Pazartesi, 16 Recep 1447 | 2026/01/05
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye Rejimi: Kafes İçinde Bir Çatışma!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye Rejimi: Kafes İçinde Bir Çatışma!

Suriye sahnesini, duygusal bir göz veya manşetlerin gürültüsüyle değil de bilinçli bir şekilde takip eden kimse, bugün açıkça ortaya çıkan bir gerçeği fark eder ki o da şudur: Suriye'de Amerikan yörüngesinin dışında herhangi bir askeri veya siyasi aktör yoktur. Bundan dolayı Suriye ordusu ile SDG güçleri arasında bir egemenlik çatışması olduğu yönünde konuşmak, dikkatten yoksun bir konuşmadır; aksine çatışma, gerçekliği yansıtmaktan ziyade siyasi bir yanılsamayı yönetme kapsamına girmektedir.

Herhangi bir ciddi takipçi, Ahmed Şara’nın veya temsil ettiği projenin, Amerika’nın etkisinden çıktığını iddia edemez. Dolayısıyla bu, ani bir durum ya da bağımsız bir olgu değildir, aksine uzun siyasi geri dönüşüm sürecinin bir ürünüdür; yani belirli uluslararası koşulun ürünü ya da sahneden çıkarılan, sonra da ihtiyaç değiştiğinde geri getirilen işlevsel bir araçtır. Hareketlerin haritasını, ortaya çıkış zamanlamasını ve söylemin çıtasını okuyan herkes, kendisine verilen marjın dikkatli bir şekilde çizildiğini ve bu yoldan sapmanın söz konusu bile olamayacağını idrak eder.

Suriye ordusu ile SDG arasında bir çatışma olduğu yönündeki söylentiler ise, Amerikan kafesi içindeki çatışmadan başka bir şey değildir;zira SDG, Washington'un sahadaki doğrudan bir kolu olup görevi ise Suriye'nin doğusunu özgürleştirmek değil, kontrol etmektir. Suriye rejimi ise ne bir müttefik ne de bir düşmandır; aksine sadece ihtiyaç olduğunda kullanılabilecek bir dosyadır.

Bu nedenle çatışmaya izin verilmekte, hızı kontrol edilmekte ve kesin bir sonuç engellenmektedir ki böylece herkes Amerika'nın himayesine muhtaç olarak kalmaya devam etsin ve bağımsız bir devlet kurma olasılığı engellenmiş olsun, böylece de çatışma dışa yönelmek yerine içeride tüketilsin. Yani bu sürecin her bir halkası, Washington'ın hesaplamaları dahilindedir.

Sorun, grupların çokluğunda değildir, aksine çatışmayı bir onur savaşı olarak gösteren anlatıya inanmaktır; oysa gerçekte bu, bir nüfuz aracı olup bu şekilde sunulduğunda tehlike zirveye ulaşmaktır.

Suriye'de dökülen kan, bir projeyi düşürmek ya da bir devlet kurmak için değildir, aksine devletsizlik halini devam ettirmek içindir.

Suriye'nin bugün karşı karşıya olduğu en tehlikeli şey yanılsamadır: Yani Amerikan iradesinin dışında savaşanlar olduğuna dair bir yanılsama ve bazı sembollerin kurtuluşu temsil ettiğine dair bir yanılsamadır; oysa gerçekte bunlar, sadece geçici araçlardır. Savaşa karar verme gücüne sahip olmayan kimse, barışa karar verme gücüne de sahip değildir ve ülkesinin geleceğini inşa edemez.

Ey Şam’ın evlatları; sizler, acının en uzun fasıllarını kanınızla yazdınız ve sabrı, kimliğinizin bir parçası haline getirene kadar sabrettiniz; o halde fırtınadan önce bilinçlenmenin zamanı gelmedi mi?

Savaşlardan sonra halkların karşılaştığı en tehlikeli şey yıkım değil, kurtuluş olarak sunulan, gerçekte ise hegemonyanın yeniden dönüşü olan, sınırların dışından yönetilen projelerdir. Ancak tarih bize, bugün bilincini teslim edenlerin yarın bunun bedelini ağır ödeyeceğini öğretmiştir. Suriye'nin yeniden inşası, bilincin yeniden inşasıyla başlar ve bilinç verilmez, alınır.

Bu, projelerin yakıtları değil de karar sahipleri olmanıza yönelik bir çağrıdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Munis Hamid – Irak

Devamını oku...

Refah Sınır Kapısının Açılması ve Batı Şeria Halkına Yönelik Kısıtlamaların Sıkılaştırılması

Haber-Yorum

Refah Sınır Kapısının Açılması ve Batı Şeria Halkına Yönelik Kısıtlamaların Sıkılaştırılması
Mübarek Filistin Toprakları Halkının Yerinden Edilmesi İçindir

Haber:

Yahudi varlığı ile Hamas arasındaki ateşkes anlaşmasının ilk aşamasının yürürlüğe girmesinden ve hayatta olan ve ölen Yahudi tutsakların -hala aranan bir ceset hariç- serbest bırakılmasından bu yana yaklaşık seksen gün geçmiş olmasına rağmen, bazı haber kaynaklarına göre, "son günlerde Refah sınır kapısının açılması için Amerikan baskısının devam etmesi", Yahudi Başbakanının Amerika'da yaptığı görüşmelerle aynı zamana denk gelmiştir.Bu kaynaklar, Yahudi varlığının, Netanyahu'nun geçen Pazartesi günü Trump ile görüştüğü ziyaretin ardından sınır kapısını her iki yönden de açmaya hazırlandığına dikkat çekiyor. (El Cezire)

Yorum:

Medya kuruluşları, Refah sınır kapısının yönetimini ve yeniden açılması mekanizmasını üstlenecek taraf konusundaki tartışmalara odaklanmasına rağmen, bu şartlarda sınır kapısının açılmasının sonuçları hakkında kasıtlı bir karartma söz konusudur.Bundan dolayı geçişin açılmasının anlamı üzerinde durmamız gerekir ki bunlardan bazıları aşağıdaki şekildedir:

1- Nitekim Amerika ve Yahudi varlığının hiçbir antlaşma ve ahit gözetmediği herkes için açık hale gelmiştir; zira sahibi Trump'ın adıyla anılan anlaşmaya rağmen Trump'ın, onunla birlikte Batılı yöneticiler ve liderlerden oluşan müttefiklerinin ve anlaşmanın uygulanmasının garantörü olarak adlandırılan Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticilerin, yani Türkiye, Pakistan, Mısır, Endonezya ve diğerlerinin yöneticilerinin yalancı Müseylime'den daha kötü oldukları ortaya çıkmıştır.Çünkü anlaşmanın üzerinden yaklaşık üç ay geçti ama Trump ve onun üvey çocuğu Yahudi varlığı, anlaşmanın adaletsizliğine rağmen onun hiçbir maddesine bağlı kalmamış, Yahudilerin son iki yıl boyunca uyguladığı katliamlar durmamış ve kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da dahil olmak üzere Gazze ve Batı Şeria halkının esirleri serbest bırakılmamış ve Gazze Şeridi'ne girdirilmesi üzerinde anlaşılan yardım, çadır ve diğer insani yardım malzemelerinin girişine izin verilmemiştir.

2- Yahudi varlığı ve Trump'ın bağlı kalmaması haddi zatında kasıtlı olup Gazze halkının acılarının mümkün olduğunca uzatılması hedeflenmektedir;zira sınır kapısının açılması halinde, birçok insan Gazze Şeridi'nden ribattan kaçmak için ayrılmayacak, aksine Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçmak için ayrılacaktır;zira Gazze Şeridi artık yaşanabilir durumda değildir. Direnişin ilk aşamada Yahudi tutukluların serbest bırakılmasını taahhüt etmesinin ardından Amerika ve Yahudiler üç ay boyunca oyalandıklarına göre, ikinci aşamada ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını gerektiren üçüncü aşamada kaç ay oyalanacaklar acaba?Peki erteleme, oyalama ve yeniden inşa malzemelerinin girdirilmesine yönelik kısıtlamanın gölgesinde, Gazze Şeridi'nin yeniden inşa edilmesi ve yaşanabilir hale getirilmesi ne kadar sürecek acaba?Gazze halkına yönelik oyalama ve kısıtlama politikası ve Refah geçişinin bu şekilde açılması, Gazze halkından intikam almaktan başka bir şey değildir ve bu da onları “gönüllü” olarak yerlerinden edilmeye zorlamanın bir aracıdır.

3- Yahudi varlığı ve onun aracı olan Oslo otoritesi, Batı Şeria halkını tüm direniş araçlarından soyutlamış olsalar da, mesele bunun da ötesine geçerek, kurtuluş ve direnişten bahseden herkesin takip edilmesine ve onların kışkırtma suçlamasıyla gerek Yahudi hapishanelerine gerekse otoritenin hapishanelerine atılmasına kadar ulaşmıştır.Batı Şeria'da yaklaşık iki yıldır devam eden güvenlik operasyonlarının, gerçek bir güvenlik gerekçesi yoktur; aksine suikastların, ev yıkımlarının, şehir ve köylere yapılan günlük baskınların ve Batı Şeria ekonomisinin bel kemiğini oluşturan Yeşil Hat içindeki işçilerin çalışmasının engellenmesinin amacı, insanları gönüllü göçe zorlamak içindir. Geriye kalanlara gelince; Yahudi varlığının yaptığı değişikliklere boyun eğmeleri istenmekte olup bu değişiklikler arasında toprakların kemirilmesi, daha fazla yerleşim yerlerinin kurulması ve Batı Şeria'daki güvenlik kolu olan Oslo otoritesi ile birlikte baskıyla tam teslimiyete zorlamak yer almaktadır.

Sonuç olarak mübarek Filistin topraklarının halkı, Yahudilerden ve onları destekleyenlerden gelen her türlü zulme tahammül ederek topraklarında kalmaları, sabretmeleri ve sebat etmeleri nedeniyle büyük bir ecir almış olsa da, kendisi ve ailesiyle birlikte komşu Müslüman ülkelerine kaçan herhangi birini suçlamamız caiz değildir; zira bu, Allah korusun, savaş gününde arkayı dönmek değil, aksine Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçmaktır ve Filistin halkından olan mazlum ümmete, taşıyabileceğinden daha fazla yük yüklememiz doğru değildir.

Sabah akşam suçlanması gereken tek kişiler, kışlalarında konuşlanmış olan Müslüman ordularıdır;zira mazlumlara yardım etme, onları kendi topraklarında güçlendirme, onların düşmanlarından intikam alma ve mübarek toprakları kurtarma görevi, onların omuzlarındadır; yeter artık yüzüstü bırakıp zayıf kaldıkları. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌEy iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.” [Tevbe 38]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Muhacir – Pakistan

Devamını oku...

Unutmamak, Hayal Kırıklığına Uğratmamak Anlamına Gelmez, Ey Erdoğan

Haber-Yorum

Unutmamak, Hayal Kırıklığına Uğratmamak Anlamına Gelmez, Ey Erdoğan

Haber:

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan: (Gazze’de) Çoğu çocuk ve kadın olan 71.000 kardeşimizin ölümünden sorumlu olanları adalete teslim edilene kadar asla sessiz kalmayacağız ve soykırımın unutulmasına asla izin vermeyeceğiz.

Yorum:

Eğer Gazze halkı ölümün, kuşatmanın, açlığın, hastalığın ve soğuğun pençesinden kurtulmuş, güvenliğe kavuşmuş, evleri inşa edilmiş ve yaraları sarılmış olsaydı ve sonra da “unutmayacağız” diyen gibi; bir lider, başkan veya komutan ortaya çıkıp, hayır, bin kere hayır, size kötülük edenleri asla unutmayacağız, onların cezası yeryüzünden sökülüp atılmak olacak, onları adalet mahkemesinin önüne çıkarıp kalpleriniz şifa bulana ve kalplerinizdeki öfke gidene kadar onlardan intikam alacağız deseydi, bu sözlerin bir anlamı, hem de büyük bir anlamı olabilirdi.

Eğer "Unutmayacağız" diyenin liderliğindeki ümmetin güçleri ve orduları, kardeşlerine destek olmak için harekete geçerek Kudüs ve çevresini özgürleştirme konusunda kaçırdıkları fırsatları hatırlayıp telafi etseler, sonra da toprağı özgürleştirseler ve şehidin anne ve babasının önünde durup ona şöyle deselerdi: Allah'a karşı, sonra din kardeşlerimizin bizim üzerimizdeki hakkı konusunda ihmalkarlık gösterdik; umulur ki Allah, kurtuluş yoluyla bizi bağışlar ve sizler de, size karşı göstermiş olduğumuz kusurlardan dolayı bizi affedersiniz; size zulmedenleri ve size zulmedenlere yardım edenleri asla unutmayacağız, o zaman bu sözlerin bir anlamı olabilirdi.

Eğer savaş ümmetin gücüyle durdurulmuş olsaydı ve Erdoğan da kalkıp Doğu'ya ve Batı'ya, "Bu soykırımı unutmayacağız ve Amerika'ya ve Avrupa'ya da, silahlarınızla, paranızla ve sömürgeciliğinizle katiller olduğunuzu asla unutmayacağız, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, Bekir’e silah temin eden Kureyş'e hesap sorduğu gibi artık hesap verme vakti yaklaşmıştır deseydi, o zaman bu sözlerin bir anlamı olabilirdi. Ancak katliam devam ederken, kuşatma sürerken ve bombalama şiddetlenirken “unutmayacağız” demenin, Erdoğan’ın, Yahudi varlığına, siz devam edin biz sizin yaptıklarını tarih kayıtlarına geçiyoruz demesinden başka bir anlamı var mı Allah aşkına?! Bu sözlerin aç ve açıkta kalan Gazze halkına bir faydası var mı ve sözlerin, daha fazla hayal kırıklığından başka bir şey ifade etmediğini anlıyorlar mı acaba?

Gerçek şu ki ümmet asla şunları unutmayacaktır:

Tıpkı Yahudi varlığının Gazze'yi kuşattığı gibi Gazze'yi kuşatan rejimleri asla unutmayacaktır. Yahudilere silah, para, yiyecek ve giyecek sağlayanları asla unutmayacaktır. Hakkında konuştuğu din kardeşlerinin, Kudüs'e doğru yürüyüp Gazze halkına yardım etmesini engelleyenleri asla unutmayacaktır. Gazze ve mücahitlerini teslim etme komplosunu hayata geçirmek için Trump ile el ele verenleri asla unutmayacaktır. Yahudi esirleri kurtarmak için her türlü hileye başvuran, ardından da Gazze halkını açlığa, soğuğa, ölüme ve Yahudilerin pençesine terk edenleri asla unutmayacaktır.

Evet, ümmet unutmayacak ve münafıkların, hainlerin ve komplocuların yaptıkları ümmetin hafızasında kalacak ve ümmet Kudüs'ü kurtardığı gün Erdoğan gibiler bilsin ki, ümmetin mahkemelerinde yargılanacaklar ve suçlu Yahudileri çektikleri hesaptan daha az olmayacak şekilde hesaba çekileceklerdir. Onlardan hangisinin Allah'a kavuşmadan kalacağını veya mahkemeyi göreceğini bilmiyoruz ancak onların hepsi de aynıdır; zira ümmetin mahkemesini görsün ya da görmesin, hepsi ilahi adalet mahkemesinde tutuklanacaklardır; çünkü Rabbiniz asla unutmaz.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ahmed Abdulhay

Devamını oku...

Kış İkinci Bir Nekbeye (Felakete) Dönüştüğünde... Gazze Açık Havada Tek Başına Direniyor

Haber-Yorum

Kış İkinci Bir Nekbeye (Felakete) Dönüştüğünde... Gazze Açık Havada Tek Başına Direniyor

Haber:

UNRWA, 10 Aralık'tan bu yana Gazze'deki fırtına ve yağmurların 17 binanın çökmesine ve 42.000'den fazla çadırın tamamen veya kısmen hasar görmesine neden olduğunu tahmin ediyor. (El Cezire Net)

Yorum:

Gazze sadece kuşatma altında değildir; aksine ümmetin onun sesine yönelik ihanetini ortaya koyan, yöneticilerin korkaklığını ifşa eden ve çocukların kanlarının yıkanıp masumların çadırları bombalarla değil de yağmurla yerle bir edildiği bir zamanda dünyaya sessizliğin çirkinliğini gösteren bir aynadır.

Gazze bugün tek bir savaş yaşamıyor, aksine henüz sona ermemiş olan bir füze savaşı, başlamış olan kış savaşı ve bunların ardından gelen hastalık savaşı gibi birbiri ardına savaşlar yaşamakta olup bunların hepsi duvarları olmayan bir çadır alanında gerçekleşiyor.

Gazze'deki bir çocuk, uçakların bombasıyla mı yoksa çadırını yıkan bir sel baskınıyla mı uyanacak bilemiyor! Bombardıman altında çocuklarına veda eden anne ise, korkuyu yastık ve bilinmezliği de battaniye edinerek ıslak bir zeminde uyumak zorunda kalıyor.

Ateşkesin ardından Gazze, sanki savaş gerçekten bitmiş gibi tamamen göz ardı edilmektedir! Oysa gerçek şu ki, savaştan sonra gelenler daha da kötüdür; zira onun çadırları rüzgâra karşı kendi haline bırakılmış olup insanlar trend için fotoğraflarını takip ediyor, ekranlarda gözyaşı döküyor, sonra da hayatlarına devam ediyorlar!

Gazze halkı ise, bazen bombardımanla, bazen hastalıkla, bazen de yağmur suları altında kalan çadırın çökmesiyle her gün farklı şekillerde ölüyor.

En büyük ihanet ise, dünyanın söylenip durduğu geçici çözümlerin gerçekleşmemiş olmasıdır; hatta gerçekleşmiş olsa bile, bunlar basın toplantısındaki bir fotoğraftan ibaret kalıyor. Nitekim acziyet ile yüzüstü bırakma arasında kalan Arap yöneticiler, sıcak bir konteyner dayatma gücüne bile sahip olmadıkları gibi işgalcinin verdiği zararı durdurmaya zorlayacak bir karar bile alamıyorlar!Sanki Gazze ümmetin bedenin bir parçası değilmiş de, aksine ihanetlerini hatırlatmaması için susturmak istedikleri ağır bir yükmüş gibi.

Gazze'de kış, bulutların dağılmasıyla bitmez; zira zulmün soğuğu rüzgardan daha sert olduğu gibi bombardımanın şiddeti ise yağmurla kıyaslanamaz bile.İhtiyaçtan kurulan binlerce çadır, tıpkı yöneticilerimizin onurunun Yahudi varlığına karşı direnemediği gibi rüzgara karşı direnemiyor.Evleri bombalarla havaya uçurulmasından itibaren, parçalanmış çadırlar çocuklarının başlarındaki tek bir çatı haline gelmiş olup, şimdi de fırtınalar uçakların yıkamadığı şeyleri tamamlıyor.

Bu, birleşik bir cezadır: Zira dünkü bombalama, onları açık alanda fırtınalarla baş başa bırakmış ve dünyada her zaman bir sessizlik hakim.Filistinliler çadırlarının enkazı altında iki kez ölüyorlar: Birincisi işgal çadırlarını yıktığında, ikincisi ise çadırlarını yağmurda su basınca; peki şimdi yağmuru mu suçlamalıyız? Yoksa onları fırtınalardan ve soğuktan koruyacak araçlara sahip olanları mı?Fırtınalar sadece onlara özgü bir olgu değildir; ancak onlar için bir destek veya yardım olmadığından dolayı diğerlerinden daha fazla etkileniyorlar ve herkes Gazze'nin üzerine üşüşmüştür; çünkü Gazze onları ifşa etmiş, açığa çıkarmış ve maskelerini düşürmüştür.

Ey gururlu Gazze: Mobil evler girdirmek, geçici acil bir çözümdür; ama bir somun ekmek bile girdirmekten aciz olan kimse, sizin için geçici bir çözüm bile dayatamayacaktır!

Ey ordular; duygularınızı ve gururunuzu uyandırmak istiyor ve sizleri, kıyamet gününde kaçınılmaz olarak sizden uzaklaşacak olan yöneticilere itaat etmek yerine sizleri kurtaracak olan şeye davet ediyoruz.Yine sizleri, cihat etmeye ve içerisinde kumaştan yapılmış çadırlarda ya da uluslararası bir dilencinin gözetiminde değil, onurlu bir şekilde yaşayacağımız Allah'ın şeriatıyla yönetecek bir devlet kurmak için çalışanların yanında yer almaya davet ediyoruz. O halde gelin işgali ortadan kaldıralım, onun ardında gelenleri onarmayalım ve sürgünü uzatmamak için de Hilafeti kuralım.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: انفِرُوا خِفَافاً وَثِقَالاً وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ (Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” [Tevbe 41]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Menal Ümmü Ubeyde

Devamını oku...

Bir Hata Mı Yoksa İğrenç Bir Suç Mu?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Bir Hata Mı Yoksa İğrenç Bir Suç Mu?

Haber:

ABD Başkanı Trump, işgal Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında şunları söyledi: “Irak ve İran hemen hemen denk güçteydi. Bin yıldır farklı isimler altında birbirleriyle savaşıyorlardı; ancak ABD, Irak’ı yok edince İran, aniden tüm Ortadoğu’yu kontrolü altına aldı ve bu, hatalı bir adımdı.” (Sumaria News)

Yorum:

Trump'ın açıklaması geç kalmış kısmi bir itiraf sayılmakla birlikte ama aynı zamanda özünde saptırıcı olup çatışmanın doğasını ve ABD’nin bu çatışmadaki rolüne yönelik temel gerçeği gizlemektedir.

Trump’ın İran'ın nüfuzunun Amerika'nın Irak'ı yok etmesi sonucu arttığı yönündeki açıklaması, Irak'ın işgalinin ardındaki gerçek nedenlerin kasıtlı olarak saptırılmasıdır; zira Amerika'nın Irak'ı işgali, Irak’ın siyasi sisteminin ortadan kaldırılması, askeri yapısının dağıtılması ve siyasi sistemin mezhepsel ve çatışmacı temeller üzerine yeniden şekillendirilmesi için olup bu da, ülkeyi yıpratmayı ve bölgede gerçek İslami projenin kurulmasını engellemeyi amaçlayan habis bir strateji doğrultusunda dikkatlice planlanmış hedefleri gerçekleştirmek içindir.

Ayrıca İran ve Irak arasında gerçekleşen çatışma, büyük ülkelerin seferber olmasından ve bu çatışmayı istismar etmelerinden muaf değildir ve bu da çatışmanın tırmanmasına ve her iki ülkenin kaynaklarını yıllarca tüketen savaşların patlak vermesine yol açmıştır. Irak'ın işgalinden sonra İran’ın Amerika'nın örtüsü altında oraya girmesi ve onun Irak ve bölgeye uzanması Amerika’ya rağmen değil, aksine onun siyasi ve askeri gözetimi ve koruması altında olmuştur.

Bunun en açık göstergesi, Amerikan güçlerinin Irak'ta, İran'ın nüfuzuyla birlikte yıllar boyunca kalmaya devam etmesi, Irak'la ilgili çok sayıda dosyanın Amerikan ve İran tarafları arasında koordine edilmesi ve İran'ın bölgeyi kontrol etmek ve bağımsız bir İslami projenin kurulmasını engellemek için bir araç olarak kullanılmasıdır.

Ayrıca açıklama, kafirin Müslümanların kanlarını ve yeteneklerini hiçe saymasının boyutunu da ortaya koymaktadır; zira bir ülkenin yıkımını “hata” olarak nitelendirmek, ahlaki ve siyasi bir sahtekarlıktır; çünkü olanlar bir hesaplama hatası değil, aksine yüzbinlerce insanın ölümüne, toplumun iğrenç milliyetçilik ve mezhepçilik temelinde parçalanmasına ve bölünmesine ve toplumun yeteneklerinin ve servetlerinin yağmalanmasına yol açan siyasi ve askeri bir suçtur.Yine açıklama, bölgeyi sanki sadece milliyetçilik ve mezhepçilik çatışmalarıyla yönetiliyormuş gibi göstermeye yönelik sömürgeci bir gerekçeyi de ifade etmektedir.

Belki de Trump açıklamasında, geçmişteki hataları düzeltme bahanesiyle yeni müdahalelere zemin hazırlamaktadır. Allah ona fırsat vermesin ve amacına ulaşmayı nasip etmesin.

Ey Irak ve diğer ülkelerdeki Müslümanlar: İşte bu kafir Batı, sizin trajedilerinizi ve size isabet eden felaketleri bu şekilde nitelendirdiği gibi aynı şekilde kanlarınızı hafife almakta, dahası vahdetinizin projesinin ve izzetiniz olan devletin, yani Allah'ın size vaat ettiği ve Kerim Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurarak sizlere müjdelediği Hilafet Devleti'nin kurulmasını engellemek için tüm gücünü seferber etmektedir.ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.”

Bunu öğrenmenizden sonra geriye kalan tek şey Hilafeti kurmak için çalışmaktır; çünkü sadece Hilafet sayesinde izzet olacak ve Allah'ın düşmanlarının hegemonyasından ve kibirlerinden kurtulunacak olup onda, ümmetin, hükmüne boyun eğmesini ve Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiği şekilde şeriatının ikame etmesini farz kılan Allah'ın rızası vardır.

﴿وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Allah emrine galiptir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” [Yusuf 21]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Bilal Zekeriya

Devamını oku...

Yetmiş Yıllık Aptallık!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yetmiş Yıllık Aptallık!

Haber:

Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Sudan'ın bağımsızlığının 70. yıldönümünü kutlamak amacıyla 1 Ocak 2026 Perşembe gününün ülkenin tüm eyaletlerinde resmi tatil olacağını duyurdu. (Sudan Haberleri, 31/12/2025)

Yorum:

Her yıl, özellikle 1 Ocak'ta, devlet dairelerindeki çalışma döngüleri durdurulur ve Bağımsızlık Günü olarak adlandırılan gün kutlanır; peki gerçekten bağımsızlık elde edilmiş midir?

Bu soruyu cevaplamak için bağımsızlığı tanımlamak gerekir; bağımsızlık, bir ülkenin sömürgecinin boyunduruğundan kurtulması, politikalarında özgür hale gelmesi ve siyasi, ekonomik, askeri, kültürel ve diğer alanlarda işlerinin dizginlerine sahip olması anlamına gelmektedir; peki bu anlamda Sudan, gerçekten bağımsız mıdır?!

Sömürgeci kâfir İngilizler, 1956 yılında zahiri olarak Sudan'dan çekildiler ama ülke siyasi, ekonomik, kültürel ve diğer açılardan sömürge olarak kaldı ve hâlâ da kalmaya devam etmektedir.

Siyasi olarak ise; Sudan'ı yönetmek için oluşturulan ilk anayasa, 1953 yılında İngiliz yargıç Stanley Baker tarafından oluşturan ve geçiş dönemi olarak adlandırılan anayasanın aynısıdır; nitekim bu anayasa hala daha sonra oluşturulan tüm anayasaların, hatta kurtuluş rejiminin 1998'de insanları İslami bir anayasa olduğu şeklinde aldatmaya çalıştığı anayasanın iskeletini oluşturmaktadır. Oysa bu anayasa ismi dışında İslam’dan hiçbir şey içermemekte olup dini hayattan ayırma temeline dayanan Batılı anayasaların aynısı olduğu gibi ister sivil isterse askeri olsun dinin yönetimden ve siyasetten ayrılması gibi aynı temele dayanan yönetim sisteminin de aynısıdır. 

Ekonomi konusuna gelince; temelleri ve dalları itibariyle İslam'a aykırı ve faize dayalı olan kapitalist sistem, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu aracılığıyla faizli kredilerle ekonomimizi zincire vurmuş ve böylece Sudan, yeraltı ve yerüstü kaynaklarındaki zenginliğine rağmen faizli fonlara 60 milyar Dolardan fazla borçlanmıştır. Dolayısıyla insanlar, yoksulluğu yaratan ve yoksulları öldüren Uluslararası Para Fonu'nun politikalarının uygulanması ve ayıca sömürgeci İngilizlerin ayrılmasından önce Sudan'da iç savaşları ateşleyen İngiltere ve Amerika önderliğindeki sömürgeci kafir Batı ülkelerinin yaptıkları yüzünden aşırı yoksulluk içinde kalmaya devam etmiştir.Bu savaşların en sonuncusu ise, Sudan'daki İngiliz nüfuzunu ortadan kaldırmak için Amerika tarafından alevlendirilen savaş olup bu savaşta yüzbinlerce masum insan öldürülmüş, onurlar çiğnenmiş, paralar yağmalanmış, sağlık, eğitim, su ve elektrik altyapıları tahrip edilmiş ve Amerika hala zehirli yemeği pişene kadar yöneticilerimizi manipüle etmeye ve bu saçma ve lanetli savaşı uzatmaya devam etmektedir...Nitekim tüm bu trajedilerden sonra bizler,temeli bir kez daha Güney Sudan'ın ayrılması için kullanılan kendi kaderini tayin etme aldatmacasıyla Sudan'ı Mısır'dan ayıran bağımsızlıktan bahsediyoruz!

Bu bir bağımsızlık değildir, aksine Sudan halkının yetmiş yıl boyunca yaşadığı aptallık ve aldatmalardır. Bu aptallıktan ise ancak, siyasi, ekonomik, içtimai ve diğer hayatımızı, Allah'ın bizden razı olduğu Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin olduğu İslam Devleti'nin gölgesinde akidemiz temelinde ikame ederek gerçek bir kurtuluşla çıkabiliriz. Özellikle de bizler bunu, 105 yıl önce Hilafetin yıkıldığı ve koruyucusuz ve kalkansız bir hale geldiğimiz Receb ayında yapmalıyız; nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.

Haydi o zaman ey Sudan halkı, yıkılmasının yıldönümünde Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için çalışalım; zira sömürgecilikten ve aptallıktan farklı ve gerçek bağımsızlık işte budur.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İbrahim Osman (Ebu Halil) - Sudan

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata bin Halil Ebu Raşta’nın (Allah onu korusun) Hilafet Devleti’nin Yıkılışının 105. Yıldönümü Münasebetiyle Yaptığı Konuşma

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata bin Halil Ebu Raşta’nın (Allah onu korusun)
Hilafet Devleti’nin Yıkılışının 105. Yıldönümü Münasebetiyle Yaptığı Konuşma

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun Âli’ne, ashabına ve onu dost edinenler üzerine olsun. Ve badu...

Cihat, adalet ve Allah’ın izniyle ihsan ümmeti olan İslam Ümmetine... İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı Ümmete... Allah’ın zafer ve temkin ile (hakimiyet) ile aziz kıldığı Ümmete...

Raşidi Hilafeti ikame ederek İslami hayatı yeniden başlatmak için daveti yüklenenlere… Biz onları Allah’ın izniyle takva sahibi, tertemiz, yüzleri nurlu ve hayırlı kimseler olarak görüyoruz…

* Bundan tam yüz beş yıl önce, H.1342 yılı Recep ayının son günlerinde (M. 1924 Mart ayının başlarında), o dönemde başını İngiltere’nin çektiği sömürgeci kâfirler, Arap ve Türk hainlerin işbirliğiyle Hilafet Devleti’ni yıkmayı başardılar. Asrın mücrimi Mustafa Kemal, Hilafeti ilga ederek apaçık küfrünü ilan etti, Halifeyi İstanbul’da kuşattı ve o günün seher vakti onu sürgüne gönderdi... Böylece izzetlerinin kaynağı ve Rablerinin rızası olan Hilafetin yıkılmasıyla Müslüman topraklarında dehşet verici bir deprem yaşandı... Halbuki Ubade b. Samet RadıyAllahu Anh’dan rivayet edilen ve müttefikin aleyh olan Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in hadisi gereğince ümmetin Mustafa Kemal’e kılıçla karşı koyması farzdı:

وَأَنْ لَا نُنَازِعَ الْأَمْرَ أَهْلَهُ إِلَّا أَنْ تَرَوْا كُفْراً بَوَاحاً عِنْدَكُمْ مِنْ اللَّهِ فِيهِ بُرْهَانٌ “Hakkında Allah’tan bir delil (burhan) bulunan apaçık bir küfür (küfr-ü bevah) görmedikçe emir sahipleriyle (yöneticilerle) çekişmemek üzere biat ettik.” Ancak Ümmet bu konuda kusurlu davrandı; o mücrimi ve avenelerini kökünden söküp atmak ve onları hüsrana uğratmak için kıyama kalkmadı. Aksine Hilafet’in kaybıyla başlayan deprem devam etti... Bunun neticesinde sömürgeci kâfirlerin nüfuzu İslam beldelerinde perçinleşti. Müslüman ülkelerini yaklaşık 55 parçaya böldüler!

* Sonra Müslümanların başındaki Ruveybida yöneticiler, bu depreme bir başka deprem daha eklediler. Yahudilerin, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İsra ve Miraç yeri olan Mübarek Toprağı işgal etmesini mâni olmadılar. Sonra daha da alçaklaştılar, kimisi perde gerisinden, kimisi alenen hiçbir yerden geri çekilmeyen Yahudi varlığıyla normalleşme yarışına girdiler!! Tepeden tırnağa kendilerini saran o zilleti umursamadan cürüm işlemek için adeta birbirleriyle yarıştılar.

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ “Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” [Enam 124]

* Ey Müslümanlar! Hilafet yıkıldıktan ve bugün bile Haşim Gazze ve Mübarek Toprak konusunda Tağut Trump’ın talimatına göre hareket eden Ruveybida yöneticiler hükmetmeye başladıktan sonra işte sizin haliniz budur. Trump, 2025 Eylül’ünde BM Genel Kurulu toplantıları marjında Suudi Arabistan, BAE, Katar, Mısır, Ürdün, Türkiye, Endonezya ve Pakistan’ın katılımıyla en önemli toplantı olarak nitelendirdiği bir toplantıya başkanlık etti. Ardından Trump, onlara, Gazze’nin heba edilmesini, vesayet altına alınmasını, Trump ve Yahudi varlığının keyif süreceği bir bahçeye dönüştürülmesi için Gazze’nin sömürgeleştirilmesini öngören 20 maddelik bir plan sundu daha doğrusu dayattı! Bunun ardından es Sisi, Haşim Gazze’de Barış Kurulu adı altında bir sömürge ya da vesayet kurulu kurulmasını öngören 2803 sayılı Güvenlik Konseyi kararına zemin hazırlamak üzere Kinane diyarında Trump ve onun uğursuz planı için bir tören düzenledi! Daha sonra Trump, Gazze’de başkanlığını yapacağı kurulun üyelerini 2026 yılının başında açıklayacağını duyurdu... El-Cezire, “Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki istikrar gücüne bir Amerikalı general atamasının muhtemel olduğunu” aktardı. (11.12.2025 El Cezire) Yani Gazze’de hem yönetim hem de güvenlik Trump’ın kontrolüne veriliyor!.. Ardından Trump’ın özel temsilcisi Witkoff, istikrar gücünün konuşlandırılması ve Hamas’ın silahsızlandırılması anlamına gelen ikinci aşamaya geçmek ve bunun uygulanmasının pratik adımlarını ele almak üzere 19 Aralık 2025’te Miami’de “arabulucu” ülkeler Türkiye, Mısır ve Katar ile bir araya geldi! Sonra Trump, Florida’da Netanyahu ile görüştü. Görüşme sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çok verimli bir görüşme” gerçekleştirdiklerini söyledi. Görüşmede Hamas’ın silahsızlandırılması meselesini ele aldıklarını belirtti. Hamas’a silahsızlanması için çok kısa bir süre verileceğini, kabul etmemesi durumunda ise bunun sonuçlarının çok ağır olacağı uyarısında bulundu.” (30.12.2025 BBC) Trump; tüm bunları, Gazze’de insanı, ağacı ve taşı hedef alan vahşi bir savaşta Yahudi varlığına her türlü ağır ve süper ağır silahı sağlayan bir kişi olarak söylüyor... Trump; tüm bunları, Mübarek Toprağın kurtarılması konusunda sessiz kalarak onu sırtından hançerleyen, hatta Trump’ın 20 maddelik planını ayakta alkışlayan İslam ülkelerindeki yöneticilerin gözleri önünde söyledi ve yapıyor!

* Bu yöneticiler yalnızca Filistin’i değil, sömürgeci kâfirlerin özellikle de Amerika’nın çıkarı için ve onların dürtüsüyle, yönettikleri ülkeleri de sırtından hançerlediler... Güney Sudan ayrıldı, Darfur da aynı yolda… Libya da öyle. Çatışmalar yaşanıyor ve iki devlete bölünmüş durumda... Yemen; kuzey ve güneye ayrılmış durumda hatta güney bile kendi içinde bölünmüş durumda!.. Yeni Suriye, Amerika’nın kucağına itildi; eski rejimin şebbihaları ve adamları serbest bırakılırken, Hilafet çağrısında bulunan Hizb-ut Tahrir gençleri halen zindanlarda tutuluyor, on yıla varan hapis cezalarıyla yargılanıyorlar... Bu Ruveybida yöneticiler, bununla da yetinmeyip İslam topraklarının diğer bölgelerinin de peşkeş çekilmesini kabullendiler ya da bizzat peşkeş çektiler. Müşrik Hindular, Keşmir’i ilhak etti... Rusya, Çeçenistan’ı ve Orta Asya’daki diğer Müslüman topraklarını ilhak etti... Doğu Timor Endonezya’dan koparıldı... Uzun yıllar Müslümanların kalesi olan Kıbrıs’ın büyük bir kısmı, bugün Yunanistan’ın kontrolünde... Rohingyalı Müslümanlar, Myanmar’da katlediliyor; Bangladeş’e sığınanlar ise rejimin baskısına maruz kalıyor. Rejim, onlara yardım elini uzatmıyor, onların düşmanlarıyla savaşmıyor. Doğu Türkistan’da da vahşi hayvanların bile uzak durduğu tüyler ürpertici bir Çin vahşeti yaşanıyor... Müslüman ülkelerdeki kurulu devletler, ölüm sessizliğine bürünmüş durumda; konuştuklarında ise Çin’in Müslümanlara karşı işlediği zulüm hakkında “bu bir iç meseledir” deyip geçiştiriyorlar!

كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِباً “Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.” [Kehf 5]

* Ey Müslüman orduların askerleri! Sizler, sizden önceki İslâm askerlerinin izinden gidip, İslâm’ın zirvesi olan Allah yolunda cihat ile Filistin ve Gazze’yi Haşim’i kurtarmaya, Aziz ve Güçlü olan Allah’ın farzını yerine getirmeye muktedir değil misiniz?... Aslından koparılan ya da doğudaki ve batıdaki sömürgeci kafirlerin istila ettiği İslâm topraklarının her bir karışını geri almaya; sömürgeci kafirleri kendi yurtlarına kadar kovalamaya muktedir değil misiniz? Evet, muktedir değil misiniz? Allah’ın izniyle elbette muktedirsiniz:

* Çünkü sizler, İslam Ümmetinin evlatlarısınız... Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Ümmetisiniz... Muhacirler ve Ensar’ın Ümmetisiniz... Raşit Halifeler ve onlardan sonra gelen Halifelerin Ümmetisiniz... Müslümanlarla olan ahdini bozan ve onlara saldıran Rum Kralı’na; “Cevabım ise, duyacağın değil, göreceğindir!” diye karşılık veren ve dediğini yapan Harun Reşid’in torunlarısınız... Bir Rum’un zulmüne uğrayan kadının “Yetiş ya Mutasım!” feryadına icabet etmek için devasa bir ordu hazırlayan Mutasım’ın torunlarısınız... Sizler, Haçlıları yerle yeksan eden ve H. 27 Recep 583 M. 2 Ekim 1187 tarihinde Aksa’yı onların pisliğinden temizleyen Muzaffer Selahaddin Eyyubi’nin torunlarısınız.

* Sizler; Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Kostantiniyye’nin fatihi için söylediği ve “Onu fetheden komutanı ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur” övgüsüne mazhar olan genç komutan Fatih Sultan Mehmed’in torunlarısınız. Fatih Sultan Mehmet (Allah rahmet etsin ve nimetini artırsın), H. 857 M.1453 yılında Kostantiniyye’yi fethetti... Sizler; ABD’nin, Cezayir’deki esirlerinin serbest bırakılması ve Osmanlı donanmasının saldırısına maruz kalmaksızın Atlantik Okyanusu ve Akdeniz’de geçiş izni verilmesi karşılığında, Cezayir valisine yıllık 642 bin altın dolar ve 12 bin Osmanlı altın lirası vergi ödemek zorunda kaldığı dönemin Halifesi III. Selim’in torunlarısınız... Amerika, tarihinde ilk kez kendi dili dışında bir dille ve hatta Osmanlı Devleti’nin diliyle H. 21 Safer 1210 M. 5 Eylül 1795 yılında bir antlaşma imzalamaya mecbur kaldı...

* Sizler; İstanbul’daki Fransa Büyükelçisi’ni çağırtıp, onunla kasten askeri üniformasıyla görüşen, sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret içerikli tiyatro oyununun gösterimi durdurulması için tehdit eden ve “Ben Müslümanların Halifesiyim... Eğer o oyunu durdurmazsanız dünyayı başınıza yıkarım” diyen Halife Abdülhamid’in torunlarısınız... Bunun üzerine Fransa, boyun eğdi ve H. 1307 M. 1890 yılında tiyatronun gösterimini yasakladı... Sizler; Yahudilerin devlet hazinesi için teklif ettiği milyonlarca altına kanmayan, Filistin’e yerleşmelerine izin vermesi için kendisine karşı oluşturulan uluslararası baskılardan korkmayan ve “Filistin’in Hilafet Devletinden ayrıldığını görmektense, bedenimin lime lime doğranmasını yeğlerim” meşhur sözünü söyleyen Halife’nin torunlarısınız. Halife Abdülhamid, ileri görüşlü biriydi, “Yahudiler milyonlarını kendilerine saklasınlar... Eğer bir gün Hilafet Devleti parçalanırsa, işte o zaman Filistin’i bedelsiz alabilirler” demişti. Nitekim öyle de oldu!

* Ey Müslümanlar! Ey Müslüman ülkelerin orduları! Hilafet yeniden kurulduğunda, atalarınız gibi siz de yeniden izzete kavuşacaksınız. Atalarınızın eylemleri, izzetlerinin kanıtıdır ve Allah’ın rızası ise çok daha büyüktür... Atalarınız Hilafet’i kurmakla kalmadı, onu koruyup kolladılar; böylece hem izzete eriştiler hem dünyanın efendisi oldular hem de Rablerinin rızasına nail oldular... Sizler de onların torunlarısınız. Haydi onların tabi olduğu gibi Hakk’a tabi olun, onların inşa ettiği gibi bir izzet inşa edin. Hilafet’i yeniden kurun ve onu koruyup kollayın. İşte Hizb-ut Tahrir aranızdadır; haydi ona destek olun. Zira Hizb, Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak ve İslami hayatı yeniden başlatmak için gece gündüz çalışmaktadır. Ümmetin önünde gitmekte ve bu büyük iş için ona önderlik etmektedir. Hizb, sadece Hilafet çağrısıyla bile sömürgeci kâfirlerin uykularını kaçırmaktadır. Hilafeti kurup, sömürgeci kâfirlerin, Pasifik Okyanusu’nun kıyısındaki Endonezya ve Malezya’dan, Atlantik kıyısındaki Fas ve Endülüs’e kadar çizdiği o yapay sınırları ve engelleri kaldırdığında acaba durum nice olur?! O zaman Müslümanlar, eskiden olduğu gibi, İslam’ı ve Müslümanları izzetli kılan, küfrü ve kâfirleri de zelil kılan Raşidi Hilafet Devletiyle yeniden tek bir ümmet olacaklardır... Kuşkusuz Hilafet, İslam’ın ve Müslümanların topraklarını sömürgeci kâfirlerin elinden geri alacak, onları ülkelerinin derinliklerine kadar kovalayacak ve dünyayı yeniden aydınlatacaktır... O gün Hak yerini bulacak ve Batıl yok olacaktır.

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً “Yine de ki: Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” [İsra 81]

* Şöyle denilebilir: Hilafet gerçekten bütün bunları yapacak mı? Zafer bahşedip yenilgiyi def edecek mi? Müslüman ülkelerini sömürgeci kâfirlerden kurtaracak mı? Onları kendi yurtlarına kadar kovalayacak mı? Biz de “Evet” deriz. Rabbimiz Subhânehu ve Teâlâ böyle buyurmaktadır:

إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” [Muhammed 7] Allah’ın vaat ettiği hakiki zafer, ancak O’nun hükümlerini ikame eden İslam Devleti’nin kurulmasıyla mümkün. Hilafet kurulduğunda, Allah Subhânehu ve Teâlâ ona yardım edecek; kök salacak ve izzet bulacaktır, dostları ona saygı duyacak, düşmanları ise ondan korkacaktır. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ “İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Çünkü Halife ve Hilafet bir kalkandır, yani korumadır. Koruması olan kimse, Allah’ın izniyle sonunda muzaffer olmaya mahkumdur; koruması olan kimsenin ülkesi asla heder olmaz, düşmanları böylesi kimseye asla yaklaşamaz. Hilafet tarihi buna şahittir; Bizans ve saltanatı nerede? Kisra ve Medain nerede? Okyanustan okyanusa uzanan o geniş coğrafyada tekbir seslerinin yankılanmasını sağlayan İslam Devleti, İslam ordusu ve İslam’ın adaleti değil mi? Eğer Hilafet o vakit doğuda ve batıda iki okyanusun ötesinde bir kara parçası olduğunu bilseydi, Güçlü, Aziz ve Hakîm olan Allah’a davet etmek için o iki okyanusun azgın dalgalarını da aşardı.

* Yine Hizb-ut Tahrir’in Hilafet’ten başka sermayesinin olmadığı; nerede olursa olsun sadece Hilafet’ten bahsettiği, Hilafetten başka bir şey bilmediği, ondan başka bir şeye alışık olmadığı da söylenebilir... Biz de deriz ki: Evet, Hilafet bizim sermayemiz ve sanatımızdır, izzet ve gücümüzdür, dinimiz ve dünyamızın koruyucusudur, asıl ve fasıldır. Hükümler onunla ikame edilir, hadler onunla uygulanır, fetihler onunla yapılır ve başlar Hak ile onun sayesinde dik durur. Hilafet, Müslümanların, önemi ve büyüklüğüne rağmen Rasûlullah SallAllahu aleyhi ve Sellem’in teçhiz ve defin işlemlerine başlamadan önce uğraşmaya koyuldukları bir iştir. Bütün bunlar, Hilafet’in azameti ve ehemmiyetinden kaynaklanmaktadır. Zira Sahabenin ileri gelenleri, Hilafet ile meşgul olmayı, o büyük farzdan, yani Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in defin işleminden daha öncelikli olduğunu düşünmüşlerdir.

Ey Müslümanlar! Ey Müslüman ülkelerin orduları! Şüphesiz Hilafet’in kurulması, Müslümanların ölüm kalım meselesidir... Şüphesiz biz, Allah’ın yardımına; İslâm’ın ve Müslümanların izzet bulacağına; mücahit Raşit Hilâfetin yeniden kurulacağına; Filistin’i işgal eden Yahudi varlığının ortadan kaldırılacağına ve Kostantiniyye’nin fethedilerek ‘İstanbul’ adıyla bir İslâm diyarı olması gibi Roma’nın da fethedileceğine yürekten inanıyoruz... Kâfirler ve münafıklar şöyle deseler bile biz bu konuda eminiz:

إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ “Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar, ‘Bunları dinleri aldattı’ diyorlardı.” [Enfal 49] Çünkü Müslümanlar için tüm bu zaferler, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın vaadinde saklıdır.

وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ “Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına dair vaatte bulunmuştur.” [Nur 55] İçinde bulunduğumuz bu ceberut saltanattan sonra Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesinde saklıdır.

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ ثُمَّ سَكَتَ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra da sustu” [Ahmed] Hilafet, Allah’ın izniyle mutlaka geri dönecektir... Ancak Hilafet, kurulması için ciddi ve gayretli bir çalışma yapılmasını gerektirir. Çünkü Aziz ve Hâkim olan Allah’ın değişmez kanunu, bizler hiçbir şey yapmaksızın oturup dururken gökten melekler inip bizim için Hilafeti kurmasını, Aziz ve Güçlü olan Allah’ın vaadi ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesini gerçekleştirmesini gerektirmemektedir. Aksine bizler ciddiyetle, gayretle, sadakatle ve samimiyetle çalıştığımız zaman, Allah, bize yardım etmeleri için meleklerini indirecektir... Sonra Allah bize zafer ihsan edecek ve iki cihanda da kurtuluşa erdirecektir. İşte bu, büyük kurtuluştur... Hizb-ut Tahrir, Hilafet için ciddiyetle çalışmakta ve yakında kurulacağını müjdelemektedir. O halde acele edin ey Müslümanlar! Acele edin ey güç ehli! Davete ve nusrete katılın. Hilafet’i sadece uzaktan seyretmekle kalmayın, Hizb ile birlikte Hilafeti kurmak için acele edin. Zira Allah’ın izniyle zafer yakındır.

إِنَّ اللهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً “Allah, işinde galiptir. Allah her şey için bir kader tayin etmiştir.” [Talak 3]

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6] Dualarımızın sonu, Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Ve’s Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekâtuh

 

H. Receb 1447
M. Ocak 2026

Sizi Seven Kardeşiniz

Ata bin Halil Ebu El-Raşta

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi: Hilafetin Yıkılışının Yıl Dönümünde Hizb-ut Tahrir'in Küresel Faaliyetleri 1447 H – 2026 M

  • Kategori Kampanyalar
  •   |  

Bu yılın Recebu'l Muharrem ayında, Hicri 1446 - Miladi 2025, Resullerin Efendisi Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem ve onun şerefli sahabeleri (Allah onlardan razı olsun) tarafından kurulan İslam Devleti'nin Arap ve Türk mücrimleri tarafından yıkılışının 105. yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER