Cuma, 27 Recep 1447 | 2026/01/16
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Ajanların Sonbaharı: Amerikan Politikası ve Sykes-Picot Mirasının Dağılması

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Ajanların Sonbaharı: Amerikan Politikası ve Sykes-Picot Mirasının Dağılması

Yemen'de Arabistan ve BAE gibi düşmanların müttefikleri arasında yaşananlar, ajanlar arasındaki bir çatışma mıdır?Yoksa bu, görünürdeki ortak düşman olan Husilere, yani İran'ın Yemen'deki ajanlarına karşı savaşmak için ittifak kurmuş ülkeler arasındaki bölgesel çatışmanın arkasına gizlenen eski ve yeni sömürgecilik arasındaki bir nüfuz çatışması mıdır?

Suudi Arabistan ve BAE'nin varlığı, Suudi Kral Abdullah bin Abdulaziz döneminde başkent Sana'yı ele geçiren Husilere karşı durmak için Arabistan ve Körfez ülkelerinin liderlik ettiği bir ittifak kurulmasının ardından gerçekleşmiştir.O sırada kral, Husilerin Sana'ya doğru ilerlemesi karşısında kılını dahi kıpırdatmamış, aksine Yemen'deki adamı olan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i, ülkede reform sloganları atarak yolsuzlukla mücadele eden Husilerle ittifak kurmaya zorlamıştı.

Ali Abdullah Salih'in Husilerin dalgasına binmeye ve onlarla ittifak kurmaya itilmesi –ki kendisi yolsuzluk yapanların en önde gelenlerinden birisi olmakla meşhurdur—, Husilerin attığı sloganların güvenilirliğini sarsmak ve onları değersiz bir hale getirmek, dolayısıyla Yemenli kitlelerin onlardan uzaklaşmaya sevk etmek ve onları Yemen nüfusunun %30'undan fazlasını temsil etmeyen kendi mezheplerini takip etme çerçevesinin içine hapsetmek içindi.

Ancak Husiler, Salih'in ittifakının geçici olduğunu ve İngiltere'nin Yemen'deki güçlü adamının bir an önce kendisinden kurtulunması gereken bir yılan olduğunu fark ettiler. Gerçekten de böyle oldu; zira Salih gücünü kaybettikten ve artık işe yaramaz hale geldikten sonra tasfiye edildi.

Kral Abdullah bin Abdulaziz vefat edip kardeşi Selman bin Abdulaziz Suudi tahtına çıktığında, oğlu Muhammed, Suudi siyasi sahnesinden İngilizlerin adamlarını temizlemeye ve başta Kral Abdullah'ın ordusu olarak kabul edilen Suudi Ulusal Muhafızları olmak üzere devletin mafsallarını elinde tutan askeri güçleri dağıtmaya karar verdi. Bunun üzerine bu güçler, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar'ın önderlik ettiği “Kararlı Fırtına Operasyonu” adı verilen bir operasyonda Yemen'de savaşmak üzere gönderildi.

Bu ittifak, Trump'ın ilk döneminde Cidde'de kurulmuş olup tek bir ittifak olmasına rağmen, ancak ona, eski sömürgeci İngiltere (Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar) ile modern sömürgeci olan Amerika'nın (Suudi Arabistan) kanatları dahil olmuştur.Bu nedenle eğilimler, hizmetler ve hedeflerdeki farklılıklar nedeniyle savaş uzamış ve çözümsüz kalmıştır.

Trump Amerika'da iktidara geldikten sonra, küresel plan ve politikasının ana hatları netleşmeye başladı ki bunlar şunlardır: Avrupa'yı kontrol altında tutmak ve onun yaşlı kıta içinde Rusya ile savaş ve yıpratma durumunda kalmasını sağlamak, özellikle önem ve coğrafi konumu nedeniyle Orta Doğu bölgesi olmak üzere -ki bu bölge, sömürgeci Avrupa'nın kalemleriyle kurulmasından bu yana bölgeyi yöneten yapının zayıflığının gölgesinde kıtaların kesişme noktası, küresel ticaret koridoru ve doğal kaynakların deposudur- dünyayı onun nüfuzundan temizlemektir.

Bu nedenle Amerikan yetkililerin “Sykes-Picot Anlaşması'nın artık varlığı söz konusu değildir ve bizi ilgilendirmez” şeklindeki açıklamaları son derece açıktır;bu da bu siyasi ve coğrafi oluşumların sona erdiği ve bunların yeniden formüle edilmesi için kapsamlı bir cerrahi operasyonun gerekli olduğu anlamına gelmektedir.Bu ise İngiliz nüfuzunun sona ermesinin zorunluluğunu gerektirmektedir. Dolayısıyla bu ajanların önünde, tam bir sadakatle Amerikan örtüsü altına girmekten başka seçenekleri kalmamıştır. Aksi takdirde Irak, Libya, Tunus ve Yemen'deki İngiliz ajanlarının karşı karşıya kaldığı kader, masaya yatırılan tek çözüm olacaktır.

Buna göre Yemen'de yaşananlar da aynı bağlamda değerlendirilebilir; yani İngilizlerin adamlarının çatışması, katledilenlerin dansından başka bir şey değildir. Karakas operasyonu, Amerika'nın tüm yıpranmış ve pratik olarak çökmüş rejimlere, inat eden kimse için bu sonucun kaçınılmaz olduğu şeklinde verdiği pratik mesaj bağlamında gerçekleşmiştir. Ajanların Amerika'nın itaat evine girmelerinin gerekliliği için yürütme emirleri taşıyan Amerika'nın adamlarının Orta Doğu'daki hareketlerinde açıkça gördüğümüz şey işte budur. Amerika Ortadoğu'da kaos istemiyor; aksine özellikle Trump'ın Amerikan askeri üslerini barındıran ülkelerin, isteyerek ya da zorla bu topraklardan vazgeçmeleri gerektiği yönündeki açıklamaları göz önüne alındığında, bölgenin gelecekteki (Amerikan) politikasına uygun şekilde yeniden şekillendirilebilmesi için sükûnet istiyor!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Devamını oku...

Amerika, Uluslararası Hukuku Kendi Elleriyle Yıkıyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Amerika, Uluslararası Hukuku Kendi Elleriyle Yıkıyor!

Haber:

Trump, Birleşmiş Milletler, uluslararası hukuk veya uluslararası kuruluşları umursamadığını defalarca duyurmuştur. Bunu da açık ve aleni bir şekilde pratikte uygulamıştır.

Yorum:

Öncelikle Amerika'nın kuruluşundan beri izlediği politikası çıkar ve menfaate dayalı olup bunu da, özellikle büyük ülkeler olmak üzere diğer ülkeleri kışkırtmamak için uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler ve diplomatik eylemle ambalajlıyordu. Bu ise 1960'lar ve 1970'lerde Sovyetler Birliği ve Batı eksenine karşılık Doğu ekseninin varlığı günlerinde açıkça görülmektedir.

Ama Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ve Doğu Bloku'nun dağılmasının ardından Amerika, tartışmasız bir numaralı ülke haline gelmiş ve diğer ülkelere, hatta büyük ülkelere bile aldırış etmemeye başlamış, batıl ve zorbalıkla bile olsa dünyanın efendisiymiş gibi davranmaya başlamıştır! Bu ise Irak ve Afganistan'ın işgalinde, İran'ın bombalanmasında ve Yahudilerin Gazze ve Lübnan'a yönelik savaşlarında açıkça görülmektedir!

Geçmişte gizli olan şeyler, Trump döneminde açık ve net bir şekilde ortaya çıkmıştır; zira Trump, tüm dünya aksini istemiş olsa bile, uluslararası hukuku veya Amerika'nın çıkar ve menfaati dışında hiçbir şeyi umursamadığını defalarca dile getirmiş ve "Amerika'yı Yeniden Büyük Yap" sloganı altında Amerika'yı yeniden büyük yapmayı istediğini ilan etmiştir.

Dahası onun küstahlığı ve kibri, Avrupa'nın tamamına meydan okuyacak, ona karşı aşağılayıcı bir dil kullanacak ve ona, sadece Amerika'nın gücüyle değil, bilakis aynı zamanda Amerika'nın Ukrayna savaşına sürüklediği Rusya ile de söz ve dille açıkça şantaj yapacak noktaya ulaşmıştır; böylece herkesi zayıflatarak dünyanın bir numaralı ve tek ülkesi olarak kalmayı hedeflemektedir.

Mesele bununla da sınırlı kalmamış, aksine üst düzey Amerikan yetkililerinin, Amerika'nın çıkarlarıyla çeliştiği, dahası onu yok edeceği için birçok kez Hilafetten korktuklarını dile getirdiklerini görmekteyiz.

Tüm bunlar Müslümanlar olarak bizim, Amerika'nın kendisinden korktuğu ve bizimle arasını engellemek için çalıştığı gücümüzün yönlerini bilmemizi gerektiriyor ki bu da bizi birleştirecek olan Raşidi Hilafet Devleti'dir; zira Hilafet, aramızdaki sınırları kaldıracak ve zorbalık, yalan ve saptırma ile değil, hak ile bizi yeniden dünyanın efendileri haline getirecektir. Bu da samimi ve bilinçli insanların çabalarını iki katına çıkararak önce ümmeti, ardından da Amerika'nın büyük zulmünün acısını çeken tüm dünyayı kurtarmak için acele etmelerini daha acil ve önemli bir hale getirmektedir; o halde bizler, kurtarıcılar olacak mıyız?!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Muhammed Cabir - Lübnan

Devamını oku...

Siyasi Küstahlık!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Siyasi Küstahlık!

Haber:

ABD, yüzlerce kişinin ölümüne yol açan son protestoların ele alınış biçiminin gölgesinde İran'a yönelik baskılarını artırırken, Tahran'daki yetkililer ise gecelerce süren büyük gösterilerin ardından sokağın kontrolünü yeniden ele geçirdiklerini vurguladılar.

Washington'ın baskıya cevap olarak Amerikan askeri müdahalesi tehdidini defalarca tekrarlamasının ardından Beyaz Saray’ın, Başkan Donald Trump'ın baskı kampanyasına karşılık olarak İran'a hava saldırıları başlatma seçeneğini saklı tuttuğunu ancak Tahran ile diplomatik kanalın açık olarak kalmaya devam ettiğini vurguladı. Trump Pazar günü, ABD ordusunun "çok güçlü seçenekleri" değerlendirdiğine işaret etmişti.

Trump, İran'ın tüm ticaret ortaklarına gümrük vergisi uygulanacağını duyurdu ve Truth Social platformundaki bir paylaşımında şunları söyledi: “İran İslam Cumhuriyeti ile ticaret yapan herhangi bir ülke, derhal geçerli olmak üzere ABD ile yaptığı tüm ticari ilişkilerinde %25 oranında gümrük vergisi ödeyecektir. Bu nihai ve kesin bir karardır.” (El Cezire Net)

Yorum:

Kibir ve zorbalık Amerika için yeni bir şey değildir; zira Afganistan'ı, Irak'ı ve diğer ülkeleri işgal etmiş ama medyaya gerekçeler sunmuş, uluslararası destek aramış ve insan haklarını koruduğunu iddia etmişti. Ancak yeni olan, siyasi küstahlık olarak nitelendirilebilecek şeydir; zira Trump'ın menfaat ve kontrol etme dışında gerekçeleri olmadığı gibi uluslararası örtüyü de umursamamaktadır; dahası Amerika'nın desteklediği ve katkıda bulunduğu onlarca uluslararası kuruluştan fonlarını bile geri çekmiş, ardından da bir dizi egemen ülkenin iç işlerine müdahale edilmesine izin vermiştir.

Trump'ın askeri müdahale tehdidinde bulunduğu İran, siyasi küstahlık gösterdiği tek durum değildir; aksine bunun öncesinde Venezuela başkanını tutuklatmış, dahası başkanlık yönetimine Kanada'yı ilhak etmekle tehdit etmeye başladığı gibi Meksika, Panama, Küba ve Kolombiya'yı tehdit etmesinin yanı sıra Grönland'ı da ele geçirmekle tehdit etmiş ve buna da Amerika'nın burayı ele geçirmemesi halinde Rusya ve Çin'in ele geçireceğini gerekçe göstermiştir. Bir kişi şöyle diyebilir: Eğer Trump, hedef aldığı ülkelerden uygun bir yanıt almış olsaydı, yapmış olduğu şeyleri yapamazdı. Başka bir kişi de şöyle diyebilir; Rusya veya Çin'den gelecek herhangi bir askeri cevap, küresel savaşa veya nükleer savaşa yol açacaktır. Buna cevap şöyledir; cevabın askeri olması şart değildir; zira savaşın, siyasetçinin elindeki son araç olduğu bilinmektedir. Ayrıca özellikle büyük ülkeler olmak üzere diğer ülkeler, Trump ve benzerlerinin diğer ülkelere ve egemenliklerine karşı herhangi bir küstahlıkta bulunmadan önce bin bir hesap yapmalarını sağlayacak etkili siyasi eylemler gerçekleştirebilirler.

Şayet siyasi kamuslarda ve siyasi terimler sözlüklerinde bir arama yapmış olsak, "siyasi küstahlık" terimini bulamazdık; belki de bunun sebebi, yeni gerçekliğin daha önce bariz ve tekrar edilen bir durum olmaması ve uluslararası örflere aykırı olduğunun bilinmesidir. Dolayısıyla siyasi bir terim-ıstılah olma düzeyine ulaşmamıştı ancak Trump'ın ikinci döneminde, bir yıldan daha kısa olan görev süresi içinde bu durum birçok kez tekrarlanmıştır. Bundan dolayı belki de bu terimi, yeni siyasi kamuslarda veya daha önceki kamusların yeni baskılarında görebiliriz!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Halife Muhammed – Ürdün

Devamını oku...

2026 Bütçesinde Büyük Bütçe Açığı ve Büyük Faiz Harcaması

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

2026 Bütçesinde Büyük Bütçe Açığı ve Büyük Faiz Harcaması

Haber:

2026 yılı için hazırlanan Bütçe Kanun Teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.

Yorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 2026 yılı bütçesinde, bütçe giderleri toplam 18,929 trilyon lira (440 milyar dolar) olarak belirlendi. Buna karşılık bütçe gelirleri ise 16,2 trilyon lira (377 milyar dolar) olarak tahmin edildi. Bu rakamlar çerçevesinde 2026 yılı bütçe açığının 2,73 trilyon (63 milyar dolar) olması bekleniyor.

2026 yılı bütçe gelirlerinin ana kaynakları arasında vergi gelirleri ilk sırada yer aldı.

-Gelir Vergisi 3,5 trilyon lira (81 milyar dolar)

-Kurumlar Vergisi 1,6 trilyon lira (37 milyar dolar)

-Özel Tüketim Vergisi 2,5 trilyon lira (58 milyar dolar)

-Katma Değer Vergisi 4 trilyon lira (93 milyar dolar)

-Diğer Vergi Gelirleri 2,1 trilyon (49 milyar dolar)

-Vergi Dışı Gelirler ise 2,4 trilyon lira (56 milyar dolar)

2026 yılı bütçe giderleri ise şu şekilde öngörülmüştür.

• Personel giderleri için 5,5 trilyon lira (127 milyar dolar)

• Mal ve hizmet alım giderleri 1,25 trilyon (29 milyar dolar)

• Cari transferler 6,8 trilyon (158 milyar dolar)

• Sermaye giderleri 1,3 trilyon (30 milyar dolar)

• Sermaye transferleri 525 milyar lira (12 milyar dolar)

• Borç verme giderleri 397 milyar lira (9 milyar dolar)

• Yedek ödenekler 375 milyar lira (8,7 milyar dolar)

• Faiz giderleri 2,74 trilyon (64 milyar dolar)

Bütçe gelirleri içinde yer alan dolaysız (Gelir ve Kurumlar) vergilerin oranı %38,3 olurken dolaylı (Katma Değer, Özel Tüketim, Özel İletişim, Damga, Gümrük, Banka ve Sigorta Muameleleri, Harçlar) vergilerin oranı %61,7 olmuştur.

Dolaylı vergiler tabana yayılan, bütün halkın tamamından alınan vergilerdir.

Bu vergiler, yeni doğmuş bir bebek, yaşlı, kadın, erkek, çocuk, engelli, öğrenci, emekli, memur, işçi, esnaf, çiftçi, dul, yetim, kimsesiz, fakir hatta hiçbir geliri olmayan insanların, yani Türkiye’de yaşayan 86 milyon insanın ayırım gözetilmeksizin tamamının ödemek zorunda olduğu vergilerdir.

Bu apaçık bir zulümdür!

Bu tür halkın tamamının ödemek zorunda olduğu vergiler, kapitalizmi esas alan siyasal ve ekonomik düzenin, insanı esas almayan, acımasız bir sömürü düzeni olduğunun en bariz kanıtlarından biridir.

Ayrıca bütçeden %14,5 oranında faiz harcamalarına ödenek ayrılması da devletin halktan topladığı vergileri borçlandığı sermaye sahiplerine faiz olarak nasıl aktardığını göstermektedir.

Alemlerin Rabbi ise bu tür halkın tamamına yayılan vergileri ve faizi yasaklamıştır.

Servet, kaynak ve gelirleri kontrol eden sermaye sahibi küçük bir azınlığın dışında kalan geniş halk kitlelerini açlık, yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm eden ve gelir dağılımında büyük adaletsizliğe yol açan bu vahşi kapitalist sömürü çarkından insanlığı kurtaracak tek doğru seçenek ise İslam hayat nizamıdır.

﴿فَذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

“İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl döndürülüyorsunuz?” [Yunus: 32]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Remzi Özer

Devamını oku...

Kanada: Yıllık Hilafet Konferansı, "Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?"

  • Kategori Kanada
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Kanada:Yıllık Hilafet Konferansı;
"Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?"
 

Hizb ut Tahrir /Kanada, "Hilafet Yaklaşıyor, Bunun İçin Ne Hazırladınız?" başlıklı Yıllık Hilafet Konferansını düzenleyecek.

Hicri 105 yılında, Miladi 102 yılında Hilafetin Yıkılması Anısına

Cumartesi, 28 Receb-ul Muharrem 1447 H - 17 Ocak 2026 M

kanada

2026 01 17 KHLFH CANADA CONF

kanada

 

#ReturnTheKhilafah

#أقيموا_الخلافة

#YenidenHilafet

#خلافت_کو_قائم_کرو

 

kanada

İlgili Bağlantılar:

Hizb-ut Tahrir Kanada Resmi Websitesi

Hizb-ut Tahrir Kanada Instagram Sayfası

 

 
Devamını oku...

Türkiye Vilayeti: Gündem Değerlendirme Toplantısı 13/01/2026

  • Kategori Türkiye
  •   |  
Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti:
Gündem Değerlendirme Toplantısı 13/01/2026
 

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

⬛️ Batı İçin Tehdit, Dünya İçin Umut: Hilafet
⬛️
Halep'te Yaşananların Arkasında Ne Var?

H. 24 Receb 1447 - M. 13 Ocak 2026

turkiye vilayeti

İlgili Bağlantılar:

 

2026 Yılı Bütçe Kanunu
⬛️Türkiye’deki Uyuşturucu Operasyonları
⬛️SDG’nin Suriye Ordusuna Entegrasyonu

2026-01-15 01:30:08
Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi: Hilafetin Yıkılışının Yıl Dönümünde Hizb-ut Tahrir'in Küresel Faaliyetleri 1447 H – 2026 M

  • Kategori Kampanyalar
  •   |  

Bu yılın Recebu'l Muharrem ayında, Hicri 1446 - Miladi 2025, Resullerin Efendisi Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem ve onun şerefli sahabeleri (Allah onlardan razı olsun) tarafından kurulan İslam Devleti'nin Arap ve Türk mücrimleri tarafından yıkılışının 105. yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Devamını oku...

Körfez Ülkelerinin Batı'ya Hizmet Etme ve Ümmeti Batılılaştırma Konusundaki Şüpheli İşlevsel Rolü

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Körfez Ülkelerinin Batı'ya Hizmet Etme ve Ümmeti Batılılaştırma Konusundaki Şüpheli İşlevsel Rolü

Son on yıldır, başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar olmak üzere bazı Körfez ülkeleri, sadece petrol varlıkları olmaktan çıkıp bölgenin şekillenmesinde aktif olan siyasi araçlara dönüşmüşlerdir. Ancak bu rol, İslam ümmetinin lehine değil, aksine Batılı güçlerin çıkarlarına hizmet eden ve İslam beldelerinin fikri, siyasi ve güvenlik açısından parçalanmasına katkıda bulunan dış politikaları uygulamaya yöneliktir...

Otoritenin kökleri: İngiliz koruması ile Amerika’ya boyun eğme arasındadır

Körfez'deki iktidar rejimleri, İngiliz korumasının gölgesinde ortaya çıkmıştır; zira İngiltere, bölgedeki stratejik çıkarlarını güvence altına almak için 19. yüzyılda Körfez şeyhlikleriyle anlaşmalar imzalamıştır. Ardından İngiltere'nin uluslararası zayıflığının gölgesinde Amerika Birleşik Devletleri dikkatini Körfez bölgesine çevirerek birtakım güvenlik ve ekonomik anlaşmaları imzalamıştır ki bunların en öne çıkanları şunlardır:

- Suudi Arabistan ve ABD arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması (1951).

- Katar (El Udeyd hava üssü) ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (El Zafra hava üssü) ABD’nin askeri üslerine ev sahipliği yapması.

- Karşılıklı bilgi paylaşımı, eğitim ve silahlanmayı kapsayan ilan edilmemiş güvenlik ve istihbarat anlaşmaları.

Batı modeline duyulan hayranlık: Sistematik bir Batılılaşma mı yoksa çarpık bir modernleşme mi?

Son yıllar, Batı'ya yönelik eşi benzeri görülmemiş bir açılıma tanık olmuştur; bu açılım sadece ekonomi ve teknoloji ile sınırlı kalmamış, aksine aşağıdakileri de içermektedir:

- İslami değerler pahasına giyim, sanat ve eğlence alanlarında Batılı yaşam tarzlarını benimsemek.

- Eğitim müfredatını, kâfir Batı medeniyetiyle uyumlu olacak şekilde değiştirmek.

- Dini kurumları kısıtlamak, alimleri ve vaizleri marjinalleştirmek ve Batı politikalarıyla uyumlu resmi bir dini söylem dayatmak.

- İçeriği boşaltılmış bir versiyonu olarak “Ilımlı İslam’ın” propagandasını yapmak ve bunu, normalleşmeyi ve boyun eğmeyi meşrulaştırmak için kullanmak.

Batı modeline duyulan bu hayranlık, aile yapısının parçalanmasına, ahlaki yozlaşmaya ve manevi krizlere rağmen, İslami kimlik tamamen göz ardı edilerek bir medeniyet alternatifi olarak sunulmaktadır.

Bölgesel müdahaleler: Devrimleri desteklemekten savaşları körüklemeye

- Yemen: Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin ayrılıkçı gruplara yönelik desteği, ülkenin fiilen bölünmesine yol açmıştır.

- Suriye: Katar'ın muhalif gruplarına verdiği kapsamlı destek, ardından rejimle ilişkilerin yeniden kurulması lehine Körfez ülkelerinin aşamalı olarak geri çekilmesi.

- Sudan: BAE'nin Hızlı Destek Güçlerini desteklediği yönündeki suçlamalar; bu da iç savaşın alevlenmesine katkıda bulunmuştur.

- Libya: Katar'ın Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne verdiği desteğe mukabil Birleşik Arap Emirlikleri'nin Hafter'e verdiği destek, bölünmeyi daha da derinleştirmiştir.

Bu müdahaleler, "terörizmle mücadele" veya istikrarı destekleme gerekçeleriyle haklı gösterilmelerine rağmen, altyapının tahrip olmasına, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve mezhepsel ve etnik çatışmaların alevlenmesine yol açmıştır.

Yahudi varlığı ile normalleşme: Gizlilikten aleniliğe

- İbrahim Anlaşmaları 2020: Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn tarafından, Suudi Arabistan'ın da desteğiyle Yahudi varlığıyla ilişkileri normalleştirmek amacıyla imzalanmıştır.

- Katar: Resmi olarak bir anlaşma imzalamamış olsa da, ancak Yahudi varlığıyla ticari ve spor ilişkileri 1990'lardan bu yana mevcuttur.

- Bu normalleşme, Körfez'in tutumunda stratejik bir değişim olarak değerlendirilmekte ve Filistin davası pahasına Yahudi varlığının bölgeye entegre edilmesi yönünde atılmış bir adım olarak görülmektedir.

Ümmetin servetleri Batı’nın hizmetindedir

- Amerika ve Avrupa'da yüz milyarlarca Dolarlık yatırımlar.

- Müslüman halklara karşı kullanılan silahların fahiş fiyatlarla satın alınması.

- Gazze, Yemen, Suriye, Somali ve Afganistan'daki krizlerin görmezden gelinmesine mukabil devasa eğlence projelerinin desteklenmesi.

Fikri yön: Bilinçle mücadele ve halkları evcilleştirme

- Alimleri ve düşünürleri susturmak, samimi davet taşıyıcılarını ve resmi politikalara karşı çıkanları tutuklamak.

- Batı'nın imajını parlatmaya ve İslami hareketleri çarpıtmaya yönelik yoğun medya propagandası.

- İslami akımları siyasi sahneden dışlamak ve onları kamuoyu nezdinde şeytanlaştırmak...

- Şerî yön: Bağımlık ve zulüm konusunda İslam’ın tutumu

- İslam, gayrimüslimlere bağımlılığı reddetmektedir: وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلاًAllah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141]

- Zalimlere yardım etmeyi haram kılmıştır: وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُZulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız).” [Hud 113]

- Mazlumu bombalamak veya onu yüzüstü bırakmak değil, ona yardım etmek farz kılınmıştır.

Yeni bir bilinç pusulasına doğru

Bugün talep edilen, sadece bu politikaları ifşa etmek değil, aynı zamanda halklar ve rejimler arasında ayrım yapan ve Siyonizm, sömürgeci ve ümmeti parçalamaya çalışan ve bunun gerçekleşmesi için bazı rejimlerin görevlendirildiği Yeni Orta Doğu projesi gibi pusulayı gerçek düşmana doğru yönlendiren siyasi ve fikri bir bilinç inşa etmektir.

Körfez rejimlerinin Batı projesine hizmet etme, ümmeti Batılılaştırma ve akide ve siyasetin yapısını parçalama konusundaki işlevsel rollerini incelediğimizde, bunun kaçınılmaz bir kader değil, aksine ümmetin vahdeti için doğru ve kapsamlı bir içtihat yoluyla İslam'dan istinbat edilen siyasi projenin yokluğunun sonucu olduğunu gördüğümüz gibi aynı zamanda bağımlılığın yayılmasının, egemenliğin şeriata ve otoritenin ümmete ait olduğu ve bir Halife'yi nasbetmenin farz olduğu mefhumunun yokluğunun bir sonucu olduğunu görürüz.

Bundan dolayı durumun üzerinde olması gereken şerî vizyon, Allahu Teala’nın şu kavline dayanmaktadır: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin.” [Enbiya 92] Ve Subhanehu’nun şu kavline: . وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, sakın ayrılıp bölünmeyin.” [Al-i İmran 103] Dolayısıyla Arap’ı ve Acemiyle İslam ümmeti, ancak İslam’ın kulpları kulp kulp kırıldığında parçalanmayı tanıdığı gibi ancak dini ikame eden, Allah'ın şeriatıyla hükmeden, safları birleştiren, servetleri sömürgecinin pençesinden kurtaran ve servetleri düşmanlarına değil de ümmete hizmet etmeye yönlendiren şerî Raşid bir liderliğinde etrafında birleştiğinde de izzeti tanıyacaktır.

İslam beldelerinin birliği ütopik bir hayal değildir, aksine yapay engelleri ortadan kaldırarak, işlevsel rejimleri yıkarak ve ümmeti kurtuluşa doğru yönlendirecek ve ümmetin insanlığa rehberlik etme rolünü geri kazandıracak akide temelinde birleştirici bir varlık inşa ederek gerçekleşecek olan şerî bir vacip ve gerçeklik olarak bir gerekliliktir. Tıpkı Allahu Teala’nın şöyle buyurduğu gibi: كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِSiz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz; marufu emreder, münkeri nehyedersiniz ve Allah’a inanırsınız.” [Al-i İmran 110] 

Bu tek şerî liderliğin gölgesinde, servetler bir güç inşa etmek için yatırılacak, Filistin yeniden tesis edilecek, platformlarda İslam sancağı dalgalanacak, kafir Batı vesveselerini bile unutacak ve insanlar vahyin nuruna davet edilecektir; böylece icabet edenler Allah'ın rızasını ve muttakiler için hazırlanmış genişliği yer ve gök kadar olan cenneti kazanacaktır.

Allah'ım, Sana kavuşuncaya ve Sen bizden razı oluncaya kadar bizi hakka davet edenlerden, onun için çalışanlardan ve onun üzerinde sebat edenlerden eyle.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Hatem El-Attar – Mısır

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER