Cuma, 16 Şevval 1447 | 2026/04/03
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Darağaçları Kurulan Esirlerin Yardımına Kim Yetişecek?

Yahudi varlığı (Knesset’i), 30 Mart 2026 Pazartesi günü Filistinli esirlerin idam edilmesini öngören bir yasayı onayladı. Ardından mücrim Itamar Ben-Gvir ve yandaşları, bu yasayı kutlamak için içki kadehleri tokuşturarak büyük bir sevinç gösterisinde bulundular.

Bu yasa; esirlerin mücrim varlığın zindanlarında işkence, açlık, soğuk ve tıbbi tedaviden mahrumiyet gibi envaiçeşit çile çektiği, o zindanlara girenin adı kayıp, çıkanın ise yeniden doğmuş sayıldığı bir döneme denk gelmiştir.

Mücrim varlığın cürümleri Gazze’de, Batı Şeria’da, Lübnan’da, Suriye’de ve diğer yerlerde ufku kaplamıştır. Buna ek olarak, bir ayı aşkın süredir Mescid-i Aksa’yı ibadete kapatmış ve müminlerin oraya ulaşmasını engellemiştir. Böylece Mescidi Aksa da esir düşmüş; Yahudi varlığının aşırılık yanlılarının gece gündüz açıkça ifade ettikleri gibi yıkım ve idam kararıyla tehdit edilen bir esir haline gelmiştir. İşte böylece esirler ve İsra mekânı (Mescid-i Aksa), iman edenlere en şiddetli düşmanlık besleyenlerin eline geçmiştir!

Ne bir kınama ve lanetleme bildirisi, ne de Mescidi Aksa yıkılmadan veya esirler idam edilmeden önce halkı sokağa çağıran bir alimin feryadı esirleri ve Aksa’yı kurtarabilir. Zira asıl cürüm, idam kararıyla başlamamıştır! Asıl cürüm Filistinli bir Müslümanın elinin kolunun bağlanmasına izin verildiği ve İslam Ümmeti’nin ordularının bu esiri kurtarmak için harekete geçmediği gün başlamıştır.

Asıl cürüm, mücrimlerin Mescid-i Aksa’yı yıkmakla tehdit ettikleri veya Allah’ın kullarını Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra mekânına girmekten menettikleri gün de başlamamıştır. Bilakis asıl cürüm bu ucube varlığın onu işgal ettiği ve prangalarını onun surlarına vurduğu gün başlamıştır. Ajan rejimlerin genel olarak Filistin’i, özel olarak da onun incisi Mescid-i Aksa’yı Yahudi varlığına teslim etmek için komplo kurdukları, Filistin’i işgal eden, canları katleden, kadın-erkek demeden esir alan ve Gazze halkının kanında yüzen o ucube varlıkla barış çağrıları yaptıkları gün başlamıştır.

Yahudi varlığı ve onun büyük mücrimleri (elebaşları), Mescid-i Aksa’yı işgal edemeyecek kadar küçük ve önemsizdirler. Zira Allah Subhânehu ve Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ “Onların üzerine zillet ve meskenet (yoksulluk/eziklik) damgası vuruldu.” [Bakara 61]

 

لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ “Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.” [Ali İmran 111]

 

وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَاةٍ “Andolsun ki sen onları, insanların hayata en düşkünü olarak bulursun.” [Bakara 96]

Şüphesiz Allah doğru söylemiştir. Ümmetin ordularıyla veya o orduların bir kısmıyla, günün bir saatinde Filistin’i denizden nehre kadar kurtaramayacağını ve İsra mekânını Yahudilerin pisliğinden temizleyemeyeceğini söyleyenler kuşkusuz yalan söylemiştir.

Esirleri kurtarmak İslam Ümmeti ve orduları üzerine farzdır, kendileri için darağaçları kurulan esirleri ölümden kurtarmak çok daha büyük farzdır. Mübarek toprağın işgal edilmesine sessiz kalınması bir suçtur, Mescid-i Aksa’nın kapatılmasına ve yıkım tehditlerine sessiz kalınması ise çok daha büyük bir suçtur. Filistin’i kurtarmaktan geri durmak büyük bir günahtır; Filistin halkının oluk oluk kanı akıtılırken, Mescidi Aksa kapatılıp yıkımına zemin hazırlanırken Filistin’in kurtarılmasından geri durmak büyük günahların anasıdır.

Tıpkı dün olduğu gibi bugün de İslam Ümmeti’nin görevi, kınamak ve lanetlemek değildir; bilakis ordularını iman hararetiyle ateşlemek, Allah yolunda cihat meşalesini yakmak ve yöneticilerinin tahtlarını devirmek için harekete geçmektir. Özgürleştirmek üzere tekbirlerle Mescid-i Aksa’ya doğru yönelmektir.

وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً “İlk defa girdikleri gibi yine Mescid’e girsinler ve ele geçirdikleri her şeyi darmadağın etsinler.” [İsra 7]

Bu farzın dışındaki her türlü hareket; Allah’a, Rasûlü’ne, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ’in İsra mekânına, Filistin halkı ve esirlerinin kanına ihanettir. Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve O’na döneceğiz.

Devamını oku...

Halk, Akaryakıt Zammı Zulmüne Karşı Durmaya Devam Edecek!

Ortadoğu’daki savaşın, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin ve küresel petrol fiyatlarındaki artışın ardından Malezya hükümeti; halkın kaynaklarını sömürmeye yönelik devam eden politikası çerçevesinde akaryakıt fiyatlarına zam yaptı. Başbakan Datuk Seri Anwar İbrahim, Malezya yarımadasında dizel fiyatının 80 sent artırılarak litre başına 5,52 Ringgit’e (RM) çıkarıldığını, Sabah, Sarawak ve Labuan’da ise fiyatın 2,15 RM’de sabit kaldığını duyurdu.

Ayrıca 26 Mart - 1 Nisan tarihleri arasında 97 oktan benzinin fiyatının 60 sent artırılarak 5,15 RM’ye, sübvansiyonsuz (desteksiz) 95 oktan benzinin fiyatının 60 sent artırılarak 3,87 RM’ye yükseltildiğini, buna karşılık “Budi Madani 95” programı kapsamındaki sübvansiyonlu 95 oktan benzinin fiyatının ise 1,99 RM’de sabit tutulduğunu belirtti.

Hükümetin öne sürdüğü savaş gerekçeleri hakkında yorum yapmak istemiyoruz; zira savaş olmasaydı bile akaryakıt fiyatlarını keyfi bir şekilde zam yapacaklardı. Hiç şüphe yok ki, halkın servetini sömürmek istediklerinde her zaman bir bahane uyduracaklardır.

Burada halkın öfkesini asıl artıran şey; şu anda Malezya’nın başında, muhalefetteyken akaryakıt fiyatları her yükseldiğinde hükümete saldıran ve ağır eleştiriler yönelten bir Başbakanın bulunmasıdır. Muhalefetteyken başbakan olması hâlinde akaryakıt fiyatlarını düşüreceğine dair içi boş vaatlerde bulunmuş, o dönemin yöneticilerini ekonomiyi yönetememekle suçlamıştı.

Malezya, tıpkı çoğu İslam beldesi gibi, uzun zamandır Kapitalist sistemin hükmü altındadır. Bu sistem, kökeni itibarıyla Batılı bir ekonomik sistemdir; özü itibarıyla İslam’la çelişir ve helal-haram gözetmeksizin sadece kâr hırsıyla hareket eder. Kapitalizmde devlet, kendi ceplerini doldurmak için ülkenin servetlerini yağmalayan yöneticilerin arzularına göre yönetilir ve idare edilir.

Başbakan, bakanlar ve çevrelerindeki kodamanlar büyük servetler içinde yüzerken, halk her geçen gün daha fazla sömürülmektedir. Kapitalist ekonominin gerçeği budur. Kapitalizm, seçkin azınlığı sürekli zenginleştiren, halk kitlelerini ise yoksullaştıran bir sistemdir!

Oysa petrol, diğer tüm doğal kaynaklar gibi İslam’a göre Müslümanların ortak malıdır. Bu tür kaynaklar kamu mülkiyeti kategorisindendir; devletin bunlara el koyması, tebaasıyla bunlar üzerinden ticaret yapması, kârından pay alması veya bunları herhangi bir şahsa, şirkete, özellikle de yabancı şirketlere peşkeşe çekmesi asla caiz değildir.

Devletin bu kamu malı üzerindeki yegâne görevi, bu kaynakları tebaanın maslahatına hizmet edecek şekilde yönetmek ve elde edilen her bir kuruşluk kârı adıl bir şekilde halka dağıtmaktır.

Bu vesileyle İslam Ümmeti’ne şunu hatırlatmak isteriz ki yöneticiler ülkeyi kapitalist kanunlarla yönettikleri sürece, halk zulüm görmeye ve kanı emilmeye devam edecektir. Küfür sisteminin ve ona tutunan yöneticilerin tabiatı budur.

Oysa Allah Subhânehu ve Teâlâ, İslam ülkelerine bol miktarda petrol ve diğer doğal servetler bahşetmiştir. Şayet bu kaynaklar İslam Şeriatı’na göre yönetilseydi, tek bir can bile darlık ve sıkıntı çekmezdi.

Bu zenginliklere sahip İslam beldeleri, Allah’ın Kitabı ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem ’in Sünneti’ni uygulayan bir yönetim altında (halife) birleştiğinde, ortaya çıkacak güç ve refahın boyutu hayal dahi edilemeyecektir. Allah’ın izniyle İslam Ümmeti sadece refah dolu bir hayata kavuşmakla kalmayacak; bilakis bundan çok daha önemlisi, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın rızasını elde edecektir.

Muhakkak ki tercih tamamen Müslümanların elindedir: Ya sömürgecilikten miras kalan Kapitalist nizamın gölgesinde zulüm ve acıların cenderesi altında yaşamaya devam edecekler; ya da ayağa kalkıp Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ’den miras kalan, İslam Ümmeti’nin tüm kaynaklarını onun hayrı için yönetecek ve işletecek olan Hilâfet’i yeniden ikame etmek için Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışacaklardır.

Allah’ın izniyle yakında kurulacak Hilafet Devleti; Ümmet’i koruyacak, ona kapsamlı bir kalkan olacak, Müslümanların işlerini güdecek ve onları dünya ve ahirette nihai kurtuluşa ve zafere ulaştıracaktır.

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir, Değerli Kız Kardeşimiz ve İhlaslı Davet Taşıyıcısı Gamze Gürsoy’un (Zehra Malik) Vefatını Duyurur

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları olarak biz, büyük bir hüzün ve derin bir teessürle, değerli kız kardeşimiz, seçkin davet taşıyıcısı ve onu tanıyan herkesin gönlünde müstesna bir yere sahip olan Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları üyesi Gamze Gürsoy’un (Zehra Malik) H. 09 Şevval 1447, M. 27 Mart 2026 Cuma günü hakkın rahmetine kavuştuğunu duyuruyoruz.

وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا للهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ “Sabredenleri müjdele. O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler.” [Bakara 155-156]

Kız kardeşimiz Gamze, hayatının yaklaşık çeyrek asrını; derin bir kavrayış ve hak üzerinde sarsılmaz bir sebatla, insanları Allah Subhânehu ve Teâlâ ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e itaate davet etmeye ve İslam nizamı olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilâfet’i ikame etmeye adamıştır. Erdemli şahsiyeti, Yaratıcısına ve dinine olan eşsiz sevgisi ve derin sadakatiyle onu tanıyan herkes üzerinde derin bir iz bırakmıştır. Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların meselelerine karşı daima duyarlı olmuş ve nerede bulunursa bulunsun zulmün ve haksızlığın her türlüsüne karşı hakkın amansız bir savunucusu olmuştur. Sevgili eşinin ani vefatıyla çocuklarını tek başına büyütüp gözetme yükümlülüğünü büyük bir ihlasla üstlenmiş; karşılaştığı meşakkat ve imtihanlara rağmen azminden, kararlılığından ve heyecanından asla ödün vermemiştir. Hayatının her evresinde karşılaştığı zorluklara rağmen davaya olan bağlılığı ve kararlılığı sarsılmamış, etrafındaki herkese adeta ilham kaynağı olmuştur.

Gamze kardeşimiz hakkı söylemekten çekinmeyen, kınayıcının kınamasından korkmayan, Allah yolunda davetini taşıyan ve Allah’ın kaza ve kaderine razı olan parlak bir meşale gibiydi. Birçok yerel ve uluslararası konferansta konuşmalar yapmış, saha çalışmalarında ve dijital platformlarda sayısız münazaraya katılmış, davası uğruna sayısız makale kaleme almıştır. Müslüman kadının vasıflarının canlı bir timsali olmaya gayret etmiştir. Sabırlı, sevgi dolu bir anne ve eş, fedakâr ve cömert bir kız kardeş, dinde her zaman Rabbine yakınlaşmaya ve kendini geliştirmeye çalışan müstesna bir mürşide ve muallime olmaya büyük özen göstermiştir. Onu tanıyan herkes onun yokluğunu derinden hissedecektir.

Yüce ve Kadir olan Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan; bu kıymetli kız kardeşimize geniş rahmeti ve mağfiretiyle muamele etmesini, makamını âli kılmasını, onu Peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve Salihlerle beraber Firdevs cennetiyle rızıklandırmasını niyaz ediyoruz. Onlar ne güzel dostturlar. Yine Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan; ailesine ve sevdiklerine sabrı cemil ihsan etmesini ve bu musibet karşısında ecirlerini katbekat artırmasını diliyoruz. Allahım Âmin.

مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً “Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” [Ahzab 23]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER