MUHTARAT - Sayı 55
- Kategori Muhtarat
- |
Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi'nden Seçmeler / MUHTARAT
Sayı 55 - Ramazan 1447 H - Şubat 2026 M
Okumak veya kaydetmek için TIKLAYINIZ
Yazıcı uyumlu format için: TIKLAYINIZ




Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi'nden Seçmeler / MUHTARAT
Sayı 55 - Ramazan 1447 H - Şubat 2026 M
Okumak veya kaydetmek için TIKLAYINIZ
Yazıcı uyumlu format için: TIKLAYINIZ




إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ
“İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.”
Hilafet; İran ve Gazze Dahil Olmak Üzere Tüm Müslüman Ülkelerini Haçlı Amerikan Saldırılarından Koruyacak Yegâne Güçtür!
Haçlı Trump’ın İran’a “anlaşmayı” (teslimiyeti) kabul etmesi için verdiği 10-15 günlük ültimatom sona ermek üzere. Bölge üzerinde savaş bulutları dolaşıyor. ABD’nin USS Gerald R. Ford ve USS Abraham Lincoln uçak gemisi bölgede savaş pozisyonu almış durumda. Bu savaş tehditleri gölgesinde Amerika, sanki yeryüzünün kralıymış ve kimse emrine karşı gelemezmiş gibi, İran’ın nükleer ve füze dosyalarında teslim olmasını talep ediyor. ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Trump’ın hayal kırıklığını dile getirerek, İran’ın bu ezici askeri güç karşısında henüz boyun eğmemesine şaşırdığını ifade etti.
İşte bu kritik dönemeçte, Hizb-ut Tahrir / Pakistan Vilayeti olarak biz silahlı kuvvetlere ve genel olarak Ümmete şu hususları beyan ediyoruz:
1- İran’a yönelik olası bir saldırı; Amerika’nın daha önce doğrudan Afganistan, Irak, Suriye, Yemen ve Gazze’ye saldırdığı, Pakistan, Somali ve Libya gibi ülkelere ise İHA saldırıları ve hava operasyonları düzenlediği uzun bir silsilenin sadece bir halkasıdır. Eski NATO Komutanı Amerikalı General Wesley Clark, Pentagon’un Lübnan, Suriye, Irak, Libya, Somali, Sudan ve İran dâhil olmak üzere yedi İslam ülkesini kontrol altına alma planlarından söz etmiştir. Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bizler, sıranın bize asla gelmeyeceğini zannederek, İslam beldelerinin birbiri ardına Amerikan hegemonyası altına girmesini ve buralarda Müslümanların katledilmesini daha ne zamana kadar izlemeye devam edeceğiz? Ulus devlet sınırları ve suni haritalar, Müslümanların birleşik gücünü parçalamış ve bizi kâfirler için kolay bir av haline getirmiştir.
2- Amerika’nın Afganistan, Irak ve diğer İslam beldelerine yönelik saldırıları, İslam beldelerindeki bölgesel devletlerin fiili desteği ve buralardaki Amerikan askeri üslerinin varlığı olmasaydı asla mümkün olamazdı. Amerika; Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt ve Katar gibi ülkelerin desteğiyle Irak’ı işgal edebilmiştir. Afganistan’da ise Pakistan kilit rol oynamıştır. Suriye’deki Müslümanlara yönelik saldırılarda Amerika, İran rejiminin işbirliğinden faydalanmıştır. Hatta Amerika ve Yahudi varlığının Gazze’ye yönelik ortak savaşında bile tüm bölgesel rejimler, Amerika ve Yahudi varlığının safında yer almışlardır. Bugün bu hain yöneticiler, Amerika’nın Gazze işgalini kalıcı hale getirmek için Trump’ın sözde “Barış Kurulu”nun bir parçası haline gelmişlerdir. İslam ülkelerindeki yöneticilerin, Amerika’nın uşaklığını yapmaktan öteye geçmeyen utanç verici bir rol üstlendikleri aşikardır. Gerçek şu ki, sadece Pakistan, Türkiye veya Mısır gibi tek bir devlet bile İran’ın yanında yer alsaydı, Amerika’nın bölgedeki askeri gücü Hürmüz Boğazı’na gömülürdü. Pakistan, hipersonik füzeleriyle Amerikan uçak gemisi filolarını batırsaydı Amerika’nın beli kırılırdı. ABD’nin sahip olduğu tüm savunma sistemlerine rağmen Amerikan deniz filoları kolay hedeflerdir. Ümmetin asıl derdi (hastalığı), Amerika’ya sadık yöneticileridir ve onlar ortadan kaldırılmadan Ümmetin hali asla değişmeyecektir.
3- Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
ذِمَّةُ المُسْلِمِينَ وَاحِدَةٌ... وَهُمْ يَدٌ عَلَى مَنْ سِوَاهُمْ“Müslümanların zimmeti (kanının ve malının dokunulmazlığı) birdir... Onlar, kendilerinden başkalarına karşı tek bir el gibidirler.” [Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace] Ve yine Rasûlullah SallAllahu Aleyhi Sellem şöyle buyurmuştur:
الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يَخْذُلُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu teslim etmez ve onu yüz üstü bırakmaz” [Müslim]
İran rejiminin Müslümanlara yönelik zulümleri sürse de İslam, İslam beldelerini savunmak için birleşmeyi farz kılar. Allah’ın hükmü; ulusal çıkarların, yapay sınırların ve uydurma mezhepsel bölünmelerin üstündedir. Eğer Pakistan, İran ve Türkiye tek bir Hilafet çatısı altında birleşseydi; bu devlet geniş bir coğrafyaya, devasa bir nüfusa, bol zirai kaynaklara, muazzam enerji rezervlerine, güçlü silahlı kuvvetlere, sağlam bir askeri-sanayi kompleksine, gelişmiş uçaklara, füzelere, hava savunma sistemlerine ve nükleer silahlara sahip olurdu. O zaman Amerika dahil hiçbir kafir devlet bu devlete saldırmaya cüret edemezdi; Yahudi varlığı daha ordular hareket etmeden korkudan titremeye başlardı. Hilafet, Müslüman ordularını cihat için harekete geçirecek ve Yahudi varlığının varlığına son verecektir.
İşte bu nedenle Hizb-ut Tahrir, Pakistan Silahlı Kuvvetleri içindeki güç ehlini; Hilafeti kurmak ve dolayısıyla Ümmetin gücünü birleştirmek, Allah’ın emrini yerine getirmek, bölgesel ve uluslararası dengeleri küfür devletlerinin başına yıkmak için kendisine nusret vermeye çağırıyor. Allah Teâlâ’nın izniyle bu, onlar için ahirette bir azık olacak ve Allah onlara, ilk İslam Devleti’ni kurmak üzere Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e biat eden Ensar’ın RadıyAllahu Anhum ecrini ihsan edecektir.
Hamd, lütuf ve minnet yalnızca Allah’a mahsustur. Bugün, 16 Şubat 2026 Pazartesi günü, aralarında Hizb-ut Tahrir / Suriye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Ahmed Abdülvehhâb’ın da bulunduğu bir grup davet taşıyıcısı genç, yaklaşık üç yıldır tutuklu bulundukları İdlib zindanlarından çıktı.
Geçen yıllar boyunca bu gençler ve aileleri büyük sıkıntılar, mahrumiyetler ve zorluklar yaşamışlardır. Bu süre zarfında sahadaki tablo defalarca değişmiş; gençler zafer sevincine ve kurtuluş mücadelesine fiilen katılma imkânından mahrum bırakılmışlardır. Ancak tüm bu süre zarfında, ideoloji üzerindeki sarsılmaz duruş ve sebat, onların yürüyüşünün en belirgin nişanesi ve unvanı olmuştur.
Şam Devrimi; rejimi devirmek, İslam’ı bir devlet çatısı altında hâkim kılmak, zulmü ortadan kaldırmak ve hakları sahiplerine iade etmek gayesiyle yapılmıştır. Bunlar gerçekleşmeden adaletin tesisi asla mümkün değildir.
Bilindiği üzere bu gençlerin tutuklanması, suçlu ve devrik eski rejimin yıkılmasından önce dayanmaktadır. Tutuklanmalarının arka planında, açık ve net siyasi duruş sergilemeleri; rejimin devrilmesi için kararlılıkla onun karşısında durma çağrıları, komplocu devletlerin nüfuzuna son verilmesi ve hayatın her alanında İslam’ı hâkim kılmak için çalışmaları yer almaktadır. Bu siyasi duruşlarını her platformda açıkça ve sebatla dile getirmişler, bu uğurda hapis ve eziyetlere katlanmışlardır.
Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan; bu gençlerin ve ailelerinin sabır ve sebatlarını kabul etmesini, yaşadıklarını hasenat terazilerine ve amel defterlerine yazmasını, tutuklu her mazluma yakın bir kurtuluş nasip etmesini, onlara yardım etmek ve zulmü kaldırmak için sesini yükselten herkesi hayırla mükafatlandırmasını ve geri kalan düşünce suçlularını tez zamanda özgürlüklerine kavuşturmasını niyaz ediyoruz.
Hizb-ut Tahrir; Allah’ın izniyle vakti ve zamanı yaklaşan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak ve İslam’ın yönetimini ikame etmek için kararlılıkla, güvenle ve sarsılmaz bir şekilde Minhacı ve metodu üzerinde yürümeye devam edecektir.
Ramazan Serisi - İslam Tarihinin Aydınlatıcı Anları
Neden Bugün Onu Tekrar Okuyoruz?
İslam tarihi sıklıkla duygusal mevsimlerde gündeme getirilir, genel hikayeler ve dersler şeklinde sunulur, vaaz veya manevi eğlence amacıyla hatırlanır, ardından uygun anların ortadan kalkmasıyla dosya kapatılır. Ancak tarihe yönelik bu yaklaşım sık sık tekrarlanmasına rağmen, bir bilinç oluşturmamış, kalkınmaya yol açmamış ve her yıl daha da kötüye giden ümmetin gerçekliğinin değişmesine katkıda bulunmamıştır.
Bunun nedeni İslam tarihinin hiçbir zaman sadece olayların anlatımından veya bireysel kahramanlıkların kaydından ibaret olmaması, aksine ümmetin projesinin, değişim metodunun ve yönetim ve devlet deneyiminin olduğu bir tarihi olmasıdır. Dolayısıyla bu tarih, maksatlarından koparılıp siyasi ve şerî anlamlarından soyutlandığı zaman, yeniden canlanma kaynağı olmaktan çıkıp bir uyuşturma aracına dönüşür.
Bu nedenle kişileri kutsallaştırmayan, gerçeklikleri parçalamayan ve dini hayatın, yönetimin ve çatışmanın gerçekliğinden izole etmeyen bilinçli bir okumayla İslam tarihinin parlak tutumlarını yeniden okumaya çalışan bu Ramazan silsilesi ortaya çıkmıştır.
İslam davetinin ilk başlangıcından bu yana yaşanan belirleyici tutumlar, rastgele veya vakıalara yönelik doğaçlama tepkiler şeklinde olmamıştır; aksine tamamen açık Rabbani bir metot çerçevesinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Mekke'deki zayıflık merhalesi, mümin bir cemaatin kurulması, nusret talep etmek, devletin kurulması, ardından düşman güçlerle çatışmanın yönetimi, evet bunların hepsi, tek bir projeyle bağlantılı olan halkalardır.
Bu nedenle Daru'l Erkam, Akabe biati, hicret veya Medine'de devletin kurulması üzerinde düşünürken bunun duygusal bir düşünme değil, aksine anlayış ve istinbattan kaynaklanan bir düşünme olması gerekir; neden inşa akideyle başlamıştır? Neden oluşum tamamlanmadan önce çatışmaya izin verilmemiştir? Neden eksik veya şartlı nusret kabul edilmemiştir? Bir ibadet ve sorumluluk olan yönetim, bir ayrıcalık olmadan nasıl idare edilir?
Bu sorular sadece tarihsel değil, aksine günümüzün gerçekliğiyle ilgili sorulardır.
Bireysel bir din olan İslam ile bir ümmet projesi olan İslam arasında
Ümmetin gerileme dönemlerinde başına gelen en tehlikeli hususlardan biri, İslam'ın, bireysel din alanıyla sınırlandırılması ve yönetim, siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler gibi işlerden ayrı tutulması olmuştur. Bu ayrımla birlikte İslam tarihi, ruhsuz bir şekilde anlatılmaya ve tutumları ise gerçek bağlamından kopuk bir şekilde sunulmaya başlanmıştır.
Bu arada İslam tarihindeki aydınlatıcı tutumlar, bu dinin sadece bireyleri düzeltmek için gelmediğini, aksine toplumları yönlendirmek, devleti kurmak ve adaletin tüm insanlara taşımak için geldiğini ortaya koymaktadır. İlk Müslümanların girmiş olduğu çatışma, sadece ahlaki bir çatışma değil, aksine iki farklı yaşam tarzı arasındaki hadari bir çatışma olmuştur.
Neden Ramazan?
Çünkü Ramazan, hiçbir zaman gerçeklikten uzak bir ay olmamıştır; aksine bir bilinç ve uyanış ayı olmuştur; zira Kur'an, hayatı yönlendirmek için bu ayda indirilmiş, Bedir Savaşı, Mekke'nin fethi ve diğer büyük dönüm noktaları bu ayda gerçekleşmiştir. Bu ayda vaaz tüketiminden uzak bir şekilde ümmeti tarihine yeniden bağlamak, onu metoduna yeniden bağlama çabasıdır.
Bizler, bizzat geçmişi yüceltmeye ya da nostaljiye davet etmiyoruz; aksine tek bir gerçeğin beyan edilmesine davet ediyoruz ki o da şudur; dün İslam ile kalkınan bir ümmetin, bugün de İslam'dan başkasıyla kalkınması imkansızıdır; nitekim ümmetin yaşadığı birikmiş krizler kaçınılmaz bir kader değildir, aksine bu aydınlatıcı tutumları ortaya çıkaran metodun yokluğunun doğal bir sonucudur.
Bu silsilenin sunduğu şeyler nelerdir?
Bu bölümler, İslam tarihinden seçilmiş olan tutumları bir silsile şeklinde okunmasını sunmaktadır ki bunların öne çıkanları şunlardır:
Bu, geçmişi günümüzle bağlayan ve okuyucuyu kendi gerçekliğine ve ümmetine karşı olan fikri ve şerî sorumluluğuyla yüzleştiren sakin bir dille olacaktır.
İslam tarihini yeniden okumak kültürel bir lüks ya da mevsimlik vaaz konusu değildir; aksine kafa karışıklığının olduğu bir zamanda bilinçli olmak için bir zorunluluktur. Zira nasıl kalkındığını anlamayan bir ümmet, neden düştüğünü de anlamayacağı gibi nasıl geri döneceğini de bilemeyecektir.
Bu aydınlatıcı tutumlar, kapanmış sayfalar değildir, aksine görmek, anlamak ve amel etmek isteyen bir kimse için yol göstericilerdir.
Allah'tan, yeryüzünde Allah'ın kelimesini yüceltmek ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ni kurmak için çalışanların yolunda bir aydınlatıcı olmamızı temenni ediyoruz.
Hizb-ut Tahrir Mısır Vilayeti Medya Bürosu
Haber-Yorum
Carlson Röportajı... Siyonizmin Çirkinleşen Yüzü
Haber:
Tucker Carlson'un ABD'nin Yahudi varlığı büyükelçisi Mike Huckabee ile yaptığı son röportaj, Amerika'daki tüm siyasi yelpazede büyük tartışmalara yol açtı.Röportaj 22 Şubat 2026'da yayınlandı ve özellikle Yahudi varlığıyla ilgili olmak üzere Amerikan yetkililerin yabancı çıkarlara sadakatleri hakkında sorular ortaya atıldı. El Cezire'ye göre bu tartışma, Amerikalıların, hükümetlerinin Yahudi varlığıyla olan ilişkisini anlama keyfiyeti konusunda önemli bir dönüm noktası olabilir.
Yorum:
Carlson'ın Yahudi varlığının Amerikan büyükelçisiyle yaptığı röportaj, son günlerde en çok yankı uyandıran bir medya olayı olmuştur; zira bu yankı, sadece skandal niteliğindeki röportajın içeriği ve büyükelçinin kendini küçük düşüren ve Yahudi varlığını savunmak yerine ona daha fazla zarar veren aptalca savunmasından kaynaklanmıştır. Bu ise sadece küstahlık ve saygısızlık düzeyinde değil, aynı zamanda Yahudilerin komşu ülkenin toprakları üzerindeki dini ve Tevrat'a dayalı haklarına dayanarak açıkladıkları mugalatalar, yalanlar ve utanç verici aşırıcı açıklamaların boyutu da dikkat çekiciydi.
Uluslararası basının da yer verdiği röportajdaki şok etkisi, bizzat Amerika'da ve özellikle de gazeteci Carlson'ın mensubu olduğu sağ kanattan gelen tepkilerden kaynaklanmıştır; zira kendisi Trump ve MAGA hareketinin destekçisidir.
Bu röportaj, Yahudi varlığının küresel çapta reddedilmesi ve Gazze savaşındaki suçları nedeniyle içine düştüğü tecrit durumuyla gergin bir atmosferde gerçekleşmiştir.Trump'ın Gazze'de barış ve savaşı sona erdirme planı, bu durumu hafifletmeye yeni başlamışken, Epstein dosyaları ortaya çıkmış ve medyada Yahudi varlığı ve Mossad'ın isimleri Epstein dosyaları ile ilişkilendirilmiştir. Tüm bunlar, Amerika'da bu varlıkla olan ilişkinin doğası hakkında büyük bir sorgulama ve hatta kızgınlık halinin yaşandığı içsel bir Amerikan tartışmasının tam ortasında gerçekleşmiş olup ardından da bu röportaj gelmiştir.
Hoşnutsuzluk, sorgulama ve yeniden değerlendirme hali, Amerika'daki toplumun geniş kesimlerine kadar uzanmış olup en önemlisi, her zaman Yahudi varlığıyla olan ilişkinin sağlam temeli olarak kabul edilen sağcı kesimi, yani sadece Demokratları değil, Cumhuriyetçi Parti kitlesini de derinden etkilemiş olmasıdır.Örneğin yukarıda bahsedilen röportajın ardından gelen yaygın tepkiler ve Amerikan sokaklarındaki genel sorular arasında "Amerikan hükümeti yozlaşmış durumda", "Amerikan büyükelçisi Amerikan rozeti takan bir İsrail sözcüsü", "Amerika'ya şantaj yapılıyor", "bu iğrenç bir durum ve politikacılarımız yozlaşmışlar", "Amerika nihayet uyanmaya başladı" gibi ifadelerin yanı sıra AIPAC'ın yasaklanması ve benzerleri gibi talepler de yer alıyordu.
Bu röportajın Amerika'daki sismik etkisinin bir diğer göstergesi de panik hali ve Newsmax gibi muhafazakar sağcı medya kuruluşlarının ve kanallarının harekete geçmesidir. Zira Newsmax, Amerika'daki Hristiyanların, Yahudiliğin Batı medeniyetinin temeli olduğunu kabul etmelerini talep eden bir açıklama yayınlamış ve Yahudiliğin çökmesi durumunda Hristiyanlığın da onunla birlikte çökeceği konusunda uyarıda bulunmuştur.
Siyonizm’in şu anda yüzü çirkinleştiği gibi onunla birlikte olan, onu destekleyen ve arkasında duran herkesin de yüzü çirkinleşmiştir. İronik olan ise, programlanmış medya aracılığıyla on yıllar boyunca uydurulan sahte imajı, şimdi aynı medya makineleri tarafından ifşa edilip sahteliği ortaya çıkarılmaktadır. Nitekim büyük güçlerin Yahudi varlığına verdiği şeytani destek, Batılı hükümetleri kendi halkları nezdinde zor durumda bırakmıştır. Zira bu aşağılık varlık, onun yanında ve arkasında duran, onu destekleyen ve ona sponsor olan herkes için bir lanet ve iğrençlik haline gelmiştir.
Bununla bağlantılı olarak Axios haber sitesinin ortaya çıkardığı şu bilgiyi de belirtmekte fayda vardır: Demokrat Parti liderliği, 2024 ABD başkanlık seçimlerindeki yenilginin nedenlerini belirlemek için “Demokrat Ulusal Komitesine” iç inceleme yapma görevi vermişti. Axios tarafından açıklanana kadar gizli tutulan ayrıntılı raporun sonucu, Biden yönetiminin Yahudi varlığına verdiği desteğin Kamala Harris'in seçimlerde çok sayıda oy kaybetmesine neden olduğu ve bunun nedenlerinden birinin de "soykırım savaşı konusundaki tutum nedeniyle 18-29 yaş arası genç nesillerden destek kaybı" olduğu yönündeydi.
Sadece Arap ülkeleri bölünmüşlük, ilgisizlik ve aşağılanma yaşıyor. Zira Yahudi varlığının politikacılarının Ürdün, Mısır, Suriye, Irak, Suudi Arabistan ve Lübnan topraklarındaki emellerine ilişkin açıklamalarına rağmen, saldırgan eylemlerinin ve arbedelerinin sözlerinden önce gelmesine rağmen, büyükelçisinin açıklamaları da dahil olmak üzere Amerika'nın bu varlığa verdiği desteğe ve kibrine rağmen bu rejimlerin tutumu, birkaç gün önce Trump'ın Barış Kurulu konusunda olduğu gibi, hala dalkavukluk, boyun eğme ve kölelikten ibaret olupYahudi varlığının ülkelerine yönelik emelleriyle onları açıkça ve gece gündüz tehdit etmesine karşı korkak bir tavır sergiliyorlar ve tahtlarından korkarak onun karşısında tir tir titriyorlar; ama bu durumlarının kendi yıkımlarının nedenlerinden biri olacağını hiç düşünmüyorlar. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٌ فَعَسَى اللهُ أَن يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِ فَيُصْبِحُواْ عَلَى مَا أَسَرُّواْ فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ “Kalplerinde hastalık bulunanların “Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların dostluklarını kazanmaya çalıştıklarını görürsün. Umulur ki Allah müminlere katından bir fetih veya bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.” [Maide 52]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman El-Ledavi
Haber-Yorum
Batı Ahlakı, Halkı İçin, Cahiliye Dönemindeki İnsanların Yediği Hurma Putlarından Daha Az Önemli Hale Gelmiştir
Haber:
ABD hükümeti, Anthropic'in yapay zeka teknolojilerini sınırsız askeri kullanım için açmaması halinde, şirketle imzalanan askeri sözleşmeleri feshetmekle tehdit ediyor.
Şirketin CEO'su Dario Amodei, hükümetin yapay zekayı kontrolsüz bir şekilde kullanmasının etik açıdan sakıncalı olduğunu, özellikle de tamamen otonom silahlı insansız hava araçları ve muhalifleri takip edebilen yapay zeka destekli kitlesel gözetim sistemlerinin risklerini defalarca dile getirmiştir.
Raporlara göre, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth Salı günü, şirketin bu şartlara uymaması halinde 200 milyon Dolarlık (167 milyon avro) sözleşmeyi feshedeceğini ve şirketi “tedarik zinciri riski” olarak sınıflandıracağını söyledi. (Euronews Arabic)
Yorum:
Batı, on yıllar boyunca ahlak ve değerler hakkındaki konuşmalarıyla dünyanın kafasını patlatmış, bu konular hakkında timsah gözyaşları dökmüş ve bunları korumak bahanesiyle ülkeler, yöneticiler ve halklarla savaşmıştır. Sonra bir anda bu ahlaklar değersiz ve önemsiz bir hale gelmiştir; hatta durum, özgürlük, demokrasi ve sözde ahlak ülkesi ABD'nin Savaş Bakanı'nın, hükümetinin planıyla işbirliği yapmayı reddeden bir şirkete kamu yaptırımları uygulayacağı tehdidinde bulunmasına kadar ulaşmıştır.
Gerçek şu ki Batılı liderler ve karar vericiler arasında etik ve değerlerin eksikliği, yeni bir durum olmadığı gibi şaşırtıcı da değildir. Aksine yeni olan şey, bu sefer bunların aleni bir hale gelmiş olmasıdır çünkü Trump liderliğindeki mevcut ABD yönetimi her şeyi, diplomasi veya laf kalabalığına başvurmadan açık ve net bir şekilde ele almaktadır. Zira mevcut ABD yönetimi, gizlediği şeyleri açığa vurmakta ve aklından geçenleri tam bir açıklık ve pervasızlıkla ifade etmektedir. Özellikle demokratlar olmak üzere daha önceki yönetimler ise içlerindeki gizlediklerinin ve sakladıklarının tam tersini göstererek gerçek doğasını ortaya koyuyorlardı.
Bu sefer Batı için daha da şok edici olan şey, bunun sadece diğer ülkelerin halklarının veya Müslümanların değil, kendi halklarını da etkileyecek olmasıdır; zira Batı, bir asırdan fazla süredir Müslümanlara karşı acımasız ve insanlık dışı bir savaş yürütüyor. Nitekim Bagram, Guantanamo ve Ebu Gureyb hapishaneleri ile Irak, Afganistan ve Gazze'deki savaşlar bunun kanıtıdır. Ayrıca raporlar, Batı'nın ve askerlerinin Müslümanlara ve esirlerine karşı uyguladığı vahşi yöntemleri ve işlediği suçları defalarca ortaya koymuştur.
Amerika'da Demokratlar, teknoloji devleri ve Silikon Vadisi ile Cumhuriyetçiler, silah ve petrol devleri arasında devam eden anlaşmazlık olmasaydı, bu anlaşmazlığı asla işitmeyecek veya bilmiyor olacaktık; zira onların hepsi değerlere ve ahlaka kendi çıkarlarına göre bağlı kalmaktadırlar. Yani onlar, hurmalardan kendi elleriyle tanrılar yapıp sonra da acıktıklarında onları yiyen cahiliye dönemindeki insanlar gibidirler. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلَـكِنَّهُ أَخْلَدَ إِلَى الأَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَث ذَّلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ “Dileseydik onu bununla yükseltirdik. Fakat o yere saplandı, hevasına uydu. Onun durumu, üzerine varsan da dilini sarkıtıp soluyan, varmasan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan halkın durumu böyledir. Sen bu kıssayı anlat, belki öğüt alırlar.” [Araf 176]
Yüce değerler ve ahlaka gelince; bunlar asıl olarak İslam'da vardır ve İslam bunlara yönelik sabit şerî hükümler koymuştur; işte Müslümanlar ve onların halefleri bunlara, çıkar veya menfaat güdüsüyle değil, takva ve Allah'a yakınlaşma dürtüsüyle sıkı sıkıya bağlı kalırlar; böylece bir gerileme veya kafa karışıklığı yaşanmaz.
Bu, bir yönetim ve yaşam modeli olarak İslam'a özlem duymamıza sevk eden yüzlerce, hatta binlerce nedenlerden sadece biridir; çünkü İslam, insanları kendi arzularına ve çıkarlarına tapmaktan kurtarıp kullara merhamet edilmesini ve onların durumlarının ıslah edilmesini isteyen Allah’a tapmaya kavuşturur. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ “Biz seni ancak âlemlere rahmet olsun diye gönderdik.” [Enbiya 107] Allah'ım, biz ve dünya için, bizi ve dünyayı kapitalizmin sefaletinden kurtaracak Raşid bir Hilafet hazırla.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Halil Abdurrahman
El-Raye Gazetesi Sayı 588 Öne Çıkanlar
Daha fazla bilgi için TIKLAYINIZ
Çarşamba, 8 Ramazan 1447 H. | 25 Şubat 2026 M.