Barış Anlaşması Bir Tuzaktır! Pakistan Yöneticileri İran’ın Nükleer Programını Sonlandırmak, Yahudi Varlığına Güvenlik Garantileri Sunmak ve Amerika’nın Ortadoğu’daki Hegemonyasını Güçlendirmek İçin Çalışmaktadır
- Kategori Pakistan
- İlk yorumlayan ol!
- |
17 Nisan’da ABD Başkanı Trump, “Mareşal harikaydı. Başbakan da Pakistan’da gerçekten çok iyiydi, u yüzden herhangi bir anlaşmanın imza törenine gidebilirim.” dedi. Daha önce de Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt yaptığı açıklamada, “Başkan Trump için önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Pakistanlılar inanılmaz arabulucu oldular ve dostluklarına ve çabalarına minnettarız. Bu müzakerelerde tek arabulucu onlar.” ifadelerini kullanmıştı. Asıl soru şudur ki: Gazze’de iki yıl boyunca Yahudi varlığının bombardımanlarına ve korkunç katliamlarına tam destek veren, İran’da kız öğrenci yurdunu bombalayan, elleri Müslümanların kanına bulanmış ve İran uygarlığını yok etmekle tehdit eden Amerika’nın firavunu Trump, neden Pakistan başbakanını ve mareşalini övüyor?
Çünkü Pakistan Başbakanı ve Mareşali, barış anlaşması adı altında kendi ümmetlerini aldatmaktadırlar. Onlar, barış için değil, Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını korumak için seferber olmuşlardır. Bu yüzden Müslümanlara yalan söylemekte ve İslam ümmetine karşı kurdukları komploları örtbas etmek için barış söylemini kullanmaktadırlar. ABD Başkanı Trump ve Beyaz Saray’dan aldıkları övgüler, eylemlerinin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır.
Pakistan yöneticileri, savaş meydanında bozguna uğrayan Amerika’yı uzlaşma sloganı altında müzakere masasına oturtmak için gece gündüz çalışmaktadır. Amerika da Pakistan yönetiminin uyguladığı baskı aracılığıyla İran’ı nükleer programını sonlandırmaya ikna etmeye çalışıyor. Zira İran’ın nükleer programı ve nükleer silah üretme kapasitesi, Amerika ve Yahudi varlığının İran’a düzenlediği saldırıları durdurmanın tek yoludur. Dolayısıyla İran’ı nükleer programından vazgeçirmeye çalışmak bölgeye barış getirmeyi mı, yoksa İran’ı zayıflatarak Amerika’nın bölgedeki hegemonyasını pekiştirmeyi mi amaçlamaktadır?
Amerika’nın İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında İran, Amerika’nın Orta Doğu’daki askeri üslerini hedef aldı. O halde barış anlaşması, İran’ın bu saldırılarını durdurarak Amerika’nın bölgedeki askeri üslerini İran, Yemen ve diğer direniş güçlerinin saldırılarından korumayı amaçlamıyor mu? Gerçekte Pakistan yöneticileri Ortadoğu’da bir barış anlaşması için değil, Amerikan üslerinin güvenliğini sağlamak için müzakere etmektedirler, aslında kendi ümmetlerini aldatmaktadırlar. Pakistan yöneticilerinin gerçekleşmesi için aktif olarak çalıştığı İran ile Amerika arasındaki barış antlaşmasında Amerika, İran’dan ve Ortadoğu ülkelerinden Yahudi varlığı için güvenlik garantileri sunmalarını talep etmektedir. Bu nedenle Lübnan’daki İran partisinin ve Gazze’deki direnişin silahsızlandırılmasını şart koşmuş ve Müslümanların yöneticilerden bu şartın uygulanmasına garantör olmalarını istemiştir. İslam, Müslüman ordularına Yahudi varlığını kökünden kazımayı farz kılarken; Gazze, Suriye, Lübnan ve İran’daki cürümlerine karşılık mücrim ve katil Yahudi varlığı bir barış anlaşmasıyla hiç ödüllendirilebilir mi?!
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından sonra İslam ümmeti gerçek gücünü görmüştür. Avrupa, Asya ve hatta tüm dünya ekonomisinin, Müslüman topraklarından gelen petrol ve gaz rezervlerine bağlı olduğu ve bu su yollarından güvenli geçiş olmadan dünya ticaretinin sürdürülemeyeceği açıkça görülmüştür. Gücümüzü ve neler yapabileceğimizi çok iyi görmüşken petrol ve doğalgaz servetlerimizi, denizlerimiz ve su yollarımız üzerindeki kontrolümüzü barış anlaşması adına Amerika’ya ve Batı’ya teslim mi edeceğiz?
Ey Pakistan Müslümanları! Sakın yöneticilerinize aldanmayın. Onlar barış için değil, Amerika’nın Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme planını hayata geçirmek için uğraşmaktadırlar. Bu yöneticiler, Gazze’deki katliamları durdurmak için tek bir kurşun bile sıkmadılar; aksine askeri güçlerini, Suud hanedanının tahtını ve Amerika’nın bölgedeki üslerini korumak için seferber etmişler, bu amaçla Trump’ın “Barış Kurulu”na katılmışlar ve Gazze’ye asker konuşlandırılması için ona güvence vermişlerdir. Bugün de Trump ile birlikte, tıpkı daha önce olduğu gibi Trump’ın Yeni Orta Doğu planına boyun eğmesi için İran’a baskı yapmaya çalışıyorlar. Yetmezmiş gibi suçlarını örtbas etmek ve öfkenizden kaçınmak için Amerika’ya verdikleri bu hizmetlere bir de “barış çabaları” adını veriyorlar.
Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri! Amerika’nın bölgedeki hegemonyasını yeniden düzenlemek ve güçlendirmek için çalışan bir liderlik, neden bu hegemonyayı yerle bir etmek için çalışmıyor? Dünyanın her tarafında Müslümanlara karşı katliamlar yapan harbi kafirler, neden Pakistan yöneticilerine övgüler diziyorlar? Amerika’nın, bölgedeki hegemonyasına meydan okuyabilecek her türlü askeri gücü tasfiye etmek istediği ayan beyan ortada değil mi? Amerika’nın bölgedeki nüfuzunun pekişmesi durumunda Pakistan’ın, Türkiye’nin veya diğer İslami güçlerin geleceği ne olacak? Pakistan’ın mücahit ordusu böyle bir liderliği mi hak ediyor? İran’ın bazı komutanları bölgedeki Amerikan üslerini yerle bir edebiliyor, en modern askeri araçları düşürebiliyor, Amerikan filolarını geri çekilmeye zorlayabiliyor ve füze savunma sistemini yok edebiliyorsa, en modern füzelere, gemilere ve nükleer güce sahip Pakistan’ın neler yapabileceğini varın siz düşünün? Ancak bunu gerçekleştirmenin tek bir yolu vardır, o da Hilafeti ikame etmek üzere Hizb-ut Tahrir’e nusret vermektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ size, İngiliz sömürgeciliğinin çizdiği dar sınırları savunmayı değil, İslam’ı yeryüzüne hâkim kılma gibi büyük bir görev tevdi etmiştir! Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ“O, kendisine ortak koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlünü hidayet ve hak din ile gönderendir.” [Saff 9]
Ey Muhammed b. Kasım’ın askerleri! Elinizde altın bir fırsat var. Hadi Hilafeti kurun, Ortadoğu’yu liderliğiniz altında birleştirin ve Amerika’yı Müslümanların topraklarından kovun! Allah’ın nusret vaadi yakındır ve dünya büyük bir değişimin eşiğindedir. İman gücünüzle Medine’deki Ensar’ı örnek alın ve İslam’ın nurunu dünyaya yeniden yayın!



