Pazartesi, 06 Ramazan 1447 | 2026/02/23
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Epstein Dosyaları: İnsanlık Suçları ve İslam Ümmetinin Sorumluluğu

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Epstein Dosyaları: İnsanlık Suçları ve İslam Ümmetinin Sorumluluğu

Epstein skandalı ve benzeri skandallar, yalnızca bireysel ahlaki sapmalar ya da küresel suç tarihindeki münferit olaylar değildir. Aksine, bunlar günümüz dünyasını yöneten medeniyet sisteminin doğasını ortaya koyan ifşaatlardır. Bu sistem, değerleri siyasetten ayırmış, insanları birer meta haline getirmiş ve ardından özgürlük ve insan hakları adına kendini insanlığın koruyucusu ilan etmiştir!

Bugün insan kaçakçılığı, çocuk istismarı ve kirli nüfuz ağlarının kurulması vakalarında ortaya çıkan isimler, uluslararası standartları belirleyen, meşruiyet araçları sağlayan ve dünya halklarına ahlak sertifikaları dağıtan isimlerin aynısıdır! Ne büyük bir paradoks!

Suçlular, ahlak için teori üretiyorlar, dünyaya liderlik ediyorlar ve insani değerlerin koruyucuları olarak sunuluyorlar! Bundan daha da kötüsü –ki meselenin özü de budur– İslam ümmetinin yöneticilerini atayan, rejimlerini gözeten, tahtlarını koruyan, sonra da istikrar ve siyasi gerçekçilik adına halkın sessiz ve itaatkar kalmasını talep eden de bizzat bu sistemdir. وَكَذَٰلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضاً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَİşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.” [En’am 129]

Asıl soru, onların nasıl ifşa edildikleri değil, ilk etapta dünyayı yönetmelerine nasıl izin verildiğidir. Biz Müslümanlar, insan ticareti yapan, değerleri yok eden, yozlaşmaya yol açan ve bunu bir medeniyet modeli olarak pazarlayanların bizim işlerimizi yönetmelerini nasıl kabul ettik?!

Epstein dosyalarının ortaya koyduğu şey, doğru bir sistem içindeki ahlaki bir kusur değildir, aksine siyaseti değerlerden, gücü hesap verebilirlikten ayıran ve menfaati insanın üstünde tutan laik kapitalist sistemin doğal bir sonucudur. Bu nedenle sorunu seçici yargılamalara veya mevsimsel medya kınamalarına indirgemek gerçeklikten hiçbir şeyi değiştirmez; çünkü suç bireysel değil yapısaldır. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِذَا لَمْ تَسْتَحْيِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَHaya etmiyorsan dilediğini yap!” Yani bu sistem, hayayı siyasetten koparmıştır; dolayısıyla merhameti de insanlıktan koparması doğaldır. 

Kriz, kaynakların eksikliğinden, yeterliliklerin yokluğundan veya ahlaki nasihatin eksikliğinden değil, aksine İslam'ı sadece ritüeller dini veya izole olmuş ahlaki bir söylem olarak değil, dahası hadari ve insanlığa şahitlik eden bir lider olarak hak ettiği konumuna geri getirecek ideolojik bir siyasi projenin yokluğundan kaynaklanmaktadır. وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِİşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız için sizi vasat bir ümmet kıldık.” [Bakara 143] Sessizlik tarafsızlık olmadığı gibi uyum da hikmet ve yozlaşmış bir sisteme ipotek olmak da bir gerçekçilik değildir. Dünya kınamaları değil, aksine bir alternatif bekliyor; dünya kınama açıklamalarını veya geçici öfke kampanyalarını değil, aksine insanı yozlaşmış sistemden ve onun ölçülerine türetilmiş yöneticilerden kurtaracak hadari bir alternatifi, siyasi bir metodu ve fikri ve siyasi bir liderliği beklemektedir.

Artık ümmetin, bugün medya tarafından ifşa edilenlerin, dün bizi yönetenlerin bugün de bizi yöneten aynı kişiler olduğunu idrak etmesinin zamanı gelmedi mi? Skandallara üzülerek değil, aksine onun tüm sistemini yıkarak risaleti geri elde etmenin zamanı gelmedi mi?

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ali Tihami

Devamını oku...

Türkiye: Şanlı Bir Geçmiş ile Şaşkın Günümüz Arasında! Hilafetin Ordusundan Uluslararası Çatı Altındaki Misyonlara!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Türkiye: Şanlı Bir Geçmiş ile Şaşkın Günümüz Arasında! Hilafetin Ordusundan Uluslararası Çatı Altındaki Misyonlara!

Haber:

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ülkesinin Gazze Şeridi'ne “Uluslararası İstikrar Gücü” kapsamında asker göndermeye hazır olduğunu açıkladı ve bu adımın, bölgedeki güvenlik ve istikrarı desteklemek için Ankara'nın açık siyasi iradesinin bir parçası olduğunu vurguladı.

“Barış Kurulu'nun” ilk açılış toplantısına katılan Fidan, toplantının Gazze'nin yeniden inşası ve yerel idari organların faaliyete geçirilmesi açısından “son derece önemli” olduğunu belirtti.

Fidan, “Taraflar anlaşırsa, cumhurbaşkanımız uluslararası istikrar gücüne asker göndermeye hazırdır” dedi ve Türkiye'nin insani yardımlar, Batı Şeria'nın yönetimi veya askeri ve güvenlik katkıları yoluyla her türlü katkıyı sağlamaya hazır olduğunu vurguladı. (El Cezire Net)

Yorum:

Dikkat çekici bir açıklama yapan Türkiye, kuvvetlerinin Gazze'deki her türlü göreve katılmaya hazır olduğunu duyurdu.Bu açıklama, İslam sancağını taşıyan Osmanlı ordusunun, süper güçlerin iznini beklemeden ya da kendisi için çizilen dış düzenlemeler çerçevesinde hareket etmeden siyasi ve askeri olarak dünyaya liderlik eden bir ordu olduğu dönemdeki tarihini akla getiriyor.

Asırlar boyunca Osmanlı ordusu İslam gücünün sembolü olmuştu.Devletin Birinci Osman'ın eliyle kurulup Konstantineye'yi fetheden Fatih Sultan Mehmed'in döneminden, güç ve genişleme dönemlerine kadar Osmanlı ordusu, açık bir inançla hareket etmiştir: bu inanç ise Müslümanların beldelerini korumak, mazlumları savunmak ve ümmetin birliğini korumaktı.

Osmanlı Hilafetinin şemsiyesi altında ordular, sadece siyasi araçlar değil, aksine hadari bir projesinin uzantısı olmuştur.O zamanlar Kudüs, Gazze, Şam ve diğer bölgeler, korunmak için “uluslararası misyona” ihtiyaç duymayan tek bir siyasi varlığın parçasıydı, dahası koruma, devletin görevinin özünde yer alan asli bir görev olmuştu.

Ancak 1924 yılında Hilafetin yıkılmasının ve Mustafa Kemal'in eliyle cumhuriyetin kurulmasının ardından, rol ve yönelim değişmiştir; zira ordu, ümmetin projesinin bir taşıyıcısı olmaktan, uluslararası anlaşmalarla çizilen ulusal sınırların koruyucusuna dönüşmüştür. Zira Türkiye'nin NATO'ya katılmasıyla birlikte ordu, ABD liderliğindeki Batılı güvenlik sisteminin bir parçası haline gelmiştir.

İşte ironi burada yatıyor: Bir zamanlar dünyaya kendi denklemlerini dayatan bir ordu, artık uluslararası sistemin belirlediği dengeler içinde hareket eder bir hale gelmiş ve hesaplarını çıkarlara ve ittifaklarına göre yapmaya başlamıştır.Dolayısıyla ordunun kararı, Hilafet döneminde olduğu gibi artık bağımsız değildir, aksine büyük güçlerin liderlik ettiği bir sistem içinde askeri ve siyasi taahhütlerle bağlantılı bir hale gelmiştir.

Gazze, Osmanlı tarihinden uzak bir toprak değildi; zira yüzyıllar boyunca Osmanlı Hilafetinin sancağı altında kalmış ve tek bir bedenin parçası olmuştu.Bugün, orada bir misyona katılma konusu gündeme geldiğinde, şu soru akla gelmektedir:Katılım, Müslümanları fiilen koruyan bir liderlik rolüne geri dönüş mü olacak, yoksa dengeleri koruyan ve gerçekliği değiştirmeyen uluslararası düzenlemeler içindeki bir katkıdan ibaret mi olacaktır?

İslam ümmeti, başkalarının izniyle hareket eden güçlere ihtiyaç duymamakta; aksine uluslararası ittifakların hesaplarından değil, kendi akide ve çıkarlarından kaynaklanan bağımsız bir siyasi iradeye ihtiyaç duymaktadır. Nitekim tarih, Müslümanların gücünün sadece ordularının büyüklüğünden değil, aksine projelerinin açıklığından ve sözlerinin birliğinden olduğuna tanıklık etmektedir.

Osmanlı ordusunun tarihini hatırlamak, yıkıntıları üzerine ağlamaya çağrıda bulunmak değildir, aksine ümmetin birleştirici bir projeye sahip olduğunu ve hesaba alınması gereken bir güç olduğunu hatırlatmaya çağrıda bulunmaktır. Bugüne gelince; siyasi ve askeri bağlılık, Müslüman orduların halklarının iradesini yansıtmayan çerçeveler içinde faaliyet göstermesine neden olmuştur.

Şeref, açıklamalarla değil, aksine karar verme sürecinde egemenliği geri kazandıran ve ordunun büyük güçlerin çıkarlarını korumak için değil, ümmeti koruma konusundaki asli akidesine geri döndüren bağımsız bir siyasi vizyon inşa ederek geri kazanılır. Dolayısıyla bugün Gazze gerçek bir sınavdır:Katılım, bağımsız bir liderlik rolüne doğru bir adım mı olacak, yoksa bölgenin dışarıdan yönetilen uluslararası sistemin bir başka halkası mı olacak?

Bir zamanlar büyük bir hadarat inşa eden bir ümmet, -niyetleri samimi ve vizyonu birleştirmek olduğu takdirde-, dünyadaki rolünü yeniden formüle etmeye ve ordularını başkalarının çatışmalarında bir araç olarak değil, kendisini korumak için bir kalkan kılmaya muktedirdir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Ürdün rejimi, Ülkeyi Yahudi Varlığının Ön Savunma Hattına ve Amerika'nın Askeri Üssüne Dönüştürüyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ürdün rejimi, Ülkeyi Yahudi Varlığının Ön Savunma Hattına ve Amerika'nın Askeri Üssüne Dönüştürüyor!

Haber:

Amerikan gazetesi The New York Times tarafından yayınlanan uydu görüntüleri, 80'den fazla nakliye uçağının Ürdün Hava Kuvvetleri üssüne ulaştığını ve İran füzeleriyle başa çıkmak için yeni hava savunma sistemlerinin de buraya konuşlandırıldığını ortaya çıkardı.Görüntü analizine göre raporlar, Ürdün üssünde, gelişmiş F-35 hayalet uçakları da dahil olmak üzere normal sayının üç katı olan 60'tan fazla savaş uçağı bulunduğunu ifade etmektedir.Ayrıca raporlar, Pazar gününden bu yana en az 68 nakliye uçağının üsse iniş yaptığını ve İran füzelerine karşı koruma sağlamak için yeni hava savunma sistemlerinin kurulduğunu belirtmiştir. (Ma'an Haber Ajansı)

Yorum:

Ürdün rejimi, Yahudi varlığını korumak ve bölgedeki sömürgeci çıkarları muhafaza etmek konusuyla ilgili olarak bir kez daha ön plana çıkıyor. Bakın işte Ürdün rejimi, Allah'ın düşmanı Trump'ın emirlerine uyarak ülkeye boyun eğdirip ona ülkenin hava sahasını ve askeri üslerini açmakta, ülkeyi 90 milyondan fazla Müslümanın yaşadığı komşu bir İslam ülkesine saldırmak için Amerikan savaş uçaklarının fırlatma rampası haline getirmekte ve tıpkı Haziran 2025'te ülkeyi Yahudi varlığı için koruyucu bir kalkan haline getirdiği gibi Yahudi varlığına yönelik olası füzelere karşı bir füze savunma sisteminin konuşlandırılmasına izin vermektedir!

Mesele Gazze halkına yardım etmekle ilgili olduğunda “ulusal güvenlik”, “ülkenin egemenliği” ve “kırmızı çizgilerden” bahsederek başımızı çatlatan Ürdün rejimi, Yahudileri rahatsız eden veya Filistin halkına yardım etmeyi amaçlayan bir kuşun bile kendi toprakları üzerinde uçmasına izin vermediği gibi Yahudilere zarar verebilecek bir karıncanın bile sınırı geçmesine izin vermemektedir. Ancak mesele Yahudi varlığını korumak ve Trump'ın planlarını uygulamakla ilgili olduğunda, güçlerinin ülkeyi ihlal etmesine izin verdiğini ve ülkenin egemenliği ve ulusal güvenliğinden bahseden tüm borazanların ve dillerin sessizliğe büründüğünü görmekteyiz!

Bazılarının dilleri, İran rejimi ve liderlerinin ümmetin, dininin ve bizzat İran halkının düşmanı olduklarını ve onlara acınmaması gerektiğini söyleyebilir; bu doğrudur, ancak İran halkı Müslümandır ve bedelini kanlarıyla, canlarıyla ve ülkeleriyle ödeyecek olanlar da onlardır. Bu yüzden Ürdün rejimi, nasıl olur da Müslümanların kanının dökülmesine ve ülkelerinin kaynaklarının yok edilmesine ortak olabilir?!İran, İran rejiminin veya İran liderliğinin mülkü değildir; aksine Müslümanların mülkü olduğu gibi kaynakları da Müslümanların mülküdür. Dolayısıyla yöneticiler ve rejim, Allah'ın izniyle yakında ortadan kalkacak olan geçici bir kötülükten ibarettir. İşte bu kötülük Amerika ve Yahudi varlığının eliyle değil, ümmetin samimi evlatlarının eliyle ortadan kalkacaktır; çünkü Amerika ve Yahudi varlığı, yıkım, kötülük, yozlaşma ve sömürgecilikten başka bir şey getirmeyecektir.

Bu nedenle Allah Subhanehu ve Teala'nın, herhangi bir bahaneyle kâfirlerle ittifak kurmayı ve onları dost edinmeyi haram kıldığını görüyoruz; çünkü kafirler, kötüdür ve onlarda bir hayır da yoktur. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَEy iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim ki, onları dost edinirse; o da, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.” [Maide 51] Ve Subhanehu şöyle buyurmuştur: وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَZulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O’ndan da) yardım göremezsiniz!” [Hud 113]  

Ürdün ordusundaki bilge ve muhlis kişilerin üzerine düşen, Yahudi varlığını korumak ve Trump'ın sömürgeci planlarını uygulamak için ülkeyi ve kaynaklarını boyun eğdiren rejimin ve liderliğinin girişimlerine meydan okumaları ve ülkenin bir Amerikan üssüne veya Yahudi varlığının ön savunma hattına dönüştürülmesine karşı aşılmaz bir bariyer oluşturmalarıdır.Ürdün Müslüman bir ülkedir ve sadece Müslümanların maslahatı ve onların hayrı için çalışması gerekir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Halil Abdurrahman

Devamını oku...

Trump İran'la Savaşma Yönünde Bastırırken, Danışmanları Onu Ekonomiye Odaklanmaya Teşvik Ediyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Trump İran'la Savaşma Yönünde Bastırırken, Danışmanları Onu Ekonomiye Odaklanmaya Teşvik Ediyorlar

Haber:

ABD Başkanı Donald Trump Cuma günü İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söylerken, Pentagon ise birkaç hafta sürebilecek ve nükleer altyapının yanı sıra güvenlik tesislerinin bombalanmasını da içerebilecek bir operasyon için hazırlık yapıyor... Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi partinin kampanya yetkilileri de Trump'ın ekonomiye odaklanmasını istiyor; nitekim Trump'ın olmadığı toplantıya katılan bir kaynağa göre, geçen hafta bir dizi bakanla yapılan özel brifingde ekonominin kampanyanın en önemli konusu olduğu vurgulandı. (Şarkul Avsat)

Yorum:

Bu olaylar yeni değildir, bilakis senaryo bir kez daha sahneye geri dönüyor; tıpkı Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i Irak'a ilhak ettiğinde Amerika'nın Kuveyt'i özgürleştirmek bahanesiyle dünyayı kendi arkasından seferber ettiğinde olduğu gibi; o zaman bu ilhakın ardından yine Cumhuriyetçi partiden olan George H.W. Bush'un başkanlığı döneminde Amerika, demokrasiyi savunmak bahanesiyle çılgına dönmüştü. İşte bugün de Trump'ın liderliğindeki Cumhuriyetçi parti, nükleer silahlar veya diğer konular bahanesiyle İran'a saldırmaya hazırlanıyor.

Buna dayanarak, olayların benzerliğine dikkat çekiyoruz: Amerikan kuvvetleri konuşlandırılıp askeri pozisyonlarını alana kadar beklemek, ardından savunma ve iletişim sistemlerini ihlal etmek için çalışmak. İran liderliği neden geçmiş hatalarından ders almadı ve topraklarını ve halkını savunan samimi liderliğin özü olan, Orta Doğu'ya yaklaşan herhangi bir Amerikan askeri birimini vurmak için çalışmadı? Amerika'nın askeri birliklerini toplamak için haftalar süren zamana ihtiyacı var. Dolayısıyla muhlis bir eylem, düşmanın sana karşı üstünlük sağlamasına izin vermemek ve bir kenarda durup ilk saldırıyı veya ölümcül nakavt vuruşunu beklememektir!

Amerika, İslam beldelerine krizleri, savaşları ve kargaşayı ihraç etmek isteyen sömürgeci bir ülkedir. Batı'yı endişelendiren de işte bu bölgedir.Batı'nın tamamı, İslam'ı ve Müslümanları ortak düşmanları olarak görmektedir ki ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, İslamcı gruplar hakkında yaptığı açıklamada bunu şöyle ifade etmiştir: “Onlar, aktif olarak plan yapıyorlar ve bize saldırmaya çalışıyorlar. Bu yüzden güvenliğimiz ve emniyetimiz için bir tehdit oluşturuyorlar. Ancak bu İslamcı ideoloji, özünde bizi yönetecek küresel bir Hilafet kurmaya çalışan siyasi bir ideoloji olduğu için özgürlüğümüze doğrudan bir tehdittir.” Batı’nın gerçekliği işte budur; zira dünyanın kırıntıları için bölünürlerken İslam ve Müslümanlara karşı savaşmak için birleşiyorlar.

Trump’ın liderliğindeki Cumhuriyetçi Parti'nin, Amerika'nın ekonomik sorunlarına bir çözümü olmadığı gibi suç oranını düşürme, yoksulluk veya işsizlikle mücadele etme konusunda da acizdir. Dolayısıyla Trump'ın kibir, küstahlık ve askeri güç kullanmak yoluyla ülkeleri soyup soğana çevirmesi, hiçbir ekonomik sorunu çözmeyecek; aksine, yoksulluğu daha da artıracaktır.

İslam'da taifecilik veya mezhepçlik yoktur ve İslam ümmeti, diğer insanların dışında tek bir ümmettir. Ancak Hilafetin yıkılmasından sonra olan şey, Haçlı Batı'nın bu (taifecilik veya mezhepçilik) naralarını ortaya çıkarması ve İslam ümmeti arasında tefrika oluşturmasıdır ki böylece servetlerini ve kaynaklarını ele geçirmesi daha kolay olsun.

İran bir İslam beldesi olup Hizb-ut Tahrir olarak bizler, tüm Müslümanlar için nasihat edicileriz ve Amerika'nın kötülüklerine karşı biz size yeteriz; zira Hilafet kurulup Allah'ın hükmü uygulandığında uçak gemileri, savaş gemileri ve denizaltılar sizin için bir ganimet olacaktır.Tıpkı Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Beni Kaynuka, Beni Nadir, Beni Kureyza ve Hayber Yahudilerine yaptığı gibi; nasıl da onların malları ve silahları Müslümanlar için bir ganimet olmuştu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selim – Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Suriye'de Ekonomi Politikası: Lüks İhtiyaçlara Odaklanma, Temel İhtiyaçları İhmal Etme!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Suriye'de Ekonomi Politikası: Lüks İhtiyaçlara Odaklanma, Temel İhtiyaçları İhmal Etme!

Haber:

Suriye Haber Kanalı: İdlib vilayetinde iç güvenliği desteklemek amacıyla 100'den fazla yeni araç geldi; bu araçlar, vali Muhammed Abdurrahman ve İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Gassan Bakir'in huzurunda, vilayetteki organize ve gelişmiş güvenliğin varlığını güçlendirmek amacıyla getirilmiştir.

Yorum:

Bu olay, Suriye halkının Suriye hükümeti tarafından maruz kaldığı ihmalkarlığı ve ilgisizliği şikâyet ederek sesini yükselttiği bir dönemde gerçekleşmiştir; zira çadır sakinleri, Beşar'ın düşüşünden sonra ikinci zorlu bir kışla karşı karşıya kalırken çadırları yıkılmış, yatakları suyla dolmuş ve eşyaları darmadağın bir hale gelmiş olup hükümetin ise bu kampları kapatıp sakinlerini daha uygun evlere taşıma konusunda herhangi bir planı bulunmamaktadır. Ayrıca elektrik fiyatlarına ilişkin huzursuzluk da zirveye ulaşmıştır; zira yetkililer birkaç hafta önce fiyatları %800 artırmaya karar verdikten sonra ortalama enerji kullanımı için fatura bedeli iki katına çıkmış ve insanlar fahiş elektrik faturaları karşısında şok olmuştur. Çünkü elektrik faturası bazen bir kişinin maaşının birkaç katına ulaşmaktadır. Buna ek olarak, özellikle Halep şehrinde yaşayan insanlar, sokaklarda sürekli biriken çöplerden şikâyet ediyorlar ve hükümetin bu çöpleri temizlemek için hiçbir çaba göstermediğini söylüyorlar.

Şimdi tüm bunlardan sonra, Suriye hükümetinin iyileştirmeler ve lüks harcamalar için sağa sola para saçtığını, İçişleri Bakanlığı'nın çeşitli illerdeki araç filosunu yenilemek için yüzlerce modern araba ve motosiklet ithal ettiğini, ana meydanları güzelleştirdiğini ve önemli kavşakları süslediğini, çeşitli konferanslar ve festivaller düzenlediğini, dolayısıyla büyük miktarda paraları yanlış yerlere harcadığını ve sakinlerin, aktivistlerin, medya figürlerinin ve nüfuz sahibi kişilerin tekrar tekrar eleştirmelerine ve şikayet etmelerine rağmen hükümetin bu yolda devam etmekte ısrarcı olduğunu görmekteyiz: Buradaki soru şudur: Devletin elindeki para, kamp sakinlerine konut sağlamak, sokakları temizlemek, yolları asfaltlamak gibi ihtiyaçlar ve öncelikler için harcanmalı değil midir? Bu mesele, hükümetin anlayamayacağı kadar zor ve karmaşık mıdır? Yoksa halkı kasıtlı olarak mı yoruyor?

Suriye hükümeti kapitalist bir sistem yerine İslami bir yönetim sistemi uygulamış olsaydı, ekonomi politikasının özünün halkın barınma, gıda ve giyim ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu fark eder ve paraları bunu gerçekleştirmek için kullandığı gibi kaynakları ve servetleri yerel güçler ve kendi uzmanlıklarıyla yönetebilir, böylece insanların yeterliliğine katkıda bulunabilirdi. Ayrıca bölgesel ve uluslararası şirketleri ülkeye getirip işletme ve denetim karşılığında onlara kâr payı vermek yerine tarım arazilerini İslam'ın hükümlerine göre yönetebilir, insanların ölü arazileri canlandırmasına ve bu arazilere yatırım yapmasına izin verebilir ve çiftçilere en yüksek üretim kapasitesine ulaşmalarına yardımcı olacak gerekli araçları da sağlayabilirdi. İşte tüm bunlar, ekonomik krizin ortadan kaldırılmasına ve halkın yaşam koşullarının iyileştirilmesine yol açacaktır. Bu yüzden tüm krizlerimizin çözümü sadece İslam olup bunu fark etmedikçe, çöküş, geri kalmışlık ve yoksulluk bataklığında saplanıp kalmaya devam edeceğiz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Sa’d

Devamını oku...

Erdoğan'ın Suudi Arabistan ve Mısır Ziyaretinin Anlamı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Erdoğan'ın Suudi Arabistan ve Mısır Ziyaretinin Anlamı

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

 

Erdoğan'ın mevkidaşları bin Selman ve Sisi'yi ziyaretinde dikkate alınması gereken ilk husus, bu liderlerin büyük güçlerle, özellikle de dünyanın önde gelen gücüyle olan bağlarını ve bu koşullarda onlardan ne istediğini anlamaktır; çünkü uluslararası durumu kontrol eden ve diğer ülkelerin gidişatına ve onların birbirleriyle olan ilişkilerine etki eden büyük güçlerdir.
Bu ziyaret ve sonuçları ile daha önceki eylemleri, Erdoğan, bin Selman ve Sisi'nin dünyanın önde gelen ülkesi Amerika ile bağlantılı olduklarını ve Amerika'nın bu koşullarda onlardan belirli bir şey istediğini teyit etmektedir.

Erdoğan'ın bin Selman ile yaptığı görüşmede, bölgedeki tüm konularda Amerikan planlarına uygun olarak bir uzlaşmaya vardıklarını ve Trump'ın Gazze'deki ateşkes planını desteklediklerini açıkladılar. Daha önce de Sisi ve benzerleriyle birlikte, “savaşın kapsamını genişletmemek” bahanesiyle, yani Yahudi varlığının öldürmesine ve yok etmesine engel olmamak ve müdahale etmemek için, Amerika'nın emirleri doğrultusunda Gazze halkını yüzüstü bırakmaları nedeniyle halklarının önünde utançtan kurtulmak amacıyla bu planı çıkarması için Trump’a yalvarmışlardı. Nitekim Trump'ın kurduğu ve başkanlığını yaptığı Gazze yönetimi için Barış Kuruluna katılarak Trump’a olan bağlılıklarını teyit ettiler.

Nitekim asrın Firavunu onları küçümsemiş ve onlar da ona itaat etmişlerdir; bu da Trump’ı daha da ileri gitmeye ve diğer büyük ülkelerin veto hakkı olan ve Amerikan projelerinin onaylanmasını etkileyip engelleyebilen Güvenlik Konseyi yerine, ülkesinin yararına dünyanın tüm sorunlarını çözecek küresel bir kurul istediğini ilan etmesine teşvik etmiştir.

Benzer şekilde Erdoğan Sisi ile yaptığı görüşmede, başta Amerikan planına göre Gazze meselesi olmak üzere tüm konularda kendisiyle aynı fikirde olduğunu vurgulamış olup kapsamlı bir stratejik ortaklığa ulaşmak için ilişkileri güçlendirme konusunda anlaşmışlardır.

Her iki ziyarette de, insanlara fayda sağlayacak bir iş birliği görünümü vermek için geniş kapsamlı ekonomik anlaşmalar imzalanmıştır; bu anlaşmalarla insanların ekonomik durumunun iyileşeceğini vaat ederek kandırıldılar ve bunun arkasındaki gerçek siyasi hedefleri gizlediler.

Bu görüşmelerin atmosferine ve görüşmenin taraflarının bu koşullarda tüm siyasi alanlardaki uzlaşmalarına vakıf olur ve onların bağlantılarını, hain tutumlarını ve Gazze meselesine odaklandıklarını bilirsek bunun, özellikle uygulamanın ikinci aşamasına girdikten sonra, Trump'ın Gazze'den çekilme gibi planlarının uygulanmasında gecikmeye neden olan ve hâlâ saldırganlığını sürdüren, bazen bir günde onlarca insanı öldüren, evleri yıkmaya ve halkını yerinden etmeye devam, yardım girişlerini ve insanların ayrılıp geri dönmemeleri için kapıların açılmasını          manipüle eden ve Trump yönetimi altında Türkiye'nin Gazze'de rol almasını istemeyen Yahudi varlığına yönelik Amerikan baskılarıyla ilgili olduğunu görürüz. İran konusuna gelince; Amerika, kendi yörüngesinde döndüğünü bildiği halde İran’a rejimi devirecek şekilde ezici bir darbe indirilmesini istiyor; ama Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan buna karşı çıkıyor ve İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmanın yapılmasını destekliyorlar; böylece (5+1) anlaşması olarak bilinen 2015 anlaşması düşecek, Amerika tek başına kontrolü ele geçirecek ve diğer beş taraf da devre dışı kalacak ve anlaşma (-5+1)’e dönüşecektir; bunu da Trump, şımarık Yahudi varlığına, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan gibi Amerika için önemli olan ve Yahudi varlığının rolünden daha az önemli olmayan ama daha yumuşak bir üslupla rollerini yerine getiren başka ülkelerin de olduğuna dair bir mesaj vermek için yapıyor.

Böylece Erdoğan'ın ziyaretlerinin ve bin Selman ve Sisi ile uzlaşı içinde olmasının arkasında Amerika'nın olduğu ortaya çıkıyor; oysa dün Erdoğan, Mursi'ye karşı darbe girişiminden ve Suudi gazeteci Kaşıkçı'nın öldürülmesinden sonra açıkladığı gibi, Sisi ve bin Selman’ın düşmanı gibi görünüyordu ve onlarla görüşmesinin imkansız olduğunu söylemişti.
Buna rağmen harekete geçerek bu ikisiyle uzlaşmak için acele etmiş ve her zamanki gibi kendisine güvenenleri yüzüstü bırakarak Müslüman Kardeşler ve Kaşıkçı davasını satmıştır.

Yahudi varlığının Mısır ile olan ilişkisini riske atması imkansızdır. Bu yüzden Yahudi varlığı, Mısır'ı savaştan uzak tutan ve güney cephesini kendisi için güvenli bir tampon bölge olarak koruyan Camp David Anlaşmasına bağlı kalmaya devam etmesi için onunla ilişkilerin iyi olmasına özen göstermektedir ki Gazze savaşı bunu kanıtlamıştır; çünkü Mısır rejimi, iki yıl boyunca soykırıma maruz kalan Gazze halkına yardım etmek için harekete geçmemiş, aksine Mısır halkının kardeşlerine yardım etmek için herhangi bir eylemde bulunmasını da engellemiştir.

Aynı şekilde Yahudi varlığı, Suudi Arabistan ile normalleşme konusunda da istekli olup onun Gazze'deki soykırım uygulamalarına karşı pasif tavrından dolayı da memnundur; zira özellikle Filistin'e yakın olanlar olmak üzere İslam beldelerindeki mevcut tüm rejimler gibi Suudi Arabistan da Amerikan emirlerine uymaktadır.

Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin özellikle Gazze meselesi olmak üzere her konuda ilişkileri güçlendirme ve uzlaşma konusundaki ısrarları ve Trump'ın planını uygulama konusundaki isteklilikleri, Yahudi varlığını utandırmakta, onu bu planı uygulamaya zorlamakta ve sanki Amerika'ya baskılar uyguluyormuş gibi Yahudi varlığının Amerika üzerindeki etkisini azaltmaktadır.

Trump, 8 Nisan 2025 tarihinde Beyaz Saray'da Netanyahu'nun önünde Erdoğan'a olan güvenini ve sevgisini şöyle diyerek ifade etmişti: “Erdoğan ile çok iyi bir ilişkim var. Onu seviyorum, o da beni seviyor. Onunla sorunlarınız varsa, bunları onunla çözmeli ve ona karşı mantıklı davranmalısınız.” Böylece Trump, Erdoğan'ın Son 14 yıl boyunca birçok ülkede, özellikle Suriye'de yaptığı gibi Amerika'nın hesabına başkalarını aldatma yeteneklerine olan güvenini dile getirmiştir. Zira Erdoğan'ın yaptığı şey, Trump ve elçisi Barrack'ın da söylediği gibi, Amerika için büyük bir başarı olarak kabul edilmektedir.Çünkü Erdoğan, simsar rolünü oynamış, Colani'yi düşük bir fiyata satın almış ve onu Amerika'nın ajanı yapmıştır; Colani de Suriye'de İslam'ın yeniden yönetime gelmesini reddetmiş ve onun kurulması için çağrıda bulunanlarla savaşmaya başlamış ve onları 10 yıla kadar varan hapis cezalarına çarptırmıştır. Dahası Colani, Yahudi varlığıyla barış ve normalleşme istediğini, onunla savaşmak istemediğini açıklamış ve bunu da kanıtlamıştır; zira Yahudi varlığının birçok saldırılarına ve güney Suriye'yi işgaline bir kez bile karşılık vermemiş, aksine orada Yahudi varlığıyla ortak bir güvenlik hücresi kurmuş ve bu yönde hızlı adımlar atmaya başlamıştır. Ayrıca İslam'la savaşmak için ABD liderliğindeki uluslararası koalisyona katılmıştır.

Böylece İslam'ı uygulamak, Golan Tepeleri ve Filistin'i kurtarmak için cihat ilan etmek ve Beşar Esad başkanlığındaki önceki rejimin temsil ettiği Amerikan nüfuzunu ortadan kaldırmak amacıyla başlatılan Suriye devriminin hedeflerini şu ana kadar engellemiştir. Dolayısıyla Amerika için Esad’dan daha iyi biri getirilmiştir; çünkü Colani de akıl hocaları Erdoğan ve Fidan gibi dindar gibi görünerek insanları aldatabilmektedir.

Müslüman ülkeleri arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin olumlu karşılanması ve desteklenmesi gerektiği söylenemez, çünkü bu mesele kötü niyetli amaçlara hizmet etmekte ve masum değildir. Bu, Amerika'nın bölgedeki nüfuzunu ve projelerinin uygulanmasını desteklemekte, bu ülkeler arasındaki ayrılığı ve kâfirlere sadık yozlaşmış rejimlerin ve yöneticilerin devamını pekiştirmektedir. İslam'ın talep ettiği şey, Amerika ile bağları koparmak ve Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak, bu ülkeleri ve diğer İslam ülkelerini İslam'ı uygulayan, işgal altındaki ülkeleri kurtarmak için cihat ilan eden, ezilen Müslümanları kurtaran, ülkeleri ilerleten ve zenginliklerini Amerika'ya vermek yerine halkları arasında dağıtan tek bir devlet altında birleştirmektir.

Kaynak: El-Raye Gazetesi -586. Sayı - 11/02/2026

 

Devamını oku...

Yıpratma Savaşı: Amerika'nın İstediği De Budur

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yıpratma Savaşı: Amerika'nın İstediği De Budur

Haber:

Ukrayna, 11-15 Şubat tarihleri arasında Rusya'dan 201 kilometrekarelik bir alanı geri almayı başardı. (El Cezire)

Yorum:

Rusya'nın uzlaşmaz tavrı ve Ukrayna'nın çıkarlarını garanti altına almayan bir müzakere sonucundan duyduğu endişe nedeniyle Ukrayna güçlerinin müzakere ve askeri düzeylerde ilerleme kaydetmekte bocalamasının gölgesinde, bu tırmanış cephe hatlarında onlarca kilometrekarelik toprağın geri alınmasına yol açmıştır.

Belki de bunun nedeni Rusların inatçılığı ve savaş hatlarında uyguladığı baskı, müzakerelerde katı olmasıyla birlikte açık bir kapı bırakması ve istenmeyen sonuçlar doğabileceğini hesap ederek kapıyı kapatmamasıdır.

Tüm bunlardan dolayı ABD, Ukrayna bölgelerinin kendi boyutları içinde kalmaya devam etmesi için Rusya'nın Ukrayna topraklarını kolayca ele geçirmesi konusunda acele etmemesi gerektiğini düşünmektedir; zira Elon Musk, Ukrayna'nın lehine cephedeki iletişimleri kesintiye uğratmış veya devre dışı bırakmış, bu da savaşın vurkaç şeklinde devam etmesi için savaş hatlarında kaos ve kargaşa durumu yaratmış ve bunu da müzakere masasında tavrının serleşmesine katkıda bulunabilecek şekilde Rusya'nın toprakları kolayca yutmaması için yapmıştır.

Böylece savaş, her iki taraf da yorgun düşene ve Ukrayna'nın başına gelen yıkıma kayıtsız kalarak Amerika'nın kendi çıkarlarını gerçekleştirinceye kadar devam edecektir; zira Amerika, sadece kendi çıkarları için yıkım ve tahribattan faydalanmaktadır; evet, işte bu, hiçbir utanç veya mahcubiyet duymadan dünyaya pazarladıkları Epstein medeniyetidir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Et-Tamîzî

Devamını oku...

Pakistan Yöneticileri Ramazan Ayını Gazze'ye Yönelik Eşi Benzeri Görülmemiş Bir İhanetle Karşılıyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Pakistan Yöneticileri Ramazan Ayını Gazze'ye Yönelik Eşi Benzeri Görülmemiş Bir İhanetle Karşılıyorlar

Haber:

İslam ümmeti Ramazan'ı, oruç ve salih amellerle karşılarken, yöneticileri ise kibirli Trump'ın emirlerini uygulamak için Gazze'yi yüzüstü bırakmaya ve ona ihanet etmeye devam ediyorlar. Zira Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Gazze'nin katili Netanyahu'nun başkanlığında Yahudi varlığının da katıldığı sözde “Barış Kurulu'nun” ilk toplantısına katıldı.

Yorum:

Sözde “Barış Kurulu” hakikatinde bir savaş ve Amerikan sömürgeci kuruludur. Zira kurul, Amerika'nın müttefik ve tabi devletlerin güçlerini ve kaynaklarını kullanarak Amerikan hegemonyasını dayatmak için başlattığı yeni bir girişimdir.

Trump'ın kurulu, Gazze'yi işgal etmeyi ve vahşi Yahudi varlığına kalıcı bir güvenlik duygusu vermeyi hedeflemektedir ki bu, soykırım işledikten sonra bile başaramadığı bir şeydir.

Ey Müslümanlar: Sözde ateşkes anlaşmasından bu yana binlerce Gazze halkını şehit edip yaralandıktan sonra Trump'ın kurulu Gazze halkını korumak için ne gibi adımlar attı Allah aşkına?!

Siz ve ordularınızın, Allah'tan ve sizlerden hiç utanmadan gece gündüz zalimlere bağlılıklarını ilan eden bu yöneticileri devirmeniz ve ordularınızı Allah yolunda cihat etmek için seferber ederek Mescid-i Aksa'yı ve mübarek Filistin topraklarının tamamını kurtaracak olan Raşid bir Halifeye biat etmeniz gerekir.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيداً Sana ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tağutu inkar etmeleri emrolunduğu halde, Tağuta muhakeme olunmak istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” [Nisa 60]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Selçuk – Pakistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER