslam’ı bile tamamen hayatlarından çıkardıklarının bir göstergesidir. Zaten alkolün yasaklanmasının başlangıcı da, İslam’ın haram kılmasından dolayı değil, o zamanki Suud kralının efendisi İngilizlere olan sadakatinin bir göstergesi olarak gerçekleşmiştir. Şu anda alkol yasağının kaldırılması da Suud yöneticilerinin efendisi Amerika’ya olan sadakatinin bir göstergesidir. Bu da aldıkları kararlarda referansın İslam değil Batı olduğu anlamına gelmektedir ki bu ise İslam’a açıkça meydan okumaktır. Bu yüzden eğer Suudi Arabistan’daki alimler ve Müslümanlar, yöneticilerinin bu pervasızlığına karşı seslerini yükseltip karşı çıkmazlarsa, onlar da bu haramın vebalini taşıyacaklar ve Allah katında sorumlu olacaklardır. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَراً فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ Sizden kim bir münker görürse onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle (ona karşı) buğz beslesin. Bu da imanın en zayıf noktasıdır.” [Müslim] Ayrıca Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bizlere bu konuda sorumluluğumuzu hatırlatmış ve şöyle buyurmuştur: لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ، وَلَتَنْهَوُنَّ عَنْ الْمُنْكَرِ، وَلَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدِ الظَّالِمِ، وَلَتَأْطِرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْراً، وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْراً، أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللهُ بِقُلُوبِ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ، ثُمَّ لَيَلْعَنَنَّكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ Ya marufu emredip münkerden nehyeder ve zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz ve onu hak üzere tutarsınız ya da sizin de kalplerinizi birbirine çarptırır. Sonra da onları lanetlediği gibi sizleri de lanetler.

Alkolün kullanılmasına izin verilmesinin ülkenin turizm sektörünü canlandıracağı, dolayısıyla ekonomiye katkı sağlayacağı iddiasına gelince; bu ise Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere yönelik ihanetin zirvesidir. Zira daha dün ABD Başkanı Trump ile yaklaşık 600 milyar Dolar yatırım anlaşması yaparak ümmetin servetlerini sömürgeci kafire peşkeş çekerken aklınız neredeydi? Şimdi Allah’ın haram kıldığı alkolle mi ülkenin ekonomisini kalkındıracaksınız? Yahudi varlığı izzetli Gazze halkına soykırım uyguladığı sırada, normalleşme adı altında ona her türlü desteği verirken ülkenin ekonomisi aklınız da yoktu da toplumu ifsat edecek ve her türlü hayasızlığı işleyecek turistlerle mi ülkenin ekonomisini düzelteceksiniz? Ama bizler çok iyi biliyoruz ki sizin kaygınız kesinlikle ülkenin ekonomisi değildir, bilakis sizin asıl kaygınız, sizin için cehennem kapıları olan tahtlarınızı korumaktır. Ama bizler şunu da çok iyi biliyoruz ki Allah, siz ve Müslümanların başındaki diğer tüm hain ve ajan yöneticilerin fitnelerini ifşa edecek, sonra da Allah’ın emri gereği helak olup gideceksiniz. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: لَقَدِ ابْتَغَوُاْ الْفِتْنَةَ مِن قَبْلُ وَقَلَّبُواْ لَكَ الأُمُورَ حَتَّى جَاء الْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ الله وَهُمْ كَارِهُونَAndolsun onlar önceden de fitne çıkarmak istemişler ve sana nice işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri halde Allah’ın emri yerini buldu.” [Tevbe 48] Ve Subhanehu şöyle buyurmuştur: إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır.” [Enfal 36]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...

Dünün Muhalefeti, Bugünün Tiranlarıdır!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Dünün Muhalefeti, Bugünün Tiranlarıdır!

Haber:

Aden'de güvenlik, hizmetlerin sağlanmasını talep eden kadınların düzenlediği gösteriyi engelledi. (Aden Al-Ghad, 24 Mayıs 2025)

Yorum:

Geçiş Konseyi ve Güney Hareketi çeşitli fraksiyonlarıyla, Batı'nın planlarının uygulanması için güneyin ayrılmasını talep ederek devlete karşı gösteriler ve protesto yürüyüşleri düzenlemiş ve o zaman devletle karşı karşıya gelmişti;bakın işte bugün, Aden'de dizginleri ele geçirdikten sonra, insanları haklarından mahrum bırakıyor, onların yaşamlarını zorlaştırıyor, herhangi bir hizmet veya temel yaşam hakkı talep eden her sesi bastırıyor ve tutukluyor; bunun yanı sıra Aden'deki yöneticilerin bu halka yönelik kötülüğüne ve ihanetine işaret eden gerçekliği eleştirmelerinin sonucunda sosyal medya aktivistlerini ve influencer'ları (sosyal medya ünlülerini) tutukluyor.

Güney Yemen ve genel olarak da Yemen sorunu, kaynakların azlığı, Yemen'in birliği veya nüfus yoğunluğu değildir; bilakis sorun, yozlaşmış yönetim sistemi ve kendi altlarındaki bu tebaaya yönelik bakım vacibini ihmal eden ajan şahsiyetlerdir. Şu anda neredeyse bir gerçeklik olan Yemen'in bölünmesi, Güney Yemen'deki Müslümanlar için hiçbir çözüm getirmeyecektir.Numuneler ve sizi bekleyen yönetim sistemi işte budur, daha neye güveniyorsunuz?!

Gerçek sorun, insanlara uygulanan zulüm, yabancı ülkelerin çıkarları için servetlerin yağmalanması, servetin adil dağılımının olmaması ve insanlara yönelik doğru bakım mefhumunun yokluğudur. Bu ise ancak adaletin gerçekleştiği, kaprislerin kaybolduğu, iyiliği emredip kötülüğü nehyetme mefhumlarının egemen olduğu Rabbani İslam nizamıyla gelip gerçekleşecektir. İşte o zaman insanlar, İslam'ın hükümlerine aykırı davrananları ve herhangi birinin engellemesi olmaksızın Müslümanların servetlerini saçıp savuran herkesi muhasebe edebilecektir; zira o zaman egemenlik, insan yapımı sistemlere ve insanların bağrına çöreklenen tiranlara değil, sadece Allah’a ait olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ömer Ebu Muhammed – Yemen

Devamını oku...

Amerika Giderek Daha Fazla Cephede Kendi Kendini Yemeye Devam Ederken Felç Oluyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Amerika Giderek Daha Fazla Cephede Kendi Kendini Yemeye Devam Ederken Felç Oluyor!

Haber:

22 Mayıs'ta Fox News, “Trump yönetimi Harvard Üniversitesi'ndeki öğrenci vize programını sonlandırıyor” başlıklı bir haber yayınladı. Makalede, Eğitim Bakanı Kristi Noem'in şu ifadeleri yer aldı: "Bu yönetim, Harvard Üniversitesi'ni kampüsünde şiddeti, antisemitizmi ve Çin Komünist Partisi ile koordinasyonu teşvik etmekten sorumlu tutuyor.Milyarlarca Dolarlık bağışlarını desteklemek amacıyla Harvard'ın doğru olanı yapmak için birçok fırsatı vardı ancak bunları reddetti. Yasalara bağlı kalmamasının sonucunda öğrenci ve ziyaretçi değişim programının akreditasyonunu kaybetti.Bu, ülke çapındaki tüm üniversiteler ve akademik kurumlar için bir uyarı mesabesinde olsun... Üniversitelerin yabancı öğrencileri kaydetmesi ve onların daha yüksek öğrenim ücretlerinden yararlanması ayrıcalık olup bir hak değildir.”

Yorum:

Bu ciddi bir uyarıdır; çünkü Ivy League üniversiteleri (Amerika Birleşik Devletleri'nin kuzeydoğusunda yer alan sekiz özel üniversite grubunu ifade eder) arasında yer alan bu saygın üniversite, önümüzdeki akademik yılda hiçbir yabancı öğrenci kabul etmeyebilir. Hatta şu anda kayıtlı olan öğrenciler bile, yeni akademik yıl başlamadan önce başka bir üniversiteye geçmezlerse, ABD'de kalma haklarını kaybedecekler!Eğitim Bakanı, bu kararın gerekçelerini üniversiteye gönderdiği bir mektupta şöyle açıkladı: “İç Güvenlik Bakanlığı'na ilgili bilgileri sağlamak için yapılan birçok talebi açıkça reddetmeniz, Yahudi öğrencilere yönelik güvensiz ve düşmanca bir üniversite ortamının devam etmesi, Hamas'ı destekleyen söylemlerin yayılması ve “çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık” temelinde ırkçı politikaların uygulanması nedeniyle, bu ayrıcalığı kaybetmiş bulunmaktasınız.” Harvard Üniversitesi, Trump'ın kararının anayasaya aykırı olduğunu iddia eden bir dava açtı ve bir federal yargıç, davanın karara bağlanana kadar vize yasağını askıya aldı. Ancak İç Güvenlik Bakanlığı, şu yanıtı verdi: “Bugünkü karar adaleti geciktiriyor ve başkanının anayasal yetkilerini engellemeye çalışıyor.” Trump yönetimi, “öğrenci vize sistemimizi yeniden gözden geçirmeyi taahhüt ediyoruz ve daha yüksek bir mahkemenin bu konuda bizi haklı bulmasını bekliyoruz. Hukuk, gerçekler ve mantık bizim tarafımızda” eklemesinde bulundu.Buna ek olarak Trump, üniversitenin vergi muafiyet statüsünü kaldırmaya çalışıyor; bu ise geçen ay Harvard Üniversitesi'nin 2,2 milyar Dolarlık federal fonunun dondurulmasının ardından mali baskıyı daha da artıracaktır.Trump yönetiminin siyasi amaçlarla yükseköğrenime yönelik son saldırısını kınayan Amerikan Üniversiteler Birliği Başkanı Barbara R. Snyder, şunları söyledi: “Bu benzeri görülmemiş karar, enerjisi ve yaratıcılığıyla ülkemize büyük fayda sağlayan yetenekli öğrencilerin hayatlarını ve eğitimlerini acımasız ve haksız bir şekilde sekteye uğratacaktır. Sonuçta, ülkemizin geleceği – bilim ve inovasyondaki liderliği ve refahı – bu haksız hatadan dolayı tehlike altındadır.”

Trump yönetiminin Harvard Üniversitesi'ne yönelik gerçekleştirdiği bu saldırılar, Üniversitelerin siyasi kontrolden güçlü bağımsızlıklarını geri çekmek için onlara karşı yürütülen daha geniş çaplı kampanyanın bir parçasıdır.Trump'ın ona yönelik saldırıları, 1950'lerde şüpheli komünistlere yönelik McCarthyist tasfiye operasyonlarından bu yana eşi benzeri görülmemiş bir durumdur.Ancak o zamanlar tehdit, ABD'nin gerçek rakibi olan ve tüm dünyada kapitalizm ideolojisine karşı çıkan Sovyetler Birliği gibi süper bir güçtü!O halde Trump'ı bu kadar saldırgan olmaya sevk eden yeni büyük tehdit nedir?ABD Eğitim Bakanı'nın da şu şekilde söylediği gibidir: “Bu yönetim, Harvard Üniversitesi'ni kampüsünde şiddeti, antisemitizmi ve Çin Komünist Partisi ile koordinasyonu teşvik etmekten sorumlu tutuyor.”Peki bu iddiaların herhangi bir doğruluk temeli var mıdır?

Elbette Siyonist (Yahudi ve daha da önemlisi Evanjelik Hristiyan) baskı grupları ve Miriam Adelson'ın Trump'a sağladığı büyük maddi destek, Trump'ı Amerikan üniversite kampüslerinde gerçekleşen Gazze'deki soykırıma karşı yapılan protestolar hakkında daha sert önlemler almaya sevk etmiştir; peki ya Çin?Amerikan üniversitelerine sağlanan yabancı finansman her zaman şüphe uyandırmış ve geçen on yıl boyunca Çin'in Amerikan kurumlarıyla kurduğu mali ilişkiler yoluyla siyasi nüfuz kazanma çabaları zaman zaman gündeme gelmiştir. Nitekim Harvard Üniversitesi eski profesörü Charles Lieber, 2021 yılında Çin ile bağlantıları konusunda yalan söylediği gerekçesiyle suçlu bulunmuştu. Bu yüzden Hudson Enstitüsü 2023 yılında “Çin Komünist Partisi’nin Üniversite Kampüslerindeki Kampanyası” başlıklı bir rapor yayınlamıştır. Bu anlaşmazlık noktalarına bakmaksızın Harvard Üniversitesi ve diğer birçok üniversiteye karşı yürütülen kampanya, aslında şu anda Amerika'yı yiyip bitiren daha geniş bir iç savaşın sadece bir parçasıdır; bu yüzden Trump, "Amerika'yı Yeniden Harika Yap" programına karşı çıkan siyasi muhalefetin derin devlet etkisini, nerede olursa olsun yok etmeye çalışıyor.Bundan dolayı da federal devlet kurumlarına ve bunların finansmanına yönelik saldırıları gerçekleşmiş olup bu saldırılar, Ocak ayında Elon Musk başkanlığında kurulan Devlet Verimliliği Bakanlığı tarafından yönetilmektedir.

Hükümet daireleri, Kongre'deki yasama organları ve hükümet ve eyalet düzeyindeki mahkemelerdeki bu güç çatışmasının kapsamı genişleyerek yükseköğretimi de kapsamıştır; peki bu çatışmanın sonunu ve sonuçlarını belirleme yetkisine sahip olan kimdir?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdullah Rubin

Devamını oku...

Gazze'ye Yönelik İnsani Yardım Mekanizması Projesi, Milyarlarca Ümmet İçin Utanç Vericidir!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Gazze'ye Yönelik İnsani Yardım Mekanizması Projesi, Milyarlarca Ümmet İçin Utanç Vericidir!

Haber:

Washington Post gazetesi Cumartesi günü yayınladığı bir araştırmada, Yahudi hükümeti tarafından sunulan ve Washington'un desteğini alan Gazze'ye yönelik insani yardım mekanizması projesinin büyük engellerle karşı karşıya kaldığını ve projenin yararı konusunda şüphelerin arttığını ortaya koydu.Gazete, yeni mekanizmanın, projenin planlamasına katılan kişilerin ahlaki çekincelerini dile getirmelerine rağmen Gazze sakinlerini zorla göç ettirmek için onları güneye sürmek amacıyla yürütülen Yahudi kampanyasını kolaylaştırdığını belirtti.Planlamaya katılan bazı katılımcılar, planın Filistinlilerin yardım dağıtım merkezlerine ulaşmak için uzun saatler yol kat etmelerini gerektirdiğini ve bu durumun kötüleşen insani koşullar altında onlara ek bir yük getirdiğini vurguladılar.

New York Times gazetesindeki bir haberde de, planın yardım dağıtımları için "alışılmadık bir model" olarak nitelendirildiği ve planın, Yahudi varlığında özel eğitim aldıktan sonra Irak ve Afganistan'da görev yapmış eski ABD Özel Kuvvetleri personelinden oluşan silahlı bir ekibe dayandığı geçmektedir.

Yorum:

Gazze halkını, toplama kamplarındaki tünellere benzeyen geçitler, duvarlar ve barikatlar aracılığıyla ulaşabilecekleri bir avuç yiyeceğe erişmesi için bir Amerikan güvenlik şirketine terk etmek, iki milyar ümmet için yeni bir utançtır!

Vallahi bu, Gazze halkı gibi cihadın, sabrın ve kararlılığın en büyük örneklerini sergileyen bir topluluğa yakışmayan bir manzaradır.

Ayrıca bu, Gazze halkını, ufukları karartan bombardıman, katliam ve soykırımla baş başa bıraktıkları için uğradıkları utancın yanı sıra Gazze halkını açlık savaşıyla yok olmaya terk ettikleri için yaşadıkları utancın ardında tüm Müslümanlar için yeni bir utançtır.

Ümmetin, ümmeti ve ordularını kardeşlerine yardım etmekten alıkoyan, dahası kafirlerin kendilerine karşı yürüttükleri savaşa katılan yöneticilere ve rejimlere karşı sessiz kalması, ümmetin, Gazze'de kuşatma altındaki bir çocuğun ağzına bir lokma yemek, bir yudum su bile ulaştıramayacak bir hale gelmesine neden olmuştur!

Allah'a yemin olsun ki bu, Allah Azze ve Celle'nin, yeryüzündeki hükümdarların tahtlarını sarsacak, onlardan tek bir kişi bile bırakmayacak, ovalardaki kafirlerin temellerini yerle bir edecek, buralarda tek bir direk bile bırakmayacak ve Yahudi varlığını yok edip ondan hiçbir iz bırakmayacak şeklindeki gazabı dışında silinmeyecek olan bir utançtır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Amir Ebu El-Riş – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Gazze Halkının Kanı, Batı'nın İkiyüzlülüğünü ve Ajan Rejimlerin Çirkin Yüzünü Açığa Çıkarıyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Gazze Halkının Kanı, Batı'nın İkiyüzlülüğünü ve Ajan Rejimlerin Çirkin Yüzünü Açığa Çıkarıyor!

Haber:

Son zamanlarda Avrupa ve Amerika'nın, Gazze ve Batı Şeria'daki olaylara ilişkin tutumlarında gözle görülür değişiklikler yaşanıyor; zira bazı ülkeler Yahudi varlığının politikalarına karşı daha sert adımlar atarken, diğerleri ise geleneksel desteğini sürdürüyor. Avrupa Birliği'nin 27 üyesinden 17'si, Gazze'ye yönelik devam eden saldırıları ve Gazze'ye insani erişimin engellenmesi karşısında, anlaşmadaki insan hakları maddesini gerekçe göstererek Yahudi varlığıyla yapılan ortaklık anlaşmasının gözden geçirilmesi çağrısında bulundu.İspanya, İrlanda ve Norveç ise sözde Filistin Devleti'ni resmen tanıdıklarını açıkladılar. Ayrıca Fransa, Kanada ve Birleşik Krallık ise ortak bir bildiri yayınlayarak, Yahudi varlığına askeri saldırılarını durdurmaması ve insani yardımların önündeki engelleri kaldırmaması halinde yaptırımlar uygulayabilecekleri uyarısında bulundular.

Öte yandan Amerika, “meşru müdafaa hakkı” olarak adlandırdığı şeye odaklanarak Yahudi varlığına güçlü desteğini sürdürmektedir ancak Amerikan yönetimi içinde bazı sesler Gazze'deki insani durum hakkındaki endişelerini dile getirdiği gibi Kongre'de de bazı bölünmeler yaşanmıştır; zira bazı ilerici temsilciler ateşkes çağrısı yaparken, çoğunluk ise Yahudi varlığına olan mutlak desteğini sürdürmektedir.(Ajanslar)

Yorum:

Tutumlarda görülen değişiklik, bu ülkelerin duygularının uyandığı anlamına gelmez; zira on sekiz ay boyunca insanlığı komada olan birinin, bazı yapay yaşamsal belirtilerin varlığına rağmen klinik olarak ölü olduğu söylenebilir.Bu nedenle takipçilerin, bu siyasi tutum değişikliğinin gerçek nedenlerini incelemeleri gerekir; çünkü insanlık iddiasında bulunan herhangi birinin kabul edebileceği tek tutum, bu suçlu varlığı durdurmak ve suçlarından dolayı onu muhasebe etmektir.Bunun dışında bu, bir aldatma ve komplo olup Gazze halkını desteklemek ya da onların üzerindeki zulmü kaldırmak için yapılmış bir politika olmadığı gibi kesinlikle sahifeyi parçalamak için de değildir!

Uluslararası sistemin İslam'a ve Müslümanlara yönelik düşmanlığının Yahudi varlığından daha az olmadığını, bilakis onlardan her bir devletin Müslümanlara karşı Yahudilerin işlediği suçlardan daha az iğrenç olmayan bir suç geçmişine sahip olduğunu bilmemize rağmen ancak -başta küfrün başı Amerika olmak üzere- hepsi, Gazze'de öldürmek için öldürmeye devam etmenin, özellikle Batı sistemlerinin ajanı olduğu açık bir hale gelen İslam ülkelerinde olmak üzere dünyadaki sömürgeci çıkarlarına hizmet etmediğini idrak etmeleri, Batı'nın buralardaki nüfuzunun ortadan kalkacağının habercisidir.

Binaenaleyh Batı'daki bu eşkıyalar, İslam'a olan kin ve düşmanlıklarına rağmen, bu katliamların kendi çıkarları ve nüfuzları üzerindeki sonuçlarına artık tahammül edemez bir hale geldiler; eğer zerre kadar insanlığa sahip olsalardı, çoktan harekete geçerlerdi.Ancak onların durumu Yahudilerin durumu gibidir;zira onlar, bir serabın peşinde soluduklarını bilmelerine rağmen, sırf öldürmek için öldürmekten zevk alıyorlar ve onları erteleten şey bu zevk olup belki de öldürmenin ve acı çektirmenin zamanını uzatacakladır. Nitekim onların kalplerinde gizledikleri şeyleri bilen Allahu Teala onlar hakkında şöyle buyurmuştur:يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.” [Al-i İmran 118]

Siyasi düzeye gelince; işlerin sömürgeci kafirin elinden çıkmaması ve siyasi sahneyi ve sonuçlarını kontrol etmeye devam etmesi için, Amerika'nın Yahudilerin yaptıklarına karşıymış ve tiran Trump'ın iddia ettiği gibi barışın savunucusuymuş görünmesi gerekmektedir; zira Yahudi varlığına her türlü ölüm ve zulüm araçlarını sağladığı bir zamanda, insancıl görünmeye çalışması, bilakis kendisini Gazze halkına gıda yardımı dağıtımı için bir değer olarak dayatması ve Yahudiler evlatlarının kanıyla doyduktan sonra çatışan taraflar arasında barış ve yeniden yapılanma bahanesiyle Şerid'i yönetmeye hazırlanması, sadece durumu kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden düzenlemek istemesindendir.

Bu aldatıcı tutumlar sadece saf ve basit insanları aldatmak için olup bu da Filistin meselesinin nihai olarak tasfiyesini kolaylaştırmak, Yahudi varlığının Filistin ve tüm bölge üzerindeki hegemonyasına hizmet etmek ve meselenin tasfiyesi için masaya oturulduğunda İslam beldelerindeki kamuoyunun öfkesini yatıştırmak için Müslüman ajanların ihanetlerini meşrulaştırmaktan başka bir şey değildir;maksat ise uluslararası sistemin mezbahanesine biraz olsun insanlık katmaktır.

Bu nedenle İslam ümmetinin bu gerçeği iyi anlaması gerektiği gibi ümmetin orduları içindeki muhlislerin, mübarek toprak Filistin halkını yüzüstü bıraktıklarını idrak etmeleri ve kendilerini cehennem azabından ve dünyadaki rezillikten kurtaracak şerî tutumu almaları gerekmektedir.Bu da ancak Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir'e nusret vermekle olacaktır ki böylece onlara,Mescid-i Aksa'yı kurtarma, Yahudileri öldürme, mübarek toprağı ve dünyayı bu suçluların ve onların yandaşlarının şerlerinden temizleme savaşında Raşid bir Halife liderlik edecektir.

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيراً

Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” [Nisa 75]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Bilal Muhacir – Pakistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER