El-Vai Dergisi Sayı 477 Öne Çıkanlar
- Kategori Video
- |
بدأ الإسلام غريباً... فطوبى للغرباء
“İslam Garip Bir Halde Başladı… Ne Mutlu O Gariplere”
Mefhumların birbirine karıştığı, gerçeklerin çarpıtıldığı, zihinleri kısıtlayan ve basiretleri saptıran sahte ikiliklerin insanlara dayatıldığı bir zamanda, hakkın nidası yeniden yükseliyor; eski ama yenilenen bir nida, gariplerin nidası; Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: بَدَأَ الْإِسْلَامُ غَرِيباً وَسَيَعُودُ غَرِيباً كَمَا بَدَأَ فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ “İslam garip bir halde başladı ve yine garip bir hale dönecektir. Ne mutlu o gariplere.” [Müslim]
Garip olmak, bir zayıflık, bir inziva ya da bir yenilgi değildir; aksine ender olduklarında hak ehlinin sıfatı ve insanlar değiştiğinde sadıkların sebatıdır. Dolayısıyla bu, yolun garipliği değil, metodun garipliğidir ve acizliğin garipliği değil, bağlılığın garipliğidir.
Bu din garip bir şekilde başlamıştır; zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu dinle tüm ümmete karşı koyduğunda, onunla birlikte Hatice binti Huveylid, Ebu Bekir Sıddık, Ali ibn Ebu Talib ve Zeyd bin Harise gibi ilklerden mübarek bir grup vardı; sayıları azdı ama imanları büyüktü ve fitnelerin sarsamayacağı şekilde hak üzere sabitti.
Sonra zulüm şiddetlendi; bunun üzerine müminler, Cafer bin Ebu Talib'in liderliğinde ailelerini ve yurtlarını terk ederek dinleriyle birlikte Habeşistan'a hicret ettiler ve Kureyş'in zulmünden akideleriyle birlikte kaçtılar. Hicret, gerçeklikten bir kaçış değildi, aksine ideoloji üzerinde sebat etmek ve Allah yolunda fedakârlıktı.
Sonra Medine oldu; Ensar davete kucak açtı ve Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e yardım ettiler; böylece İslam toplumu ayağa kalktı ve İslam’ın risaletini bir nur olarak dünyaya taşımak için harekete geçti ve bu toplum, Allah bu dini üstün kılıncaya kadar pazarlığı bilmedi ve yamalı çözümlere razı olmadı. İşte burada Allah’ın şu değişmez sünneti tecelli etti: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7]
Bugün gariplik, yeniden geri döndü; ancak bu, coğrafi bir gariplik değildir; aksine tahrifatın ve sapkınlığın dalgalandığı bir dünyada, İslam'a Allah’ın indirdiği gibi sımsıkı sarılmaktaki bir garipliktir. Müslümanlar için, şu ya da bu kamp ve şu ya da bu batıl gibi sahte seçenekler ortaya atılıyor; dahası onların bazıları, sanki hak yokmuş ya da İslam'ın bir cevabı yokmuş gibi, seni iki tiranın arasına sıkıştırmaya çalışıyorlar! Bunlar, ümmeti kendi yolundan ve onu gerçek projesiyle meşgul olmaktan uzaklaştırmak için kurulan tuzaktan başka bir şey değildir.
İslam'ın yolu, iki batıl arasındaki bir seçim ya da çıkarları için çatışan taraflardan birinin yanında yer almak değildir; aksine İslam'ın yolu, Kureyş ile pazarlık etmeyen, Kisra'nın gücüne boyun eğmeyen, aksine Allah'ın yardımı gelinceye kadar O'nun emri üzerine sebat eden Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in izlediği bağımsız, açık ve sağlam bir yoldur. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: كُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ “Doğrularla beraber olun.” [Tevbe 119] Kurtuluş, eriyip gitmekte, renk değiştirmekte ya da yozlaşmış gerçekliğe ayak uydurmakta değildir; aksine hak üzere sebat etmekte ve insanların yozlaştırdığı şeyleri ıslah etmek için çalışmaktadır.
Ey garipler: Sizler yenilgiye uğramış bir azınlık değilsiniz; aksine sizler, bu dinin garip olduğu gün onu taşıyan, sabreden ve sebat eden, Allah'ın da kendilerine yardım edip iktidar verdiği kimselersiniz; ayrıca sizler, insanlar yozlaştırdığında ıslah eden, dengeler bozulduğunda sebat eden ve ağırlaştığında hakkı taşıyan kimselersiniz. Sakın çokluğa aldanmayın, gürültüler sizi korkutmasın ve batıl süslemelere de kanmayın; zira güzel akıbet muttakilerindir. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55] Bu, asla dönülmeyecek olan bir vaattir ancak onun bir yolu vardır; samimi bir iman, muhlis bir çalışma ve sarsılmaz bir kararlılık.
O halde sabredin; çünkü gariplik, bir son değil bir merhaledir. Sabredin; çünkü karanlığın rahminden şafak doğacaktır. Bu yüzden bu dini, saf, temiz, kusursuz ve hevanın tahakkümü olmadan ilk kez taşındığı gibi taşıyın.
Bugünkü gariplik, yarın iktidar olacaktır Allah’ın izniyle; لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَاباً فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ “Andolsun ki size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Akıl etmiyor musunuz?” [Enbiya 10]
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Baha El- Hüseynî – Irak
Haber-Yorum
Caparov'un Kremlin'e Yaptığı Acil Ziyareti
Haber:
Cumhurbaşkanlığı basın servisinin bildirdiğine göre, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov Perşembe günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü.
Görüşme sırasında Putin, Bişkek'e yaptığı son ziyaretinin son derece verimli geçtiğini belirtti. Ve şöyle dedi: “O zaman çok etkili bir şekilde çalıştık. Tüm anlaşmalarımızın uygulandığını, her iki taraftan ekiplerimizin aktif ve yoğun bir şekilde çalıştığını vurgulamak isterim. Bu çalışmanın sonuçları vardır ve bunlar Kırgızistan’daki ekonomik büyüme oranlarına yansımaktadır. Bugünkü çalışma ziyaretinizin de ilişkilerimizin geliştirilmesine katkı sağlamasını umuyorum.”
Öte yandan Caparov, iki ülkeyi tarihî dostluk bağlarının birleştirdiğini ve Rusya’nın Kırgızistan için stratejik ortak ve ana müttefik olmaya devam edeceğini vurguladı.
Yorum:
Caparov’un Kremlin’e yaptığı acil çalışma ziyareti önceden duyurulmamıştı. Bu ziyaret, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya karşı Kırgızistan’ı da kapsayan yeni bir yaptırım paketini kabul etmesiyle aynı zamana denk gelmiştir. Brüksel’in değerlendirmesine göre Kırgızistan, yaptırımlara tabi malların Rusya’ya yeniden ihracatı için istikrarlı kanallardan biri haline gelmiştir.
Bilindiği üzere Putin’in Kırgızistan’a gerçekleştirdiği resmi ziyaret çerçevesinde, yaptırımları aşmaya yönelik mekanizmalar konusunda anlaşmalara varılmıştı. Bu çerçevede Kırgızistan’ın kendi kripto parasını çıkarması ve bu parayı, yaptırımlara tabi malların Rusya’ya satışı sırasında para transferi işlemlerinde kullanması planlanmaktaydı. Bunun nedeni kripto paraların genellikle kimliği gizli işlemlerde kullanılması olup bu da çalışmada gizli kalmak isteyenlere fırsatlar sunmaktadır.
Uluslararası Financial Times gazetesi tarafından yürütülen bir soruşturmaya göre, Kırgızistan topraklarında organize edilmiş bir ticaret platformu, bu yılın ilk dört ayında Rubleye bağlı dijital varlıklarda 9 milyar 300 milyon Dolar değerinde işlem gerçekleştirmiştir. Ayrıca Rusya'nın, Kuzey Kore ve İran ile olan ticari ilişkilerinde yaptırımları aşmak için kripto para birimlerini kullandığı da bilinmektedir.
Buna göre Caparov’un ziyaretinin, Rusya ile üzerinde anlaşmaya varılan mekanizmaları koruma yollarını görüşmek ve bunları Avrupa Birliği’nin dayattığı yaptırımların etkilerinden korumak amacıyla gerçekleşmiş olması oldukça muhtemeldir. Putin’in de görüşme sırasında ima ettiği şey budur.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Nureddin Asanaliyev
Haber-Yorum
Fransa'da Çocukların Babalarından Alınması, Gerçekten Çocukların Yararına Mı Hizmet Ediyor?!
Haber:
Fransız yetkililer, 2023’ten beri Gazze’deki savaştan kurtulan 3 Filistinli çocuğu, şiddete maruz kaldıkları iddiasıyla babalarının ve dedelerinin kucağından almakta ve son zamanlarda Gazze’deki annelerinin onlarla görüntülü iletişim kurmasını engellemektedir!!
Anne Ragade eş-Şeyh, son günlerde çocuklarıyla iletişiminin bozulmasından dolayı yaşadığı acılar için feryat etmektedir; nitekim kendisi medya açıklamalarında, onlarla yaptığı son görüntülü görüşmede, Arapça dillerini kaybetmeye başlamalarının ardından bir tercümandan yardım almak zorunda kaldığını ve daha sonra onlarla doğrudan iletişim kurmasının engellendiğini ifade etmiştir!!
Yorum:
Zaman zaman bize, Fransız yetkililerinin Müslüman çocukları alıp şiddete maruz kaldıkları veya kötü bakıldıkları gerekçesiyle onları uzman bakım evlerine ya da gayrimüslim başka ailelere yerleştirdiğine dair benzer haberler ulaşmaktadır, bu durum, çoğu zaman haksız yere ciğerparelerinden mahrum bırakılan birçok ailenin trajedisini gündeme taşımakta ve ailelerinden uzaklaştırılarak türlü işkenceler çeken çocukların acılarını da gözler önüne sermektedir!!
Bir dedenin daha önce belirttiği gibi; mahkemede, kararın üzerine dayandırılabilmesi için, çocukların herhangi bir tür fiziksel zarara maruz kaldığını kanıtlayan hiçbir tıbbi ya da okul raporu sunulmamıştır; sadece delil eklenmemiş bir ihbar vardır ve buna rağmen hâkim, uzaklaştırmanın sürdürülmesine karar vermiştir!!
İster bakım evlerinde ister evlat edinen ailelerin yanında olsun, uzaklaştırılan çocukların yaşadığı acıları ve onların kötü muamele, aç bırakılma, dayak ve hatta cinsel saldırılara maruz kaldıklarını anlatan daha birçok hikayeler vardır; bu da Fransız yetkililerin kararının, gerçekten çocukların yararına ve onları korumak için olup olmadığı konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır!!
Bu Filistinli ailenin durumunda, eğer çocukların babaları ve dedeleri tarafından şiddete maruz kaldıkları varsayılıyorsa, o zaman Gazze’de mahsur kalan annelerinin onlara katılıp onlara bizzat bakabilmeleri için prosedürlerin kolaylaştırılması çocukların yararına olmaz mıydı?! Peki çocukların anneleriyle ilişkilerini kesmek, kendi dillerinde konuşmalarını engellemek ve onları köklerinden koparmak için onlara Batı mefhumlarını aşılamak, gerçekten çocukların yararına mıdır?!
Kızların başörtüsü takması veya namaz kılması nedeniyle ve başka ailelerin ise çocuklarının okulda helal ve haram hakkında konuşmaları nedeniyle aşırılık iddiasıyla ailelerinden uzaklaştırıldıklarını, bir başka olayda ise çocukların haftada sadece bir kez banyo yapması nedeniyle kötü bakım iddiasını kanıtlamak için soruşturma açıldığını, bunun dışında sadece bir öğretmenin ihbarı, komşuların bildirimi veya sosyal hizmet görevlilerinin müdahalesine dayanarak çocukları ailelerinden almak için gerçek bir zararın olup olmadığını fiilen doğrulamadan açılan birçok davalar işittik; bu da ebeveynleri hayatta olmasına rağmen yetim kalmaya zorlanan masum çocukların kurban olduğu birçok trajediyle sonuçlanmaktadır!!
Bu tür olaylarla ilgili resmi istatistikler bulunmamasına rağmen Müslüman topluluk, her olayda büyük bir üzüntüyle bunları aktarmakta, bu olayların sıklığının arttığını hissetmekte ve Müslüman çocukları ilgilendiren bu tür meselelerde ırkçılık yapıldığını düşünmektedir!!
Şikâyetimiz Allah’a olup O’ndan, Müslümanların çocuklarını korumasını ve onları güzel bir şekilde yetiştirmesini niyaz ediyoruz.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Minnetullah Tahir
El-Raye Gazetesi
ABD'nin Bir Anlaşmanın Sağlanmasına Yönelik Hırsı İle İran'ın Kaçınması Arasında
Üstad Esad Mansur’un Kaleminden
ABD Başkanı Trump'ın, İran ile bir anlaşmanın sağlanması konusunda çok hırslı olduğu görünmektedir; zira bunun gerçekleşmesi girişimi kapsamında ülkesindeki en üst düzey ikinci kişi olan yardımcısı Vance’i 11/4/2026 tarihinde Pakistan’a gönderdi ancak başarılı olamadı. Ayrıca onu, 21/4/2026 tarihinde ikinci turun yapılması için göndereceğini açıkladı ancak İran bu turun yapılmasını reddetmiş ve bu da boşa gitmiştir. Yine 25/4/2026 tarihinde elçisi Witkoff ile damadı Kushner'ı Pakistan'a göndereceğini açıkladı ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin oradan ayrılmasının ardından ziyaretlerini iptal etti.
İran, Amerika heyetiyle görüşmeye hazır olduğunu açıklamadı; zira Dışişleri Bakanlığı şunu açıkladı: “Bakan Abbas Arakçi Pakistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir ile görüştü; onunla ateşkes, savaşın sona erdirilmesiyle ilgili gelişmeleri ve bölgede barış ve istikrarı güçlendirmenin yollarını ele aldı ve Tahran’ın tutumlarını ve değerlendirmelerini Pakistan tarafına iletti.”
Reuters, Pakistanlı bir kaynaktan şu sözleri aktardı: “Arakçi, İran'ın taleplerini ve ABD’nin taleplerine ilişkin çekincelerini sundu; İran ile ABD arasında İslamabad'da herhangi bir toplantı yapılmasına yönelik bir plan bulunmuyor.” Fars Haber Ajansı, İran Ulusal Güvenlik Konseyi'nin “ABD ile müzakereler yok” dediğini aktardı.
Arakçi Umman'a giderek İran'ın görüşmeleri Pakistan'dan Umman'a taşımak istediğini belirtti; zira Umman, 28/2/2026'da ABD ve Yahudi varlığının İran'a yönelik saldırısından önceki turlarda olduğu gibi İran'a baskılar uygulamadığı ortaya çıktığı gibi sanki tarafsız bir arabulucu gibi görünmektedir. Aynı durum daha önce de yaşanmıştı; zira 2015 yılında anlaşma imzalanana kadar ABD heyeti, İran heyeti ile Umman'da görüşmüştü. İran, Umman'ın Hürmüz Boğazı ile ilgili müzakerelere katılmasını ve onun kendi tarafında olmasını istemektedir. Bu nedenle Dışişleri Bakanlığı 26/4/2026 tarihinde şunları açıklamıştı: “Arakçi, Umman Sultanı ile bir araya geldi ve onunla Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığı güvenliği, Körfez’in güvenliği ve Umman Denizi ile ilgili konuları ele aldı.” Böylece Umman’ı da ortak ederek müzakerelerdeki konumunu güçlendirmek istemektedir.
Pakistan’ın, Amerika’nın taleplerini karşılaması için İran’a baskılar uyguladığı ortaya çıkmıştır. Zira ülkenin fiili yöneticisi ve ordu komutanı Asim Munir, 15/4/2026 tarihinde İran'a üç günlük bir ziyaret gerçekleştirmiş, birçok İranlı yetkiliyle bir araya gelerek onlarla istişarelerde bulunmuş ve yeni bir müzakere turlarının başlatılması için ABD'den onlara bir mesaj iletmiştir. Sanki Munir, İran siyasetindeki gerçek aktörleri öğrenmek ve tabloyu efendisi Amerika’ya açıklamak istemiştir; zira Trump 21/4/2026 tarihinde şunları söylemiştir: “İran'da liderin kim olduğunu hiç kimse bilmiyor; yönetim içinde anlaşmazlıklar var; biri müzakereyi destekliyor, diğeri ise karşı çıkıyor.”
Trump, 24/4/2026 tarihinde de şöyle söylemişti: “Tahran, taleplerimizi karşılamayı amaçlayan bir teklif sunmayı planlıyor ancak talebin içerdiği şeyleri bilmiyoruz. Ama şu anda yetkili kişilerle iletişim halindeyiz.” Dolayısıyla bu, Pakistan'ın ona İran hakkında bilgiler sağladığını teyit etmektedir.
Trump, Arakçi’nin elçileri Witkoff ve Kushner ile görüşmek istemediğini gördükten sonra onların ziyaretini iptal ettiğini açıkladı ve şöyle dedi: “Hiçbir şey hakkında konuşmak için 18 saatlik bir yolculuk yapmayacaklar.” Ve şu iddiada bulundu: “İran liderliğinin kafası karışık; Amerika tüm kartlara sahip ve İranlılar ise hiçbir şeye sahip değiller; eğer görüşmek isterlerse, tek yapmaları gereken bizi aramak.” Bu Trump’ın, şu ana kadar İran’ı kendi şartlarına göre bir anlaşma imzalamaya zorlama konusunda aciz kaldığını ortaya koymaktadır.
İran, Amerika’nın aksine bir anlaşmaya ulaşmak konusunda istekli olmadığını ve onunla yapılan müzakerelerle ilgilenmediğini ortaya koymuştur; tıpkı üst düzey askerî liderlikten İran devlet televizyonun şu sözlerin aktarılması gibi: “Bölgede kuşatma ve korsanlık faaliyetlerine devam ederlerse Amerikan güçlerine karşılık vereceğiz.” Savunma Bakanlığı sözcüsü de 25/4/2026 tarihinde şunları söylemiştir: “Amerika, savaş bataklığından bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadır.”
İran, Amerika’nın bir anlaşma imzalamaya ne kadar ihtiyaç duyduğunun farkında olup, Trump’ın yardımcısıyla bir kez daha görüşmeyi reddettiği gibi elçileriyle görüşmeyi de reddederek kendi konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır; tüm bunlar Trump’ı utandırmış, onun yüzüne atılmış tokatlar olarak değerlendirilmiş, onun bir zayıflık durumunda olduğunu ortaya koymuş, İran’ın tutumu ve aynı şekilde Amerika ve beslemesi Yahudi varlığıyla yeniden savaşa girme hazırlığı dünya çapında övülmüş ve İran’ın “sert talepleri kabul etmeyeceğini” açıklamıştır.
Arakçi'nin Rusya'yı ziyaret edeceği belirtilmiştir; zira İran, ABD’nin müzakerelerdeki tek taraflı hâkimiyetini kırmak ve baskılarını hafifletmek için Rusya’yı da müzakerelere dahil etmeye çalışmaktadır. Ancak Amerika bunu reddetmekte olup Rusya ise Amerika’ya meydan okumaya cesaret edememekte ve müzakerelere katılım için baskı yapmaktadır; hatta Ukrayna konusunda Amerika’nın kendisine sırtını dönmemesi için ona karşı koymamaya veya onu kışkırtmamaya çalışmaktadır. Zira ABD, Ukrayna’nın Rusya’nın işgal ettiği topraklardan vazgeçmesini talep etmiştir ve bu da Rusya’nın çıkarına olup, kendisi için kader belirleyici olarak kabul edilen savaşını kazanma umudunu artırmaktadır. Bu nedenle Rusya'nın İran adına Amerika’ya baskı yapması pek olası değildir.
Trump'ı müzakerelere bu kadar hevesli kılan şey, içerideki popülaritesinin düşmesi nedeniyle kendi ve partisinin konumunu güçlendirmek amacıyla kendisini galip gösterecek bir anlaşmanın imzalanmasını istemesidir; çünkü önümüzdeki Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde partisinin yenilgiye uğramasından korkmakta olup bu, iki yıl sonra yapılacak genel başkanlık seçimleri üzerinde etkili olmaktadır.
Ayrıca savaşın küresel ekonomi üzerinde de etkisi vardır; zira İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hâkimiyeti ve Amerika’nın İran limanlarına uyguladığı abluka, küresel ekonomik krizi kötüleştirmekte olup bunun birincil suçlusu da Amerika’dır. Nitekim 26/4/2026 tarihli haberlerde, 600’den fazla büyük ticari geminin hâlâ Hürmüz Boğazı çevresinde sıkışmış durumda olduğunu bildirilmiştir; çünkü İran, boğazı açmak için limanlarına yönelik ablukanın kaldırılmasını şart koşmaktadır.
Amerika ne yapacağını şaşırmış durumdadır; eğer saldırganlığını yeniden başlatmak isterse, hedeflerini gerçekleştirebilecek mi, ki bunu 40 gün boyunca denemiştir. Yani Amerika, bu konuda şüphe içerisindedir. Bu nedenle müzakerelere odaklanmanın ve bu yolla hedefleri gerçekleştirmenin gerekli olduğunu düşünmektedir. Bu yüzden müzakerelerin tıkanması durumunda, saldırıya yeniden başlamak zorunda kalarak kendini zor durumda bırakmamak için ateşkesi süresiz olarak uzatmıştır.
İran’ın bunu anladığı görülmektedir; bu nedenle Trump’ın yardımcısı ve elçileriyle müzakereleri yeniden başlatmayı reddetmiş ve çeşitli alanlarda konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Ancak İran sahada tek başına kalmış ve zayıf devletçiklere bölünmüş olmaları nedeniyle tüm Müslüman ülkelerine tek başına Amerika hükmetmektedir.
İşte bundan dolayı Amerika ve Yahudi varlığına karşı durmak ve onları feci bir yenilgiye uğratmak için, Müslüman ülkelerinin tek bir devletin, yani Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti'nin gölgesinde birleşmesinin öneminin boyutu idrak edilmelidir.
Haber - Yorum
Bu Bir Belediye Seçimleri Değil, Bir Teslimiyet Beyanıdır!
Haber:
Filistin Merkez Seçim Komitesi, Batı Şeria’daki belediyeler ve köy meclisleri ile Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentinde gerçekleştirilen yerel seçimlerin sonuçlarını açıkladı. Katılım oranında belirgin bir düşüş olduğu görülmüştür.
Yorum:
Mübarek topraklardaki insanların her açıdan ve her alanda kötü ve perişan koşullar yaşadığı, Mescid-i Aksa ve İbrahim Camii’nin kirletildiği, yerleşimciler tarafından tekrarlanan saldırılarla öldürme, korkutma ve mülkleri yakmanın gerçekleştiği, esirlere yönelik kötü muamelenin olduğu ve ekonomik durumun çoğu insanı yoksulluk sınırının altına ittiği bir zamanda, sanki bu trajediler başka ülkelerde yaşanıyormuş ve bizimle hiçbir ilgisi yokmuş gibi belediye seçimleri yapılmaktadır!!
Otorite, kaynakların azalması ve takas fonlarına el konulması nedeniyle mali bir kriz içinde olduğunu iddia etmektedir; bu ise azaltılan seçim bütçelerine de yansımıştır!! Ancak milyonlar, insanların gözetilmesi ve işlerinin yürütülmesi için harcanmak yerine bu seçimler için harcanıp heder edilmektedir.
İşleri daha da kötüleştiren şey ise, seçim yasasında yapılan değişiklik olmuş; zira bu yasaya göre her adayın, Filistin halkının meşru ve tek temsilcisi olarak Filistin Kurtuluş Örgütü’ne bağlılığa, Oslo Anlaşması ve benzerlerinde yer alan anlaşmaları ve siyasi programlarının kabul edileceğine, yani mübarek topraklarda Yahudi varlığına ve onun halkına karşı suç politikasına imkan tanıyarak ihanetinin kabul edileceğine dair imzalı bir beyan sunması zorunlu hale gelmiştir. Bu da ister adaylık isterse seçim yoluyla olsun herhangi bir şekilde şer’an haram olan bir şeye ortak olmaya neden olmaktadır; çünkü bu, onların içinde bulundukları taviz, aşağılanma ve utancı kabul etmek anlamına gelmektedir. Çağdaş fıkıh âlimleri ise bu haramı, bunun bir hizmet kurumu olduğu gerekçesiyle süsleyerek, bu kuruma katılmaktan kaçınmanın, mefsedetlerin defedilmesi maslahatların celbedilmesinden daha evladır kaidesine dayanarak fesadın devam etmesine izin vermek olduğunu savunmaktadırlar. Bu katılımın, mübarek topraklardan taviz vermeyi ve Allah ve Rasulü'ne ihanet etmeyi kabul etmek olduğunu görmezden geliyorlar.
Kadınların temsili (kadın kotası) ve kadınların oy oranına bakılmaksızın kadın adayların kazanması için muayyen bir sayının belirlenmesiyle ilgili olana gelince; kazanan kadınların oranı toplam kazananların yaklaşık %33’üne ulaşmış olup bu oranın gelecek dönemlerde artırılmasına yönelik resmi hedefler bulunmaktadır; bu ise kadınların rolünü kabul etmekten ziyade CEDAW sözleşmesinin ve savundukları toplumsal cinsiyet anlaşmasının uygulanmasıdır.
Seçim propagandasında yaşananlar, ülkenin çıkarını ve halkına hizmet etmeyi umursamayan, aksine bedeli Filistin'den vazgeçmenin kabul edilmesi ve bunun sadece şekli ve kağıt üzerinde olduğunun iddia edilmesi olsa bile şu ailenin veya şu aşiretin ya da nüfuz sahibi partinin çocuğuna koltuklar ve makamlar sağlamayı önemseyen ailecilik, aşiretçilik ve partizanlığın açıkça somutlaşmış bir halidir.
Allah'a hamd olsun ki insanlar arasında, bu yıpranmış ve kokuşmuş otoritenin yolsuzluk ve ihanetinin kokusunun burunların direklerini sızlattığına dair bilinç artmıştır. Oy kullanma oranı çoğu yerde toplam seçmen sayısının %15-30'unu geçmeyecek kadar düşmüş olup yerel kurumların yarısından fazlası, yalnızca tek bir liste, yani otoriteye bağlı Fetih listesi dışında başka bir liste olmadığı için oy birliğiyle (aday gösterilerek) kazanmıştır.
Bizler Allahu Teala'ya, kalpleri ve akılları daha da aydınlatması ve Filistin halkı ve diğerlerinin, işgal, yolsuzluk ve sıkıntılı hayat gibi yaşadığımız tüm sorunların çözümünün, sadece hak ve adaleti tesis edecek ve gazaba uğramış olanların, onların yardakçılarının ve kuyruklarının kökünü kazıyacak İslam Devleti olduğunu öğrenmesi için dua ediyoruz.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müslime Şâmî (Ümmü Suheyb)
Haber - Yorum
Emced Yusuf Yalnız Değildi!
Haber:
Esad rejiminin çöküşünden önce çoğu Suriyelinin hayal bile edemeyeceği bir sahnede, 26 Nisan Pazar günü Şam'daki Adalet Sarayı, eski rejimin simgelerinin yargılanmasına yönelik ilk duruşmalara tanık oldu.
İlk duruşmanın hedefi, Beşar Esad ve kardeşi Mahir Esad'ın gıyabi yargılanması için hazırlıklara başlamanın yanı sıra Dera'daki Siyasi Güvenlik Şubesi Başkanı Atıf Necip ile Tadamun Mahallesi cinayetiyle suçlanan Emced Yusuf'un da aralarında bulunduğu bir dizi eski Suriyeli güvenlik ve askeri yetkilinin yüz yüze yargılanması olmuştur. Yargılamaların Vasim Esad, eski müftü Ahmed Hassun, eski İçişleri Bakanı Muhammed el-Şaar ve Hava İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Huveyce'yi de kapsayacağı beklenmektedir. (BBC Arabic)
Yorum:
Bu suçluların tutuklanıp götürülmesine ve yargılanmak üzere sanık kafeslerine konulmasına yönelik sahneler, Suriye halkının, hatta tüm Müslümanların en çok sevindiği sahnelerden biridir. Ancak aynı zamanda ülkemizdeki bir her yönetici ve yetkilinin de dikkate alması ve bundan ders çıkarması gereken sahnelerden biridir. Eğer akledebilirlerse, bu döngünün kendileri için değil de ümmet için olduğunu anlayabilirler.
Ancak bu sahneler, beraberinde son derece önemli endişeler ve sorular da taşımaktadır ki bunlardan biri de, örneğin Emced Yusuf'un tutuklanma zamanlaması hakkındaki sorudur; zira tutuklama, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın şarkı ve müstehcen dansların yer aldığı Al-Fayha Salonu'ndaki kutlamaya katılması ve ardından, onun huzurunda açıkça işlenen şerî muhalefetlere karşı kılını dahi kıpırdatmaması üzerine gelen geniş çaplı kınama ve eleştirilerin ardından gerçekleşmiştir! Zira birçok kişi, Emced Yusuf'un böyle bir zamanda tutuklanmasının, bu skandalı örtbas etmek ya da dikkatleri başka yöne çekmek için yapılan bir girişim olup olmadığını sorgulamaktadır.
Ancak meselenin en tehlikeli yönü bu değildir; bu yüzden Suriye halkının, yaşanan gelişmelerin gölgesindeki tutuklamalar ve yargılamaların bir kısmının, eski rejimin bileşenleri hatta direkleriyle kapsamlı bir hoşgörü ve uzlaşma sürecini örtbas etmeye yönelik günah keçilerinden başka bir şey olmadığı konusunda dikkatli olmaları gerekir. Sonuç olarak onların birçoğu affedilmiş, hatta onlar hâlâ devlet ve illerdeki görevlerde çalıştıkları gibi diğerleri ise yeniden atanmışlardır!
Suriye halkı ve tüm Müslümanlar şunu bilmelidir ki, hesap vermesi gereken suçlu sadece tetiği çeken, gözleri bağlayan ya da elleri kelepçeleyen kişi değildir; aksine vacip olan, tüm sistemi muhasebe edip kökünden söküp atmaktır; çünkü Emced Yusuf yalnız değildi; aksine onun arkasında, kendi ağzıyla da söylediği gibi dosyaları hazırlayanlar ve raporları yazanlar olduğu gibi onların hepsinin de üzerinde emirleri verenler, kışkırtanlar, fetvalar çıkaranlar, finanse edenler, silahlandıranlar, tutuklayanlar ve nakledenler de vardır. Başka bir deyişle Emced Yusuf ve Atıf Necib gibiler ile onların üzerinde yer alan Beşar Esad’ın, köklerinden sökülmesi gereken her tarafla bütünleşmiş ve kolları her yana uzanan bir ağı vardı. Hepimiz Beşar Esad’ın insanların önüne çıkıp mahallelerin ve şehirlerin bombalanmasını, rejiminin tek tek teröristlerle değil, bu teröristleri barındıran bir halk tabanıyla karşı karşıya olduğunu söyleyerek meşrulaştırdığını işitmedik mi?
Ahmed Şara rejiminin davranışlarında, Suriye halkının dikkat etmesi gereken daha da tehlikeli bir başka yön ise şudur: Emced Yusuf ve Atıf Necib gibi suçluları yargılamanın yanı sıra Beşar ile Mahir Esad'ı gıyaben yargılamakla yetinip, onların hepsini tiranlıklarına destek veren uluslararası çevrelerden izole etmesi, Rusya ile uzlaşıp onu ziyaret ederek katiliyle tokalaşması, İran ve onun kollarının suçlarını affetmesi, Suriye halkının kanına susamış Amerika'nın peşinden gitmesi, elleri masumların kanlarına bulaşmış rejimlerle uzlaşması; evet bunlar, en azılı düşmanların kucağına atılmaktan başka bir anlama gelmeyen tehlikeli bir göstergedir.
Gerçek düşmanlık ve muhasebenin, içeride ve dışarıdaki bu suçluların hepsini kapsaması gerekir; gücümüzün yettiğine kısas uygularız ama henüz gücümüzün yetmediğini ise ne affederiz ne de onunla uzlaşırız; aksi takdirde eski rejimin yeniden üretilmesinden korkmak gerekir; o zaman artık pişman olmak da bir fayda vermez Allah korusun.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdullah Hamad el-Vadi
|
|
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında |
|
Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.