Pazartesi, 21 Şaban 1447 | 2026/02/09
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Rejimlerin İhaneti İle Onların Enkazı Üzerine Hilafeti Kurma Vacibi Arasında İslam Ümmetinin Bugünkü Gerçekliği

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Rejimlerin İhaneti İle Onların Enkazı Üzerine Hilafeti Kurma Vacibi Arasında İslam Ümmetinin Bugünkü Gerçekliği

Hilafetin yıkılışının yıldönümünün gölgesinde İslam ümmeti, özellikle son iki yıldır, ihanet, ümmetin düşmanlarının ve onu yüzüstü bırakanların açıkça ortaya çıkmasıyla olağanüstü bir dönemden geçmektedir.Yüzüstü bırakmanın anlamı, bir kişi veya devletin ihtiyacı olan birine yardım etme gücü olduğu halde ona yardım etmemesidir; bu ise şu hadis-i şerifte belirtildiği gibi büyük günahlardan biridir:مَنْ لَا يَهْتَمُّ بِأَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ، وَمَنْ لَا يُصْبِحُ وَيُمْسِي نَاصِحاً لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِإِمَامِهِ وَلِعَامَّةِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْMüslümanların işiyle dertlenmeyen onlardan değildir. Sabahleyin sabahladığında, akşamleyin akşamladığında Allah'a ve Rasulü’ne, Kitabı’na, İmamına ve Müslümanların geneline karşı samimi olmayan onlardan değildir.” [Taberani tahric etti] İmam Ahmed, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: وَأَيُّمَا أَهْلِ عَرَصَةٍ أَصْبَحَ فِيهِمُ امْرُؤٌ جَائِعاً، فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُمْ ذِمَّةُ اللهِ İçlerinde aç bir kimse olduğu halde sabahlayan bir kavim Allah’ın zimmetinden uzak olur.”Filistin halkının yaklaşık seksen yıldır yaşadığı ve yaşamaya devam ettiği bizzat bu olup bu yüzüstü bırakma günümüze kadar devam etmiş, hatta Burma, Doğu Türkistan, Keşmir ve diğer ülkelerin halklarından geçerek Sudan'a kadar uzanmıştır.

Genel olarak ümmeti, özel olarak da mübarek toprakların halkını yüzüstü bırakanlara gelince; onlar, Müslüman ülkelerdeki mevcut rejimler, onların ordu komutanları ve birçok alimleri ile ileri gelenleridir. İşte onlar, Subhanehu ve Teala’nın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir: وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَOnları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl da döndürülüyorlar.” [Munafikun 4]Burada uluslararası sistemin yüzüstü bırakmasından bahsetmeyeceğiz; çünkü onlar, yüzüstü bırakma aşamalarının ötesine geçerek vahşet ve zulmün ardından düşmanlık noktasına ulaştılar ve asil değerleri sırtlarının arkasına attılar. Bu ise özgürlük, insan hakları, çocuk hakları, kadın hakları ve diğerleri gibi her zaman terennüm edip durdukları ilkelerden vazgeçilmesinin ardından gerçekleşmiştir.Aksine burada, sadece yöneticilerin değil, tüm bileşenleriyle birlikte İslam ülkelerindeki mevcut rejimlerin yüzüstü bırakmasından bahsedeceğiz.

Bu rejimlerin ümmete yönelik birçok yüzüstü bırakma şekilleri vardır ki bunlardan bazıları şunlardır:

Birincisi: Allah’ın indirdiklerinden başkasıyla yönetmek; zira bu rejimler, küfürle, yani, Hanif dini insanların yaşamından ayırarak laik sistemlerle yönetmektedir; bu da Allah Subhanehu ve Teala’nın gazabının onların üzerine inmesine ve insanların hayatının siyasi, ekonomik, sosyal, sağlık, eğitim ve diğer tüm yaşam alanlarında cehenneme dönmesine neden olmuştur; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاًVe kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim, dar bir hayat vardır.” [Taha 124] Bu da bu rejimleri ve onların başındakileri ya kâfir, ya zalim ya da fasık yapmaktadır; tıpkı Subhanehu ve Teala’nın şöyle buyurduğu gibi: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ Her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” [Maide 44] وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ Her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” [Maide 45] وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ Her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Maide 47]Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla yönetmek, İslam'ı insanların işlerini gözetmek için bir sistem olarak benimsememek ve İslam'ın hükümlerini, gerek sistemlerine yönelik amellerinde gerekse ümmete ve sorunlarına yönelik görevlerinde ölçü olarak almamak anlamına gelmektedir.Çünkü bu bölgeselci ve vatancı rejimler, bölgeselciliği ve vatancılığı tek meseleleri olarak benimsemişler ve bunun dışındaki herhangi bir şeyi kendilerini ilgilendiren bir mesele olarak görmemişlerdir. Bu ise Allahu Teala’nın şu kavline aykırıdır: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” [Enbiya 92] Yine üzerine terettüp eden haklar ve görevler bakımından ümmetin birliğinin anlamına da aykırıdır; bu ise Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, şu kavlinde geçmektedir: مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّىMüminler birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve birbirlerini korumada bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” [Müslim rivayet etti]Bu nedenle bu bölgeselci laik rejimler, mübarek toprak Filistin halkından olsalar bile Müslümanlara yardım etmeyi kendi görevleri olarak görmemişlerdir. Dolayısıyla bu rejimlerin durumu, ümmete düşman olan Batı rejimlerinin durumu gibidir: zira bu rejimler, Müslümanlar katledilirken seyirci kalıp kıllarını dahi kıpırdatmadıkları için ve katilleri suçlarında destekledikleri için suçlulardır.

İkincisi: Orduların, hem Müslümanlara hem de özellikle mübarek toprak Filistin davası olmak üzere Müslümanların davalarına yardım etmesinin engellenmesi;yüzüstü bırakmanın ikinci şekli ise, rejimlerin, Müslüman ordularının, mübarek Filistin toprakları da dahil olmak üzere her yerdeki mazlum halklara yardım etmelerini ve Mescid-i Aksa'yı Yahudilerin pisliğinden kurtarmalarını engellemesidir;çünkü Filistin sorunu, sadece siyasi veya insani bir sorun değil, öncelikle askeri bir sorundur.Askeri konular ise müzakere masalarında, insan hakları derneklerinin ya da ümmete karşı komplo kuran Birleşmiş Milletler'in koridorlarında değil, orduyla çözülür; oysa bu rejimler, Filistin, Keşmir, Burma, Doğu Türkistan ve başka yerlerdeki mazlum kardeşlerine yardım etmek için İslam ülkelerindeki güçlü ordulardan oluşan ümmetin evlatlarını seferber etmediler; o halde bu rejimler, ümmete zarar vermek için birbiri ardına haçlı seferleri düzenleyen sömürgeci kafirlerin ajanları olan seküler rejimler iken, ümmete nasıl yardım edebilirler ki?!Ayrıca bu ümmetin yöneticileri, ümmete mensup olmadıkları ve onlardan bazıları da ümmetin dilini bile konuşmadıkları halde, ümmetin acısını nasıl hissedebilirler ki?! Bu yöneticiler, Allahu Teala'nın şu kavlinin manasını anlamıyorlar: وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُSizden din konusunda yardım istediklerinde yardıma icabet etmeniz sizin üzerinize vaciptir.” [Enfal 72] Ve Subhanehu şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِEy iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız.” [Tevbe 38] Dolayısıyla askeri olarak yüzüstü bırakmaktan bahsedildiğinde bu, birincil sorumlulukları olmasına rağmen sadece yöneticilerle sınırlı değildir, aksine politikacılar, bakanlar, askeri liderler, istihbarat teşkilatları ve güvenlik teşkilatları da buna ortaktırlar; zira onlar, hem nüfuz sahibi hem de sistem kelimesiyle adlandıran kişiler oldukları gibi ülkenin yöneticisini engelleme gücüne sahip olan kişilerdir. Ayrıca onların tamamı, gerek laik ülkelerinin demokratik yapısı gerekse yürütme otoritesi olarak adlandırılan yapı içinde yönetici konumundadırlar. Bu yüzden onların, gerek yöneticinin, gerek uluslararası hukukun gerekse hain normalleşme anlaşmalarının kendilerine dayattığı şeylere bağlı oldukları şeklindeki sözleri kabul edilemez; zira yaratıcıya isyanda kula itaat yoktur kaidesinin dini bir zaruret olduğu bilinmektedir; tıpkı Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu gibi: لَا طَاعَةَ لِمَخْلُوقٍ فِي مَعْصِيَةِ اللهِ، إِنَّمَا الطَّاعَةُ فِي الْمَعْرُوفِAllah’a isyan olan bir işte yaratılmışa (kula/emire) itaat yoktur! “İtaat ancak marufta (meşru olanda) gerekir.” [Buhari rivayet etti]Ayrıca yüzüstü bırakmak, İslam'da askeri akideye aykırı olduğu gibi Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin kararlarında açıkça belirtildiği gibi insan yapımı kanunlara ve uluslararası normlara da aykırıdır. Bu nedenle rejimlerin yüzüstü bırakmaları büyük günahlardandır.

Üçüncüsü: Alimlerin, şeyhlerin, nüfuzlu kişilerin, iş adamlarının ve ehl-i hal ve’l akd ehlinin yüzüstü bırakması. 

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ Allah, kendilerine kitap verilenlerden, «Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz» diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!” [Al-i İmran 187] Dolayısıyla onlar, toplumun temel direkleri olup hiçbir rejim onların üstesinden gelemez; zira onlar, toplumun eklemlerini kontrol ederler ve isterlerse de yöneticileri dizginleme gücüne sahiptirler. Ayrıca rejim ne kadar zalim olursa olsun, orduların, kabilelerin ve diğerlerinin gücüne denk olan bu güçlü kesimin üstesinden gelemez. “Kral satıcısı” lakaplı İzz bin Abdüsselam'ın kıssası, alimlerin sadece yöneticilerin elinden tutma gücüne sahip olmadıklarının, aynı zamanda onları köle pazarında satma gücüne de sahip olduklarının kanıtıdır. Aynı şekilde bu, orduda ve hassas pozisyonlarda bulunan evlatlarına kendi iradelerini dayatan kabile liderleri için de geçerlidir; yine sermaye sahiplerinin rolü ve onların karar vericilerin seçimlerini etkileme ve onları yönlendirme güçleri de aklı başında olan hiç kimse için bir sır değildir. Şeriat, iyi sırdaş edinmeye teşvik ederek karar verme sürecinde bu grubun önemine işaret etmiş ve kötü sırdaşlık konusunda da uyarıda bulunmuştur. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالاًEy iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar.” [Al-i İmran 118] Gazze halkı da dahil olmak üzere, mübarek topraklardaki ümmeti ve halkı yüzüstü bırakan bu kesim, yöneticilerin günahına ortak olmaktadır; çünkü iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama farzını terk etmek, Allah'ın gazabını gerektirir. Tıpkı Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu gibi: لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ أَوْ لَيُوشْكِنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عُقُوبَةً مِنْ عِنْدِهِ ثُمَّ لَتَدْعُنَّهُ فَلَا يَسْتَجِيبُ لَكُمْNefsim elinde olana yemin ederim ki, ya marufu (iyiliği) emreder ve münkerden nehyedersiniz. Yahut Allah sizin üzerinize katından bir ceza gönderiverir de sonra O'na dua edersiniz, ama size icabet edilmez.” [Ahmed ve Tirmizi rivayet etti] Dolayısıyla sessiz kalmak, azabı herkese yayar ve duaya icabet edilmesini engeller.

Şu anda gecikmeksizin talep edilen amel

Hastalığın kaynağı ve felaketin kökeni, yani bu rejimler ve onların kollarının açığa çıkmasının ardından tedavi açık bir hale geldiği gibi herkes için, özellikle de gördükleri karşısında dehşete kapılıp damarlarındaki kanları kaynayan, kıyamet gününden korkan ve Allah'ın rızasını ve genişliği yer ve gök kadar cennet bahçelerini ümit eden muhlis kişiler için, iki kişinin bile ihtilaf edemeyeceği açık bir görev haline gelmiştir.Açık görev ise, bu rejimleri ve kollarını devirmek ve onların enkazı üzerine Nübüvvet Minhacı üzere Hilafet Devleti'ni kurmaktır ki talep edilen çalışma iki noktada özetlenebilir:

Birincisi: Hilafet projesini benimsemek

Hareketler, alimler, şeyhler, iş adamları, ehl-i hal ve'l akd gibi ümmetin farklı kesimlerinden olan muhlislerin tamamının, Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti onlar ve ümmet için bir gereklilik olarak gören Hizb-ut Tahrir'in çağrıda bulunduğu Hilafet projesini benimsemesi gerekir.Nitekim parti, Hilafetin özelliklerini ve ayrıntılarını, Allah'ın rızasını isteyen herkes için kitaplarında ve yayınlarında açıklamıştır.

İkincisi: Güç ve kuvvet ehlinin nusret vermesi

Ümmetin orduları içindeki muhlis subaylardan oluşan güç ve kuvvet ehlinin, Hizb-ut Tahrir'e nusret vermesi ve tüm yozlaşmış tahtları devirmesi, sırdaşlarını silip süpürmesi ve ülkeyi ve insanları sömürgecinin ve ona boyun eğenlerin pençesinden kurtarması gerekir.Ayrıca tüm hareketlerin, alimlerin, şeyhlerin, ehl-i hal ve'l akdin, insanlardan ileri gelenlerin ve Müslümanların genelinin, güç ve kuvvet ehlinden, Hizb-ut Tahrir'e nusret vermesini ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin gölgesinde Raşid bir Halife olarak partinin emiri Celil Alim Ata İbni Halil Ebu Raşta'ya biat etmesini talep etmeleri gerekir.

Son olarak: Yardım, sadece hiçbir ortağı olmayan Allah'ın elindedir ve Subhanehu, Kendi (dinine) yardım eden yardım eder. Zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْEğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” [Muhammed 7] Binaenaleyh bu din için samimi bir şekilde çalışanların, vaciplerini yerine getirdikleri takdirde Allah'ın kendilerine yardım edeceği konusunda şüphe etmemeleri gerekir;zira yardım, Allah'ın vaadi olup bu dine yardım etmek, Allah'a bir minnet değil, aksine ancak buna layık olanların elde edebileceği bir vacip ve büyük bir şereftir. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!” [Al-i İmran 133]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan

Devamını oku...

Bişkek'te Düzenlenen B5+1 Toplantısında Orta Asya ve Amerika Arasında Ekonomik İş Birliğinin Güçlendirilmesi Ele Alınacak

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Bişkek'te Düzenlenen B5+1 Toplantısında Orta Asya ve Amerika Arasında Ekonomik İş Birliğinin Güçlendirilmesi Ele Alınacak

Haber:

4 ve 5 Şubat tarihlerinde, iki taraf arasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini güçlendirmek amacıyla, beş Orta Asya ülkesi ve Amerika Birleşik Devletleri'nin katılımıyla Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te B5+1 formatında bir toplantı düzenlendi.

Orta Asya ve Amerika'nın iş sektörleri arasında bir diyalog platformu oluşturan B5+1 formatı, ekonomik ortaklıkları desteklemeyi, yatırımları teşvik etmeyi ve ticaret, enerji, ulaşım, lojistik, dijital teknoloji ve tarım alanlarında iş birliğini genişletmeyi amaçlamaktadır.

Toplantıya Orta Asya ülkelerinden temsilcilerin yanı sıra büyük Amerikan şirketlerinin heyetleri, her iki taraftan iş insanları ve yatırımcılar katıldı ve yatırım ortamını iyileştirme, ticaret hareketini kolaylaştırma ve bölgesel ekonomik entegrasyonu güçlendirme yolları ele alındı.

Katılımcılar, toplantının özel sektörün varlığını teşvik etme, bölgede sürdürülebilir kalkınmayı destekleme ve Amerika ile ekonomik ortaklıkları genişletme açısından öneminin yanı sıra bunun Orta Asya ülkeleri için ticaret ilişkilerini çeşitlendirmeye ve uluslararası ekonomik bağları güçlendirmeye katkıda bulunduğunu vurguladılar.

B5+1 toplantısı, Orta Asya ile Amerika Birleşik Devletleri arasında siyasi ve diplomatik diyaloğa odaklanan C5+1 formatının ekonomik ayağının bir uzantısı olup, iki taraf arasındaki ilişkilerin temel taşı olarak ekonomik işbirliğinin geliştirilmesine yönelik ilginin büyümesini yansıtmaktadır. (24 kg)

Yorum:

Finans, yatırım ve ticarete odaklanma, daha büyük bir hedef, yani Amerikan jeopolitik etkisini derinleştirmek, Orta Asya'nın kalbinde stratejik ittifaklar kurmak, Rusya'nın geleneksel Orta Asya bölgesindeki etkisini azaltmak, Çin'in bölgedeki çeşitli ekonomik ve stratejik alanlardaki hızlı genişlemesine karşı koymak ve bölgede Amerikan kontrolünü güçlendirmek amacıyla Avrupa şirketlerinin ve Avrupa diplomasisinin girişine kısıtlamalar getirmek için sadece bir kılıftır. Dolayısıyla stratejik konumu ve doğal kaynakları sayesinde Orta Asya, tüm büyük güçler için kolay bir av haline gelmiştir.

Bu bağlamda Orta Asya'nın, bölge ülkelerini birleştirebilecek, bölgesel entegrasyonu güçlendirebilecek ve onun doğal kaynaklarını ve servetlerini dış güçlerin sömürüsüne izin vermeden halklarının lehine yatırım yapabilecek hikmetli bir lidere son derece ihtiyacı vardır. Peki bu ne zaman olacak ve bunu kim yapacak?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Hadi

Devamını oku...

Güvenlik Konseyi Neden Afganistan Konusunda Endişeli?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Güvenlik Konseyi Neden Afganistan Konusunda Endişeli?

Haber:

4 Şubat 2026 tarihli toplantısında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Afganistan'daki “terörist” grupların faaliyetleri hakkında ciddi endişelerini dile getirdi.BM Terörle Mücadele Ofisi Genel Sekreter Vekili Aleksandr Zuev ile Terörle Mücadele Komitesi İcra Direktörü Natalia Gherman başkanlığında gerçekleşen oturum, IŞİD'den kaynaklanan tehditlere odaklandı.Pakistan, Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi önemli ülkeler, bölgesel ve uluslararası tehditlerin ciddiyetini vurgulayarak acil eylem çağrısında bulundular.İngiltere, özellikle Afganistan'daki IŞİD'in Horasan kolunun oluşturduğu tehdidi vurgulayarak, bunu bölge ve bölge dışına yönelik en ciddi tehditlerden biri olarak değerlendirdi.

Yorum:

Afganistan içinde güvenlik durumu nispeten sakin görünüyor; ama kaydedilen tek önemli olay, 19 Ocak'ta Kabil'in Şahrı Nev bölgesinde bir Çin restoranında meydana gelen ve aralarında bir Çinlinin de bulunduğu yedi kişinin ölümüne yol açan patlama olmuştur. Nitekim IŞİD-Horasan eyaleti, saldırının sorumluluğunu üstlenmiştir. Ancak BM Genel Sekreteri'nin raporu, terörizmin Taliban'ın karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunu olmaya devam ettiğini ve IŞİD-Horasan, Pakistan Talibanı ve Afganistan'daki El Kaide gibi grupların varlığının inkar edilemez bir husus olduğunu vurgulamaktadır.

Pakistan şu anda ciddi bir güvenlik kriziyle boğuşuyor. Zira 6 Şubat'ta İslamabad'da bir Şii camisini hedef alan bombalı saldırıda en az 31 kişi hayatını kaybetmiş ve 169 kişi de yaralanmıştır. Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, saldırganın Afganistan'a seyahat ettiğini iddia etti ve saldırıyı oradaki “terörist kamplarına” atfetti.

Bundan önce de 29 Ocak ile 5 Şubat tarihleri arasında Belucistan ayrılıkçıları (BLA) tarafından düzenlenen koordineli saldırılarda Belucistan bölgesinin 12 şehrinde 50'den fazla kişi hayatını kaybetmiş ve bu da bölgeyi çöküşün eşiğine itmişti.Buna yanıt olarak Pakistan silahlı kuvvetleri 216 militanın öldürüldüğünü açıkladı, ancak Hayber Pahtunhva eyaleti ve kabile bölgelerinde güvensizlik durumu hala devam ediyor.Nitekim bu krizler, Pakistan'ı etkileyen siyasi ve ekonomik sorunlar nedeniyle daha da kötüleşmektedir.

Bu karışıklıklar, büyük güçlerin çıkarlarıyla yakından bağlantılıdır. Zira
Güney Asya, Çin, Hindistan ve Pakistan olmak üzere üç nükleer güce ev sahipliği yaptığı gibi onun Rusya'ya olan coğrafi yakınlığı da burayı jeopolitik rekabetin merkezi sahası haline getirmiştir.Dolayısıyla bölge, nadir bulunan doğal kaynaklar açısından zengin bir bölge olup bu da yeni sömürgeci rekabet biçimlerine yol açmaktadır. Ayrıca yoğun Müslüman nüfusu ve cihatçı hareketlerin varlığı, hem Batı hem de Doğu güçleri tarafından stratejik bir tehdit olarak görülen birleşik bir İslami gücün oluşması olasılığını yaratmaktadır.

Terörizm iddiaları genel olarak müdahale etmek ve gizli çatışmaları yönetmek için bir gerekçe olarak kullanılmaktadır.Güvenlik Konseyi'nin geçici üyesi olan Pakistan, Afganistan hakkında yanıltıcı bilgiler vermektedir. Pakistan'ın temel sorunu, Afganistan'dan gelen silahlı grupların sızması değil, kendi halkı pahasına sömürgeci güçleri memnun etmeyi tercih etmesidir. Zira Pakistan'daki askeri sistem, halkın taleplerine cevap vermek ve genel politikalarında İslam'ı tatbik etmek yerine, Batı ve Çin'i memnun etmek için Afganistan'ı suçlama yoluna başvurmaktadır. Bu yaklaşım Pakistan'a asla bir barış getirmeyecektir. Nitekim gerçek barış, ancak bölgede birleşik bir devletin, yani İslam'ı kamil bir şekilde tatbik edecek ve İslami değerleri yabancı çıkarların önüne koyacak Raşidi Hilafetin kurulmasıyla gerçekleşebilir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yusuf Arslan - Afganistan

Devamını oku...

İran ve Amerika Lehine İşlevsel Rolü!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İran ve Amerika Lehine İşlevsel Rolü!

Bugün İran'da tanık olduğumuz karışıklıklar ve gösteriler, münferit ya da bölgenin siyasi tarihinin bağlamı dışında kendiliğinden gelişen bir patlama değildir. Aksine bunlar, Müslüman ülkeler üzerinde yaşanan bir dizi uluslararası çatışmanın yeni bir halkasıdır; zira küresel küfrün başı ve modern sömürgeci projenin lideri olan Amerika başta olmak üzere sömürgeci ülkelerin hesaplamalarında tesadüfe yer olmadığı gibi halkların iradesinin bir ağırlığı da yoktur.

Şah rejimi 1979'da İran halkının zafer kazanması ya da İslam'ın yeniden iktidara gelmesi nedeniyle değil, aksine İngiltere'nin ajanının işlevinin son bulduğu ve Amerika'nın onun yerine başka bir rejimi getirdiği, sömürgeci nüfuzun hesaplı bir şekilde el değiştirmesi nedeniyle devrilmiştir. Nitekim Humeyni, belirli bir görevi yerine getirmek için gelmiştir ki bu görev; İslami dalgayı kontrol altına almak, onun İslami içeriğini boşaltmak ve İslami dalgayı, bir değişim aracı olmaktan ziyade bir uyuşturma aracı haline dönüştürmektir.

Kırk yılı aşkın bir süredir mollalar rejimi, İslam'a göre yönetmeyen, İslam Devleti'ni kurmak için çalışmayan ve ümmetin vahdetinin kaygısını taşımayan işlevsel bir rejim olduğunu mükemmel bir şekilde kanıtlamıştır; dahası bu rejim, habis mezhepçilik temelinde ümmeti parçalamak için tehlikeli bir rol oynamıştır; zira İslam'a göre yönetme fikrini çarpıtarak bu fikri despotluk ve baskı ile ilişkilendirmiş, ideolojik devrimlere saldırmış, herhangi bir samimi hareketi engellemiş, ümmeti kendisiyle meşgul ederek pratik olarak Yahudi varlığının güvenliğini korumuştur.

Bugün Amerika'nın açıklamaları yayınlandığında, bunların başında Trump'ın İran rejimine yönelik uyarıları gelmektedir. Ama bu açıklamalar protestoculara yönelik bir endişeyi yansıtmıyor, aksine İran'ın rolünü azaltmaya yönelik açık bir beyanı yansıtıyor. Amerika kuyruklarını kurban etmeye karar verdiğinde onları uyarır ve halkların öfkesini kendisine hizmet edecek bir sürece yönlendirmek istediğinde ise halklar için ağlar.

Binaenaleyh devam eden gösteriler -halkın gerçek ve meşru hoşnutsuzluğunu yansıtıyor olmasına rağmen- bilinçli ideolojik bir hareket değildir, aksine Amerikan çıkarlarına göre bölgenin yeniden şekillendirilmesi aşamalarından yeni bir aşamaya zemin hazırlamak amacıyla dikkatli bir şekilde istismar edilip yönlendirilmektedir. Amerika'nın bundan çıkarı ise açık ve nettir ki bu da; yumuşak kontrol girişimlerinin tamamının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından yeni Ortadoğu projesini güçle dayatmaktır. Bu da İslami yönetimin kurulmasına yönelik her türlü olasılığı ortadan kaldırmaya, herhangi bir köklü değişimi engellemeye ve Yahudi varlığı bölgenin polisi, sınırlarının bekçisi ve Müslümanların boyunlarına musallat olmuş bir kılıç olsun diye bölgenin güvenlik dizginlerini Yahudi varlığına teslim etmeye dayalı bir projedir.

Bu bağlamda Amerika, yöneten bir İslam'ı, özgürleştiren bir cihadı ve birleşmiş olan bir ümmeti istemediğini açıkça ilan etmiştir. Ancak Amerika ve onun araçları, İslam'ın sakaldan, slogandan ve mezhepçi bir sistemden ibaret olmadığını, aksine İslam'ın kendisinden bir yönetim sisteminin, bir devletin ve bir ümmetin çıktığı siyasi bir akide olduğunu idrak etmiyorlar. Kontrol etme, değiştirme ve çarpıtma girişimleri, İslam projesi ile küfür projesi arasındaki çatışmayı kesinlikle durduramayacaktır.

İşte Hizb-ut Tahrir, bu planları ifşa etmekte olup gerçek değişimin kontrollü sokak protestoları, renkli devrimler veya ajanların değiştirilmesi ile gerçekleşmeyeceğini, aksine İslam'ın yönlendirdiği ideolojik siyasi bilinçle gerçekleşeceğini ve bunun meyvesinin de, sömürgecinin nüfuzunu kökünden söküp atacak, Müslümanların ülkelerini kurtaracak, Yahudi varlığının varlığına son verecek ve İslam'ı, hidayet ve siyaset risaleti olarak dünyaya taşıyacak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin kurulmasıyla taçlanacağını teyit etmektedir. وَعِندَ اللَّهِ مَكْرُهُمْHilelerinin cezası Allah katında (malum) iken.” [İbrahim 46] Onların hileleri ile Allah’ın hilesi arasında projeler düşecek, araçlar ortaya çıkacak ve Allah’ın hak olan vaadi gerçekleşecektir. إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍŞüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.” [İbrahim 47]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdul Mahmud El-Amiri – Yemen

Devamını oku...

Epstein Skandalı, Kapitalist İdeolojinin Gerçek Yüzünü İfşa Ediyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Epstein Skandalı, Kapitalist İdeolojinin Gerçek Yüzünü İfşa Ediyor

Haber:

ABD Başkanı Donald Trump, vatandaşlarına Jeffrey Epstein skandalını geride bırakıp "insanları ilgilendiren" konulara odaklanmaları çağrısında bulunarak, Epstein ve diğerlerinin bir komplosunun kurbanı olduğunu vurguladı.

Cuma günü, ABD Başsavcı Yardımcısı Todd Blanch, reşit olmayan kız çocuklarını hedef alan bir fuhuş çetesi işletmekten suçlu bulunan Epstein hakkındaki soruşturmalar kapsamında 3 milyondan fazla yeni dosyanın kamuoyuna açıklandığını duyurdu. (El Cezire Net)

Yorum:

Jeffrey Epstein davası ve onunla bağlantılı siyaset, ekonomi ve medya dünyasındaki etkili isimler, haber döngüsünde tüketilip sonra unutulacak geçici bir ahlaki skandal değildir; aksine kapitalist ideolojinin ve onun yönetici elitinin doğası hakkındaki gerçeği uzun zamandır gizleyen kalın bir perdenin küçük bir bölümünün kaldırıldığı aydınlatıcı bir anı oluşturmaktadır. Bu bağlamda ister ilişkiler, ister görüntüler, isterse de dolaşan tanıklıklar aracılığıyla olsun ABD Başkanı Trump'ın adıyla ilişkilendirilmesi, daha geniş ve derin bir sistemin sadece bir örneğidir.

Epstein davasında ortaya çıkanların, kapitalist sistem içindeki kontrol mekanizmalarından ayrı olarak anlaşılması mümkün değildir. Zira bu dava, bireysel bir sapkınlık değil, aksine finansal ve siyasi elitlerin karar alma merkezleri üzerindeki kontrollerini sıkılaştırmak için kullandıkları bir gizleme ve şantaj aracıydı. Para, nüfuz, saraylar, özel geziler, şüpheli ilişkiler… Evet bunların hepsi, sessizliği satın almak, politikacıları evcilleştirmek ve -propagandası yapıldığı gibi- onları halkın temsilcileri olmaktan sermayenin elinde rehinelere dönüştürmek için kullanılan unsurlardır.

Burada ortaya çıkan şok edici gerçek şudur; kapitalist bir sistemde, teorik olarak hiç kimse hesap verebilirliğin üstünde değildir, ancak pratikte kanunların üstünde olan bir sınıf vardır. İnsanlar kanunlarla yargılanırken, elitler anlaşmalarla yönetiliyor. Ayrıca yoksullar en ufak suçlardan dolayı hapse atılırken, güçlülerin dosyaları kapatılıyor veya tüm yolsuzluk sisteminin kapısını kapatmak için tek bir kişi günah keçisi olarak sunuluyor.

İkinci ve daha ciddi sorun ise, ortaya çıkarılanların gizlenenlerin sadece küçük bir kısmı olmasıdır.Bu sistemin doğası, değerler, ahlak ve bizzat insan pahasına bile olsa, menfaat sağlamak için her fırsatı değerlendirmeye dayanmaktadır.Bu suçlar, örtbas etme girişimlerine rağmen gün yüzüne çıktıysa, o halde geriye gizli kalan şeyler nedir acaba? Peki ya kamuoyunun gözünden uzak, perde arkasında neler dönüyor? Basit mantık, bu kadarının açığa çıkmasına izin veriliyorsa, gizlenenin daha büyük olduğunu söylüyor.

İnsan haklarına saygı göstermekle övünen kapitalizm, burada, sadece para ve gücü bilen çıkarcı bir sistem olan gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Değerler, dış tüketim için slogan olarak kullanılırken, elitlerin çıkarlarıyla çatıştıklarında ise içeride ayaklar altına alınıyor. Siyaset ahlaktan, iktidar ise gerçek hesap verebilirlikten ayrıldığında, ahlaki skandallar kaçınılmaz bir sonuçtur.

Bu nedenle insanlığın, bu sistemi onarmaya veya güzelleştirmeye değil, insan değerini yeniden tesis edecek ve yöneteni ve yönetileni tek bir standarda tabi tutacak köklü bir alternatife ihtiyacı olduğuna dair derin bir fikri çağrının öne çıkması gerekir. Kapsamlı bir sistem olarak İslam, ahlakı siyasetten ayırmaz ve hiçbir sınıfın kanun üstünde olmasına izin vermez. Zira İslam’da otorite bir emanet olup yönetici muhasebe edilir, para bir amaç değil araçtır ve insan ise şantaj için bir araç değil onurlu bir varlıktır.

Epstein skandalı hikâyenin sonu değil, aksine bilincin başlangıcıdır; yani dünyaya medeniyet modeli olarak sunulan şeyin özünde kriz içinde bir sistem olduğu ve üzerindeki örtü kalktıkça çirkinliğinin ortaya çıktığı bir bilincin başlangıcıdır.Gerçek bir fikri ve ahlaki alternatif ortaya konmadığı sürece, bu tür skandallar tekrarlanacaktır; çünkü illet, semptomlarda değil temeldedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Kırgızistan'daki Baskıcı Kurumların Zulmü, Müslüman Kadınlara Kadar Ulaştı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Kırgızistan'daki Baskıcı Kurumların Zulmü, Müslüman Kadınlara Kadar Ulaştı!

Haber:

Celalabad vilayetinin Nokin bölgesinde, şerî ilimler öğrenmelerinin ardından beş Müslüman kız kardeş suçlanmış ve bir ay süreyle geçici olarak gözaltına alınmıştır. Bu ise hükümetin Ulusal Güvenlik Komitesi tarafından açıklandı.Edinilen bilgilere göre bu savunmasız kadınlar, "Kırgızistan'da Hilafet Devleti’nin kurulmasını tartışmakla" suçlanmışlardır.

Yorum:

Kırgızistan'daki baskıcı kurumlar, bölgesel düzeyde zulmü uygulama konusunda birbirleriyle yarışıyorlar; bu yarışta, Devlet Ulusal Güvenlik Komitesi'nin Celalabad şubesi, ön saflarda yer almak için Müslümanların onuru olan Müslüman kadınlara bile saldırmaktan çekinmiyor.Bu kurum daha önce, davetçileri uydurma suçlamaları itiraf etmeye zorlamak için elektrik şokları ve şiddetli dayaklar gibi çeşitli işkence yöntemlerini uygulamakla meşhurdur.

Ne yazık ki Kırgızistan otoriteleri, yüksek yaşam maliyeti, yolsuzluk, tefecilik, tekelcilik ve kumar gibi süregelen haram uygulamaları durdurmak yerine, İslam'ı öğreten, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran Müslümanlara karşı baskıcı kurumları kullanıyorlar. Ayrıca kendilerine yönelik bu suçlamaların uydurulduğu davetçiler hakkındaki komşuların ve yerel halkın olumlu tanıklıkları ve görüşleri hiç dikkate alınmıyor.

Bu nedenle bizler, bu zulmün her eve ulaşacağı konusunda Kırgızistan’daki Müslümanları uyarıyor şerefimizin kaynağı olan kadınlarımızı korumak için tek saf halinde durmaya çağırıyoruz. Çünkü resmi otorite, geçen yıl onayladığı "din" yasası çerçevesinde, resmi bir kurumdan izin almaksızın şeriatı öğrenen veya öğreten her eve baskın düzenlemeyi meşrulaştırmıştır. Böylece sözde bu yasal kılıf, her evin aranmasına kapı aralıyor.

Resmi kurumlara gelince; sadece otoritenin çıkarlarıyla örtüşen şerî ilimleri öğretiyorlar. Bundan amaçlanan ise, hayatın tüm işlerini tanzim eden İslam dinini, Hristiyanlık ve Budizm'e benzer şekilde sadece ibadet ve ahlak çerçevesine hapsetmektir!

Bu yüzden hakkın batıla dönüştürüldüğü, batıla hak elbisesinin giydirildiği ve doğru söyleyenlerin yalancılıkla suçlandığı bu zamanda, hak üzere sebat etmek ve baskıcı cihazların zulmüne karşı koymak, her birimizin üzerine vaciptir.

Ebu Hureyre’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتُ يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الأَمِينُ وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ الرَّجُلُ التَّافِهُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ İnsanlara öyle aldatıcı seneler gelecek ki, o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlü olanlar da yalanlanacaklardır. O zaman hainlere itimat edilecek, emin olanlar da ihanetle suçlanacaklardır. İşte o zaman Ruvaybida konuşacaktır.” Denildi ki ruveybida da nedir? Buyurdu ki: “Kamunun işleri hakkında (söz sahibi olan) müptezel adamdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mümtaz Maveraünnehrî

Devamını oku...

İran, İdeolojik Bir Devlet Olmadığını Defalarca Kanıtlamış, Füzelerini ve Milislerini Müzakerelere Dahil Etmeyi Kabul Etmiştir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İran, İdeolojik Bir Devlet Olmadığını Defalarca Kanıtlamış, Füzelerini ve Milislerini Müzakerelere Dahil Etmeyi Kabul Etmiştir

Haber:

Washington-Tahran müzakerelerinde füzeler ve milisler ele alınacak. (Sky News Arabia, 05/02/2026)

Yorum:

Amerika'nın, özellikle de New York Times'ın yetkililere dayandırdıkları haberlere göre, Amerika ve İran, H. 18 Şaban 1447 M. 6 Şubat 2026 Cuma günü yapılması planlanan müzakerelerin kapsamını, nükleer programın yanı sıra füze ve silahlı milis dosyalarını da içerecek şekilde genişletme konusunda anlaştılar; nitekim İran Dışişleri Bakanı Arakçi, elektronik iletişim araçları yoluyla, Amerika'nın Arap Denizi'nde büyük bir filo konuşlandırmasının ve İran'ı müzakerelerde kendi şartlarını kabul etmeye zorlamasının -ki bu şartlar Yahudi varlığı tarafından daha önce açıklanan şartlarla uyumludur- ardından siyasi süreci yeniden canlandıran bu görüşmeyi düzenledikleri için "Ummandaki kardeşlerine" teşekkürlerini ifade etmiştir. Ayrıca Trump da şunları söyledi: "İran'a doğru büyük bir filomuz gidiyor... Bizimle müzakere ediyorlar, çünkü onlara saldırmamızı istemiyorlar." (TRT Arabi)

İran'ın bu tavizi ve teslimiyeti, ideolojik bir devlet olmadığını, aksine rejimini ve iktidar koltuğunu korumak için İran’ın nükleer programından, hatta balistik füzelerinden vazgeçtiğini kanıtlıyor; zira tüm bunlar, Amerika'nın dayattığı bir programa göre gerçekleşecek ve bölgedeki milis güçlerini de terk edecektir. Böylece İran, Amerika'nın Körfez devletçiklerine şantaj yapmak için kullandığı bir "korkuluk" devleti olarak kalacaktır. Dahası Amerika’nın desteklediği Yahudi varlığı karşısında pençeleri koparılmış bir devlet olarak kalacak, böylece Yahudi varlığı, bölgede en güçlü hale gelecek ve Trump’a boyun eğen devletçiklerle normalleşme sürecini sürdürecektir. 

Bu da İslam beldelerindeki mevcut tüm devletlerin, düşmanlarına zarar verebilecek gelişmiş silahlara sahip olmalarına rağmen, egemen devletler olmadıklarını, aksine kendileri için çizilen yol ve kendilerinden talep edilen rol doğrultusunda hareket ettiklerini kanıtlamaktadır!

İslam’ı yönetimde ve hayat sistemlerinde tatbik edecek, İslam’ı davet ve cihat yoluyla dünyaya taşıyacak Raşidi Hilafet Devleti olmadıkça, Amerika ve müttefiklerini hiçbir şey caydıramayacaktır. Nitekim bugün Müslümanlar, Hilafeti kurmanın yollarını aramaya başlamıştır. Eğer kiralık liderler ve sömürgeci kafirin İslam ülkelerine ektiği Batı kültürü olmasaydı, Hilafetin geri dönüşü, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşirdi. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًاŞüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” [Talak 3]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulaziz El-Hamid – Yemen

Devamını oku...

Yokluğunun Felaketleri, Geri Dönüşünün Müjdeleri ve Yeniden Canlandırmanın Farziyeti Arasında

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Yokluğunun Felaketleri, Geri Dönüşünün Müjdeleri ve Yeniden Canlandırmanın Farziyeti Arasında
Hilafetin Yıkılışının Üzerinden Yüz Beş Yıl Geçti

Geçtiğimiz günlerde ümmet, günlerle veya yıllarla değil, aksine geride bıraktığı felaketler, kırılmalar ve tarihi süreçle ölçülebilecek elim bir yıldönümünü geride bıraktı; işte bu tarihi süreçte ümmet, liderlik konumundan bağımlılığın en derin noktasına ve otoritenin birliğinden parçalanmaya ve boyun eğmeye gerilemiştir. Sadece siyasi bir varlık değil, aksine ümmeti koruyan bir kalkan, ümmeti birleştiren bir otorite ve İslam'ı hayat sahasında uygulayan ve risaleti dünyaya taşıyan bir yönetim sistemi olan Hilafetin yıkılışının üzerinden yüz beş yıl geçti.

Hilafetin yıkılması, Müslümanların tarihinde geçici bir olay olmamıştır, aksine tüm ülkesinin çehresini değiştiren hadari bir deprem olmuştur. Zira Hilafetin ortadan kalkmasıyla birlikte sömürgeciye kapılar ardına kadar açılmış, böylece sömürgeci İslam beldelerini bölmüş, yağmalamış ve yabancılaştırmış, yapay sınırlar çizmiş, İslam’ın otoritesini insanın otoritesiyle ve şeriatın yönetimini de İslam ile hiçbir ilgisi olmayan ithal edilmiş insan yapımı kanunlarla değiştirmiştir.

Hilafetin yıkılmasının ardından, ümmet siyasi birliğini kaybetmiş ve tek bir ümmetten olmaktan, her birinin kendi bayrağı, sınırları ve marşı olan ancak hepsi de gerçek egemenliğin yokluğu ve siyasi, ekonomik ve askeri kararların dışarıya ipotek edilmesi konusunda ortak olan onlarca birbiriyle çatışan varlıklara dönüşmüştür.Hilafetin yokluğunda Müslümanlar korumasını kaybetmiş, kanlarının dökülmesine izin verilir hale gelmiş, toprakları ihlal edilmiş ve Filistin'den Keşmir'e, Şam'dan Doğu Türkistan'a kadar, caydıracak bir otorite veya ümmetin ordusu olarak hareket geçecek tek bir ordu olmaksızın mukaddesatları saldırılara maruz kalmıştır.

Hilafetin ortadan kalkmasıyla birlikte, hayatın işlerinde İslam risaletinin özü olan Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek de kaybolmuştur. Dolayısıyla birçok ülkenin gerçekliğinde İslam, bireysel ritüellere dönüşürken yönetimden, ekonomiden, siyasetten ve toplumdan dışlanmıştır; böylece menfaatçilik ve maddi çıkar mantığı egemen olmuş, faiz yayılmış, servetler yağmalanmış, zalim vergiler uygulanmış ve ümmetin yetenekleri, kıtalararası şirketlere ve büyük ülkelere hizmet etmeye boyun eğdirilmiştir.

Kültürel ve fikri düzeye gelince; ümmet sistematik bir şekilde kimliğinin söküp atılması sürecine maruz kalmıştır.Ümmetin üzerine milliyetçilik, vatancılık ve laiklik mefhumları dayatılmış, dinin hayattan ayrılması fikrine teşvik edilmiş ve Hilafetin tarihi çarpıtılarak Müslümanlar ile şanlı geçmişleri arasındaki bağını koparmaya ve kaybedilen otoritelerini yeniden tesis etme konusunda düşünmelerini engellemeye yönelik bir girişim olarak Hilafet, despotluk ve geri kalmışlık asırları olarak tasvir edilmiştir.

105 yılın ardından bu yıldönümünü anarken, Hilafetin yıkılışını tüm İslam ümmetine karşı işlenmiş büyük bir suç olarak görüyoruz ki bunun etkileri hala siyasi, ekonomik ve güvenlik gerçekliğimizin her detayında açıkça görülmektedir. Dolayısıyla ümmetin bugün acısını çektiği tüm zayıflık, bağımlılık ve parçalanma, İslam'ı kamil bir şekilde uygulayan ve risaleti dünyaya taşıyan devletin yokluğunun doğrudan bir sonucudur.

Öte yandan Hilafetin yeniden kurulmasıyla ümmeti bekleyen şey, imkansız uzak bir hayal olmadığı gibi tarihi bir hayal de değildir, aksine Rabbani bir vaat ve tarihsel bir sünnettir.Zira Hilafetin kurulmasıyla birlikte, ümmetin siyasi birliği yeniden sağlanacak, yapay sınırlar kaldırılacak, Müslümanlar tek bir sancak altında birleşecek ve yeniden Allah'ın indirdikleriyle hükmedilecek, adalet sağlanacak, haklar korunacak, servetler adil bir şekilde dağıtılacak ve ümmetin yetenekleri sömürgecilerin lehine değil, tebaasının lehine yatırım yapılacaktır.

Hilafetin kurulmasıyla birlikte ümmet, zalim dünya düzeninde tabii olarak değil, adalet ve merhamete dayalı alternatif hadari bir proje taşıyan, tüm insanlığa baskı ve sömürü yoluyla değil İslam ile, dahası davet ve hüccet yoluyla ve bununla birlikte risaleti koruyan ve muhafaza eden bir güçle hitap eden büyük bir devlet olarak uluslararası konumuna geri dönecektir.

Tüm bunların ötesinde Hilafetin kurulması, tüm seçenekler arasından siyasi bir seçenek olmadığı gibi alınıp reddedilebilecek fikri bir proje de değildir; aksine Hilafet, tüm ümmetin üzerine vacip olan, terk edilmesi günah olan ve Allah Celle ve Âla'nın huzurunda hesap sorulacak olan şerî bir farzdır.Tarih boyunca ümmet, bir Halife'nin nasbedilmesinin farz olduğu ve bu farzı askıya almanın büyük bir günah olduğu üzerinde icma etmiştir.Hilafetin ortadan kalkmasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olması, günahı kaldırmaz, aksine sorumluluğu artırır ve kıyamet gününde şu ciddi soruya maruz bırakır: Neden alternatiflere razı oldunuz ve Allah'ın hükmünün askıya alınması konusunda sessiz kaldınız?

Bundan dolayı Hilafetin kurulması için çalışmanın zamanın vacibi olduğunu ve bunun da, İslam'ı hayatın merkezine geri döndürmeye, bu farza dair bilinçli bir kamuoyu oluşturmaya ve ümmet içindeki güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmeye dayalı ideolojik fikri ve siyasi bir çalışma olduğunu teyit ediyoruz. Tıpkı Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'de devleti kurarken yaptığı gibi.

Ey genel olarak Müslümanlar ve özel olarak da Mısır halkı: Yaşadığınız sıkıntılar, yüksek fiyatlar ve baskılar kaçınılmaz bir kader ve çıkış yolu olmayan bir musibet değildir; aksine bunlar, İslam'la hiçbir ilgisi olmayan yozlaşmış ve dayatılmış bir sistemin sonucudur.Gerçek kurtuluşunuz, yüzleri değiştirmek veya sistemlere yama yapmak değildir, aksine samimi bir şekilde Allah'ın hükmüne geri dönmek ve birleştirici İslam Devleti'ni kurmak için ciddi bir şekilde çalışmaktadır.

Ey Kinane askerleri ve genel olarak da tüm ümmetin askerleri:Sizler bu ümmetin evlatları, kılıçları ve gerçek koruyucularısınız.Sizin şerefiniz, Sykes-Picot sınırlarını korumakta ya da dışarıya ipotek olmuş rejimleri korumakta değildir, aksine Allah'ın dinine yardım etmekte ve İslam'ın otoritesini yeniden tesis etmek için ümmetinizin yanında durmaktadır. Tarih bugün, yazacak kimseler için sayfalarını açıyor; dolayısıyla Hilafetin yıkılışının yıldönümü, yıkıntıları için ağlamak değildir, aksine azimleri bilemek, kararlılığı yenilemek ve gayretle çalışmak içindir.  Zira Hilafet, geri dönmek için kaybolmuştur. وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِO gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir.” [Rum 4-5]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER