Cumartesi, 08 Cumade’s Sânî 1447 | 2025/11/29
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Yahudi Varlığı’nın Batı Şeria’nın Kuzeyine Yönelik Saldırısı, Yerleşimi Güçlendirme ve Bölge Üzerindeki Kontrolünü Sıkılaştırma Planının Bir Parçasıdır; Peki, Mübarek Toprağı Kurtaracak Rabbani Bir Komutan Yok mu?!

Yahudiler Batı Şeria’da her geçen gün daha da vahşileşiyorlar, kuzeyinde (askeri bir operasyon) ilan ederek, evleri yıkıyorlar, bazılarını da askeri kışlaya çeviriyorlar, arazileri gasp ediyorlar, Filistin halkından bazılarını esir alırlarken bazılarını da katlediyorlar, su hatlarını tahrip edip ağaçları söküyorlar. Askeri operasyonları Batı Şeria’nın geri kalanına, merkezine ve güneyine kadar uzanıyor. Bu askeri operasyonlar, yerleşimcilerin yaptıklarıyla eş zamanlı gerçekleşiyor. Batı Şeria’da mülk edinmelerine izin veren bir yasa da çıkarıldı. Bundan önce kuzeydeki Geri Çekilme Yasası iptal edildi.

Bu suçlar şüpheye yer bırakmayacak şekilde göstermektedir ki; Yahudilerin tüm eylemleri ve saldırıları, Batı Şeria halkını sıkıştırmayı ve göçe zorlamayı amaçlamaktadır. Hayatlarını, Gazze’den daha hafif bir baskı ile de olsa, ateşi harlanan bir cehenneme çevirmişmiş durumdalar.

Yaralı Filistin’in diğer tarafında ise Gazze halkı katlediliyor. Aç bırakılıyorlar, ilaçtan men ediliyorlar, ne kışın ayazından ne de yazın sıcağından koruyamayan çadırlarda yaşamaya mecbur ediliyorlar. Çadırlar hem tepelerinden hem de ayaklarının altından sulara gömülüyor. Bombardıman, yıkım, ölüm ve işkence onların ayrılmaz bir gölgesi haline gelmiş durumda. Sanki iman edenlere karşı insanların en şiddetli düşmanı olanların kalplerinde tutuşan kin ateşiyle kaynayan bir kazana atılmış gibiler.

Gazze halkı tamamen Yahudilere teslim edilmiş durumda. Yahudilere (hareket hakkı) verilen sarı hattın ötesindeki tünellerde kalan mücahitlere gelince, kimisi kurşunla katledilmekte, kimisinin tüneline beton dökülmekte, kimisi de açlıktan ölmeye terk edilmektedir. Sanki her yerden ölüme sürükleniyorlar, ne bir teselli edenleri var ne de bir ağlayanları.

Küfrün başı Amerika ve Batı ise baş suçludur. Zira Yahudi varlığının Batı Şeria veya Gazze’deki hiçbir suçu, Kiryat Gat’taki Amerikan merkezine danışılmadan işlenmemektedir. Hatta Gazze’de Amerikalılar ve İngilizler, bu cani varlık için keşif operasyonları yürütmektedirler. Amerikalıların yönettiği, Yahudilerin uyguladığı ve İngiltere’nin yardım ettiği ortak bir operasyonla adeta Gazze katledilmektedir. El-Cezire Net, Amerikalıların ve İngilizlerin operasyonel katılımına dair göstergelerden bahseden bir rapor yayınlamıştır.

Ey Müslümanlar! Filistin, Müslüman ülkelerdeki rejimlerin onayıyla hiçbir bedel ödenmeden Yahudilere altın tepside sunulmaktadır. Bu rejimler Trump’ın planını desteklemiş, ardından Gazze’ye Amerikan vesayeti getiren BM Güvenlik Konseyi kararını onaylayarak Trump planının öncü gücü olmuşlardır. Yahudi varlığının kendi başına başaramadığı esir takasında bile bu rejimler onun aracısı olmuşlardır. Mücahitlerin bağlanıp öldürülmelerine alet olmuşlar, onların silahsızlandırılması ve teslim olmaya zorlanmaları için yasalar çıkarmışlar, yiyecek, su, ilaç ve hatta çadırların bile Netanyahu’nun kontrolüne verilmesini hukukileştirmişlerdir. Bununla da yetinmeyip Müslümanların Mescid-i Aksa’ya yardım etmesinin önüne set çekmişler, orduları, kardeşlerinin ve evlatlarının yardımına koşmaktan alıkoymuşlardır. Dahası Yahudi varlığıyla birlikte onların yok edilmesini tarihe yazmaktan geri durmamışlardır.

Bu rejimlerle aynı cinsten olan Filistin Yönetimi ise daha da pis bir rol oynamıştır. Keşke sadece Batı Şeria’daki saldırıyı kınamakla yetinseydi, keşke Yahudi varlığının ihlallerini saymakla sınırlı kalsaydı. Aksine; nakit tavanı (sınırı), e-ticaret ve kamu borcu yasası gibi insanların geçimini daraltan yasalarla sahada icraatlara başlamış, memur maaşlarını ödemeyerek Batı Şeria halkının hayatını bir lokma ekmek peşinde koşulan zorlu bir hayata çevirmiştir. Güvenlik Konseyi kararını memnuniyetle karşılamış, Gazze’de mücahitlerin silahsızlandırılması çağrısında bulunarak açıkça işgalin safında yer almıştır.

Batı Şeria’da boğucu bir durum hâkim. Gazze’de ise daha beter bir durum söz konusu. Filistin’in yeni bir dönemece girdiği, Amerika’nın topraklar üzerinde vesayet kurduğu, suç ve katliam işlediği, rejimlerle birlikte Filistin Yönetimi’nin her suça zemin hazırladığı ve bir kılıf uydurduğu artık gün gibi ortada. Uluslararası sistemin ve Birleşmiş Milletlerin Filistin halkını daha fazla uçuruma itmekten başka sunacağı hiçbir şey kalmamıştır. Ümmet ve ordularının iki yıl önce hemen harekete geçmesi vacipti. Bugünse dünyanın ve rejimlerin Yahudilerle birlikte tek ve açık bir saf halinde hareket etmelerinden sonra, ümmetin harekete geçmesi artık çok daha vacip ve acil hale gelmiştir.

İslam ümmeti bugün, işbirlikçi rejimlerin ümmetin tüm imkanlarını düşmanının hizmetine sunduğunu tam olarak kavramış durumdadır. Rejimler bugün tüm bölgeyi; Şam’ı, Irak’ı, Mısır’ı ve Yarımada’yı Yahudilerin ve arkalarındaki Amerika’nın eline teslim etmeye her zamankinden daha yakındırlar. Suskunluğun geriye bıraktığı tek şey zillet, aşağılanma ve topyekûn bir kayıptır. Tüm bunlar, hainlik vasfını aşıp ümmete düşmanlık vasfına bürünen rejimleri devirmek için ümmeti derinden sarsmaktadır.

İslam ümmetinin ve ordularının, taşıdıkları İslam akidesine yaraşır bir şekilde harekete geçmesinin zamanı gelmiştir. Yerde ve gökte hiçbir şeyin kendisini aciz bırakamayacağı Allah’ın yardımına sığınmanın vakti gelmiştir. Düşmanlarına; Hilafet Devletinde Allah’ın Kitabı ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünneti ile yönetildiği zamanlardaki tarihlerini; Hıttin’i, Ayn Calut’u, Malazgirt’i, Kadisiye’yi ve Yermük’ü hatırlatmanın zamanı gelmiştir.

قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ * وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللهُ عَلَى مَن يَشَاءُ وَاللهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ“Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mümin topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” [Tevbe 14 -15]

Devamını oku...

2025 Seçimleri Sonrası Tanzanya’da Şiddet

Değerli Gazeteciler:

Tanzanya, 29 Ekim 2025 seçim gününden bu yana siyasi bir krizle karşı karşıyadır. Günlerce süren bu kriz, can kayıplarına, mülk ve altyapının tahrip olmasına yol açtı. Bu olayın ardından, Hizb-ut Tahrir / Tanzanya olarak biz şunları ifade etmek istiyoruz:

Her zaman belirttiğimiz gibi, çok partili demokratik sistem, Batılı sömürgecilerin kendi çıkarları için dayattığı kapitalist bir siyasi sistemdir. Birçoklarının inandığı ve hatta bazı insanların bu yanlış umutlara kapılarak çok zaman ve kaynak harcadığı, hatta değişim umuduyla hayatlarını riske attığı bu sistem, ülkemizin arzuları, çıkarları veya ilerlemesi için ülkemize getirilmiş değildir.

Sömürgecilik, halkın artık bıktığını ve onlara sahte bir bağımsızlık verdikten sonra tek partili sistemin zulmü nedeniyle artan bir hoşnutsuzluk olduğunu fark edince, rejimin yüzünü değiştirmek amacıyla bu çok partili demokratik sistemi hile ve manipülasyon yoluyla ülkemize getirmiştir. Batı, bu sistemle ayrıca halkı aldatmayı ve onlara karar alma süreçlerinde kendilerinin de bir rolü olduğu yanılsamasını vermeyi amaçlamaktadır; Batı bu sistemle, halkı karar alma mekanizmasında söz sahibi olduklarına dair kandırmayı ve vehme düşürmeyi amaçlamaktadır; oysa bu doğru değildir. Zira Amerika Birleşik Devletleri’nde bile halk, başkanını doğrudan seçmez.

Bu sebeple, çok partili sistem, eski sömürgeciliğin ve sahte bağımsızlığın (bayrak bağımsızlığının) ardından yeni sömürgeciliği pekiştirmek ve insanların sağlıklı düşünmelerini engellemek amacıyla sunulmuş bir stratejidir. Böylece insanlar, dünyayı özellikle gelişmekte olan ülkeleri tahakkümü altına alan ve sömüren fasit kapitalist sistemi kökünden söküp atmak yerine, bugün tüm enerjilerini yöneticileri değiştirmeye yoğunlaştırmaktadırlar. Bu sayede de asıl sorun olan kapitalist sistem varlığını sürdürmektedir.

Bununla birlikte, eğer yönetici Batı’nın çıkarlarını iyi koruyorsa, o zaman muhalif partiler seyirci kalmaya devam edeceklerdir. Bu nedenle, Batılı sömürgeci devletlerin çok partili siyaset ve diğer bahaneleri kullanarak sinsi bir şekilde iç çatışmaları, bölünmeleri ve şiddeti kışkırttıkları, böylece gelişmekte olan ülkelerin kaynaklarını kolayca sömürmeyi amaçladıkları açıktır. Sudan, Kongo, Yemen, Somali ve diğerleri buna örnektir.

Kaldı ki çok partili seçimler, kapitalist ideolojinin ömrünü uzatmak için kullanılan sömürgeci bir stratejidir. Bu durum, muhalefet partilerini Üçüncü Dünya ülkelerindeki iktidar partileri için bir stepne haline getirmektedir. İktidar, sömürgecilerin çıkarlarını iyi koruyamazsa iktidar partisini tahttan indirmek için muhalefet partilerine yetki verilmektedir.

Bazı Hıristiyan ve Müslüman liderlerinin yaptığı ve ayrılığı kışkırtan, Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında dini gerilim tırmandıran açıklamaları ise sömürgecilerin böl ve yönet fikrinin bir sonucudur.

Sömürgecilerin, sömürgelerindeki tahakkümlerini pekiştirmek için kabile, bölge ve din gibi unsurlara dayalı çeşitli bölünmeler yarattıklarını unutmamalıyız. Bunun amacı, ihtiyaç duyulduğunda bu ayrılıkları kendi çıkarları doğrultusunda kolayca istismar edebilmektir.

Herkese Açık Çağrı

Bu açıklamanın ardından, tüm kamuoyuna net bir çağrıda bulunmak istiyoruz:

Bugün dünyadaki en büyük sorun ve temel problemin, her yerde hâkim olan ve büyük güçler tarafından desteklenip yönlendirilen kapitalist ideoloji olduğu idrak edilmelidir. Dolayısıyla sadece yöneticinin yüzünü değiştirmek, kaynakların tüketilmesinden ve sömürülmesinden başka hiçbir şeyi değiştirmez.

Çok partili demokrasiyi uygulayan pek çok gelişmekte olan ülke vardır; ancak buna rağmen kaynakları hala Batılı devletlerin mülkiyeti altındadır, halkları yoksulluk içindedir, ülkeleri hala Batılı devletlerin rehinesidir. Bu yüzden gerçek çözüm çok partili sistemler değildir, kapitalist ideoloji yeryüzünden söküp atmaktadır.

Ayrıca bazı kurumları, Müslüman ve Hıristiyan din adamlarını ve takipçilerini; demokratik siyaset uğruna provokasyon ve dini gerilim duygularını istismar eden sömürgecilerin tuzağına düşmemeleri konusunda uyarıyoruz.

Dini liderlerden beklenen; kendilerini ilgilendirmeyen ve manevi değerlerden yoksun demokratik siyasetin kuyruğuna takılarak dini çatışmaları körüklemek yerine siyasi, ekonomik ve içtimai sorunlara yönelik kendi dini çözümlerini halka sunmalarıdır.

Laik siyasette dini kışkırtmaların istismar edilmesi, vahim ve felaket getirici sonuçlara yol açar ve sonu asla hayırla bitmez. 1992-1995 yılları arasında Bosna Hersek’te, 2013 yılında Anti-Balaka ve Seleka çeteleri eliyle Orta Afrika’da gördüğümüz ve Nijerya ile Sudan gibi yerlerde devam eden çatışmalar bunun açık göstergesidir.

Şimdiden teşekkür ederiz.

Devamını oku...

Ümmetin Kanı, Yöneticilerin İhaneti ile Kalkınma Vacibi Arasında!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ümmetin Kanı, Yöneticilerin İhaneti ile Kalkınma Vacibi Arasında!

Hilafet Devleti'nin yıkılmasından bu yana İslam ümmeti, karanlık içinde yolunu şaşırmış bir şekilde bocalamakta ve hain eller onun kaderiyle oynamaktadır; bu yüzden ahlaksızlar onun yönetimini ele geçirmiş ve sahneye, görünüşten başka erkekliğe ve isimden başka liderliğe sahip olmayan Ruveybidalar egemen olmuştur. Nitekim bu Ruveybidalar, ümmetin başına musallat oldular, emanete ihanet ettiler, kafir Batı'nın izinden giderek İslam'ın ve halkının değil de, kafir Batı'nın çıkarlarının emin bekçileri oldular; dolayısıyla onların varlığı, Hilafetin yıkılmasının ardından ümmete isabet eden en büyük hastalıklardan biri olmuştur; böylece Müslüman ülkeler, artık İslam'la hiçbir bağlantısı olmayan ithal zihniyetler ve laik sistemler tarafından yönetilmekte, bu yöneticiler ise halkların kafatasları, açlıkları ve aşağılanmaları pahasına bile olsa, sadece kendi koltuklarının bekasını önemsemektedirler.

Ayrıca topyekûn İslam'a karşı savaş açtılar, onun şeriatını devre dışı bıraktılar, İslam'ın hükümlerini değiştirdiler, onun davetçilerini kuşatma altına aldılar ve İslam'da kaynaklanan kalkınma projesini şeytanlaştırdılar.Batı'ya ve onun elçiliklerinin direktiflerine sadakat gösterdiler; böylece savaş ve barış, petrol ve buğday, egemenlik ve siyasetle ilgili kararlar ümmetin düşmanlarının elinde olmaya başladı.

Gazze'nin bombardıman altında öldüğü, Faşir'in silahlarla yok edildiği ve Müslüman kadınların tecavüze uğradığı bir zamanda yöneticilerimiz, sanki acıyı bilmeyen, mazlumların iniltilerini duymayan, yaslıların gözyaşlarıyla ıslanmayan ve kuşatma altına alınmış çocukların çığlıklarıyla sarsılmayan bir dünyada yaşıyorlarmış gibi konferanslar, oteller ve festivaller arasında gidip gelmeye başladılar.

Aynı zamanda halklar, sanki bu trajedi kendilerini ilgilendirmiyormuş ve sanki bu kan onların kanı ve sanki bu namuslar onların namusları değilmiş gibi sessiz kalıyorlar. Oysa bu sessizlik tarafsızlık değildir, aksine bir ihanettir; bu kayıtsızlık ise masumiyet değil, aksine bir suçtur.

Şüphesiz Allah Azze ve Celle, ümmete hareketsiz kalma seçeneği bırakmamıştır; zira şöyle buyurmuştur: وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَSize ne oldu da Allah yolunda ve mazlumlar uğrunda savaşmıyorsunuz?” [Nisa 75] Dolayısıyla cihad, mazluma yardım etmek, saldırıları püskürtmek ve İslam ümmetinin üzerindeki zilleti kaldırmak demektir; ama arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan Halife hani nerede?

Ey İslam ümmeti, çocuklarınızın kalpleri hareket edemez hale mi geldi? Filistin, Sudan, Yemen, Suriye, Keşmir, Doğu Türkistan ve diğer yerlerdeki katliam sahneleri, duygularınızı uyandırmayan geçici görüntüler haline mi geldi?!

Şunu biliniz ki, zafer sadece dua ile gelmeyecek, aksine Allah'ın şeriatını ikame etmek ve safları birleştirecek, orduları harekete geçirecek, mazlumları kurtaracak ve saldırganları caydıracak İslam’ın otoritesini/sultanını yeniden tesis etmek için bilinçli ve organize olmuş sıkı bir çalışma ile gelecektir.

O halde haydi ayağı kalkın ve dini terk edenlerden ve cihattan geri kalanlardan olmayın; şüphesiz Allah, dine yardım etmekten geri duranlara, bu dünyada rezillik ve ahirette ise şiddetli bir azap vaat etmiştir. Zafer, sadece temenniler ve dualarla değil, aksine Allah'ın şeriatını ikame etmek, O'nun diniyle hükmetmek ve O'nun kelimesini yüceltmek için bilinçli ve ciddi bir çalışmayla elde edilir. Dolayısıyla zafer, ümmetin gerçek düşmanının kim olduğunun bilincinde olması ve ümmetin izzetini engelleyenlerin ve ona zilleti dayatanların ajan yöneticiler ve kafir kapitalist Batı olduğunu bilmesiyle başlar. Yine zafer, ümmetin kararını geri kazanmak ve ümmeti birleştirecek, toprakları kurtaracak, İslam'ı davet ve cihat yoluyla dünyaya taşıyacak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için çalışmakla başlar.

Ey Müslümanlar, yeter artık sessiz kaldığınız ve yeter artık beklediğiniz; sakın kardeşlerinizin trajedilerinin yalancı şahitleri olmayın. O halde çalışanlarla birlikte çalışmak için ayağa kalkın ve bilinçli ve basiretli bir şekilde Hilafete doğru ilerleyenlere katılın ve Alahu Teala'nın haklarında şöyle buyurduğu kimselerden olmayın: رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوالِفِOnlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular.” [Tevbe 87]

Öyleyse bu dini, Sahabelerin samimiyet, fedakârlık ve güçlü bir şekilde taşıdığı gibi taşıyın.

Acı ve hüzün dolu bir kalp ile sizlere sesleniyor ve enkaz ve yıkımın arasından, şehitlerin kanı ve El-Aksa'nın çığlıklarıyla size sesleniyoruz ve sizlere diyoruz ki: Ümmet katledilirken sessiz kalmak bir ihanet ve suça ortak olmaya rıza göstermektir. Düşman meçhul değildir, aksine apaçık ortadadır ki o da; size zulmeden, içerideki hainleri besleyen ve vahdetinizi engelleyen kafir Batı'nın önderlik ettiği küresel kapitalist sistemdir.

Sakın onların meclislerinden veya anayasalarından bir kurtuluş beklemeyin, aksine bu sistemleri kaldırıp atın ve onların enkazı üzerine ümmeti birleştirecek, İslam ile yönetecek ve daveti dünyaya taşıyacak bir devlet olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet Devleti'ni kurun.

Gazze'nin kanı, Yemen'in açlığı, Şam'ın gözyaşları ve Sudan'ın kanayan yarası, evet bunların hepsi şöyle haykırıyor; Müslümanların yanında sizler olmayacaksınız da kim olacak?

Haydi ayağa kalkın; artık zamanı geldi ve zafer de gelmektedir; zira Hilafet Allah'ın vaadidir ve Allah'ın vaadi haktır; dine yardım etmenin yolu ve ümmetin izzetinin anahtarı, hiç kimseden düşmeyecek olan azim bir farz olduğu gibi geciktirilmesi ve geride bırakılması kabul edilemez olan Rabbani bir yükümlüktür. İslam'a yardım etmek için çalışmak temennilerle değil, aksine aşağıdakileri temsil eden alametleri açık pratik bir metotla olur:

1- Allah'ın dinini yardım etmek ve onun hükümleri ikame etmek için şeriata göre disipline edilmiş kitlesel bir çalışmaya bağlı kalmak.

2- İslam akidesini taşımak ve onu her şeyin temeli haline getirmek.

3- Müslümanları bilinçlendirmek ve onları Allah'ın şeriatını ikame etmek için çalışmanın farziyeti konusunda aydınlatmak ve onları sabah akşam kendilerine karşı yürütülen fikri savaşın boyutları hakkında bilgilendirmek.

4- Allah Subhanehu'nun vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdesi olan Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için çalışmak, ardından Allah'ın şeriatını hayatımızda, yani ailede, sokakta ve devlette uygulamak ki böylece İslam'a göre ve İslam için yaşayabilelim.

Bu sayede ümmet, onurunu geri kazanacak, Rabbi ondan razı olacak ve O'nun gazabından ve azabından kurtulacaktır. O halde tek bir saf halinde Allah'ın kulları olun, Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti ile hükmedin ki böylece dünyada felaha ve ahirette de kurtuluşa erenlerden olun.

Düşman meçhul değildir, aksine malum ve açıktır ki o da; Amerikan liderliğindeki kapitalist Batı'nın liderlik ettiği küresel kafir sistemdir; işte bu sistem, ümmetimize zulmetmekte, yoksulluk, bölünme ve yıkım tohumları ekmekte ve halkları merhametsizce katleden, İslam'ın hükümlerini devre dışı bırakan, ümmetin vahdetini engelleyen ve sabah akşam ümmetin davalarına ihanet eden ajan yöneticileri desteklemektedir.

Gazze'deki çocukların kanı, bizim çocuklarımızın kanından daha az değerli değildir ve Burma, Suriye ve Keşmir'deki Müslüman kadınların namusları, bizim de namusumuzdur; dolayısıyla herhangi bir Müslümana yapılan zulüm, tüm ümmet için bir kötülüğün habercisi demektir; bu yüzden ya hep birlikte ayaklanırsınız ya da bir kısmınız helak olur ve geri kalanlar da aynı kaderi paylaşırlar.

Mesele çok ciddi olup dini ikame etmek için ciddi bir çalışmayı gerektirir; zaferin ilk adımları, ümmetin düşmanının bilincinde olması ve Müslümanları birleştirecek, ülkelerini kurtaracak ve kâfirleri caydıracak Raşidi Hilafeti kurmak için çalışmakla başlar.

Haydi o zaman çalışanlarla birlikte çalışmak için ayağa kalkın, bir kenarda durup kanlarınızın akıtılmasını izlemeyin, bilakis Hilafetin kurulmasına katılın ve bu dini, nusret ve iktidar için Sahabelerin taşıdığı gibi sizler de taşıyın.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Husam El-İdrisi – Yemen

Devamını oku...

Kadına Yönelik Şiddet, Bir Suçlunun Güvenilir Bir Nasihatçi Yerine Geçtiğinde Olur!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Kadına Yönelik Şiddet, Bir Suçlunun Güvenilir Bir Nasihatçi Yerine Geçtiğinde Olur!

Haber:

25 Kasım'da dünya, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'nü kutladı ve medya kuruluşları, dünya çapındaki kadın cinayetlerinin her on dakikada bir devam ettiğini aktardılar. Arap dünyasında, 2024 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki kadınların %40'ı şiddete maruz kalırken, Arap ülkeleri geçen yıl şiddet oranlarında keskin bir artışa tanık olmuştur.

Birleşmiş Milletler'in 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla yayınladığı rapora göre, dünya genelinde kadın cinayetleriyle mücadelede gerçek bir ilerleme olmaksızın kadına yönelik şiddet devam ediyor.

BM Kadın Birimi ve BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi'nin verilerine göre, 2024 yılında 83 bin kadın kasten öldürülmüş ve bu kadınların yüzde 60'ı yakın partneri veya akrabası tarafından öldürülmüştür; yani her on dakikada bir kadın öldürülmektedir.

Rapora göre, dünyanın çeşitli yerlerindeki kadın cinayetleri kayıt altına alınırken, geçen yıl Afrika yine yaklaşık 22 bin vakayla en fazla kadın cinayetinin yaşandığı bölge olmuştur.

Şiddetten en büyük payı olan Arap kadınları olup Dünya Bankası'nın yakın tarihli bir raporuna göre, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki kadınların yüzde 40'ı hayatlarında en az bir kez yakın bir partnerinden şiddet görmüştür.

Arap Barometre Araştırması'nın 2025 yılı raporuna göre, araştırmaya dahil edilen bazı Arap ülkelerinde kadına yönelik şiddet geçen yıl artış göstermiş, kadına yönelik şiddetteki artış Tunus'ta %54, Lübnan'da %42, Ürdün'de %39 ve Irak'ta %40'a ulaşmıştır.(Deutsche Welle web sitesi, 26/11/2025).

Yorum :

İkiyüzlü dünya ve aldatıcı medya kuruluşları, Gazze Şeridi'ndeki kadınların öldürülmesiyle ilgili tek bir haber bile vermeden kadına yönelik şiddetten bahsediyorlar; oysa Gazze Şeridi'nde en az %50'si kadın olmak üzere yaklaşık 70.000 şehit olmuş, yani yaklaşık 35.000 masum kadın öldürülmüştür; bu ise sadece cinayetlerle ilgili olup kocaların, çocukların ve akrabaların öldürülmesi buna dahil değildir ki bunlar da doğrudan cinayet kadar kötü bir şiddet, aksine birçok vakalardan çok daha kötüdür; ama yine de bunlar hakkında hiçbir haber geçmiyor.

Batılı ülkelerin üçüncü dünya ülkelerinde uyguladıkları kasıtlı yoksullaştırma ve kasıtlı cehaleti de hesaba katarsak kadınlara yönelik şiddet rakamları ürkütücü bir hal alıyor; ancak hiç kimse bundan bahsetmiyor ve hiç kimse Batı'yı suçlamıyor; ancak onlar, Afrika ve Arap ülkeleriyle ilgili rakamları veriyorlar, kırbaçlarını yağlayarak onların sırtlarına vuruyorlar ve onları cehalet ve geri kalmışlıkla suçluyorlar.

Kadına yönelik şiddet, bireycilik mefhumlarını pekiştiren ve insanları aile ve aşiret bağlarından koparan Batı düşüncesinin bir ürünüdür. İslam’a gelince; raporda belirtildiği gibi İslam’da partner (yakın dost) diye bir şey yoktur, aksine sadece şerî bir koca vardır; dolayısıyla İslam, kocanın karısına iyi davranmasını ve onunla iyi geçinmesini farz kılmış olup eğer koca karısına zulmetmeye kalkışırsa, onu savunsunlar ve ona yönelik herhangi bir saldırganlığı püskürtsünler diye kadın kardeşleri, amcaları, dayıları ve kabileleriyle bağlantılı kılmıştır. Kocası olmayan kadına gelince; eğer onun bir ailesi yoksa, onurlu ve izzetli bir şekilde anne babasının, erkek kardeşlerinin, amcalarının veya yöneticinin koruması altındadır ve eğer ona zulmeden bir el yaklaşırsa, o el kesilir.

Batı medeniyeti tüm insanlık için bir lanet olup erkekler, kadınlar, yaşlılar ve çocuklardan hiçbiri onun şerrinden kurtulamamıştır. Nitekim kendilerinin hazırladıkları uluslararası raporlar da bu bunu yansıtıyor ancak, kendilerinin ve medeniyetlerinin sorunun kaynağı olduğunu kabul etmek yerine, başkalarını suçlayarak kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Dahası tüm küstahlıklarıyla, kendilerini tedavi eden bir doktor ve çözüm öneren bilge biri yerine koyuyorlar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Abdullah

Devamını oku...

Şaş Bin Kays X Platformunda!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Şaş Bin Kays X Platformunda!

Haber:

Birkaç gün önce çeşitli kaynaklar ve kanallar, X platformunun hesaplara, hesapların gerçek coğrafi konumlarını ve oluşturulma tarihlerini gösteren deneysel bir özellik eklediğini aktardılar ve bu özellik, platformun web sitesinde de yer aldı.

Yorum:

X platformunun yerleştirdiği ve büyük bir fırtınaya neden olan özellik, birçok taraflar ve muhalifler arasında geniş çaplı tartışmalara yol açmış ve her biri diğerini aynı şeyle suçlamıştır; bu tartışmalar bir yana bunlar, sosyal medya platformlarında olup bitenlerin bazı iç işleyişlerine ışık tutuyor ve bizi ilgilendiren şey ise, elbette Müslümanlar olarak bizi ve bölgemizi ilgilendiren hususlarla ilgili olanlardır.

Bazıları meşhur hesapların olduğu birçok hesap vardır; bunlar, Müslümanlar arasında fitne ve fesat çıkarabilecek her türlü eğilimi ve potansiyel uyuşmazlıkları kullanarak ve ümmetin gücünü kırabilecek ve ümmetin arasında çatışma oluşturup onunla meşgul edecek fikir veya konuyu gündemde tutarak halklar arasında şiddet ve kargaşa çıkarma görevleriyle meşgul olan hesaplardır.

Hesapların arasında, bazen Suudi veya Mısırlı olduklarını iddia eden ama aslında ikisi de olmayan hesaplardan, bir Ürdünlü ile bir Filistinli, bir Suudi ile bir Filistinli, bir Faslı ile bir Cezayirli, bir Sahralı ile bir Faslı ve benzerleri arasında kışkırtmaya yol açan hesaplara kadar hakaret, kışkırtma ve suçlamaların olduğu turlar vardır.

Bu hesaplar sadece bölgesel düzeyde nefret uyandırmakla sınırlı kalmamış, aksine Sünniler ile Şiiler arasında mezhepsel kışkırtmayı, Araplar ile Berberiler arasında etnik kışkırtmayı, Kenanlılara, Süryanilere -çünkü Süryaniler Arap değildir-, Firavunlara -ki onlar Kemetlilerdir- mensup olma gibi kadim milletlere ait olma eğilimlerini yeniden canlandırmayı, Araplara hakaret etmeyi, fetihlere saldırmayı, İslam'ı küçük düşürmeyi, bunun dışında hesaplar savaşını, soylara dil uzatmayı, büyük küçük aklınıza gelen her şeyi kapsamaktadır.

Elektronik sinekler veya troller denilen şey, mevcut istihbaratları türetmekte ve rejimler de bunları, insanları parçalamak ve onların dikkatlerini,yöneticilerden, ihanetlerinden ve suçlarından uzaklaştırmak, onları birbirleriyle meşgul etmek, dahası herhangi bir yöneticiye olan saldırıyı, sanki ülkeye ve (vatana) saldırıymış gibi göstermek yoluyla bunu bir kutuplaştırma aracı haline getirmek, insanları Yahudi varlığı gibi temel düşmanlarından uzaklaştırıp bunu iç düşmanlığa dönüştürmek ve benzerleri için kullanmaktadırlar.

Bazı önyargılar da mevcut olmasına ve bunları uygulayan, cehalet ve İslam öncesi Cahiliyeye ait bazı sapkınlar da bulunmasına rağmen, bunun kışkırtılmasının, arkasında Yahudilerin bulunduğu kasıtlı ve bilinçli bir metodoloji olduğu, özellikle kasıtlı olarak kışkırtan ve tahrik eden, Müslümanları çarpıtan ve birbirlerine düşüren bu anlatıların çoğunun arkasında Yahudi varlığının elleri olduğunu kanıtlamaktadır.

Müslümanlar arasında fitne çıkarmaya çalışma üslupları Yahudiler için yeni bir şey değildir; ancak kötü niyetli yöntemleri giderek gelişmiştir; zira bu onların eski alışkanlıklarıdır ve bunun örnekleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in döneminde de mevcuttu; bu örneklerden biri de Evs ve Hazrec Müslümanları arasındaki sevgiyi görünce öfkelenen ve Müslümanlara karşı çok büyük bir kin besleyen Şas bin Kays’dır; nitekim o, Evs ve Hazrec Müslümanlarını birbirine düşürmek, onlara İslam'dan önce aralarında bir katliam günü olan Buâs gününü ve o günün şiirlerini hatırlatmak için birini göndermişti; bunun üzerine onların arasından iki adam fırlamış, iki taraf birbirine öfkelenmiş ve şayet Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, muhacirlerden bir kısmını da yanına alarak onların yanına gelmeseydi ve onlara şöyle seslenmeseydi neredeyse savaşa gireceklerdi: يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ: اللهَ اللهَ، أَبِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ وَأَنَا بَيْنَ أَظْهُرِكُمْ بَعْدَ أَنْ هَدَاكُمُ اللهُ لِلْإِسْلَامِ وَأَكْرَمَكُمْ بِهِ، وَقَطَعَ بِهِ عَنْكُمْ أَمْرَ الْجَاهِلِيَّةِ، وَاسْتَنْقَذَكُمْ بِهِ مِنَ الْكُفْرِ، وَأَلَّفَ بِهِ بَيْنَكُمْ، فَتَرْجِعُونَ إِلَى مَا كُنْتُمْ عَلَيْهِ كُفَّاراً؟Ey Müslümanlar! Bu durumunuz nedir? Ben sizin içinizdeyken yeniden cahiliye davasına mı (kabilecilik) döneceksiniz? Allah cahiliyenin her türlü âdetinin kökünü kesip, size İslam’ı ikram edip, hidayete erdirdikten ve sizi küfürden çıkarıp arazınızı ıslah ettikten sonra eskisi gibi yeniden küfre mi döneceksiniz?”  Bunun üzerine insanlar, bunun şeytanın bir dürtmesi ve düşmanlarının bir tuzağı olduğunu anlayınca, silahlarını bırakıp ağlaştılar ve birbirlerine sarıldılar.

Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu eğilimi, cahiliye ve kokuşmuş olarak nitelendirerek dakik bir nitelendirmede bulunmuştur; çünkü bu, vahdetin olması durumunda ümmeti parçalayacak, bugünkü durumda olduğu gibi eğer bölünme olursa ayrılığı artıracak bir eğilimdir; böylece bu parçalanma sınırları aşarak insanlar arasında bir uçurum oluşturacak ve düşmanları onların aralarına girecektir. 

Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Ensar’a yönelik sözleri, onların nefisleri için bir merhem, bir arınma ve bir şifa olmuş, hâlâ da ümmetimizin evlatları için bir merhem ve bir şifa olmaya devam etmektedir; tıpkı Yahudilerin Müslümanlar arasında fitne ve fesat çıkardıkları ve çıkarmaya da devam ettikleri gibi.

Yürek burkan sahneleriyle Gazze savaşında, bizim isimlerimizi kullanan, bizim dilimiz ve lehçemizle yazan ancak insanlara övünen, onların arasında kargaşa çıkaran, cihada saldıran, düşmanlarımızın saflarında yer alan ve Allah’ın kendilerini bildiği ve onlar hakkında haber verdiği gibi bizzat düşmanın kendisi olduğu ortaya çıkan kimseleri gördük. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur: وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ وَلِيّاً وَكَفَىٰ بِاللَّهِ نَصِيراً * مِّنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِAllah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Gerçek bir dost (veli) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.Yahudilerden bir kısmı kelimelerin yerlerini değiştirerek tahrif ederler.” [Nisa 45-46]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdurrahman El-Ladavi

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Avustralya’nın “İslam: Dünyanın Şiddetle İhtiyaç Duyduğu Değişimdir” Başlığı Altında Düzenlediği 2025 Konferansı Büyük Bir Başarıyla Sona Erdi

Hizb-ut Tahrir / Avustralya’nın “İslam: Dünyanın Şiddetle İhtiyaç Duyduğu Değişimdir” başlığı altında düzenlediği 2025 konferansı, Allah’a hamdolsun ki büyük ve dikkat çekici bir başarıyla tamamlandı. Konferans, insanlığın mevcut durumu ve gelecekte onu nelerin beklediği üzerine samimi bir tefekkür ve hakiki bir ilgi dolu bir atmosferde sona erdi.

Oturumlar coşkulu konuşmalarla ve katılımcıların güçlü etkileşimiyle geçti; yıkıma uğramış Gazze’nin kalbinden gelen, yürekleri titreten bir video mesajıyla da taçlandı. Katılımcılar, günümüz dünyasının karşı karşıya olduğu köklü ve sistemik problemlere ışık tutan ve İslam’ın bu krizlere sunduğu özgün çözümleri ortaya koyan dört derinlikli konuşmayı dinleme imkânı buldu.

Birinci konuşma, çağdaş zulmün tarihi, siyasi ve fikri köklerini ele aldı: Avrupa Aydınlanma Çağı’nda Allah’a imanın marjinalleştirilmesi, “amaca giden her yol mübahtır” diyen Makyavelist siyasetin yükselişi, sömürgeciliğin ortaya çıkışı, modern ulus-devletin oluşumu ve ekonomik sömürünün küresel ölçekte yayılması.

İkinci konuşma, küresel ekonomik zulüm meselelerini ele alarak üç temel sömürü kaynağına odaklandı: Para ve ticaretin siyasetle iç içe geçmesi, itibari (karşılıksız) kağıt para sistemi, faizin (ribanın) sömürüsü ve modern ekonomik döngünün her noktasına nüfuz etmesi. Konuşmada, bu üç adaletsizliğe karşı İslam’ın eşsiz alternatifi vurgulandı. Altın ve gümüşe dayalı para sisteminin ve ribanın haram kılınmasının, servetin dolaşımını sağlayacağı, zenginlerin elinde birikmesinin önüne geçeceği ifade edildi.

Konuşmada ayrıca, ekonomik faaliyeti düzenleyen, bireyler ve toplum düzeyinde adil paylaşımı sağlayan; ferdi mülkiyet, kamu mülkiyeti ve devlet mülkiyeti ayrımı üzerinden İslam’daki servet dağılımı modeli açıklandı. Avustralya vakıasından istatistikler kullanılarak İslam iktisat modeline dair uygulamalı bir çalışma sunuldu. Bu sunumda; vergi yükümlülüklerinin neredeyse tamamen ortadan kaldırılmasına rağmen, servet dağılımında köklü bir değişimin (paradigmatik bir kaymanın) sağlandığı, hem bireylerin hem de devletin daha güçlü bir ekonomik konuma ulaştığı görüldü.

Üçüncü konuşma, modern yaşam tarzının aşınmasını ve bunun birey, aile ve toplum üzerindeki etkilerini ele alarak, Allah’a kulluğun yerine benliğe tapınmanın konulmasının sonuçlarına karşı uyardı. Hayatın her alanına yansıyacak şekilde kalplerin ve zihinlerin yeniden şekillendirilmesinde İslami bakış açısı detaylandırıldı. Yaygın sosyal uyum fikri, zulme boyun eğme talebi olarak eleştirildi ve toplumsal ahenk için gerçek bir altın standart olarak İslam’ın bir arada yaşama modeli sunuldu.

Dördüncü konuşma ise Hilafet konusunu ve onun ortaya çıkışının bugün dünya için ne anlama geleceğini ele aldı. Avustralya’daki siyasi yetkililerin ve son olarak İç Güvenlik Teşkilatı (ASIO) Genel Müdürü’nün yaydığı, Hilafetle ilişkilendirilen kara propagandayı çürüttü. Konuşma; Hilafet’in İslam’daki merkezi konumunu, İslam dünyasında 1300 yıldan fazla hüküm süren doğal varlığını ve özünde Hilafetin, Müslümanların İslam’a göre yaşama arzusunu ifade ettiğini açıkladı.

Konuşma, dinleyicilere İslam dünyasında karşılaşılan pek çok sistemsel sorunun sömürge mirasının doğrudan bir sonucu olduğunu hatırlattı. Hilafeti; bu beldelerdeki istikrarsızlık, güvensizlik, yolsuzluk ve geri kalmışlık durumu için doğal bir tedavi olarak sundu. Müslümanların daha büyük bir ekonomik ve siyasi bağımsızlık peşinde koşmalarının ve dış müdahaleleri reddetmelerinin ne gibi kınanacak bir yönü olduğunu sorguladı.

Son olarak dinleyicilere, yıkılmış Gazze’nin merkezinden gelen ve yürekleri dağlayan bir çağrı sunuldu. Bu tutkulu çağrıda; Gazze’nin yıkımının ve halkına yönelik sistematik soykırımın, bugünkü dünyanın ne kadar yanlış bir yolda olduğunun semptomları olduğu hatırlatıldı. Gazze’yi yıkan güçlerin tüm dünyanın güvenliğiyle oynayan güçlerle aynı olduğu vurgulandı. Müslümanlara, zulme karşı durma ve insanlığı daha iyi bir gerçekliğe taşıma konusundaki sorumlulukları hatırlatıldı.

Siyasetçiler, medya organları ve istihbarat kurumlarının konferans öncesinde yürüttüğü karalama ve korkutma kampanyalarına rağmen, Müslüman topluluk, bu etkinlik etrafında kenetlenerek İslam’ın yüce mesajının asla savaş çığırtkanlarının ve soykırım savunucularının gürültüsü altında boğulamayacağını bir kez daha ilan etti. Bu kenetlenme, Müslümanların dinlerine olan derin sevgilerinin ve başkalarının bu dinin büyüklüğünü ve dünyaya taşıdığı değişim mesajını tanımalarına fırsat verme konusundaki samimi arzularının bir şahididir.

Devamını oku...

Husi Grubu, Trump’ın Anlaşmasını İfşa Ettikleri Gerekçesiyle Hizb-ut Tahrir Gençlerini Gözaltına Aldı!

Husi cemaati, 21 Kasım 2025 Cuma günü İbb vilayetinde Hizb-ut Tahrir üyesi iki genci gözaltına aldı. Bunlar, 19 yaşındaki Usame Muhammed Mes’ad el-Verafi ve 15 yaşındaki İbrahim Muhammed Mes’ad el-Verafi’dir. Gözaltı, Hizb-ut Tahrir tarafından yayımlanan ve şu başlığı taşıyan bildirinin dağıtılması üzerine gerçekleşti: “Trump, Müslüman Ülkelerdeki Kukla Yöneticilerini Rezil ve Utanç Verici Bir Anlaşmaya Sürüklemekte! Onlar da Haşim’in Gazze’sini Vesayet ve Sömürgecilik Altına Sokmak İçin Onun Arkasında Başlarını Öne Eğmektedirler!” Söz konusu bildiri Yemen ve Müslüman ülkelerin çoğunda dağıtılmıştı.

Hizb-ut Tahrir gençlerinin dağıttığı bu bildiri, suçlu Trump’ın anlaşmasını ve buna katılan hain yöneticileri ifşa etmektedir. Bildiride şunlar geçmektedir: “Bu Güvenlik Konseyi kararı gökten zembille inmedi! Bu, Trump’ın, Müslüman ülkelerdeki uşak yöneticilerin onayıyla pişirdiği bir plandır. Her şey, Trump’ın 23 Eylül 2025’te, BM Genel Kurulu sırasında “en önemli toplantım” diyerek Suudi Arabistan, BAE, Katar, Mısır, Ürdün, Türkiye ve Endonezya’yı bir araya getirmesiyle başladı. Trump o toplantıda, bu liderlerin önüne 20 maddelik bir plan koydu ya da daha doğrusu dayattı. Bu 20 maddenin her biri, Trump ve Yahudi beslemesinin eğlence bahçesine haline getirmek için Gazze’nin elden çıkarılmasını, vesayeti altına alınmasını ve sömürgeleştirilmesini adeta haykırmaktadır!”

Husilerin Hizb-ut Tahrir gençlerini gözaltına alması, onların Gazze konusundaki söylemleri ile uygulamaları arasındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır. Onlar da aslında, bildiride zikredilen İbn Selman ve İbn Zayed gibi hain yöneticilerin cinsindendir. Onları savunmasalar, o halde onları ve efendileri Amerikalıları ümmet önünde ifşa edenleri neden gözaltına alsınlar ki? Bu gözaltı Husilerin gerçek yüzünü ifşa etmekte ve Haşim’in Gazze’si yanında durduklarına dair ayıplarını örtmeye çalıştıkları o yaprağı düşürmektedir. Onların Gazze’nin yanında durduklarına dair sloganları, insanları kandırdıkları kuru sloganlardan ibarettir! Ancak heyhat! İster Yemen’deki helak olan Ali Salih olsun, ister İslam beldelerindeki diğer suçlu yöneticiler olsun, kendilerinden öncekilerin başına gelenler, onların da başına gelecektir. İnsan gerçekten hayret ediyor! Bir yanda Amerika’ya ölüm sloganı atıyorlar diğer yanda Amerika’yı ve onun kapitalist sistemini söküp atmak için gece gündüz çalışan Hizb-ut Tahrir gençlerini gözaltına alıyorlar!!

İman ve hikmet yurdu olan Ensar diyarındaki güvenlik kurumunun muhlis evlatlarına mesajımız şudur: Hizb-ut Tahrir, kökleri İslam ümmetinin derinliklerinde olan bir partidir, sadık daveti dünyanın dört bir yanını dolaşmaktadır. Herkes, Hizbin siyasi bir parti olduğunu; gayesinin de Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurarak İslami hayatı yeniden başlatmak olduğunu bilir. Korkaklık veya ödleklikten dolayı değil, devlet kurma konusunda Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metoduna sımsıkı sarıldığından dolayı gayesine ulaşmak için maddi eylemlere (şiddete) başvurmaz; Partinin internet sitelerinde yayınlanan temel esaslarında, onun doğruluğunu ve halkına yalan söylemeyen bir lider olduğunu anlamanızı sağlayacak yeterli açıklama ve cevap mevcuttur.

Hizb-ut Tahrir gençleri, gerek Yemen’de gerekse mevcut rejimlerin elinde tutuklamalara maruz kaldıkları diğer İslam beldelerinde olsun, bu tür eylemlerden ve baskıcı uygulamalardan asla korkmaz. Bu uygulamalar onları davetlerini sürdürmekten alıkoyamaz, alıkoymamıştır. Parti, yürüyüşünde bir milim dahi tereddüt etmeyecek, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın izniyle yakında kurulacak olan Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in metodunu izlemeye devam edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

إِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ * يَوْمَ لَا يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ“Şüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.” [Mümin 51-52]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER