Çarşamba, 26 Zilkâde 1447 | 2026/05/13
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İran Rejiminin Ölümcül Tereddütü

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İran Rejiminin Ölümcül Tereddütü

 

Haber:

Trump, İran ile müzakere etme ve savaşı kendi şartlarıyla sona erdirme niyetini dile getirirken, Körfez ve Orta Doğu bölgesine yönelik ABD kuvvetlerinin önemli ölçüde artırıldığına dair doğrulanmış haberler arka arkaya geliyor; Yahudi varlığının kuvvetlerinin yeniden silahlandırılması ve konuşlandırılması da bu haberlerin arasında yer alıyor. Bunların en sonuncusu, yanından geçmesi tesadüf eseri bir çoban tarafından keşfedilen Irak çölündeki gizli askeri üs. Bu durum, ABD, Yahudi varlığı ve müttefiklerinin İran'a karşı yakında başlatabilecekleri sert bir saldırı hazırlığında olduklarını ortaya koyuyor.

Yorum:

İran rejimi, hem Allah ile hem de bölgedeki Müslüman halklarla arasını düzeltmiş olsaydı, ilk günlerinden itibaren savaşa karar vermede çok daha cesur olur, helak olmuş Yahudi varlığını ortadan kaldırır, Yahudi varlığının ve Amerika'nın, nükleer bombaların atılmasına kadar varabilecek sert tepkisine tahammül ederdi; çünkü o zaman İslam ümmetindeki etkisi ve halkların desteği, onun bekasını ve direnişini garanti altına alacaktı. Buna karşılık Amerika, tüm çıkarlarını, güvenliğini ve ekonomisini can çekişen Yahudi varlığı uğruna feda etmeyecek olan çıkarlar devletidir.

Ancak iki milyar Müslümanla, özellikle de çevresindeki ülkelerde düşmanlık tohumları eken ve hâlâ ekmeye devam eden İran rejimi, kendisini stratejik derinliğinden izole ederek, önceliğin velayet-i fakih projesinin bekası olduğunu ve bu projenin sona ermesinin her şeyin sonu anlamına geldiğini düşünmeye başlamıştır. Bu nedenle müzakere ve düşünülmüş tepkilerin hayatta kalma fırsatı olduğunu zannederek, bu savaşta işleri sonuna kadar götürme konusunda hâlâ tereddüt etmektedir!

Eğer bu rejim, taşıdığı iğrenç mezhepçi düşünceden dolayı Allah'a tövbe etseydi, bu düşünceyle ümmetin geri kalanından kopup, hatta ümmetin ezici çoğunluğuna düşman olmasaydı, Amerika'nın ümmete karşı savaşında ona destek verdiğinden ve Amerika'ya Afganistan, Irak, Suriye ve diğer yerlerdeki yardımlarından dolayı tövbe ettiğini ilan etseydi ve döktüğü her masum kan damlasından, ihlal ettiği her Müslüman kadının ırzından ve yıkımına katkıda bulunduğu her Müslüman ülkeden dolayı pişmanlığını ilan etseydi, bölgedeki halklarla yeni bir sayfa açabilir ve kendisini içine hapsettiği yok oluş bekleyişi denklemini değiştirebilirdi.

İran’ın Yahudi varlığına ölümcül darbeler indirme konusunda tereddüt etmesinin nedeni, bu izolasyon durumundayken bu adımın bedelini ödeyemeyeceğinden duyduğu korkudur; onun düşüncesine göre bu bedel, onun için her şeyin sonu olabilir. Bu tereddüt, korktuğu şeyi belki geciktirebilir ancak onu değiştirmeyecektir; aksine savaşın kaybedilmesine ve yolunu şaşırıp hem kendisi sapan hem de başkalarını saptıran rejimin ölümüne neden olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Şeyh Adnan Mezyan

Devamını oku...

Mayıs 2025'te Hindistan'a Karşı Düzenlenen Askeri Operasyon Pakistan'ın Keşmir ve Filistin'i Kurtarma Gücünü Teyit Etmiştir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Mayıs 2025'te Hindistan'a Karşı Düzenlenen Askeri Operasyon
Pakistan'ın Keşmir ve Filistin'i Kurtarma Gücünü Teyit Etmiştir

 

Haber:

10 Mayıs 2026, Pakistan Silahlı Kuvvetleri'nin gerçek gücünü ortaya koyan El-Bunyan El-Marsus operasyonunun birinci yıldönümüne denk gelmiştir.

Yorum:

Allah Celle Celaluhu şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفّاً كَأَنَّهُم بُنْيَانٌ مَّرْصُوصٌ “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” [Saff 4] Allah Celle Celaluhu'nun, Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve müminlerin sevdiği amellerden biri de Allah yolunda cihat etmek olup buna, Pakistan Hava Kuvvetleri’nin cesur pilotlarının, Hindistan’ın gelişmiş savaş uçaklarını düşürmesi ve Hindistan’ın S-400 füze savunma sistemini devre dışı bırakması da dahildir; bu da Hindistan Hava Kuvvetleri’ni iki gün boyunca arazide kalmaya mecbur bırakmıştır.

Allah Celle Celaluhu'nun müminlere havada zafer bahşetmesinin ardından, işgal altındaki Keşmir’in mücahit Pakistan ordusu tarafından kurtarılması mümkün bir hale gelmişti. Bu nedenle “El-Bunyan El-Marsus” operasyonu, Amerikan liderliği içinde bir panik havası yaratmış ve Amerikan liderliği, Batı'daki müttefiki Yahudi varlığını kurtarmak için kullandığı aynı aldatıcı yöntemi kullanarak Doğu'daki müttefiki Hindu devletini kurtarmak için bir ateşkesin sağlanması amacıyla hızla harekete geçmiştir.

Bir yandan El-Bunyan El-Marsus operasyonu, Pakistan ordusunun dünya orduları arasındaki konumunu kat kat arttırmış ve doğu ve batıdan birçok askeri heyet taktik öğrenmek için Pakistan'a gelmiştir; öte yandan ise izzet bahşeden cihattır; bu yüzden cihadı terk etmek bir zillettir. Nitekim Ebu Davud, İbn-i Ömer’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle dediğini işittim: إِذَا تَبَايَعْتُمْ بِالْعِينَةِ وَأَخَذْتُمْ أَذْنَابَ الْبَقَرِ وَرَضِيتُمْ بِالزَّرْعِ وَتَرَكْتُمْ الْجِهَادَ سَلَّطَ اللهُ عَلَيْكُمْ ذُلّاً لَا يَنْزِعُهُ حَتَّى تَرْجِعُوا إِلَى دِينِكُمْ “İyne yoluyla alışveriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna yapıştığınız, tarımı seçtiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet musallat eder ki, dininize dönünceye kadar onu üzerinizden atamazsınız.

Bununla birlikte zaferin, tüm Keşmir’i ve mübarek Filistin topraklarını kurtarmak için itici bir güç olması gerekirken Pakistan’ın yöneticileri El Bunyan El Marsus operasyonunu, dar milliyetçi narasını güçlendirmek ve silahlı kuvvetlerimiz içindeki Amerikan yanlısı liderliğin çirkin bir şekilde propagandasını yapmak için kullanmışlardır. Bunu nasıl kabul edebiliriz?! 2025 yılının Mayıs ayında, Keşmir'in kurtarılması son derece mümkünken ateşkes emri vererek, askeri liderlik kendini kibirli Trump'a pazarlamıştır; şimdi ise Trump, Asim Munir'i övmekte ve onu “en sevdiği mareşal” olarak nitelendirmektedir; sanki Asim Munir, dünyanın en güçlü Müslüman ordusunun komutanı değil de, ABD Merkez Komutanlığı'na bağlı bir askermiş gibi! Gazze'deki çocukları ve İranlı kız öğrencileri katleden birinin bu övgüsü, kalbinde zerre kadar iman olan her Müslüman için acı verici bir aşağılama kaynağıdır.

Ey Pakistan Müslümanları: El Bunyan El Marsus operasyonunun üzerinden bir yıl geçmişken, Hindular hâlâ Keşmir'i işgal ettikleri gibi Yahudiler de hâlâ Filistin'i işgal ediyorlar; Haçlı Amerikalılar ise bir yılan gibi yurdumuzda dolaşarak birbiri ardına ülkemizi vuruyorlar; bu yüzden genel olarak gösterdiği ihmalkarlık, Keşmir meselesini unutması ve Hindistan’ın hayati İndus Nehri Su Anlaşması’nı feshederek su akışını manipüle etmek suretiyle Pakistan’ın gıda güvenliğinin tehlikeye maruz kalması nedeniyle askeri liderliği muhasebe etmemiz gerekir. Peki askeri liderliğin yanıtı nedir? Yoksa onlar, Haçlı Amerikalıların, Hindistan devleti ile yaşanacak herhangi bir çatışmada Pakistan'ın yanında duracağını mı sanıyorlar? Pakistan ordusunun 2025 yılında ve İran ordusunun 2026'daki zaferleri, İslam ümmetinin, düşmanlarımızı yenmek ve işgal altındaki topraklarımızı kurtarmak için gerekli tüm askeri güce sahip olduğunu teyit etmektedir; yine bu zaferler, İslam ümmetinin zayıf olmadığını, aksine mevcut yöneticileri ve askeri liderleri yüzünden felçli bir durumda olduğunu ve gerçek kapasitemizi ancak Hilafetin gölgesinde Allah'ın indirdikleriyle hükmedecek bir yöneticinin kullanabileceğini de teyit etmektedir.

Ey Pakistan ordusu: Bakışlarınızı, işgal altındaki Keşmir’in tamamen kurtarılması, mübarek Filistin topraklarının kurtarılması ve Amerikan askeri üslerinin İslam beldelerinden kovulması gibi İslam ümmetine yönelik büyük zaferlerine çevirin ki sizler maddi olarak buna muktedirsiniz; bu arada Müslüman savaşçının akidesi, imana, cihada, Allah'tan yardım talep etmeye ve Allah yolunda şehit olmaya dayalı olmalıdır.

İbn Hacer el-Heytemî, Zevâcir adlı kitabında şöyle demiştir: ““Üç yüz büyük günahtan sonra doksan birinci ve doksan ikinci büyük günahlar şunlardır: Harbi olanların Daru’l İslam’a girmeleri, bir Müslüman’ı esir almaları ve esirin onlardan kurtarma imkanının olması durumunda farz-ı ayn olan cihadın terk edilmesi; yine bir bölge halkının, kafirlerin/düşmanların ele geçirmesinden korkulacak derecede sınırlarını tahkim etmeyi (savunma amaçlı güçlendirmeyi) terk etmesidir.”

Ey Muhammed bin Kasım’ın evlatları: Saldırganlar topraklarımızı işgal ettiler ve Buhari ile Müslim’in toprakları olan İran’da Müslümanları esir aldılar; o halde Allah Celle Celaluhu yolunda cihad etmek için ayağa kalkın. Mevcut askeri liderliğin sizi şerî görevinizi yerine getirmeye ve büyük günahtan kaçınmaya yönlendirmeyeceği açıktır; o halde hainleri kaldırıp atın, Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için nusretinizi verin ve Srinagar ile Mescid-i Aksa’ya özgürler olarak girerek kaybettiğiniz izzeti geri kazanın. Haydi ya zafer ya da şehadetin olduğu iki iyilikten birine nail olmak için çalışın.

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Ey Müslümanlar! Yöneticileriniz Meselelerinizin Çözümü İçin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Başvurmaktan Hâlâ Bıkmadılar mı?!

Bahreyn ve Amerika, 7 Mayıs 2026 Perşembe akşamı; Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan adına Hürmüz Boğazı’ndaki durumla ilgili olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bir karar tasarısı sunduklarını duyurdu.

Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticilerin Ümmetin sorunlarını peşkeş çekmeleri karşısında ve her zaman Müslümanların aleyhine sonuçlanan Güvenlik Konseyi tartışmalarının sonuçlarından bağımsız olarak, Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi şu hususları beyan eder:

1- Ey Müslümanlar! Amerika ve Yahudi varlığının İran’a yönelik son saldırısı; Hürmüz Boğazı ve beldelerinizde bulunan diğer boğazların ne kadar önemli olduğunu, bunların dünya ekonomisinin can damarını oluşturduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Yani sizler dünya ekonomisinin can damarı olan petrol ve gaza sahip olduğunuz gibi, dünya ticaret trafiğinin büyük bir kısmını kontrol eden stratejik hayati geçitlere de sahipsiniz.

2- İslam ülkelerindeki mevcut devletçiklerin sunduğu bu tasarının, aslında tam anlamıyla bir Amerikan projesi olduğu açıktır. Amerika bu tasarıyla, Müslümanların beldelerinde, denizlerinde ve hava sahalarında yaptığı zorbalıklara, eşkıyalığa uluslararası meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Yine bu tasarıyla İran’a yönelik saldırısındaki, uyguladığı deniz ablukasındaki ve “Özgürlük Projesi” adını verdiği ancak sonradan vazgeçmek zorunda kaldığı girişimindeki başarısızlığını örtbas etmeye çabalamaktadır.

3- Siyasi uyanıklık, siyasi olaylara İslami akide perspektifinden bakmayı gerektirir. Buna göre Hürmüz Boğazı ve İslam beldelerindeki diğer boğazlar üzerindeki hâkimiyet yalnızca Müslümanlara aittir. Dolayısıyla bu boğazlar üzerinde büyük devletlerin, Birleşmiş Milletler’in, Güvenlik Konseyi’nin veya diğer uluslararası kuruluşların herhangi bir otorite sahibi olması asla caiz değildir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاً“Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.” [Nisa 141]

4- Müslümanlar kendi davalarını bizzat kendileri çözmelidirler; çözüm için büyük devletlere veya uluslararası örgütlere başvurmaları kesinlikle caiz değildir. Çünkü büyük devletler, İslam beldelerinde ve onların zenginliklerinde gözleri olan sömürgeci devletlerdir. Uluslararası kuruluşlar ise bu devletlerin çıkarlarını gerçekleştirmek için kullandıkları sömürge araçlarından başka bir şey değildir.

5- İslam beldelerini zayıf devletçikler halinde parçalanmış halde tutan, Ümmetin Hilafet Devleti altında birleşmesine engel olan ve hatta kâfir sömürgecilerin beldelerimize yerleşmesine imkân sağlayanlar bizzat bu yöneticilerdir.

6- Müslümanlar için bu kötü gerçeklikten kurtuluşun tek yolu; bu Ruveybida yöneticilerden kurtulmaktır. Onlar, Müslümanların başına musallat olmuşlardır. Hizb-ut Tahrir’in kurulması için çalıştığı Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti’ni kurarak yeniden İslam ile hükmetmeye başlamaktır. Bu yüzden Müslümanlar, Hizb ile birlikte çalışmak ve ona nusret vermek için acele etmelidir. Zira o, halkına asla yalan söylemeyen bir liderdir ve bu projenin gerçek sahibidir.

Devamını oku...

Gazze’de Ailesine Bakmakla Yükümlü Kalan Kadınlar, Ailenin Bakımını Üstlenmekle Hayatta Kalma Mücadelesi Arasında Kalmıştır

Filistin Siyasi Araştırmalar Merkezi, Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın, dul kalan kadın sayısının 22 bini aşmasıyla birlikte ailenin geçimini sağlayan kadın olgusunda eşi görülmemiş bir artışa yol açtığını ortaya koydu. Merkez, “Gazze’de Ailesine Bakmakla Yükümlü Kalan Kadınlar: Savaş Ekonomisi ve Sosyal Fakirlik” başlıklı analiz raporunda; savaş neticesinde ailenin geçimini sağlayan kişilerin hayatını kaybetmesinin, Filistin aile yapısında derin sarsıntılara yol açtığını, anne veya babasından birini kaybeden on binlerce çocuğun bulunduğunu belirtti. Raporda, dış yardımların ve desteğin tamamen yok olduğu bir ortamda, kadınların ailenin ekonomik geçimini sağlamak ve bakımını üstlenmek gibi karmaşık roller yüklenmek zorunda kaldığı, bunun da onun üzerindeki ekonomik, psikolojik ve sosyal baskıları artırdığı ifade edildi.

Saha verileri, Gazze Şeridi’ndeki kadınların yaşadığı felaketin boyutunu gözler önüne serdi. Veriler, 6.020’den fazla ailenin yok edildiğini, birçok vakada genellikle bir kadın veya çocuk olmak üzere aileden sadece tek bir kişinin hayatta kaldığını; 2.700 ailenin ise tamamen yok edildiğini gösteriyor. On binlerce eşin şehit olması veya tutuklanması, kadınları son derece ağır insani ve ekonomik koşullar altında ailelerinin tek geçim kaynağı hâline getirmiştir.

Mevcut veriler; on binlerce dul kadının olduğuna, en az 53.724 çocuğun anne babasından birini kaybettiğine ve 2.596 çocuğun ise anne ve babasını kaybettiğine işaret etmektedir.

Güncel tahminler, Gazze’deki 58.600’den fazla ailenin (ki bu toplam ailelerin yaklaşık %14’üne denk gelmektedir) artık kadınlar tarafından yönetildiğini gösteriyor. Böylece kadın, ailenin bir bireyi olmaktan çıkmış, geniş bir kesimde karar alma merkezi haline gelmiştir. Ancak bu dönüşüm, geniş çaplı göç, destek ağlarının parçalanması ve ekonomik güvensizlik gibi istikrarsız bir ortamında gerçekleşmektedir.

Veriler, ailenin geçimini üstlenen kadınların %88’inin zorunlu göçe maruz kaldığını (diğer ailelerde bu oran %77’dir) ve bu kadınların istikrarsızlığa karşı daha savunmasız olduğunu göstermektedir.

Bu rakamlar yalnızca can kayıplarını değil, geleneksel aile yapısındaki büyük çözülmeyi ve geçim sorumluluğunun zorunlu olarak kadınlara devredildiğini de göstermektedir. Böylece bu olgu, münferit vaka olmaktan çıkıp toplum genelini etkileyen yaygın bir olgu haline gelmiştir. Buna ek olarak Gazze içindeki ekonomik faaliyetlerin neredeyse çökmüş olması da cabası. Tahminlere göre 2025 yılında genel işsizlik oranları yaklaşık %68’e ulaşmış, savaş öncesinde %40 civarında olan iş gücüne katılım oranı sadece %25’e düşmüş ve ekonomi çeşitli üretim sektörlerinde “neredeyse tam bir çöküş” durumu kaydetmiştir. Bu rakamlar, piyasanın artık iş fırsatları yaratma veya yeni iş gücünü istihdam etme kapasitesine sahip olmadığını gösteriyor. Sonuç olarak, geçimini sağlayan kadının sorunu artık bir iş bulmak değildir, artık iş imkânı sağlayacak piyasa yoktur. Veriler, iş gücü piyasasının yapısında ciddi bir bozulmanın olduğunu ortaya koyuyor; kadınlarda işsizlik oranı %92’ye ulaşırken, kadınların ekonomik hayata katılım sadece %17 seviyesinde kalmıştır. Ayrıca, kadınların geçindirdiği ailelerin oranı savaş öncesi %12 iken savaş sırasında %18’e yükselmiştir. Bu durum, kadınların ekonomik sorumlulukları artarken çalışma imkânlarının aynı ölçüde azaldığını ortaya koymaktadır.

Bu rakamlar ve istatistikler, bu kadınların çektiği çilenin sadece bir kısmını yansıtıyor. Ufukta da hiçbir çözüm görünmüyor. Onlar, insana yaraşır yaşamın en temel unsurlarından mahrum, son derece ağır şartlar altında yaşamaktadırlar. Görevleri yalnızca çocuk yetiştirmek ve aileye bakmakla sınırlı olmaktan çıkmış; artık doğrudan hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür. Bugün kadınların çoğu, su, elektrik, gaz ve sağlık altyapısından yoksun, yıpranmış çadırlarda ya da yıkılmış evlerde yaşamaktadırlar. Hatta yas tutma “lüksünden” dahi mahrumdurlar. Şehadet veya esaret nedeniyle babalarını kaybeden çocuklarını ayakta tutabilmek için duygularını bastırmak ve acılarını belirsiz bir zamana ertelemek zorunda kalmaktadırlar. Tüm bunlar onları psikolojik, fiziksel, ekonomik ve toplumsal açıdan derinden etkilemektedir.

Bütün bunlar ve daha fazlası yaşanırken dünya kendi çatışmaları ve çıkarlarıyla meşguldür. Kadın örgütleri ise derin bir uyku ve sessizlik içindedirler, İslam’a, hükümlerine ve Şeriatına saldırmak istediklerinde ancak o derin uykularından uyanırlar.

Ey Müslümanlar! Kerim Peygamberiniz SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Veda Haccı’nda ve birçok hadisinde size emanet ettiği kadınların başına daha neyin gelmesini bekliyorsunuz?!

On binlerce mağdur ve onların türlü türlü acıları sizleri hâlâ harekete geçirmiyor mu?! Yoksa Yüce Allah’ın şu sözü sizin için de mi geçerli oldu:

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللهِ وَمَا اللهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ“(Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.” [Bakara 74]

Devamını oku...

Bir Dava Erinin Vefatı Duyurusu

Dava Şairi Üstad Abdussettar Hasan’ın “Ebu Halil” Vefat Duyurusu

مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَىٰ نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً
“Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir. Bir kısmı da beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”
[Ahzab 23]

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın kazasına rıza gösteren mümin bir kalple; İslamî hayatı yeniden başlatmak için çalışan davet taşıyıcısı ve şairi Üstad Abdüssettar Hasan’ın “Ebu Halil”in vefatını teessürle duyurur.

Merhum, yakalandığı amansız bir hastalığın neticesinde, H. 23 Zilkade 1447 M. 10 Mayıs 2026 Pazar sabahı Trablus Şam’da Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Hizb-ut Tahrir / Lübnan Vilayeti olarak biz; davanın bu sarsılmaz çınarını ebediyete uğurlarken, aynı zamanda İslam’ı, onun hükümlerini, faziletlerini ve yüce değerlerini savunan sadık bir kalemi de uğurlamış oluyoruz. Onun kaleme aldığı “Ey Hakkın Sancağı Kalk ve Yüksel”, “Ey Gazze Sabret”, “Karanlık Dağılsın”, “Hilafet Güneşi” ve benzeri eserleri, dava ehlinin, edebiyat ve fikir insanlarının hafızasında yaşamaya devam edecektir. Merhum Ebu Halil, bu şiirlerinin sayıca az fakat anlamca büyük kalmasını özellikle tercih etmişti. Bu kelimeler, ecirlerin zayi olmadığı Allah katında nurlu harfler olacak; Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’in sancağı dalgalandığında, uğrunda can verdiği davasının zafer nameleri olarak yankılanacaktır.

Onun gidişiyle sadece bir şairi değil; Allah’a davet eden, zamanın fırtınaları karşısında değişmeyen, ilkelerine sadık kalan, mesajında samimi, sanatında büyük ve ahlakında mütevazı bir şahsiyeti de kaybettik. Kuşkusuz kalp mahzun olur, göz yaşarır. Ey Ebu Halil! Bizler senin ayrılığından dolayı elbette çok hüzünlüyüz; ancak Rabbimizi razı edecek sözden başkasını söylemeyiz:

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ“Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” [Bakara 156] Allahım, bu musibetimizde bize ecir ver ve bize ondan daha hayırlısını halef kıl. Alan da Allah’tır, veren de Allah’tır; O’nun katında her şeyin vakti belirlenmiştir. Yüce Allah’tan onu geniş rahmetiyle kuşatmasını; onu Peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve Salihlerle birlikte cennetin en güzel makamına yerleştirmesini niyaz ederiz. Onlar ne güzel dostturlar! Allah bizlere, ailesine, akrabalarına ve sevenlerine sabrı cemil ihsan eylesin.

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
“Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz”
[Bakara 156]

Devamını oku...

“İktidarı Güç Kullanarak Ele Geçirmek”... Bu Madde Kimler İçin Geçerli?

Kırgızistan Milli Güvenlik Devlet Komitesi (UKMK) eski Başkanı Kamçıbek Taşiyev hakkında; “anayasayı ihlal ederek iktidarı zorla ele geçirmek veya zorla elinde tutmak, anayasal düzeni zor kullanarak değiştirmeye çalışmak” ve “görevi kötüye kullanmak” maddeleri uyarınca ceza davası açıldığı biliniyor.

Bunun üzerine Taşiyev, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada şu iddialarda bulundu: “Hukuki açıdan bu davada kendimi savunmak için her türlü imkâna sahibim. Allah’ın izniyle bir suçum yok ve beraat edeceğim. Suçlu olan cezasını çeker, masum olan ise aklanır. Zira Devlet Başkanımız, ülkemizde adil bir yargı sistemi kurmak için büyük çaba sarf ediyor. Örneğin, 25 kişiden oluşan ‘Kempir-Abad’ grubu da beraat etti.”

Gerçek şu ki; son yıllarda ülkede “iktidarı zorla ele geçirmek” suçlamasıyla tutuklananların sayısı hızla artmıştır. Bunların arasında siyasetçiler, gazeteciler ve Hizb-ut tahrir üyeleri de bulunmaktadır. Kırgız-Özbek sınır belirleme davası nedeniyle tutuklanan ve “Kempir-Abadcılar” olarak bilinen grup, Taşiyev’in görevden alınmasının ardından beraat etmiştir. Taşiyev bu örneği vererek, mevcut otoriteye kendi davasının da siyasi bir pazarlıkla kapanabileceğine dair üstü kapalı bir uyarı göndermektedir. Ancak madalyonun diğer yüzü çok daha karanlıktır. Siyasi muhalifler bir şekilde aklanırken, dava erleri aynı “iktidarı zorla ele geçirmek” maddesiyle acımasızca cezalandırılmaktadır: Örneğin Batken Bölge Mahkemesi, Alisher Mamuroviç başta olmak üzere altı dava eri hakkında 13 ila 17 yıl arasında değişen ağırlaştırılmış hapis cezaları vermiştir.

Buna ek olarak Çüy, Celal-Abad ve Narin eyaletlerinde de onlarca dava eri dört yılı aşkın süredir zindanlarda tutulmaktadır. Bu samimi Müslümanların iktidarı zorla ele geçirecek askeri veya maddi bir güçleri olup olmadığı hiç sorgulanmamıştır. Oysa bu insanların elindeki tek “silah”, “Lâ ilâhe illallah Muhammed’un Rasûlullah” kelime-i tevhidinden başkası değildir!

Dava erlerinin sosyal medyadaki tek bir “beğenisi” için bile “radikalizm” raporu hazırlayan sözde uzmanlar, acaba bugün hangi “laboratuvarlarda” muhalif siyasetçileri temize çıkarıp beraat ettirmektedirler?

Siyasi konjonktüre göre muhalif güçler aynı maddeden beraat ettirilirken, sadece Allah’ın indirdiği Şeriat ile yaşamak istedikleri için masum Müslümanlara 4 yıldan 17 yıla kadar cezalar yağdıran mahkemelerin hangi adaletinden söz edilebilir? Bu durum, mevcut yasaların yalnızca otoritenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve sadece İslam’a karşı bir barikat olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır. Ülkede faiz, tekelcilik ve kumar gibi haramların serbestçe yayılması için zemin hazırlanırken; İslam’ı öğretmek, marufu emretmek ve münkerden nehyetmek gibi farz ameller, cezalandırılması gereken birer suç sayılmaktadırlar!

Ebu Hurayra’dan rivayet edildiğine göre Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتٌ، يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ، وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ، وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ، وَيُخَوَّنُ فِيهَا الْأَمِينُ، وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ». قِيلَ: وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ؟ قَالَ: «الرَّجُلُ التَّافِهُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ“İnsanlar üzerine öyle hayırsız yıllar gelir ki o zamanda yalancı doğrulanır, doğru yalanlanır, haine güvenilir, emin kimseye güvenilmez! O zamanda Ruveybida konuşur’ buyurdu. Denildi ki: Ruveybida nedir? Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, “Sefih kimse genelin işi hakkında konuşur” buyurdu.”

Allah Subhânehu ve Teâlâ da şöyle buyurmuştur:

وَلَاتَحْسَبَنَّاللهَغَافِلاًعَمَّايَعْمَلُالظَّالِمُونَإِنَّمَايُؤَخِّرُهُمْلِيَوْمٍتَشْخَصُفِيهِالْأَبْصَارُ“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” [İbrahim 42] Dolayısıyla bugün (iktidarı ele geçirmek, radikalizm, terörizm) gibi maddeler, sömürgeci kâfirlerin kendi suçlarını örtbas etmek ve kamuoyunu yanıltmak için dayattığı prangalardır. Bu nedenle Kırgızistan halkı ve tüm İslam Ümmeti için hak ile batılı, dost ile düşmanı ayırt etmenin ve adımları bu şuurla atmanın zamanı gelmiştir.

Devamını oku...

Müslümanların Yöneticileri, Korsan Trump Yanlısıdırlar, Korsandan Bir Hayır Gelmez ve Kurtuluş Beklenmez!

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
“Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.”
[Bakara 18]

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Mayıs 2026 tarihinde West Palm Beach’te yaptığı konuşmada İran’a karşı yürütülen savaş ve deniz ablukasına odaklandı. Amerikan donanmasını öven Trump, İran gemilerine el konulmasını korsan olarak nitelendirdi ve “Biz bir nevi korsanız” dedi. Ayrıca İran ordusunun yok edildiğini ve limanlarının abluka altına alındığını vurguladı. Öte yandan babasının suikasta uğramasının ardından ülkenin yeni lideri olarak seçilen Mücteba Hamaney ise, yaklaşık yedi hafta sonra 30 Nisan Perşembe günü yaptığı açıklamada, “Basra Körfezi ve Umman Denizi’ndeki komşularımızla ortak kaderi paylaşıyoruz. Binlerce kilometre öteden açgözlülükle burada fitne çıkaran yabancıların ise bu sularda yeri yoktur. Onları yeri olsa olsa suların derinliklerindedir. İran’ın izlediği direniş stratejileri ve politikalarıyla elde edilen bu başarılar, yeni bir bölgesel ve küresel düzenin başlangıcı olacaktır” dedi. Perşembe günkü bu açıklama, Trump’ın İran limanlarına uzun süreli bir abluka uygulamaya hazırlandığı ve bunu İran’ı müzakerelere zorlamanın başlıca aracı olarak gördüğü bir dönemde yapıldı.

Trump, bir korsan olduğunu, Müslümanların denizlerinde seyreden gemilere ve su yollarına el koyduğu itiraf ettiği halde Müslümanların başındaki yöneticiler hâlâ onun rızasını kazanmaya çalışmaktadırlar. Korsanlık, denizlerdeki gerçek güçlerle yüzleşemez; Korsanlar hukuk dışıdır; uluslararası teamüllere ve insani değerlere aykırıdır. Buna rağmen İslam beldelerindeki mevcut rejimler, hâlâ bu korsandan korkmakta ve onu yenilmez bir güç olarak görmektedirler! Korsanın kendi ağzından yaptığı bu itiraftan daha ötesi ne olabilir ki? Bu korsanın arkasındaki sömürgeci devletin, onlarca yıl ağır yaptırımlara maruz kalmış ve halkının potansiyeline uygun bir güç oluşturması büyük ölçüde engellenmiş bir İslam ülkesi karşısında çaresiz kaldığı gün gibi aşikardır.

Eğer İslam beldelerindeki mevcut rejimlerden herhangi biri, karar alma mekanizmasında en ufak bir bağımsızlığa sahip olsaydı, Batılı sömürgecilikten kurtulmak için bu altın fırsatı değerlendirir; kâh Amerika’nın kucağına, kâh İngiltere veya Rusya’nın kucağına atılmak yerine dünyada süper bir güç inşa edebilirdi. Ancak bu rejimlerin, kurtuluşu bir an bile düşünmeksizin sömürgeci kafire bağımlılıkta ısrar etmeleri; onların bu ümmetle hiçbir bağlarının olmadığını göstermektedir. Onlar, efendilerinin çıkarlarına hizmet eden birer işlevsel rejimlerdir. Ümmetin kaynakları, inançları ve imkânları üzerinde hırsızlık ve korsanlık yapsınlar diye efendileri onları iş başına getirmiştir.

Hizb-ut Tahrir, Nübüvvet metodu üzere Hilafet projesi sahibidir, Ümmeti sömürgeci kâfirden kurtaracak yegâne şer’î vizyona sahiptir, tüm insanlığın işlerini güdecek en derin siyasi bilince sahip olan tek partidir. Bu nedenle, samimi güç ve kuvvet ehlinin, Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’i kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusret vermesi farzdır. Hilafet hem onları hem de ümmeti sömürgeci kâfirin hegemonyasından kurtaracak ve yüce İslam ile insanlığa liderlik edecektir.

Devamını oku...

SAYI 599 Çıktı - Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi El-Raye Gazetesi

 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi

El-Raye Gazetesi Yeniden Yayında

 

Biz, Hizb-ut Tahrir Medya Ofisi olarak takipçilerimiz ve Merkezi Medya Bürosu Web Sayfası misafirlerimize, Hizb-ut Tahrir tarafından 1954 yılında başlatılan El-Raye Gazetesinin tekrar yayına başlatılmasını duyurmaktan gurur duyarız. Karanlık ve zorba rejimlerin baskısı sonucu haftalık yayınlanan gazete durdurulmuştu. Şimdi Hizb-ut Tahrir El-Raye Gazetesini Allah’ın izniyle tekrar başlatacaktır.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER