Cumartesi, 21 Recep 1447 | 2026/01/10
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Receb-ul Hayr: Fetihlerin ve Zaferlerin Ayı

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Receb-ul Hayr
Fetihlerin ve Zaferlerin Ayı

Üstad Esad Mansur’un Kaleminden

Mübarek Receb-ul Ferdu Esam (sağır) ayı geldiğinde, Müslümanlar onun hayrıyla müjdelenirler. Gerçekten de o, hayrıyla gelip ardından gelecek olan,içinde Kur’an’ın insanlara bir hidayet rehberi ve doğruyu yanlıştan ayıran açık deliller olarak indirildiği mübarek Ramazan-ı Şerif’in yaklaştığını müjdelemektedir.

Bu ayda büyük bir olay gerçekleşmiştir. Zira Allah, Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i, Kureyş kafirlerinin onu ve ashabından bir kısmını şiddetle baskıya maruz bırakmasının, İslam için çalışan, sabırlı, cefakâr kadınların bir örneği olan eşi Hatice’nin vefatıyla hüzünlenmesinin ve yine onu destekleyip himaye ederek  İslam’ın yüce yapısını ve büyük devletini yeniden kurmak için çalışan nice kardeş ve yeğenlerini destekleyen değerli amcalar gibi olan amcası Ebu Talib’in vefatıyla üzülmesinin ardından Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gece yürüyüşü ile (İsra) ikram ederek şereflendirmiştir.

İsra hadisesi, Rasulümüz ve örnekliğimizin hüznünün hafiflemesi için bir ikram olmuştur. Bununla iki mescidin iki kıblesinin kaderi birbirine bağlanmıştır; bu yüzden Müslümanlar, kafirlerin Mescid-i Haram’ı işgal etmesine nasıl ihmal edemezlerse, Mescid-i Aksa’nın işgalini de asla ihmal edemezler. Böyle bir durumda cihad ve onu kurtarmak için fedakârlık hakkı doğar. İşgale karşı susmak kesinlikle caiz değildir; aksi halde Müslümanlar günahkâr olur ve onları sadece mescidin ve onun çevresinin sınırlarında kalmayan rezil bir utanç ve zillet takip eder. Nitekim bugün olan da budur: Zira Müslümanlar onun kurtarılmasını ihmal edip Yahudilerin onu gasp etmesine ve hürmetini çiğnemesine sessiz kalınca, Yahudilerin buluntu varlıkları her bir yerdeki Müslümanlara el uzatmaya başladılar.

İşte bu yüzden Receb ayı, onu kurtarmak için cihadın farziyetini hatırlatır; çünkü Batılı Haçlı güçlerinin desteği ve özellikle Ürdün yöneticileri başta olmak üzere Müslümanların başındaki yöneticilerin işbirliğiyle Yahudiler, Mescid-i Aksa’yı gasp etmişlerdir; zira onlar, 1967 yılında Aksa’yı, Kudüs’ü ve Batı Şeria’yı Yahudilere altın bir tepside teslim etmişlerdir.

Bu haram ayda, İslam Devleti’nin kurulmasından iki yıl sonra kafirlerle ilk çatışma gerçekleşti. Abdullah ibn Cahş Radıyallahu Anh komutasındaki seriyyede Müslümanlar Kureyş’ten birini öldürdüler, ikisini esir aldılar ve kafileyi ganimet olarak ele geçirdiler. Allah, onların yaptığını doğruladı ve kafirlerin Allah yolundan alıkoymaları, inkâr etmeleri ve insanları dinleri konusunda fitneye düşürmeleri sebebiyle haram ayda savaşmayı caiz kılan bir ayet indirdi. Bu olay, cihadın başlangıç ilanı ve Müslümanların savaşa hazırlanması mesabesinde olmuştur. Zira cihad olmadan din yücelmez, düşmanlar Müslümanlara ve hürmetlerine saldırmaktan vazgeçmezler; insanlar da kulların kulluğundan kurtulup tek ve kahhar olan Allah’a kulluğun nurunu, dünyadaki sıkıntıdan hem dünya hem ahiret saadetine kavuşmayı ve batıl ilkelerin, bozuk dinlerin zulmünden İslam’ın nurunu ve adaletini göremezler.

Bunun ardından Müslümanlar savaşa şevkle yöneldiler. Bunun üzerine büyük Bedir savaşı vuku bulmuş ve onun ardından gelen savaş ve gazveler, Arap yarımadasını şirkten ve küfür hükmünden kurtarmıştır.

Hicretin dokuzuncu yılındaki Receb ayında, dünyanın bir numaralı devleti olan Roma’ya karşı Tebuk Gazvesi meydana gelmiştir. Nitekim bu savaşta, onların kafirleri ve onların dostları olan Arap Hristiyanlarla beraber Müslümanların önünden kaçmışlardır. Bu büyük bir zafer ve İslam Devleti’nin büyük bir devlete dönüşmesi yolunda büyük bir adım sayılır. Zira dünyanın süper devletiyle rekabet eden ve çatışan devlet, büyük devlet haline gelmişti.

Nitekim bu, onların devrilmeleri ve Şam beldesinden kovulmaları için önemli bir adım olmuştur; zira Müslümanlar, ilk Halife Ebu Bekir döneminde, Hicri 14. yılın 16 Receb’inde Şam’ı fethetmişlerdir. Bunun üzerine onların Herakliyus’u kaçmış ve “Sana elveda ey Suriye!” diyerek fethedilmesi için Müslümanların onlarla bir sonraki buluşmasının olacağı İstanbul’da gizlenmiştir.

Ardından Müslümanlar, Endülüs’ü fethedip Paris sınırlarına ulaşıncaya kadar savaşa devam ettiler. Nitekim Müslümanlar, orduları Kastilya Kralı'na karşı birleşince H. 12 Receb 479 yılındaki Zellaka Savaşı’nda kaybettikleri Endülüs hâkimiyetini yeniden tesis ettiler.

Aynı şekilde Müslümanlar, Selahaddin Eyyubi’nin önderliğinde, Hicri 27 Receb 583’te iki kıblenin ilki ve üçüncü Harameyn olan Kudüslerini ve Mescitlerini kurtardılar. Bu da Müslümanlara, ordularının komutanları arasından, bugün İslam beldelerinin başındaki yöneticiler gibi komplo kuran Fatımilerin yönetimini deviren Selahaddin gibi bir komutanın çıkıp onun yolunu takip etmeleri gerektiğini hatırlatmalıdır ki böylece Yahudilere bir ders versin, Yahudileri ve arkalarındaki Herakliyus Trump’ın başkanlığındaki Batılı yeni Roma kafirlerini sürgün etsin, onları dost edinen Müslümanların başındaki yöneticilerin kökünü kazısın ve Müslümanları saptırmaya ve onları, bu ayda meydana gelen büyük zaferlerin ve önemli olayların öneminden uzaklaştırmaya çalışan münafıkları bastırsın ki böylece bu, ilk siretlerini yeniden tesis etmek amacıyla Müslümanlar için bir katalizör olsun.

Yine bu ayda, yani H. 28 Receb 1342’de İslam ümmetinin temellerini sarsan çok önemli bir olay ve büyük bir trajedi meydana geldi; zira kafirler, ajanları yoluyla Osmanlı Hilafetini yıktılar ve onun enkazının üzerine, kafirleri takip eden, haramları helal, İslam’ın hükümlerini haram sayan ve bunları uygulamak için çalışanlarla savaşan laik demokratik küfür sistemini kurdular. Böylece kafirler, İslam beldesini elliden fazla parçaya bölerek bunları vatanlar ve devletler olarak adlandırdılar, onlar için ayrı sınırlar ve kör bayraklar çizdiler ve halklarını da birbirlerine yabancı bir hale getirdiler.

Receb ayı Müslümanlara, Kerim Peygamberleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdelediği gibi Nübüvvet Minhacı üzere Hilafeti kurmak için çalışmanın farziyetini hatırlatmalıdır. Zira Allah onlara, onları yeryüzünde egemen kılacağını, onları ve dinlerini iyice yerleştireceğini ve O’na ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmayacakları şekilde onları güven ve emniyette kılacağını vaat etmiştir.

Son olarak, güzel bir son olan ve Hicri Receb 1372 yılında gerçekleşen büyük bir olayı hatırlatalım; zira Hilafetin yıkılışından otuz yıl sonra, Hilafeti yeniden kurma projesini benimseyen bir partinin kurulduğu ilan edilmiştir ki bu parti, Hizb-ut Tahrir’dir. Nitekim Hizb-ut Tahrir, Hilafetin kurulması konusunu, hayati bir mesele haline getirmiştir. Ayrıca Hilafetin anayasa tasarısını ve özellikle yönetim sistemi ve organları, ekonomik sistemi ve ideal politikaları olmak üzere onun sistemlerini belirlemiş, dış politikalarını çizmiş ve böylece Hilafet fikri, onu kurmak için çalışan ve onun yönetimini üstlenecek olanlar için açık bir hale gelmiştir.

Nitekim parti, kafirlerin ve onların münafıklar ve Batı ve onun kültürleriyle aldatanlardan oluşan yardakçılarının savaşına rağmen Müslümanlar arasında bu fikri yaymada başarılı olmuştur; böylece kafirler partiyi hesaba katar hale geldiler ve yalanlar ve kasıtlı söylentilerle partinin imajını çarpıtmaya çalışıyorlar ve partiyi, kitaplarını ve bildirileri yasaklayarak, partiyi ve faaliyetlerini karartarak, gençlerine zulmedip onları hayatın her alanında kısıtlamaya maruz bırakarak, gençlerini hapsedip bazılarına ölünceye kadar işkence ederek her yerde ve tüm alanlarda partiyle savaşıyorlar.

Ayrıca parti, herhangi bir cemaatin başaramadığı bir başarı elde etmiştir; zira ırklarına, kavimlerine, mezheplerine ve cinsiyetlerine bakmaksızın bütün Müslümanlardan gençler toplamış ve kafirlerin İslam beldeleri ve halklarının arasına çizdiği tüm sınırları aşmıştır. Böylece parti İslam ümmetini Allah’ın izniyle yakında tek bir devletin altında birleştirme konusunda bir örnek olmuştur.

Bu nedenle ümmetini, dinini, Kudüs’ünü ve Aksa’sını kıskanan herkesin, bu hayırlı partiye katılması veya en azından gücü yettiğince onu desteklemesi gerekir ki böylece Hilafeti kurmak için çalışma farzını terk ederek işlediği günah üzerinden düşsün, Hilafetin kurulmasında bir payı olsun ve boynunda, onlara Allah’ın indirdikleriyle hükmeden ve onları İslam’ın izzetiyle aziz kılan bir halifeye biat halkası bulunsun ve böylece de cahiliye ölümü ile ölmesin.

Kaynak: El-Raye Gazetesi -580. Sayı - 31/12/2025

Devamını oku...

Uyuşturucu Aslında Bir Tehdit Değil, Medeniyetinin Bir Unsuru Olmuştur Ey Amerika!

Haber-Yorum

Uyuşturucu Aslında Bir Tehdit Değil, Medeniyetinin Bir Unsuru Olmuştur Ey Amerika!

Haber:

Venezuela'ya yönelik askeri saldırının ardından düzenlediği ilk basın toplantısında Trump, Venezuela devlet başkanını tutukladıktan sonra ona bir uyarıda bulundu ve Venezuela devlet başkanının, ürünleri ABD'ye kaçak olarak sokulan kokain fabrikalarının sahibi olduğunu iddia etti. Oysa Trump, kendi halkı arasında giderek kötüleşen uyuşturucu sorununu görmezden geliyor! (RT-ARABIC)

Yorum:

ABD Ulusal Uyuşturucu Bağımlılığı Enstitüsü'ne (National Center for Drug Abuse Statistics) göre, on iki yaş ve üstü Amerikalıların yarısından fazlası hayatlarında en az bir kez yasadışı uyuşturucu kullanmış olup, en yaygın kullanılan uyuşturucu ise esrardır.

Amerika'daki uyuşturucu piyasası müşterilerle dolup taşarken, devlet bu olguyu durdurma konusunda acizlik gösteriyor, hatta belki de bunu maddi ve ekonomik amaçlar için istismar ediyor bile olabilir; zira devlet, uyuşturucu bağımlılığından muzdarip olan ve bu maddelerin etkilerinden kurtulmak için bakım ve tedaviye ihtiyaç duyan insanları kasten ihmal etmekte ve bu yüzden de Amerikan sokakları bağımlılık sorunlarına çözüm bulamayan bağımlılarla dolup taşmaktadır!

Dahası bunun da ötesinde Amerikan halkının bireyleri arasında ekonomik ve sosyal sorunlar yaratan kapitalist sistem, onları yozlaşmış ahlak sisteminin içine düşürdüğü acı psikolojik gerçeklikten kaçmak için uyuşturucu kullanmaya itiyor; bu yüzden onlar, sistemin kendilerine sunduklarından ve devletin onlara yaptıklarından dolayı uyuşturucuları bir sığınak olarak görüyorlar!

İki Partili Politika Merkezi'ne (Bipartisan Policy Center) göre, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evsizlerin sayısı 2024 yılında 771.480'e yükselmiştir!Bu, Amerika'da birbiriyle bağlantılı ve birbirini güçlendiren krizleri yansıtan büyük bir rakamdır.Sosyal sorunlara gelince; yazar Phyllis Schlafly, çekirdek ailenin parçalanmasının Amerika'nın temel sorunu olduğunu vurgulamakta ve "Amerikan Ailesini Kim Öldürdü?" adlı kitabında, bu başarısızlık konusunda feministleri, mahkemeleri, medyayı ve okulları suçlu bulmaktadır.

Bu sorunlar, yaratıcının hayatla olan ilişkisini reddeden laik fikirlerin gölgesindeki bireylerde meydana geliyor; bu da bu sorunlardan etkilenenleri, otomatik olarak sorunlar ve acılarla dolu gerçekliği aşmaya, ondan kaçarak zihni sarhoş eden ve duyuları uyuşturan bir yola yönelmeye itiyor ve böylece onların gözünde uyuşturucu kullanımı, güvenliğin olmadığı bir dünyada güvenlik anlamına geliyor!

Bu faktörler, uyuşturucunun yayılmasını, Amerikan toplumunda sadece dışsal veya geçici bir faktör olmaktan ziyade, onu yapan ve besleyen fikri bir sistemden kaynaklanan bir kültür ve medeni bir davranış haline getirmektedir. Sonra bu gerçeklerin ardından onun başkanı çıkıp, Venezüella devlet başkanının kokain üreterek Amerikan toplumuna zarar verdiğini söyleyerek onun tutuklanmasını haklı çıkarmaya çalışıyor!

Irak'ta, Afganistan'da ve başka yerlerde gördüğümüz gibi, Amerika'nın resmi söylemlerinden, ikiyüzlülük ve yalanlar akmaktadır. Batı medeniyetinin insanlığa karşı uyguladığı zulme son verecek olan, sadece Allah Subhanehu’nun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e indirdiği İslam nizamıdır; zira bu, insanın büyük varoluşsal sorularını çözerek onun aklını ikna eden ve insanın kalbine güven ve mutluluk veren bir akideden kaynaklanmaktadır. Bu da insanın akidesinden razı olarak ve dünyanın hakikatini anlayarak yaşaması içindir. Böylece insan, bir boşlukla çatışmayacak ve şaşkınlığın acısını çekmeyecektir. Bu akideden hareketle Müslümanlar, insanları, dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine ve dünyanın darlığından, dünya ve ahiretin genişliğine kavuşturmak için ona susamış insanlığa ulaştırmaya başladılar. Bu yüzden yeryüzünün kayıp halklarına bir çözüm sunacak olanlar da sadece, Hilafetine ve konumuna geri döndüğünde İslam ümmeti olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Saba Ali - Mübarek Toprak (Filistin)

Devamını oku...

Halilzad'ın Kabil'e Yaptığı Kişisel Ziyaret: Gizli Bir Görev İçin Açık Mesajlar

Haber-Yorum

Halilzad'ın Kabil'e Yaptığı Kişisel Ziyaret: Gizli Bir Görev İçin Açık Mesajlar

Haber:

Geçtiğimiz günlerde, ABD'nin eski Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, Kabil'i ziyaret etti ve bir medya röportajında Afganistan ile ABD arasındaki ilişkilerin durumu hakkında konuştu. Şu anda ABD hükümetinin bir üyesi olmadığını ve ziyaretinin "kişisel" olduğunu vurguladı; ancak aynı zamanda bu ziyaretin mahkum takasları, ikili ilişkiler ve bunları iyileştirme yolları hakkında görüşmeleri de kapsadığını kabul etti. Ayrıca Halilzad, resmi olarak hükümet yapılarından ayrılmış olmasına rağmen, kendisini hala Afganistan meselelerine “dahil” olarak gördüğünü açıkladı ve bu dosyaya karşı sorumluluk hissettiğini ifade etti.

Yorum:

Düşünülmesi gereken ilk nokta, içeriği tamamen siyasi olmasına rağmen bu ziyaretin kişisel olarak nitelendirmesidir; ayrıca diyaloğun gayri resmi olarak sunulması ancak bu diyaloğun, özellikle yıllardır ABD'nin Afganistan'daki politikasını tanımlayan aynı temalar etrafında dönmesidir. Bu röportajdan, sadece bir kişinin tutumları değil, aynı zamanda daha yumuşak ve gayri resmi bir şekilde olsa da Washington'un politikasının ana hatlarını da okumak mümkündür.

Zalmay Halilzad, Afgan siyasetinde yeni bir yüz değildir. Zira resmi görevi süresi boyunca, ABD'nin Taliban ile yaptığı görüşmelerin baş mimarı ve Afganistan krizini savaş alanından müzakere masasına taşıyan ve Taliban'ı Amerika Birleşik Devletleri'nin resmi bir tarafı olarak tanıyan Doha Anlaşması'nın kilit tasarımcılarından biri olmuştur. Dolayısıyla Halilzad bağımsız bir politika yapıcı değil, aksine maliyetleri düşürmek, tehditleri kontrol altına almak ve uzun vadeli taahhütlerde bulunmadan krizi yönetmek gibi belirli bir Amerikan stratejisinin uygulayıcısıdır.   

Son röportajında, Afganistan'ın artık Amerikan dış politikasında bir öncelik olmadığını açıkça belirtirken, ancak hemen ardından bu ülkenin Washington için hala önemini koruduğu eklemesinde bulunmuştur ki bu önem, Amerikan güvenliği ve Taliban'ın taahhütleri gibi tamamen iki özel meseleden kaynaklanmaktadır. Yani Amerikan mahkumlarının serbest bırakılması ve Taliban'ın -Doha anlaşmasına göre- terörizmi dizginleme taahhüdü ki böylece Afganistan toprakları Amerika ve müttefiklerinin çıkarlarına karşı kullanılmasın. Daha açık bir ifadeyle, Amerika'nın bakış açısına göre Afganistan hayati bir mesele değil, ancak kontrol altına alınması gereken potansiyel bir tehlikedir.

Halilzad bu kontrolü Doha Anlaşması çerçevesinde tanımlıyor. Taliban'ın, Afganistan topraklarını ABD ve müttefiklerinin çıkarlarına karşı kullanmayacağına dair taahhütte bulunduğunu hatırlatıyor ve onun konuşmasından, Amerika'nın şu ana kadar bu yönden nispeten memnun hissettiği anlaşılıyor. Onun bakış açısına göre bu, kabul edilebilir pragmatizmin bir kanıtıdır.

Röportajın en önemli kısımlarından biri Bagram Hava Üssü konusudur; zira Halilzad'ın işgal tanımını reddetmekte ve meseleyi Amerikan güvenlik ihtiyaçlarıyla ilişkilendirmektedir. Dolayısıyla o, gelecekte Amerika ve Afganistan'ın yeniden işbirliğine girebileceğini ve Bagram'ın ikili görüşmelerin bir parçası olacağını açıkça belirtmektedir.Bu söz, Washington'un bakış açısına göre Bagram'ın kapalı bir dosya olarak değil, potansiyel bir araç olarak kalmaya devam ettiğini göstermektedir.Bu yüzden baskı, müzakere ve uzlaşma; güvenlik, diplomasi veya terörle mücadele başlıkları altında yeniden tanımlanabilir.

Aynı zamanda Halilzad, iyi polis ve teşvik edici rolünü oynamaktadır. Zira o, Taliban'ın politikalarını olumlu olarak değerlendiriyor ve dolaylı olarak da -Pakistan gibi- Amerika ile nasıl muamele edileceğini öğrenmelerini tavsiye ediyor.Pakistan'ın becerisine yönelik övgüsü, bir modele yönelik bir övgüdür: Bu model ise, Amerika'nın kırmızı çizgilerini korumakla birlikte egemen güçle olan ilişkilerinden en büyük faydayı nasıl elde edeceğini öğrenmiş bir ülke olmasıdır. Onun mesajı açıktır: Taliban gerçekçi olur ve oyunun kurallarını anlarsa, daha kabul edilebilir bir ortak haline gelebilir.

Ayrıca demokrasi ve Batı değerleriyle ilgili olarak da Halilzad, hedefte değil, üsluptaki bir değişiklikten bahsediyor.Zira o, Amerika'nın artık demokrasi ve değerlerini askeri güçle dayatmak istemediğini, ancak bunun onu terk etmek anlamına gelmediğini açıklıyor. Nitekim araçlar değişti: Zira yumuşak baskı, diplomasi, ekonomi ve şartlı angajman savaşın yerini almıştır.

Bu röportajın özeti, Amerika'nın Taliban'ın politikalarına olan göreceli memnuniyetinin, değer veya ilke olarak bir memnuniyet değil de pratik ve şartlı bir memnuniyet olduğunu göstermektedir.Ancak burada şu temel soru öne çıkıyor:Politikanın başarısının ölçütü Washington'un memnuniyeti ve tehditler yönetimi ise, o halde Allahu Teala'nın rızası nerede kalıyor?Ulus devlet ve vakıacı siyaset sisteminde, bu soru temel olarak silinmiştir; çünkü bugün siyaset, menfaat ve güç alanına indirgenmiştir.Gerçek kriz, Müslümanlar arasındaki otorite sahiplerinin –özellikle de İslam'ın hakim olması sloganını ortaya çıkanların– bu silinmeyi kabul etmiş olmaları ve devleti dini ortaya çıkarmanın bir aracı olarak değil de, pazarlık ve hayatta kalma için bir araç olarak görmeleridir!Bu çatlak, bugün yaşadığımız birçok siyasi çıkmazın aslıdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Yusuf Arslan - Afganistan

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi: Hilafetin Yıkılışının Yıl Dönümünde Hizb-ut Tahrir'in Küresel Faaliyetleri 1447 H – 2026 M

  • Kategori Kampanyalar
  •   |  

Bu yılın Recebu'l Muharrem ayında, Hicri 1446 - Miladi 2025, Resullerin Efendisi Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem ve onun şerefli sahabeleri (Allah onlardan razı olsun) tarafından kurulan İslam Devleti'nin Arap ve Türk mücrimleri tarafından yıkılışının 105. yıl dönümünü idrak ediyoruz.

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER