Pazar, 20 Şaban 1447 | 2026/02/08
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

İran ve Amerika Lehine İşlevsel Rolü!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İran ve Amerika Lehine İşlevsel Rolü!

Bugün İran'da tanık olduğumuz karışıklıklar ve gösteriler, münferit ya da bölgenin siyasi tarihinin bağlamı dışında kendiliğinden gelişen bir patlama değildir. Aksine bunlar, Müslüman ülkeler üzerinde yaşanan bir dizi uluslararası çatışmanın yeni bir halkasıdır; zira küresel küfrün başı ve modern sömürgeci projenin lideri olan Amerika başta olmak üzere sömürgeci ülkelerin hesaplamalarında tesadüfe yer olmadığı gibi halkların iradesinin bir ağırlığı da yoktur.

Şah rejimi 1979'da İran halkının zafer kazanması ya da İslam'ın yeniden iktidara gelmesi nedeniyle değil, aksine İngiltere'nin ajanının işlevinin son bulduğu ve Amerika'nın onun yerine başka bir rejimi getirdiği, sömürgeci nüfuzun hesaplı bir şekilde el değiştirmesi nedeniyle devrilmiştir. Nitekim Humeyni, belirli bir görevi yerine getirmek için gelmiştir ki bu görev; İslami dalgayı kontrol altına almak, onun İslami içeriğini boşaltmak ve İslami dalgayı, bir değişim aracı olmaktan ziyade bir uyuşturma aracı haline dönüştürmektir.

Kırk yılı aşkın bir süredir mollalar rejimi, İslam'a göre yönetmeyen, İslam Devleti'ni kurmak için çalışmayan ve ümmetin vahdetinin kaygısını taşımayan işlevsel bir rejim olduğunu mükemmel bir şekilde kanıtlamıştır; dahası bu rejim, habis mezhepçilik temelinde ümmeti parçalamak için tehlikeli bir rol oynamıştır; zira İslam'a göre yönetme fikrini çarpıtarak bu fikri despotluk ve baskı ile ilişkilendirmiş, ideolojik devrimlere saldırmış, herhangi bir samimi hareketi engellemiş, ümmeti kendisiyle meşgul ederek pratik olarak Yahudi varlığının güvenliğini korumuştur.

Bugün Amerika'nın açıklamaları yayınlandığında, bunların başında Trump'ın İran rejimine yönelik uyarıları gelmektedir. Ama bu açıklamalar protestoculara yönelik bir endişeyi yansıtmıyor, aksine İran'ın rolünü azaltmaya yönelik açık bir beyanı yansıtıyor. Amerika kuyruklarını kurban etmeye karar verdiğinde onları uyarır ve halkların öfkesini kendisine hizmet edecek bir sürece yönlendirmek istediğinde ise halklar için ağlar.

Binaenaleyh devam eden gösteriler -halkın gerçek ve meşru hoşnutsuzluğunu yansıtıyor olmasına rağmen- bilinçli ideolojik bir hareket değildir, aksine Amerikan çıkarlarına göre bölgenin yeniden şekillendirilmesi aşamalarından yeni bir aşamaya zemin hazırlamak amacıyla dikkatli bir şekilde istismar edilip yönlendirilmektedir. Amerika'nın bundan çıkarı ise açık ve nettir ki bu da; yumuşak kontrol girişimlerinin tamamının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından yeni Ortadoğu projesini güçle dayatmaktır. Bu da İslami yönetimin kurulmasına yönelik her türlü olasılığı ortadan kaldırmaya, herhangi bir köklü değişimi engellemeye ve Yahudi varlığı bölgenin polisi, sınırlarının bekçisi ve Müslümanların boyunlarına musallat olmuş bir kılıç olsun diye bölgenin güvenlik dizginlerini Yahudi varlığına teslim etmeye dayalı bir projedir.

Bu bağlamda Amerika, yöneten bir İslam'ı, özgürleştiren bir cihadı ve birleşmiş olan bir ümmeti istemediğini açıkça ilan etmiştir. Ancak Amerika ve onun araçları, İslam'ın sakaldan, slogandan ve mezhepçi bir sistemden ibaret olmadığını, aksine İslam'ın kendisinden bir yönetim sisteminin, bir devletin ve bir ümmetin çıktığı siyasi bir akide olduğunu idrak etmiyorlar. Kontrol etme, değiştirme ve çarpıtma girişimleri, İslam projesi ile küfür projesi arasındaki çatışmayı kesinlikle durduramayacaktır.

İşte Hizb-ut Tahrir, bu planları ifşa etmekte olup gerçek değişimin kontrollü sokak protestoları, renkli devrimler veya ajanların değiştirilmesi ile gerçekleşmeyeceğini, aksine İslam'ın yönlendirdiği ideolojik siyasi bilinçle gerçekleşeceğini ve bunun meyvesinin de, sömürgecinin nüfuzunu kökünden söküp atacak, Müslümanların ülkelerini kurtaracak, Yahudi varlığının varlığına son verecek ve İslam'ı, hidayet ve siyaset risaleti olarak dünyaya taşıyacak Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafetin kurulmasıyla taçlanacağını teyit etmektedir. وَعِندَ اللَّهِ مَكْرُهُمْHilelerinin cezası Allah katında (malum) iken.” [İbrahim 46] Onların hileleri ile Allah’ın hilesi arasında projeler düşecek, araçlar ortaya çıkacak ve Allah’ın hak olan vaadi gerçekleşecektir. إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍŞüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.” [İbrahim 47]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdul Mahmud El-Amiri – Yemen

Devamını oku...

Epstein Skandalı, Kapitalist İdeolojinin Gerçek Yüzünü İfşa Ediyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Epstein Skandalı, Kapitalist İdeolojinin Gerçek Yüzünü İfşa Ediyor

Haber:

ABD Başkanı Donald Trump, vatandaşlarına Jeffrey Epstein skandalını geride bırakıp "insanları ilgilendiren" konulara odaklanmaları çağrısında bulunarak, Epstein ve diğerlerinin bir komplosunun kurbanı olduğunu vurguladı.

Cuma günü, ABD Başsavcı Yardımcısı Todd Blanch, reşit olmayan kız çocuklarını hedef alan bir fuhuş çetesi işletmekten suçlu bulunan Epstein hakkındaki soruşturmalar kapsamında 3 milyondan fazla yeni dosyanın kamuoyuna açıklandığını duyurdu. (El Cezire Net)

Yorum:

Jeffrey Epstein davası ve onunla bağlantılı siyaset, ekonomi ve medya dünyasındaki etkili isimler, haber döngüsünde tüketilip sonra unutulacak geçici bir ahlaki skandal değildir; aksine kapitalist ideolojinin ve onun yönetici elitinin doğası hakkındaki gerçeği uzun zamandır gizleyen kalın bir perdenin küçük bir bölümünün kaldırıldığı aydınlatıcı bir anı oluşturmaktadır. Bu bağlamda ister ilişkiler, ister görüntüler, isterse de dolaşan tanıklıklar aracılığıyla olsun ABD Başkanı Trump'ın adıyla ilişkilendirilmesi, daha geniş ve derin bir sistemin sadece bir örneğidir.

Epstein davasında ortaya çıkanların, kapitalist sistem içindeki kontrol mekanizmalarından ayrı olarak anlaşılması mümkün değildir. Zira bu dava, bireysel bir sapkınlık değil, aksine finansal ve siyasi elitlerin karar alma merkezleri üzerindeki kontrollerini sıkılaştırmak için kullandıkları bir gizleme ve şantaj aracıydı. Para, nüfuz, saraylar, özel geziler, şüpheli ilişkiler… Evet bunların hepsi, sessizliği satın almak, politikacıları evcilleştirmek ve -propagandası yapıldığı gibi- onları halkın temsilcileri olmaktan sermayenin elinde rehinelere dönüştürmek için kullanılan unsurlardır.

Burada ortaya çıkan şok edici gerçek şudur; kapitalist bir sistemde, teorik olarak hiç kimse hesap verebilirliğin üstünde değildir, ancak pratikte kanunların üstünde olan bir sınıf vardır. İnsanlar kanunlarla yargılanırken, elitler anlaşmalarla yönetiliyor. Ayrıca yoksullar en ufak suçlardan dolayı hapse atılırken, güçlülerin dosyaları kapatılıyor veya tüm yolsuzluk sisteminin kapısını kapatmak için tek bir kişi günah keçisi olarak sunuluyor.

İkinci ve daha ciddi sorun ise, ortaya çıkarılanların gizlenenlerin sadece küçük bir kısmı olmasıdır.Bu sistemin doğası, değerler, ahlak ve bizzat insan pahasına bile olsa, menfaat sağlamak için her fırsatı değerlendirmeye dayanmaktadır.Bu suçlar, örtbas etme girişimlerine rağmen gün yüzüne çıktıysa, o halde geriye gizli kalan şeyler nedir acaba? Peki ya kamuoyunun gözünden uzak, perde arkasında neler dönüyor? Basit mantık, bu kadarının açığa çıkmasına izin veriliyorsa, gizlenenin daha büyük olduğunu söylüyor.

İnsan haklarına saygı göstermekle övünen kapitalizm, burada, sadece para ve gücü bilen çıkarcı bir sistem olan gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Değerler, dış tüketim için slogan olarak kullanılırken, elitlerin çıkarlarıyla çatıştıklarında ise içeride ayaklar altına alınıyor. Siyaset ahlaktan, iktidar ise gerçek hesap verebilirlikten ayrıldığında, ahlaki skandallar kaçınılmaz bir sonuçtur.

Bu nedenle insanlığın, bu sistemi onarmaya veya güzelleştirmeye değil, insan değerini yeniden tesis edecek ve yöneteni ve yönetileni tek bir standarda tabi tutacak köklü bir alternatife ihtiyacı olduğuna dair derin bir fikri çağrının öne çıkması gerekir. Kapsamlı bir sistem olarak İslam, ahlakı siyasetten ayırmaz ve hiçbir sınıfın kanun üstünde olmasına izin vermez. Zira İslam’da otorite bir emanet olup yönetici muhasebe edilir, para bir amaç değil araçtır ve insan ise şantaj için bir araç değil onurlu bir varlıktır.

Epstein skandalı hikâyenin sonu değil, aksine bilincin başlangıcıdır; yani dünyaya medeniyet modeli olarak sunulan şeyin özünde kriz içinde bir sistem olduğu ve üzerindeki örtü kalktıkça çirkinliğinin ortaya çıktığı bir bilincin başlangıcıdır.Gerçek bir fikri ve ahlaki alternatif ortaya konmadığı sürece, bu tür skandallar tekrarlanacaktır; çünkü illet, semptomlarda değil temeldedir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulazim Haşlemon

Devamını oku...

Kırgızistan'daki Baskıcı Kurumların Zulmü, Müslüman Kadınlara Kadar Ulaştı!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Kırgızistan'daki Baskıcı Kurumların Zulmü, Müslüman Kadınlara Kadar Ulaştı!

Haber:

Celalabad vilayetinin Nokin bölgesinde, şerî ilimler öğrenmelerinin ardından beş Müslüman kız kardeş suçlanmış ve bir ay süreyle geçici olarak gözaltına alınmıştır. Bu ise hükümetin Ulusal Güvenlik Komitesi tarafından açıklandı.Edinilen bilgilere göre bu savunmasız kadınlar, "Kırgızistan'da Hilafet Devleti’nin kurulmasını tartışmakla" suçlanmışlardır.

Yorum:

Kırgızistan'daki baskıcı kurumlar, bölgesel düzeyde zulmü uygulama konusunda birbirleriyle yarışıyorlar; bu yarışta, Devlet Ulusal Güvenlik Komitesi'nin Celalabad şubesi, ön saflarda yer almak için Müslümanların onuru olan Müslüman kadınlara bile saldırmaktan çekinmiyor.Bu kurum daha önce, davetçileri uydurma suçlamaları itiraf etmeye zorlamak için elektrik şokları ve şiddetli dayaklar gibi çeşitli işkence yöntemlerini uygulamakla meşhurdur.

Ne yazık ki Kırgızistan otoriteleri, yüksek yaşam maliyeti, yolsuzluk, tefecilik, tekelcilik ve kumar gibi süregelen haram uygulamaları durdurmak yerine, İslam'ı öğreten, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran Müslümanlara karşı baskıcı kurumları kullanıyorlar. Ayrıca kendilerine yönelik bu suçlamaların uydurulduğu davetçiler hakkındaki komşuların ve yerel halkın olumlu tanıklıkları ve görüşleri hiç dikkate alınmıyor.

Bu nedenle bizler, bu zulmün her eve ulaşacağı konusunda Kırgızistan’daki Müslümanları uyarıyor şerefimizin kaynağı olan kadınlarımızı korumak için tek saf halinde durmaya çağırıyoruz. Çünkü resmi otorite, geçen yıl onayladığı "din" yasası çerçevesinde, resmi bir kurumdan izin almaksızın şeriatı öğrenen veya öğreten her eve baskın düzenlemeyi meşrulaştırmıştır. Böylece sözde bu yasal kılıf, her evin aranmasına kapı aralıyor.

Resmi kurumlara gelince; sadece otoritenin çıkarlarıyla örtüşen şerî ilimleri öğretiyorlar. Bundan amaçlanan ise, hayatın tüm işlerini tanzim eden İslam dinini, Hristiyanlık ve Budizm'e benzer şekilde sadece ibadet ve ahlak çerçevesine hapsetmektir!

Bu yüzden hakkın batıla dönüştürüldüğü, batıla hak elbisesinin giydirildiği ve doğru söyleyenlerin yalancılıkla suçlandığı bu zamanda, hak üzere sebat etmek ve baskıcı cihazların zulmüne karşı koymak, her birimizin üzerine vaciptir.

Ebu Hureyre’den, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتُ يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الأَمِينُ وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ الرَّجُلُ التَّافِهُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ İnsanlara öyle aldatıcı seneler gelecek ki, o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlü olanlar da yalanlanacaklardır. O zaman hainlere itimat edilecek, emin olanlar da ihanetle suçlanacaklardır. İşte o zaman Ruvaybida konuşacaktır.” Denildi ki ruveybida da nedir? Buyurdu ki: “Kamunun işleri hakkında (söz sahibi olan) müptezel adamdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mümtaz Maveraünnehrî

Devamını oku...

İran, İdeolojik Bir Devlet Olmadığını Defalarca Kanıtlamış, Füzelerini ve Milislerini Müzakerelere Dahil Etmeyi Kabul Etmiştir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

İran, İdeolojik Bir Devlet Olmadığını Defalarca Kanıtlamış, Füzelerini ve Milislerini Müzakerelere Dahil Etmeyi Kabul Etmiştir

Haber:

Washington-Tahran müzakerelerinde füzeler ve milisler ele alınacak. (Sky News Arabia, 05/02/2026)

Yorum:

Amerika'nın, özellikle de New York Times'ın yetkililere dayandırdıkları haberlere göre, Amerika ve İran, H. 18 Şaban 1447 M. 6 Şubat 2026 Cuma günü yapılması planlanan müzakerelerin kapsamını, nükleer programın yanı sıra füze ve silahlı milis dosyalarını da içerecek şekilde genişletme konusunda anlaştılar; nitekim İran Dışişleri Bakanı Arakçi, elektronik iletişim araçları yoluyla, Amerika'nın Arap Denizi'nde büyük bir filo konuşlandırmasının ve İran'ı müzakerelerde kendi şartlarını kabul etmeye zorlamasının -ki bu şartlar Yahudi varlığı tarafından daha önce açıklanan şartlarla uyumludur- ardından siyasi süreci yeniden canlandıran bu görüşmeyi düzenledikleri için "Ummandaki kardeşlerine" teşekkürlerini ifade etmiştir. Ayrıca Trump da şunları söyledi: "İran'a doğru büyük bir filomuz gidiyor... Bizimle müzakere ediyorlar, çünkü onlara saldırmamızı istemiyorlar." (TRT Arabi)

İran'ın bu tavizi ve teslimiyeti, ideolojik bir devlet olmadığını, aksine rejimini ve iktidar koltuğunu korumak için İran’ın nükleer programından, hatta balistik füzelerinden vazgeçtiğini kanıtlıyor; zira tüm bunlar, Amerika'nın dayattığı bir programa göre gerçekleşecek ve bölgedeki milis güçlerini de terk edecektir. Böylece İran, Amerika'nın Körfez devletçiklerine şantaj yapmak için kullandığı bir "korkuluk" devleti olarak kalacaktır. Dahası Amerika’nın desteklediği Yahudi varlığı karşısında pençeleri koparılmış bir devlet olarak kalacak, böylece Yahudi varlığı, bölgede en güçlü hale gelecek ve Trump’a boyun eğen devletçiklerle normalleşme sürecini sürdürecektir. 

Bu da İslam beldelerindeki mevcut tüm devletlerin, düşmanlarına zarar verebilecek gelişmiş silahlara sahip olmalarına rağmen, egemen devletler olmadıklarını, aksine kendileri için çizilen yol ve kendilerinden talep edilen rol doğrultusunda hareket ettiklerini kanıtlamaktadır!

İslam’ı yönetimde ve hayat sistemlerinde tatbik edecek, İslam’ı davet ve cihat yoluyla dünyaya taşıyacak Raşidi Hilafet Devleti olmadıkça, Amerika ve müttefiklerini hiçbir şey caydıramayacaktır. Nitekim bugün Müslümanlar, Hilafeti kurmanın yollarını aramaya başlamıştır. Eğer kiralık liderler ve sömürgeci kafirin İslam ülkelerine ektiği Batı kültürü olmasaydı, Hilafetin geri dönüşü, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşirdi. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًاŞüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” [Talak 3]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdulaziz El-Hamid – Yemen

Devamını oku...

Yokluğunun Felaketleri, Geri Dönüşünün Müjdeleri ve Yeniden Canlandırmanın Farziyeti Arasında

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Yokluğunun Felaketleri, Geri Dönüşünün Müjdeleri ve Yeniden Canlandırmanın Farziyeti Arasında
Hilafetin Yıkılışının Üzerinden Yüz Beş Yıl Geçti

Geçtiğimiz günlerde ümmet, günlerle veya yıllarla değil, aksine geride bıraktığı felaketler, kırılmalar ve tarihi süreçle ölçülebilecek elim bir yıldönümünü geride bıraktı; işte bu tarihi süreçte ümmet, liderlik konumundan bağımlılığın en derin noktasına ve otoritenin birliğinden parçalanmaya ve boyun eğmeye gerilemiştir. Sadece siyasi bir varlık değil, aksine ümmeti koruyan bir kalkan, ümmeti birleştiren bir otorite ve İslam'ı hayat sahasında uygulayan ve risaleti dünyaya taşıyan bir yönetim sistemi olan Hilafetin yıkılışının üzerinden yüz beş yıl geçti.

Hilafetin yıkılması, Müslümanların tarihinde geçici bir olay olmamıştır, aksine tüm ülkesinin çehresini değiştiren hadari bir deprem olmuştur. Zira Hilafetin ortadan kalkmasıyla birlikte sömürgeciye kapılar ardına kadar açılmış, böylece sömürgeci İslam beldelerini bölmüş, yağmalamış ve yabancılaştırmış, yapay sınırlar çizmiş, İslam’ın otoritesini insanın otoritesiyle ve şeriatın yönetimini de İslam ile hiçbir ilgisi olmayan ithal edilmiş insan yapımı kanunlarla değiştirmiştir.

Hilafetin yıkılmasının ardından, ümmet siyasi birliğini kaybetmiş ve tek bir ümmetten olmaktan, her birinin kendi bayrağı, sınırları ve marşı olan ancak hepsi de gerçek egemenliğin yokluğu ve siyasi, ekonomik ve askeri kararların dışarıya ipotek edilmesi konusunda ortak olan onlarca birbiriyle çatışan varlıklara dönüşmüştür.Hilafetin yokluğunda Müslümanlar korumasını kaybetmiş, kanlarının dökülmesine izin verilir hale gelmiş, toprakları ihlal edilmiş ve Filistin'den Keşmir'e, Şam'dan Doğu Türkistan'a kadar, caydıracak bir otorite veya ümmetin ordusu olarak hareket geçecek tek bir ordu olmaksızın mukaddesatları saldırılara maruz kalmıştır.

Hilafetin ortadan kalkmasıyla birlikte, hayatın işlerinde İslam risaletinin özü olan Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek de kaybolmuştur. Dolayısıyla birçok ülkenin gerçekliğinde İslam, bireysel ritüellere dönüşürken yönetimden, ekonomiden, siyasetten ve toplumdan dışlanmıştır; böylece menfaatçilik ve maddi çıkar mantığı egemen olmuş, faiz yayılmış, servetler yağmalanmış, zalim vergiler uygulanmış ve ümmetin yetenekleri, kıtalararası şirketlere ve büyük ülkelere hizmet etmeye boyun eğdirilmiştir.

Kültürel ve fikri düzeye gelince; ümmet sistematik bir şekilde kimliğinin söküp atılması sürecine maruz kalmıştır.Ümmetin üzerine milliyetçilik, vatancılık ve laiklik mefhumları dayatılmış, dinin hayattan ayrılması fikrine teşvik edilmiş ve Hilafetin tarihi çarpıtılarak Müslümanlar ile şanlı geçmişleri arasındaki bağını koparmaya ve kaybedilen otoritelerini yeniden tesis etme konusunda düşünmelerini engellemeye yönelik bir girişim olarak Hilafet, despotluk ve geri kalmışlık asırları olarak tasvir edilmiştir.

105 yılın ardından bu yıldönümünü anarken, Hilafetin yıkılışını tüm İslam ümmetine karşı işlenmiş büyük bir suç olarak görüyoruz ki bunun etkileri hala siyasi, ekonomik ve güvenlik gerçekliğimizin her detayında açıkça görülmektedir. Dolayısıyla ümmetin bugün acısını çektiği tüm zayıflık, bağımlılık ve parçalanma, İslam'ı kamil bir şekilde uygulayan ve risaleti dünyaya taşıyan devletin yokluğunun doğrudan bir sonucudur.

Öte yandan Hilafetin yeniden kurulmasıyla ümmeti bekleyen şey, imkansız uzak bir hayal olmadığı gibi tarihi bir hayal de değildir, aksine Rabbani bir vaat ve tarihsel bir sünnettir.Zira Hilafetin kurulmasıyla birlikte, ümmetin siyasi birliği yeniden sağlanacak, yapay sınırlar kaldırılacak, Müslümanlar tek bir sancak altında birleşecek ve yeniden Allah'ın indirdikleriyle hükmedilecek, adalet sağlanacak, haklar korunacak, servetler adil bir şekilde dağıtılacak ve ümmetin yetenekleri sömürgecilerin lehine değil, tebaasının lehine yatırım yapılacaktır.

Hilafetin kurulmasıyla birlikte ümmet, zalim dünya düzeninde tabii olarak değil, adalet ve merhamete dayalı alternatif hadari bir proje taşıyan, tüm insanlığa baskı ve sömürü yoluyla değil İslam ile, dahası davet ve hüccet yoluyla ve bununla birlikte risaleti koruyan ve muhafaza eden bir güçle hitap eden büyük bir devlet olarak uluslararası konumuna geri dönecektir.

Tüm bunların ötesinde Hilafetin kurulması, tüm seçenekler arasından siyasi bir seçenek olmadığı gibi alınıp reddedilebilecek fikri bir proje de değildir; aksine Hilafet, tüm ümmetin üzerine vacip olan, terk edilmesi günah olan ve Allah Celle ve Âla'nın huzurunda hesap sorulacak olan şerî bir farzdır.Tarih boyunca ümmet, bir Halife'nin nasbedilmesinin farz olduğu ve bu farzı askıya almanın büyük bir günah olduğu üzerinde icma etmiştir.Hilafetin ortadan kalkmasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olması, günahı kaldırmaz, aksine sorumluluğu artırır ve kıyamet gününde şu ciddi soruya maruz bırakır: Neden alternatiflere razı oldunuz ve Allah'ın hükmünün askıya alınması konusunda sessiz kaldınız?

Bundan dolayı Hilafetin kurulması için çalışmanın zamanın vacibi olduğunu ve bunun da, İslam'ı hayatın merkezine geri döndürmeye, bu farza dair bilinçli bir kamuoyu oluşturmaya ve ümmet içindeki güç ve kuvvet ehlinden nusret talep etmeye dayalı ideolojik fikri ve siyasi bir çalışma olduğunu teyit ediyoruz. Tıpkı Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'de devleti kurarken yaptığı gibi.

Ey genel olarak Müslümanlar ve özel olarak da Mısır halkı: Yaşadığınız sıkıntılar, yüksek fiyatlar ve baskılar kaçınılmaz bir kader ve çıkış yolu olmayan bir musibet değildir; aksine bunlar, İslam'la hiçbir ilgisi olmayan yozlaşmış ve dayatılmış bir sistemin sonucudur.Gerçek kurtuluşunuz, yüzleri değiştirmek veya sistemlere yama yapmak değildir, aksine samimi bir şekilde Allah'ın hükmüne geri dönmek ve birleştirici İslam Devleti'ni kurmak için ciddi bir şekilde çalışmaktadır.

Ey Kinane askerleri ve genel olarak da tüm ümmetin askerleri:Sizler bu ümmetin evlatları, kılıçları ve gerçek koruyucularısınız.Sizin şerefiniz, Sykes-Picot sınırlarını korumakta ya da dışarıya ipotek olmuş rejimleri korumakta değildir, aksine Allah'ın dinine yardım etmekte ve İslam'ın otoritesini yeniden tesis etmek için ümmetinizin yanında durmaktadır. Tarih bugün, yazacak kimseler için sayfalarını açıyor; dolayısıyla Hilafetin yıkılışının yıldönümü, yıkıntıları için ağlamak değildir, aksine azimleri bilemek, kararlılığı yenilemek ve gayretle çalışmak içindir.  Zira Hilafet, geri dönmek için kaybolmuştur. وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِO gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir.” [Rum 4-5]

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasulü’nün çağrısına uyun.” [Enfal 24]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Mahmud El-Leysî - Mısır

Devamını oku...

İşgal Altındaki Keşmir'in Hamasi Söylemlere Değil, Pakistan’ın Ordusuna İhtiyacı Vardır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

İşgal Altındaki Keşmir'in Hamasi Söylemlere Değil, Pakistan’ın Ordusuna İhtiyacı Vardır

Haber:

5 Şubat 2026 Keşmir Dayanışma Günü vesilesiyle Pakistan Başbakanı, şu açıklamayı yaptı: “Keşmirli kardeşlerime ve bacılarıma, Pakistan'ın manevi, diplomatik ve siyasi desteğini tam olarak sürdüreceğini temin ederim.”

Yorum:

Ahlaki, diplomatik ve siyasi destek tek başına vahşi işgali sona erdirmek için yeterli değildir. Zira Keşmir'deki Müslümanların, Pakistan'daki silahlı kuvvetlerin ve mücahitlerin askeri desteğine ihtiyaçları vardır.

2025 yılının Mayıs ayında dört gün süren savaşta, Allah Pakistan Hava Kuvvetleri'ne işgal altındaki Keşmir semalarında bir hava zaferi bahşetmiş ve bu zafer, 1999'daki Kargil Savaşı'nda bile elde edilememişti.O dönemdeki koşullar işgal altındaki Keşmir'in tamamen kurtarılması için elverişliydi ancak Pakistan'ın yöneticileri, Trump'ın ateşkes emrine itaat ettiler.

Ey Pakistan Silahlı Kuvvetleri içindeki Müslümanlar: Aranızda Evrengzîb (Alemgir Şah) gibileri yok mu? Haydi Allah yolunda sefere çıkın; zira Allahu Teala şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌEy iman edenler! Ne oldunuz ki, size “Allah yolunda sefere çıkın” denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.” [Tevbe 38]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

Amerika'nın Kucak Açması, Bangladeş'teki İslamcılar İçin Bir Tuzaktır

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Amerika'nın Kucak Açması, Bangladeş'teki İslamcılar İçin Bir Tuzaktır

Haber:

Washington Post'un "Amerika Birleşik Devletleri, Bangladeş'te yasaklanan bir İslamcı partiyle dostluk kurmaya çalışıyor" başlığı altında yayınladığı ses kayıtlarına göre, Dakka'daki Amerikalı diplomatlar, 12 Şubat'ta yapılması planlanan ulusal seçimler öncesinde Bangladeş'in önde gelen İslamcı partisi Cemaat-i İslami'nin yanı sıra, Hefazat-i İslami Bangladeş ve Bangladeş İslam Hareketi de dahil olmak üzere diğer muhafazakar İslamcı siyasi partilerle ilişkiler kurmakla ilgilendiklerini ifade ettiler.1 Aralık'ta yapılan kapalı bir toplantıdan elde edilen kayıtlara göre, Amerikalı bir diplomat, "Onların dostumuz olmasını istiyoruz" diyerek, Cemaat-i İslam partisinin yaklaşan seçimlerde her zamankinden daha iyi performans göstereceğine olan güvenini dile getirdi.

Yorum:

Amerika'nın siyasal İslam'a yaklaşımı ilkelere değil, kontrol ve boyun eğdirmeye dayanmaktadır. Zira on yıllar boyunca Amerika, "terörizmle savaş" slogan altında bu hareketi bastırmaya çalışmış ancak şimdi bu eğilimin Müslüman ülkelerde ortadan kaldırılamayacak organik bir talep haline geldiğinin farkına varmıştır; nitekim bu gerçeklik, uzun süredir Batı tarafından desteklenen Hasina rejimine karşı ayaklanan gençlerin olduğu Bangladeş'te açıkça ortaya çıkmıştır; İşte bu köklü halk direnişi, Amerika için büyük bir endişe kaynağı olmuştur; zira Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yakın zamanda "radikal İslam’ın" sadece bölgesel kontrolü değil, aksine küresel genişleme ve egemenlik için de çalıştığı uyarısında bulunması da bunu ifade etmektedir.

Bu fikir, ılımlı olarak nitelendirilen bazı İslami grupların demokratik seçimlere katılmasını destekleyerek onları aşırılıkçı gruplara karşı kullanılacak araçlara dönüştürme umudu taşımaktadır. Ancak tarih bunun sadece bir tuzak olduğunu teyit etmektedir; zira Mısır'daki Müslüman Kardeşler hareketi başlangıçta ılımlı bir demokratik hareket olarak övülmüştü ancak kısa süre sonra yalnız bırakılmış ve daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin çıkarları gereği terörist olarak damgalanmıştır.

Bangladeş'e yönelik uyarı açık ve nettir; zira bu ülke, Amerika'nın Hint-Pasifik bölgesi stratejisinin odak noktasıdır ve Washington, İslami projelerin kısıtlama olmaksızın ilerlemesine izin vermeyecektir ve bu durum, Amerika’nın tutumundaki belirgin dönüşümü açıklamaktadır; zira Cemaat-i İslami  de dahil olmak üzere orada İslamcı gruplara karşı uzun süren baskı operasyonunu destekledikten sonra, bugün ise onlarla yakınlaşmaya çalıştığını görüyoruz; bu ise şaşırtıcı değildir, aksine Suriye'de Ahmed Şara ile yaptığı gibi nüfuzunu güçlendirmek için onları kontrol altında tutmaya yönelik taktiksel bir tuzaktır.

Bugün Bangladeş'teki İslami partiler bir yol ayrımında bulunmaktadır; zira Batı, İslami bir devlet kurma gibi temel hedeflerinden vazgeçip şeriatı reddetmedikleri sürece onları kabul etmeyecektir. İslami partiler bunu yaptıklarında İslami kimliklerini kaybedecekler ve sadece isim olarak farklılık gösteren laik partilere dönüşecekleri gibi bununla birlikte jeopolitik çıkarlar değiştiğinde terk edilme riskine maruz kalmaya devam edeceklerdir.

Bu da temel bir gerçeği ortaya koymaktadır; bu ise gerçek İslam projesinin Batı çerçeveleri içinde başarılı olmasının imkansız olmasıdır; zira siyasi kazanımlar uğruna temel ilkelerden ödün vermek gerçekçi değildir; aksine bu, İslam'ın maksatlarından uzaklaştıran bir tür istismar şeklidir.Müslümanlara yalnızca Allah'a ibadet etmeleri emredilmiştir; yoksa yabancı güçleri memnun etmeye çalışmaları ve İslam'ı, kafir Batı'nın demokrasisine onun kuralları çerçevesinde katılmak için bir kılıf olarak kullanmalarını değil; zira bu, ümmetin saflarında karışıklığa yol açar ve şöyle buyuran Allahu Teala’nın emrine de aykırıdır: إِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُون Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkâr edivermenizi istemektedirler.” [Mümtehine 2]

Yol açık ve tektir; bu da İslam'ın özünü boşaltmayı amaçlayan her türlü sömürgeci projeyi reddetmek ve İslam ülkelerinde rahmetin ve kurtuluşun gerçek kaynağı olan Raşidi Hilafeti kurmak için samimi bir şekilde çalışmaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
İrtiza Çaudrî – Bangladeş

Devamını oku...

Kapitalist İdeolojinin Gürültülü Çöküşü!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Kapitalist İdeolojinin Gürültülü Çöküşü!

Haber:

Jeffrey Epstein'ın dosyaları.

Yorum:

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan ve içerisinde akılalmaz suçların ve insan fıtratına aykırı görüntülerin olduğu resimler ve videolar bu dünyaya, dinin hayattan ayrılmasına dayanan kapitalist ideolojinin çöküşünü ilan ediyor; zira insan yasa koyucu ve egemenlik sahibi olduğunda, hayvanlardan daha da aşağı bir düzeye inmekte olup egemenlik ve otorite sahipleri ise her yerde zevk ve mutluluk aramak için öldürmeye, katletmeye, tecavüz etmeye, yağmalamaya ve arzularını tatmin etmek için yasalar çıkarmaya başlamışlar, böylece de insanın yasa koymaya uygun olmadığı gibi egemenliğin de insana ait olmasının uygun olmadığını tüm dünyaya kanıtlamışlardır.

Egemenlik sadece Allah Azze ve Celle'ye aittir; çünkü Allah Subhanehu, kainat, insan ve hayatın yaratıcısı olup bunları boşuna yaratmamış, aksine bize, insanlar arasında adaletle hükmetmek için Kitabı ve onun bir benzerini indirmiştir.

Peki ya sonra ne oldu?!

Batı medeniyetinin bu hızlı çöküşü ve liderlerinin iğrenç doğasının hakikatinin, içinde hala zere miktar insanlık kalmış olanlara ifşa edilmesi, halklar olarak bizleri, ordularımızdan Trump'a bağlılıklarını ilan eden ve onunla anlaşmalar imzalayan ajan rejimleri devirmelerini talep etmeye mecbur kılmıştır.Ey ümmetimizin orduları, haydi ayağa kalkın, ajanların tahtını sarsın ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurun; çünkü dünyanın buna olan ihtiyacı, çölde susamış bir insanın suya olan ihtiyacından çok daha büyük bir hale gelmiştir.

Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنْجِيكُمْ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَEy iman edenler! Sizi elim bir azaptan kurtaracak ticareti haber vereyim mi? Allah’a ve Rasulü’ne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.Böyle yaparsanız Allah sizin günahlarınızı bağışlar, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere; sonsuz nimet ve ebedî mutluluk di­yarı olan Adn cennetlerindeki çok güzel köşklere yerleştirir. En büyük başarı ve kurtuluş işte budur!Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” [Saff 10-13]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müne Semih

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER