İran’ın, ABD’nin Vahşi Saldırısına Karşı Gösterdiği Direnişin ve Onu Durdurmasının Delaletleri
Tiran Trump ve beslemesi Netanyahu, 28/2/2026 tarihinde İran'a karşı vahşi bir savaş başlattı; bu savaşın amacı, İran'ı Amerika’nın yörüngesinde dönme çemberinden çıkarıp tabi ve ajanlık çemberine sokmaktır ki böylece Amerika İran'ın kararları üzerinde hakimiyet kurabilsin, onun servetlerini, petrolünü ve gazının yanı sıra dünyanın en önemli su yollarından biri sayılan Hürmüz Boğazı'nı kontrol edebilsin; nitekim Uluslararası Enerji Ajansı, 2024 yılında Hürmüz Boğazı'ndan günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrol, kondensat ve petrol ürünlerinin geçtiğini, bunun da küresel petrol tüketiminin beşte birine eşdeğer olduğunu belirttiği gibi 2025 yılında ise Hürmüz Boğazı'ndan yaklaşık 110 milyar metreküp sıvılaştırılmış gaz geçtiğini, bunun da dünya sıvılaştırılmış gaz ticaretinin yaklaşık %20'sine denk geldiğini belirtmiştir.
Tiran Trump’ın davranışlarında, kibir, küstahlık ve gurur hakimdi; bu yüzden İran’daki rejimi devirmek için dört gün süre belirledi ve ilk şokun, yani tabiilik dairesinde hareket etmeyi reddeden üst düzey liderlerin öldürülmesinden hemen sonra iktidarın dizginlerini ele geçirmek için rejimin bazı liderleriyle koordinasyon sağlamıştı. Ancak Trump’ın umutları suya düştü; zira İran ilk şoku atlatmış ve Devrim Muhafızları durumu kontrol altına almıştır; hatta İran'ın dayanıklılığı ve alışılmadık bir şiddetle ve dikkat çekici bir cesaretle füze ve insansız hava araçları fırlatması ve saldırıların Yahudi varlığı ile Körfez ve bölgedeki Amerikan üslerine odaklanması Trump ve Yahudi varlığını şaşkına çevirdi; bunun üzerine Trump, İran'da yönetimi üstlenmelerini umduğu bazı kişilerin kasıtsız olarak öldürüldüklerini söyledi.
Akıl sahibi herkes için ortaya çıkmıştır ki, Trump ve Yahudi varlığının hesapları yanlış çıkmıştır; zira İran’daki birinci kademe liderliği hedef alan ve aynı şekilde nükleer tesisleri ile füze üretim ve fırlatma merkezlerini vuran büyük ani saldırı, Venezuela’da olduğu gibi ikinci kademe liderliğin Amerika’nın şartlarına teslim olmasına yol açmamıştır; çünkü Amerikan güçleri, Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu kaçırdığında, başkan yardımcısı ve onunla birlikte olanlar ABD'ye teslim olmuştu. İran'da ise başlarında İran'ın fiili yöneticisi Dini Lider Ali Hamaney olmak üzere ABD'nin üst düzey liderlerini öldürmesi, rejimin ABD'nin şartlarına boyun eğmesine yol açmamıştır. Hatta Amerika'nın savaş bakanı Hegseth 10/3/2026'da, “Onların tam olarak bu tepkiyi vereceklerini beklediğimizi söyleyemem” demişti.
Bu nedenle Amerika, Pakistan rejimine, savaşı durdurması için çalışması ve taraflar arasında müzakereleri yürütmesi talimatı verdi. Nitekim Trump, İran'a karşı savaşı durdurmak için aşağıdaki şartları içeren bir plan hazırladı:
1- Birikmiş nükleer kapasitenin tamamen ortadan kaldırılması.
2- Nükleer silah edinme girişiminde bulunmamayı taahhüt etmesi.
3- İran topraklarında uranyum zenginleştirmenin durdurulması.
4- Tüm zenginleştirilmiş maddelerin yakın bir zaman çizelgesi içinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na teslim edilmesi.
5- Natanz, İsfahan ve Fordow gibi nükleer tesislerin hizmet dışı bırakılması ve imha edilmesi.
6- İran içindeki tüm bilgilerin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na sunulması.
7- İran'ın vekil güçler doktrininden vazgeçmesi.
8- Bölgedeki müttefiklerine yönelik mali ve askeri desteğin durdurulması.
9- Hürmüz Boğazı’nın herkes için açık ve serbest bir deniz geçidi olarak kalması.
10- Füze meselesi daha sonra ele alınacak; dolayısıyla sayı ve menzil açısından kısıtlamalar dayatılabilir ve bunların kullanılması sadece meşru savunma ile sınırlandırılabilir. (El Arabi El Cedid, 25/3/2026).
Ancak uluslararası basın, bu plan hakkında bunların teslimiyet şartları olduğunu yazdı. Örneğin Doha Enstitüsü 26/3/2026 tarihinde şunları yazmıştır: “Trump yönetiminin Pakistan aracılığıyla ortaya koyduğu plan aslında bir teslimiyet belgesi mesabesindedir.” Ancak İran, bu planı resmî televizyonda reddetmiş olup bu, onun tabi bir devlete dönüşmeyi reddettiği anlamına gelmektedir; nitekim bunun karşılığında İran, beş maddeden oluşan kendi planını sunmuştur:
1- İranlı yetkilileri hedef alan suikastların durdurulması.
2- Ülkeye karşı yeni bir savaş açılmayacağına dair garantilerin verilmesi.
3- Savaş tazminatlarının ödenmesi
4- Düşmanlık eylemlerinin sonlandırılması.
5- İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tanınması.
Bu maddeler, nükleer ve füze silahlarına değinmemiş olmasına rağmen Trump planının maddeleriyle çelişmektedir.
Savaşın iki hafta süreyle durdurulmasına ve 10/4/2026 Cuma günü Pakistan’da müzakerelerin başlamasına rağmen ancak her taraf, medya aracılığıyla kendi şartlarının ve müzakerelerin devam etmesinin karşı tarafın kendi şartlarını kabul etmesine bağlı olduğunun propagandasını yapmaktadır; ancak önümüzdeki günler gerçekleri ortaya çıkaracaktır; zira güneş balçıkla sıvanmaz.
Amerika'nın savaş yoluyla istediklerini gerçekleştirmede başarısız olması, müzakerelere yönelmesi ve İran'ın onun küstahlığı ve zorbalığı karşısında direnmesinin delaletlerinden bazıları şunlardır:
Birincisi: Amerika'nın kağıttan bir kaplan olduğu
Amerika şüphesiz dünyanın birinci devleti ve uluslararası konumda benzersiz bir ülke olup ondaki büyüklük ve kibir, ülkelerin sorunlarını kendi arzuları ve çıkarlarına göre tek başına çözme noktasına kadar ulaşmıştır; zira geçen yıl Hindistan ile Pakistan arasında alevlenen savaşı durdurmuş ve aynı şekilde 30 yılı aşkın bir geçmişi olan Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunu çözmüş; hatta veto hakkı çatışmasına girmeden istediği kararları tek başına alabilmesi için Birleşmiş Milletler'e alternatif olarak Gazze'de Barış Kurulu'nu oluşturmuştur.
Ayrıca Amerika, dünyanın jandarmalığını temsil etmekte olup Âd kavminin “Bizden daha kuvvetli kim vardır?” dediği gibi demiştir; bakın işte o, iktidarda kalmalarını istemediği yöneticileri kaldırıp atmakta ve onları askerî darbeler yoluyla değiştirmektedir; hatta Latin Amerika ülkelerinde bile; zira Brezilya, Arjantin, Panama, Şili ve Honduras’ta onlarca yıl boyunca askeri darbeleri desteklemiş ve bunların sonuncusu da Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması olmuştur. Ayrıca Latin Amerika’daki silahlı grupları da on yıllardır desteklemiş ve bunun sonucunda yüz binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Sonra Trump, küstahça ve kibirli bir şekilde İran’daki rejimi dört gün içinde devireceğini söyledi ama kırk gün içinde bile bunu başaramadı! Nitekim Amerika’nın yüzsuyunu korumak ve prestijini düşürmemek için, İran’ı hedef almaktan başka hiçbir şey kalmadığını söyleyerek zafer kazandığı yalanıyla müzakerelere gitmiştir.
Amerika kâğıttan bir kaplan olup, Allah’ın izniyle onu kendi topraklarına kadar kovacak gelmekte olan Hilafet ordularının karşısında duramayacaktır.
İkincisi: İslam ümmeti yenilmez bir güce sahiptir
İslam ümmeti, kendisini diğer tüm milletlerden benzersiz kılan ve onu tüm milletlerden çok daha güçlü kılan iman silahına sahiptir; ayrıca İslam ümmeti, uçsuz bucaksız geniş topraklara, muazzam nüfus yoğunluğuna, seçkin coğrafi konuma, önemli boğazlara ve koylara sahip olup büyük petrol, gaz ve nadir madenler serveti üzerinde yatmaktadır. Eğer İslam ümmetinin muhlis bir liderliği olsaydı Amerika ve müttefiklerini hezimete uğratabilecek büyük ordulara sahiptir. Müslüman ordularına hızla bakıldığında, onların dünyanın birinci gücü olacağı açığa çıkacaktır; çünkü 4 milyondan fazla piyade ve 3 milyondan fazla yedek askere sahiptir; ayrıca ellerinde 23 binden fazla tank, 76 binden fazla zırhlı araç, 12.600'den fazla füze rampası, 2.000'den fazla gemi, 75'ten fazla denizaltı ve 8.700'den fazla uçak bulunmaktadır... İşte tüm bu nitelikler, Amerika ve onunla birlikte duranların, Hilafet Devleti'nin liderlik ettiği en büyük ümmet karşısında birkaç gün dahi dayanamayacağını göstermektedir.
Üçüncüsü: İran direnişiyle Amerika’nın saldırganlığını durdurdu ancak onu bölgeden püskürtmeyi başaramayacaktır
İran, Amerika karşısında kırk gün boyunca direnmiş olup bu, İslam ümmetinin gücünü göstermektedir; ayrıca İran, yaşam biçimi olarak İslam’ı benimsemediği ve kendisini yöneten laik cumhuriyet sistemini kaldırmadığı sürece Amerika’yı bölgeden püskürtemeyecektir.
Dördüncüsü: İran, Yahudilerle kara savaşına girerse Filistin'i kurtarabilir
Filistin’i kurtaracak olan savaş, kara savaşıdır; eğer İran ordusu karadan hareket ederse Yahudi varlığını yenebilecek güçtedir ancak bunu yapmamıştır; Amerika ile savaşı ise varoluşsal bir savaş olduğundan, onu müzakerelere zorlayana kadar ona karşı direnmektedir.
Beşincisi: Batı safında çatlaklar oluşmuş olup çökebilir
Yozlaşmış kapitalist ideoloji ve Amerika’nın çıkarcı politikası, Batı safında bir çatlak oluşturmuştur; zira Rus-Ukrayna savaşı alevlendiğinde Amerika ve Avrupa, Ukrayna’yı desteklemek için tek bir saf oluşturmuştu; ancak çıkarcı yaklaşımın aralarında yarattığı ve derinleştirdiği anlaşmazlıklar ortaya çıkınca bölünme ve çatlaklar ortaya çıkmıştır; bu ise Amerika’nın İran’a karşı savaşında açıkça ortaya çıkmıştır.
Altıncısı: Gelmekte olan Hilafet, Amerika ve müttefiklerini yenilgiye uğratacak ve işgal altındaki ülkeleri kurtaracaktır
Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın, Müslüman ülkelerde şeriatının uygulanmasına yardım edeceği Hilafete Allah, tüm düşmanlarına karşı yardım edecek, Hilafet büyük ordularını harekete geçirecek, Amerika ve müttefiklerini hezimete uğratacak, Filistin’i ve kardeşlerini kurtaracak, Müslümanların kalkınmasını yeniden sağlayacak ve Amerika’yı ve müttefiklerini, eğer geriye bir yurtları kalırsa kendi yurtlarına geri gönderecek, dünyanın liderliğini teslim alacak ve İslam'ı, davet ve cihad yoluyla bir nur ve hidayet risaleti olarak dünyaya taşıyacaktır.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şaif Salih – Yemen