Cuma, 04 Şaban 1447 | 2026/01/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Kapitalist Sistem Çökmeye ve Kendi Bedenini Yemeye Mi Başladı?

Haber - Yorum

Kapitalist Sistem Çökmeye ve Kendi Bedenini Yemeye Mi Başladı?

Haber:

Fransa Cumhurbaşkanlığı, ABD ile tırmanan gerilimlerin ve onun adanın kontrolünü ele geçirme çabalarının gölgesinde bölgenin güvenliğini güçlendirmek amacıyla Paris'in, NATO'dan Grönland'da askeri tatbikatlar düzenlemesini isteyeceğini duyurdu.Bloomberg'e göre Fransa Cumhurbaşkanlığı yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın Danimarka Krallığı'na ait Grönland'ı ilhak etme arzusunu yeniden dile getirdiği bir zamanda, Fransa'nın çağrıda bulunduğu askeri tatbikatlara katılmaya hazır olduğunu teyit etti.Bloomberg, bu adımın Trump'ı kızdırabileceği endişesinin olduğuna işaret etti; zira Trump bu hafta, Şubat ayından itibaren Grönland planlarına karşı çıkan Avrupa ülkelerine %10 oranında gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmuştu. (El Cezire Ağı)

Yorum:

Mevcut haliyle küresel kapitalist sistem, dünyaya tarihin sonu ve insanlığın ulaşabileceği en yüksek siyasi ve ekonomik gelişme düzeyine ulaşması olarak sunulan tutarlı bir model olmaktan çıkmıştır. Zira art arda yaşanan krizler, iç çelişkiler ve ana kutupları arasındaki çatışmalar, bu sistemin kendi kendini tüketmeye başladığını ve her zaman yücelttiği değerlerin insanlığa değil, paraya ve güce hizmet eden faydacı araçlardan başka bir şey olmadığını her geçen gün ortaya koymaktadır.

Grönland konusunda Amerika ile Avrupa arasında tırmanan çatışma, kapitalizmin niyetlerinin gerçeğine dair çarpıcı bir örnektir. Muazzam doğal kaynakları ve son derece önemli jeopolitik konumuyla Grönland, bizzat müttefikler arasındaki bir çatışma alanına dönüşmüştür.Burada demokrasi ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkı dilinin yerini, çıkarlar, hegemonya ve anlaşmalar dili almıştır.

Kendisini uzun zamandır kanunlara dayalı uluslararası düzenin koruyucusu olarak sunan ABD, Grönland'ı satın alınabilecek veya siyasi nüfuz için kullanılabilecek stratejik bir meta olarak görme konusunda hiç tereddüt etmemiştir. Öte yandan Avrupa, ahlaki egemenlik iddiası ile piyasa ve güç mantığına boyun eğme arasında şaşkın bir durumda kalmıştır. Bu çelişki bir istisna değildir, aksine her şeyden önce menfaati kutsallaştıran kapitalist düşüncede bir kaidedir.

Deneyimler, kapitalist bakış açısıyla demokrasinin, sabit bir insani değer değil, çıkarlara hizmet ettiğinde kullanılan ve onları engellediğinde de çiğnenen bir araç olduğunu kanıtlamıştır. Zira hasımlara karşı özgürlük ve insan hakları sloganları atılırken, servetler, stratejik koridorlar veya siyasi nüfuz söz konusu olduğunda tamamen unutulmaktadır.

Diğer çatışmalar gibi Grönland üzerindeki çatışma da, kapitalist ülkelerin, iddia ettikleri gibi adalet veya halkın iradesine saygı ilkesiyle değil, kâr ve zarar denklemiyle yönetildiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ahlak parayla çatıştığında, nihai hakem para olmaktadır.

Kriz, salt coğrafi bir anlaşmazlıktan çok daha derindir; zira kriz, tamamen sistem krizidir. Zira bugün kapitalizm, iç parçalanmanın, merkezleri arasındaki çatışmanın ve ahlaki meşruiyetinin aşınmasının acısını çekmektedir.Artık başkalarından önce kendi halkını bile adalet veya gerçek refah sağladığına ikna edememektedir; aksine bölünme, zulüm ve çıkarlar adıyla maskelenmiş savaşlar üretmektedir.

Bir sistem, iddia ettiği değerleri pahasına kutupları arasında çatışma aşamasına ulaştığında, dışarıdan ne kadar güçlü görünürse görünsün, bu onun çöküşünün başlangıcına dair bir delildir.

Bu değerlerin çöküşüne mukabil İslam, insan, hayat ve devlet için kapsamlı bir vizyon sunmakta olup çıkarlar yerine adalete, anlaşmalar yerine değerlere ve insanları sömürmek yerine onları gözetmeye dayanmaktadır.İslam, ahlakı siyasetten ayırmaz ve parayı tapınılacak bir ilah haline getirmez; aksine çıkarları hak ve adalet dengesi ile düzenler.

Grönland üzerindeki anlaşmazlık da dahil olmak üzere bugün kapitalist kampın içindeki çatışmalar, ahlaki pusulasını yitirmiş bir sistemin çöküşünün göstergesinden başka bir şey değildir.Maskeler düştükçe, kârın önüne insanı ve gücün önüne de hakkı koyan adil bir sisteme duyulan acil ihtiyaç ortaya çıkmıştır. Burada İslam, insanlığı sömürünün karanlıklarından adaletin ve onurun nuruna çıkarabilecek gerçek bir alternatif olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Gazze Şeridi'ndeki Soğuk Havanın Kurbanları, Yüzüstü Bırakanlar İçin Allah'ın Huzurunda Yeni Bir Hüccettir

Haber - Yorum

Gazze Şeridi'ndeki Soğuk Havanın Kurbanları, Yüzüstü Bırakanlar İçin Allah'ın Huzurunda Yeni Bir Hüccettir

Haber:

İki yıllık yüzüstü bırakılmanın ardından Gazze Şeridi'ni vuran üçüncü fırtınayla birlikte Şeza, soğuk havanın kurbanlarından dokuzuncu çocuk oldu. Zira Gazze'de ısıtma araçları ve barınak yoktur. Ayrıca kamplardaki yaşam koşulları giderek kötüleşmektedir.

Yorum:

Yahudi varlığı Gazze halkına yönelik kuşatmayı sıkılaştırmakta olup onları yalnızlaştırmaktadır; zira öldürüyor, yok ediyor ve her türlü yardımı engelliyor.Şehitlerin sayısı yükseliyor ve onları yüzüstü bırakma araçları farklılık gösteriyor: Zira Yahudilerin kurşunları Müslüman ordularının sessizliği ile karşılanmakta, soğuk hava onların canlarını almakta ve sayısı iki milyar olan ümmet onları desteklememektedir!

Gerçek apaçık ortada, ancak ümmetimizdeki acizlik ve zayıflık durumu büyük bir boyuta ulaşmıştır; bu yüzden ümmete, mazlumlara nasıl yardım edileceğini ve onların üzerindeki zulmün nasıl ortadan kaldırılacağını açıklamamız gerekiyor!

Her kim Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vahyine, metoduna ve onun kurmuş olduğu devletine dönerse, orada her Müslümanın onurunun, kanının ve namusunun korunduğunu, bir Müslümanın kanının Allah katında Kabe'nin yıkılmasından daha değerli olduğunu ve Müslümanların Halifelerinin devletin en uzak bir köşesindeki bir katırı gözetmek veya dağların tepesindeki kuşları doyurmak gibi basit ihmalkarlıklarından bile kendilerini sorumlu tuttuklarını anlayacaktır; yine o kişi, bizim içinde yaşadığımız bu ülkelerin, “tıpkı bir kedinin aslan kükremesini taklit etmesi gibi sahte krallıklar” olduğunu kesinlikle anlayacaktır! Dolayısıyla bir Müslüman, bu Ruveybidaların yönetimini kabul ederse, aşağılık bir duruma düşer.

Gazze’nin kurtuluşunun tek bir yolu olup bir ikincisi yoktur: Bu da, ümmetin birleşmesi ve ümmetin, düşmanımızın emrine ipotek olan yöneticilerimi söküp atmanın, bu tahtları yıkmanın, ümmet olarak bizi parçalayan ve vahdetimizi engelleyen sınırları ortadan kaldırmanın zaruretini anlamasıdır. Hain rejimleri devirmek ve ümmeti birleştiren, güçlerini ve yeteneklerini bir araya getiren, otoritesini yeniden tesis eden ve orduları görevlerini yerine getirmek üzere seferber eden İslam Devleti’ni kurmak için çalışmanın yanı sıra dinini desteklemek ve mazlumlara yardım etmek için Allah yolunda cihat etmektir.

Bunun dışında Allah’ın dininin etrafında birleşmektir; zira köklü çözümden uzaklaşmak, batılın ömrünü uzatır ve bununla birlikte kanların dökülmesi, ümmetin acizliği ve Gazze halkının yüzüstü bırakılması da devam eder.

وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيراً * الَّذِينَ آمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفاً * أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَا أَخَّرْتَنَا إِلَىٰ أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلِيلٌ وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلاًSize ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.” [Nisa 75-76-77]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beyan Cemal

Devamını oku...

"Önce Amerika" Sloganı Altında Trump

Haber - Yorum

"Önce Amerika" Sloganı Altında Trump

Haber:

ABD başkanı, “bölünmüş” bir Amerika düzeyinde yetkilerini genişleten ve Washington'un dış dünya ile ilişkilerini yeniden şekillendiren “şok edici” politikalarla dolu bir kampanyanın ardından Beyaz Saray'a dönüşünün birinci yıl dönümünü kutluyor; görünen o ki ikinci yılına giren Cumhuriyetçi başkan, Washington'dan diğer eyaletlere, Pekin'den Moskova'ya, Gazze'den Grönland'a, oradan da Güney Amerika ve Afrika'ya kadar, kayda değer kısıtlamalar olmaksızın hareket ediyor. Ayrıca başkan, küresel düzenin istikrarını, "sağlam bir uygulama yapısından" yoksun "hızlı anlaşmalar" karşılığında takas etmeye çalışıyor. (Monte Carlo Doualiya)

Yorum:

Trump, dünyanın dört bir tarafına rastgele saldırıyor; hatta bir gözlemci, onun ne yaptığını bilmediğini ve amaçsızca dolaştığını bile sanabilir;zira Avrupa'ya saldırmış, NATO'dan çekilme tehdidinde bulunmuş, Venezuela cumhurbaşkanını tutuklamış, Grönland ve Kanada'yı ele geçirme niyetini açıklamış, Birleşmiş Milletler'e saldırmış, “Dünya Barış Kurulunu” oluşturduğunu duyurmuş, ona katılmaktan kaçınan ülkeleri tehdit etmiş, ardından Federal Rezerv ve başkanına saldırmıştır; tüm bunları ise “Önce Amerika” sloganı altında yapmıştır.

Bu hızla gelişen olayları gözlemleyen ve inceleyen bir kimsenin zihninden onlarca soru dönecektir ki bu sorulardan bazıları şunlardır:Trump bunu yaparak ne istiyor?Bu kararlar Amerika'nın politikalarını ve kurumsal programlarını mı temsil ediyor, yoksa sadece onun zihninde dönen ve derin devletin politikalarıyla hiçbir ilgisi olmayan projeler midir? Başkanlık ekibi arasında gözlemlediğimiz görünürdeki uyuma rağmen, aceleci ve düşüncesizce alınmış gibi görünen bu kararlar nereye götürecek?

Trump'ın çözülmesi imkansız görünen büyük sorunlarla karşı karşıya olduğu açıktır; bu sorunlar, biriken krizlerin doğal bir sonucu olarak Amerikan halkını kaçınılmaz olarak kitlesel gösteriler için sokaklara dökülmeye itecektir.Sorunlar yaratmak ve dünyanın çoğu ülkesine vergi ve gümrük vergileri dayatmak, bu önlemlerin gelişigüzel olduğunu ve gelirleri tükenen ve artık geçimini sağlamak için gereken asgari masrafları bile karşılayamaz hale gelen Amerikan tüketicileri için olumsuz ve yıkıcı sonuçlar doğuracağını göstermektedir.

Amerika'nın yaşadığı refah ve rahat yaşam dönemi geri dönülmez bir şekilde sona ermiş ve acı gerçekle yüzleşme saati gelmiştir; zira bugün Amerika dünkü gibi değildir ve göçmenlik ve resmi tören aşaması sona ermiştir.Amerika, kelimenin tam anlamıyla bir iç savaş yaşamaktadır; zira silahlı kişiler, Amerikan sokaklarında daha önce görülmemiş sahnelerde insanları kovalayan göçmenlikle mücadele birimleriyle çatışmak üzere sokaklara yayılıyorlar.

150 milyar Doları aşan mali açık ve yılda iki trilyon Dolar artan 38 trilyon dolarlık borçlardan ve devasa savunma bütçesini tüketen askeri üslerin varlığından dolayı bu bütçenin 1,5 trilyon Dolara çıkarılması gerekmektedir; bu yüzden ABD yönetimi kendisini bir kafa karışıklığı halinde bulmuş ve bu da yüksek gümrük vergileri uygulamak şeklinde kendini göstermiştir. Bu tarifeler, gelirlerin artmasına katkıda bulunmak yerine, ticaret işbirliğini azaltmış ve ülkeleri alternatif pazarlar aramaya yöneltmiştir.

Üçüncü felaket ise, zorba Amerikan ruhunu somutlaştıran ve Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası projeleri yok etmeyi hedefleyen "Gazze Barış Kurulu" olmuştur. Bugün dünya bu politikalardan endişe duymakta olup Trump’ın bu yaklaşımı, aşağıdaki hedefleri gerçekleştirmek için olduğu anlamına gelmektedir:

1- Eski uluslararası düzenin sona ermesi: Daimi üye devletler olmayacağı gibi "Önce ve sonra Amerika" gibi Amerika'ya eşit olan veto hakları da olmayacaktır.

2- NATO'nun dağıtılması: Avrupa'ya karşılıksız koruma olmayacağı gibi bedava yolculuk da olmayacaktır.

3- Deniz yollarını kontrol etmek ve "Dünya Barış Kurulu" aracılığıyla küresel ticaret kaynaklarına el koymak.

4- İslam beldelerini hedef alan küresel din olarak “İbrahimi” dini dayatmak.

İşte alarm zilleri burada çalıyor; zira ilk hedeflenen İslam'dır; eğer Müslümanlar ve başta ümmetin kalkınmasını gerçekleştirmek için çalışan samimi proje sahipleri olmak üzere etkili güçler dikkatli olmazlarsa, İslam fırtınanın tam gözünde kalacaktır.

Allah'ım, bu ümmete, Sana itaat eden kullarını izzetli kılacak ve onun kelimesini yüceltecek Raşid bir emir bahşet. Allah yardımcımız olsun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Devamını oku...

İslam Ümmetinin NATO Tarzı Bir Savunma İttifakına Değil, Hilafete İhtiyacı Vardır

Haber - Yorum

İslam Ümmetinin NATO Tarzı Bir Savunma İttifakına Değil, Hilafete İhtiyacı Vardır

Haber:

14 Ocak 2026'da Pakistan Savunma Üretimi Bakanı Raza Hayat Harraj, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin yaklaşık bir yıllık görüşmelerin ardından bir savunma anlaşması taslağı hazırladığını vurguladı. (Reuters)

Yorum:

Bloomberg, 9 Ocak 2026'da yayınladığı bir raporda, Türkiye'nin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif tarafından 17 Eylül 2025'te Riyad'daki Yemame Sarayı'nda imzalanan Suudi-Pakistan savunma anlaşmasına katılmaya çalıştığını yayınladı. Bu olası anlaşma haberi Pakistan'da geniş yankı uyandırmış ve birçok kişi bunu, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetler Birliği önderliğindeki komünist yayılmacılığa karşı Batı kapitalist ülkelerini savunmak amacıyla kurulan ve 30 Avrupa ülkesi ve Amerika ve Kanada’nın olduğu iki Kuzey Amerika ülkesini içeren NATO'ya benzer küresel bir İslami askeri ittifakın başlangıcı olarak nitelendirmiştir.

Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin bu savunma anlaşmasını Amerika'nın onayı olmadan kendi başlarına sonuçlandırmaya başladığını düşünmek bir yanılsama olacaktır. Nitekim Türkiye, NATO üyesidir ve Nisan 2024'te savunma, ekonomik iş birliği, enerji, ticaret, terörle mücadele ve bölgesel istikrara odaklanan stratejik bir mekanizma imzalamıştır.

Suudi Arabistan'ın Amerika ile ilişkileri açısından uzun bir geçmişi vardır.Zira aralarında, Petrodolar Anlaşması olarak bilinen 1974 tarihli anlaşma, ABD'nin askeri yardımlar ve koruma sağladığı stratejik bir ortaklıktır; buna karşılık Suudi Arabistan, petrol satış fiyatlarını yalnızca ABD Doları cinsinden belirlemiş ve fazla gelirlerini ABD Hazine bonolarına yatırmış, bu da doların küresel hakimiyetini güçlendirmiş ve ABD'yi bütçe açığından kurtarmıştır. Dolayısıyla Prens Sultan Hava Üssü, ABD Hava Kuvvetleri'ne bağlı aktif bir keşif üssü sayılır. Nitekim İbn Selman'ın Kasım 2025'te Washington'a yaptığı ziyaret sırasında Amerika, Krallığı NATO dışı önemli bir müttefik olarak ilan etmiştir.

Sonra Pakistan, hem geçen yüzyıldaki Soğuk Savaş döneminde hem de bu yüzyıldaki "terörle savaş" olarak adlandırılan süreçte her zaman Amerika’nın yakın bir müttefiki olmuştur. Ayrıca şu anda Asım Munir, Trump'ın en sevdiği askeri komutan olarak kabul edilirken Pakistan ise, Gazze katliamlarını işleyen Trump'ı Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermiştir.

Dolayısıyla Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki savunma anlaşması, aslında Amerikan yanlısı devletler arasındaki bir anlaşma olup Amerika’nın İslam beldelerindeki çıkarlarını güvence altına almak için yapılmıştır.

Velev ki bu üç ülkenin liderlerinin ABD’ye sadık oldukları gerçeğini göz ardı edip bir kenara bırakalım, yine de buna rağmen bu anlaşmada temel sorunlar vardır.İlk sorun şu ki, bu anlaşmayı imzalayan ülkeler ulus devletler olup onların öncelikli sorumlulukları İslam'ın ve ümmetinin çıkarlarını değil, kendi ulusal çıkarlarını korumaktır.Dolayısıyla çıkarlarının örtüşmesi halinde, savunma anlaşmasının gereklerini yerine getirmek için harekete geçeceklerdir; aksi takdirde elleri kolları bağlı bir şekilde kalacaklardır. İkinci sorun ise, onların dış politikalarını, her zaman Amerika'nın dış politika hedeflerine gerçekleştirmek üzere yönlendirmeleridir. Bu üç ülke, Amerika tarafından tam olarak desteklenen Yahudi varlığının Filistin'deki Müslümanlara yönelik katliamlarına da tanık olmuşlardır. Gazze'deki mazlum Müslümanların ve genel olarak da Müslümanların, zulmün sona ermesi ve Yahudi varlığının ortadan kaldırılması için o ülkelerin silahlı kuvvetlerini seferber etme yönündeki tekrarlanan çağrılarına rağmen, Yahudi varlığına karşı şerî yükümlülüklerini yerine getirmek için güçlerini harekete geçirmemişlerdir;çünkü bu, ülkenin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Ancak Trump, Yahudi varlığını korumayı, hatta desteklemeyi hedefleyen Gazze ile ilgili planını açıkladığında, ABD'yi memnun etme yönündeki ulusal çıkarlarına dayalı olarak planını uygulamak için Gazze'ye güçlerini göndermelerini teklif etmiştir!

İslam ümmeti, tek bir siyasi varlık haline gelme konusunda ciddi bir arzuya sahip olup bu ise şerî bir vaciptir. Ancak Hilafetin yıkılmasının ardından, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nın kurulmasıyla birlikte bu arzu doğru yönünden saptırılmıştır. Ümmet bu yanılsamadan çıkmakla birlikte, bu iki kuruluşu kendi çıkarlarını korumak için herhangi bir tavır sergilememekle, aksine Amerika’nın girişimlerini desteklemekle eleştirmeye başlamıştır. Şimdi ise üç büyük İslam ülkesi arasında askeri bir ittifak ve bu ittifakın NATO'ya benzer İslami askeri bir ittifakının temel taşı olabileceği şeklinde bir medya aldatmacası ortaya çıkmıştır.

Bu yüzden akidemizin, Kur’an-ı Kerim’imizin, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kutsalları ve bizim kutsallarımızın ve Müslümanların kanlarının, sadece tüm Müslümanların devleti olan Nübüvvet Minhacı üzere Hilafetin kurulmasıyla korunabileceğini idrak etmemiz gerekir. Ayrıca Hilafet Devleti, sömürgeci kâfir ülkelerin çizdiği ulusal sınırları da ortadan kaldıracağı gibi aynı şekilde Müslüman ülkeleri ve ordularını kendi liderliği altında birleştirecek, ordusunu dünyanın en büyük ve en güçlü ordusu haline getirecek ve hiç kimse ona meydan okumaya cesaret edemeyecektir. İlerlemenin tek yolu işte budur.

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünmeyin.” [Al-i İmran 103]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şeyh Şehzad - Pakistan

Devamını oku...

“Akıllı Kişi Hayır ve Şerrin Arasını Ayırt Edebilen Değildir; Ancak Akıllı Kişi Hayrı Tercih Edendir”

  • Kategori Makaleler
  •   |  

“Akıllı Kişi Hayır ve Şerrin Arasını Ayırt Edebilen Değildir; Ancak Akıllı Kişi Hayrı Tercih Edendir” 

Bugün Müslümanların zayıf olmasının sebepleri nelerdir? Neden Müslümanların namusları ihlal ediyor, toprakları gasp ediliyor, fakirleştiriliyor, aç bırakılıyor ve neden zulme, zillete ve aşağılanmaya karşı kendilerini savunamıyorlar? Neden suçlu kafirlerin aç bırakması, katletmesi ve işkence etmesinden dolayı öldükleri halde birbirlerini izleyip kıllarını dahi kıpırdatmıyorlar? Başlarına gelen tüm felaketler ve dehşetler karşısında neden kendilerini aciz, zayıf ve Batı'ya bağımlı hissediyorlar?

İslam ümmeti, dininin sancağı altında birleşmiş, onu Rabbinin hükümlerini uygulayan bir Halife yönetmiş ve ona icabet edip emirlerine itaat etmişti. Celle ve Âla, aziz Kitabı’nda şöyle buyurmuştur: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَاناًHep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.” [Al-i İmran 103] Allah’ın ipini sımsıkı yapışın emri, her zaman ve mekanda İslam ümmetine yönelik bir çağrıdır…Yani kalıcı, sürekli ve devam eden bir çağrıdır; bu yüzden Müslümanların, Allah’ın Kitabı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetinin etrafında birleşmeleri ve parçalanmamaları gerekir; çünkü parçalanmak, başarısızlığın, zayıflığın ve aşağılanmanın sebebidir. وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” [Al-i İmran 105]

Hilafet Devleti’nin gölgesinde Müslümanlar, güçlüydüler, düşmanları onlardan korkuyorlardı, Müslümanlara karşı cüretkar değillerdi ve onlara zarar vermekten korkuyorlardı; zira Müslümanlar, milletler arasında ünlü ve meşhur olan güçlü bir devletin tebaasıydılar ve devletin Halifesi, tebaasından birine saldırmaya tevessül eden herkese karşı savaşmak için güçlü bir ordu hazırlamaktan asla çekinmiyordu.

Allah Subhanehu ve Teala, İslam ümmetinin tek bir ümmet olmasının gerekliliğini vurgulamıştır; zira İslam ümmetinin gücü birliğinde ve sürekliliği, egemenliği ve iyiliği de dininin ve şeriatının etrafında birleşmesinde yatmaktadır. Peki “ümmet” ile kastedilen nedir? Müslümanların tek bir ümmet olması ne anlama gelmektedir?

Allah Subhanehu ve Teala, Efendimiz İbrahim Aleyhissalatu ve’s Selam ile tek bir dine iman edip tek bir akide üzerinde birleşen tabiilerinden bahsetmiştir: تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَOnlar bir ümmetti gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilecek değilsiniz.” [Bakara 134] Bu anlamıyla ümmet, aynı dine ve fikre inanan, dolayısıyla duyguları bir olan insanlardan oluşan bir topluluktur. Dolayısıyla şöyle diyebiliriz; “Bu kapitalist ümmet”, “Bu komünist ümmet” ve “bu İslam ümmeti”; ancak şöyle diyemeyiz; “Bu Arap ümmeti” ve “Bu Türk ümmeti”; çünkü bu ikisi aynı sisteme tabi olsalar da, fertlerinin kanaatleri ve fikirleri farklılık göstermektedir. Sadi, şu ayetin tefsirinde şöyle diyor: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ Şüphesiz bu bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının.” [Müminun 52] وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أمَّةًŞüphesiz bu bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir.” Yani: Sizin topluluğunuzdur -ey peygamberler topluluğu-, yani tek bir din üzerinde birleşen “tek” bir topluluktur ve Rabbiniz de tektir demektir.  “فَاتَّقُونِÖyle ise benden sakının”; yani benim emirlerime uyun ve yasaklarımdan da kaçının demektir.  Dolayısıyla Allah, peygamberlere emrettiği şeyleri, müminlere de emretmiştir; çünkü müminler peygamberleri örnek alırlar ve onların arkasından yürürler. Zira Allah, şöyle buyurmuştur:  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَEy iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.” [Bakara 172] Dolayısıyla peygamberlere ve diğerlerine müntesip olan herkes için vacip olan, buna uymaları ve bununla amel etmeleridir.”

O halde Müslümanlardan bahsederken İslam ümmeti dememiz gerekir; çünkü İslam ümmeti, İslam üzerinde birleşen bir topluluktur; çünkü İslam ümmetinin fikirleri, mefhumları ve duyguları bir olduğu için tek bir ümmet olmuştur; dolayısıyla insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olmuş, insanları İslam’a davet etmiş, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmış ve onları dünyanın sıkıntısından ve ahiretin azabından kurtarmıştır.  Allah’ın egemenliğe ve liderliğe layık olması için gönderdiği ümmetlerin en hayırlısı İslam ümmetidir; çünkü İslam ümmeti, yeryüzünden fesadın nedenlerini ortadan kaldırmak için çalışır ve iyiliği emredip kötülükten nehyeder. Buhari Ebu Hureyra’dan şöyle dediğini rivayet etmiştir: “كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” [Al-i İmran 110] Yani insanlar için insanların en hayırlısı, insanlar İslam’a girinceye kadar boyunlarında sorumluluk halkaları taşıyanlardır.” 

Allahu Teala İslam ümmetini, kopmayan güçlü bir bağ ile ayırt etmiştir; dikkat edin bu bağ, akide bağıdır. Ümmeti milletlerin korktuğu bir güç haline getiren, ümmeti fertleri arasında egemen olan kardeşlik ilişkisiyle ayırt eden ve onları birbirlerine bağlayan işte bu akidedir; dolayısıyla onlar, birbirlerine yardım ederler, birbirlerine destek verirler ve birbirlerini korurlar… Çünkü onlar, vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulan tek bir ümmettir. مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve birbirlerini korumada bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ümmetini nitelendirip onun hakkında konuşurken ne kadar da doğru söylemiştir.

İslam ümmetinin acısını çektiği parçalanma, bölünme, zayıflık ve aşağılanmaya rağmen, bir vücudun bir uzvu hastalığında vücudun oradaki buradaki azalarının rahatsızlığı, Gazze, Suriye, Sudan, Türkistan, Keşmir ve diğer Müslüman ülkelerdeki kardeşlerinin başına gelen musibetlerden dolayı Müslümanların dualarında ve gözyaşlarında ortaya çıkmaktadır... Bu sınırlar ve zincirleri kırmak ve sömürgecilikten kurtulmak için ümmetin harekete geçmesini ve ayaklanmalarını engelleyen yöneticilerinin ajanlığı nedeniyle kardeşlerine yardım etme imkanları az olmasına rağmen böyledir.

İslam ve Müslümanlara karşı savaşında kafir Batı, tüm Müslüman ülkeleri yöneten tek bir sancak ve tek bir devlet altında birleşen İslam ümmetine karşı askeri savaşında yenilgiye uğrayacağından emindi; işte bu nedenle, “böl ve yönet” politikasını uygulamaya çalıştığı gibi ümmetin içindeki hainlerin yardımıyla da devleti yıkmaya çalışmıştır. Bunu da Müslümanların boyunlarındaki ilmeği daha da sıkılaştırmak, asi düşmanının tek bir İslam Devleti'ni birçok devletçiklere bölebilmek, her bir devletçiğin başına da sınırları koruyan, zincirleri pekiştiren ve Müslümanlar arasında Batı mefhumlarını ve kültürünü yaymak için çalışan kendi ajanını yerleştirmek için yapmıştır. Bu düşman, her yerdeki Müslümanları zayıflatmada ustalaşmış, tüm maddi ve fikri silahlarını kullanarak onların birliğini parçalamış ve "ümmet" mefhumunun yerini alması için Müslümanlar arasından "milliyetçilik" ve “vatancılık” gibi zehirli fikirlerini yaymıştır ki tek bir vücudun mafsallarını parçalayabilsin.

İşte bu, izzeti ve gücü sayesinde düşmanlarına korku salan İslam ümmetinin başına gelen bir hastalıktır… Rabbinin Kitabı ve O'nun Peygamberinin sünnetinin hidayeti üzere yürüyerek dinine sımsıkı sarılan ve insanlar arasında hayrı yayan bir ümmetti; ama bu hidayetten saparak Batı'ya ve onun demir yumrukla dayattığı yasalarına tabi olmasının ve Batı'nın "güçlü bir kale olan" İslam Devleti'ni yıkarak ümmet arasında zehirli fikirlerini yaymasının ardından ümmete aşağılanma isabet etmiştir.

Böylece ümmet, zayıflamış, bitkin düşmüş ve ihlal edilmiş olup evlatları ise felaketlerin, zulmün ve karanlıkların acısını çekmektedir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعاً Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.” [Fatır 10] Nitekim Ömer ibn Hattab, izzetin doğru yolunu açıklamış ve şöyle demiştir: “Şüphesiz biz zelil bir kavimdik Allahu Teala bizi İslam ile aziz kıldı. Eğer biz izzeti Allah’ın bizi aziz kıldığı yerden başka bir yerde ararsak Allah bizi yeniden zelil edecektir.” Müslümanların tek bir ümmet olarak dünyaya liderlik etmesi ve insanlar arasında hayrı yayması, yerine getirmeleri gereken şerî bir vaciptir; zira vahdet, bir tercih değil, aksine ilahi ve Kur'anî bir emir olup vahdetin terk edilmesi, Allah'ın ve Rasulü’nün emirlerine muhalefet etmektir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ Müminler ancak kardeştirler.” [Hucurat 10]

İbn Abbas Radıyallahu Anh şöyle demiştir: “Gerçekten de akrabalık bağları koparılmakta ve nimetler nankörlükle karşılanmaktadır; ancak Allah kalplerin arasını yakınlaştırdığında hiçbir şey onu parçalayamaz; sonra şu ayeti okudu: لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الأَرْضِ جميعاً مَا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبـِهِمْ ولـٰـكِنَّ اللهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْSen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların kalplerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı.” [Enfal 63]” Dolayısıyla Allah, Müslümanları bölünmekten men etmiştir; zira bölünmede Müslümanları helaki ve ümmetlerinin kaybolması vardır.

İslam ümmetinin, Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu en hayırlı olma vasfını gerçekleştirmesi ve Rabbine itaat edip O’nu tasdik etmesi için, Allah’ın hükmünün yeryüzünde uygulanması konusunda Peygamberi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ve Sahabesi Rıdvanullahi Aleyhim’in izinden yürüyerek birlik olması gerekir. Yani ümmetin, tek bir ümmet olması, tek olan Rabbine ibadet etmesi, tek bir bayrağı dalgalandırması ve Allah’ın adil şeriatını uygulayan tek bir İmama itaat etmesi gerekir; sadece o zaman ümmet, gücünü yeniden kazanacak ve kalkınmasını gerçekleştirecektir.  

Müslümanların tek bir ümmet olması, gerçekliğin dayattığı bir zorunluluktur; bu ise çağlar boyunca İslam ümmetini temsil eden güçlü bir varlığın gölgesinde olmadıkça gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecektir de. Bu güçlü varlık ise, onun gölgesi olmadıkça asla hayatın tatlı olmadığı ve olmayacağı Hilafet Devleti’dir; çünkü Allah’ın adil hükümlerini uygulayacak ve içerisinde fertleri mutlu ve izzetli bir şekilde yaşayacak olan sadece Hilafet Devleti’dir.  

İşte İslam ümmeti böyleydi ve Habibi Mustafa Aleyhissalatu ve's Selam onu, önder ve egemen bir ümmet olarak bırakmıştır ve yine bu duruma geri dönmesi gerekir... Bu ümmet, dünyadaki ümmetlerin sonuncusu olduğu gibi cennete girecek ümmetlerin de ilki olacaktır. Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: نَحْنُ الْآخِرُونَ الْأَوَّلُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَنَحْنُ أَوَّلُ مَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَBiz (dünyaya) en son gelenleriz; kıyamet gününde ise en başa geçecek olanlarız. Cennete de ilk giren biz olacağız.”  Ayrıca Allah, kıyamet gününde Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e şefaatçi olmayı bahşetmiştir. Ebu Cumua’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ebu Ubeyde b. el-Cerrah, yanımızdayken, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber yemek yedik. Ebu Ubeyde şöyle dedi: Ya Resulallah! Biz Müslüman olup seninle cihad ettik. Buna rağmen bizden daha hayırlıları var mı? Bunun üzerine Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: نَعَمْ قَوْمٌ يَكُونُونَ مِنْ بَعْدِكُمْ يُؤْمِنُونَ بِي وَلَمْ يَرَوْنِيEvet, sizden sonra, beni görmedikleri halde bana iman edecek bir topluluk olacaktır.” İslam ümmeti için, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmeti olma ve "لا إله إلّا الله" kelimesinin ümmeti olma ve takdir edilmesi, saygı duyulması ve hürmet edilmesi gereken bir ümmet olma şerefine nail olması yeterlidir; bu yüzden bu ümmetin, bu vasıfları kendi arasında gerçekleştirmeye ve bunlara geri dönmeye hırs göstermesi gerekir ki böylece Allah’ın kendisini izzetli kıldığı “İslam dini” sayesinde dünyayı hayra yönlendirmeye ve ona egemen olmaya layık olduğu daha önceki haline geri dönebilsin.     

Sahip olduğun bu konum nasıl bir konum ey İslam ümmeti? O halde bu şerefi ve bu yüce mertebeyi nasıl terk edebilirsiniz?

İmam Şafii şöyle demiştir: “Akıllı kişi hayır ve şerrin arasını ayırt edebilen değildir; ancak akıllı kişi hayrı tercih edendir.” Bundan, hikmet sahibi kişinin başlangıçtan itibaren hayır olanı tercih eden ve onu ihmal etmeyen kişi olduğu kastedilmektedir; çünkü hayır olanı ihmal etmek, daha sonra kişiyi, kayba veya pişmanlığa maruz bırakır. 

İslam ümmeti, Allah'ın yaratması hakkında düşünüp tefekkür eden, Rabbine yönlendiren, Rabbine, Kitabı'na ve hükümlerine iman eden akıllı ve en hayırlı bir ümmettir; o halde İslam ümmeti, yollarını aydınlatmak, onları hak olan yola iletmek ve onları karanlıklardan çıkarmak amacıyla diğer milletlere tebliğ etmesi için Peygamberinin kendine emanet ettiği bu hayrı nasıl terk edebilir?

Ayrıca -bu ümmetin evlatları olarak- bizler, O'ndan başka kimseye ibadet etmeyeceğimize ve yeryüzünü ve onun içinde olanları sadece O'nun dini ve hükmüyle yöneteceğimize söz verdiğimiz halde Allah'ın huzuruna bu şekilde nasıl çıkacağız? وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَKıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler.” [Araf 172]

Ey İslam ümmeti: Bizler, Allah'ın Rabbimiz olduğuna, O'ndan başka ilah olmadığına ve O'nun bizim yaratıcımız, yoktan var edicimiz, şekillendiricimiz ve rızıklandırıcımız olduğuna şehadet ettik... Rabbimizin bizlere hayat veren, öldüren ve O’na kavuşmak için tekrar bize hayat verecek olduğuna ve böylece O’nun inanan, salih ve samimi kullarına vaat ettiği cennetini kazanacağımıza da şehadet ettik. Dolayısıyla bu şehadetimizi uygulamamız ve Allah’a karşı sadık olmak adına bunun için çalışmamız gerekir ki Allah da bize olan vaadine sadık olsun.

Müslümanların bugünkü durumu acı verici ve üzücüdür; ancak bunu değiştirmenin yolu ise açık ve nettir...

Ümmetin, izzetinin ve onurunun kaynağına geri dönmesi gerekir: Yani kendisini birleştiren, Rabbinin şeriatına göre yöneten, O'nun hükümlerini yayan ve O'nun dininin bayrağını dalgalandıran siyasi varlığına geri dönmesi gerekir ki böylece yaratıcısını tasdik etmiş olsun... Ayrıca ümmetin, Allah'tan korkan ve O'nu tasdik eden tek bir İmamın yönettiği tek bir devletin gölgesi altında birleşmesi, O'nun dinini yaymak ve O'nun kelimesini yüceltmek için çalışması gerekir ki böylece O'nun kelimesi yüce olsun, kâfirlerin kelimesi aşağı olsun ve hüküm de sadece Allah'a ait olsun... Yine ümmetin, evlatlarını sınırları aşmaya, zincirleri kırmaya ve sömürgecinin pençesinden kurtulmaya sevk etmesi gerekir.

Allah'tan bizim, bu izzeti gerçekleştirmek için çalışanlardan olmamızı nasip etmesini temenni ediyoruz. Yine Subhanehu’dan bizim, ümmetin ihtişamını ve statüsünü geri kazandıracak ve onu diğer milletlerden ayrıcalıklı ve üstün kıldığı en hayırlı ümmet olmaya geri döndürecek İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ni yeniden kurmak için çalışanlardan olmamızı nasip etmesini temenni ediyoruz. Allah'ım, ümmetin fertlerinin arasını birleştir ve ondan parçalanmaya neden olan her şeyi ortadan kaldır ve onu, Senin güzel bir dönüş olarak razı olduğun dinine geri döndür.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Zinet Es-Samit

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER