İslam, Kapitalizmin Ateşinden ve Onun Kötülüklerinden İnsanlık İçin Rahmet ve Kurtuluştur.
- Kategori Makaleler
- |
İslam, Kapitalizmin Ateşinden ve Onun Kötülüklerinden İnsanlık İçin Rahmet ve Kurtuluştur.
Allah Subhanehu ve Teala, alemler için rahmet olarak Efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam risaletini göndermiştir. وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ “Biz seni ancak âlemlere rahmet olsun diye gönderdik.” [Enbiya 107] Bu da insanları karanlıklardan nura kavuşturmak, insanlığın hayatında bir değişim meydana getirmek, insanlığın karşılaştıkları sorunlara çözümler ve çareler sunmak ve İslam'ın hükümleri ve yasaları aracılığıyla insanlık için adaleti, güvenliği ve onurlu bir yaşamı sağlamak içindir. Ribi' bin Amir Radıyallahu Anh, Rüstem ile yaptığı konuşmada bunu birkaç özlü sözle özetlemiştir; zira şöyle demiştir: “Allah bizleri, insanları kula ibadet etmekten kulun Rabbine ibadet etmeye döndürmek ve dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine ve dünyanın darlığından dünya ve ahiretin genişliğine kavuşturmak için gönderdi; kim bizden bunu kabul ederse biz de onu kabul ederiz, kim kabul etmezse ondan cizye alırız, şayet reddederse Allah bize zafer verinceye kadar onunla savaşırız.”
Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gönderildiği topluma baktığımızda, onun cahili bir toplum olduğunu, halkının Allah'a şirk koştuğunu, kendi elleriyle tahtadan, taştan ve hatta hurmadan oydukları putlara ve heykellere taptıklarını, kız çocuklarını diri diri toprağa gömdüklerini, tartıda hile yaptıklarını, faizle muamele ettiklerini, aralarında zina ve ahlaksızlıkların yaygınlaştığını, aralarındaki güçlülerin zayıfları ezdiklerini, aralarında asabiyet, kabilecilik ve taifecilik naralarının da yaygınlaştığını, hiçbir önemi olmayan, aksine sadece iğrenç kabilecilik yüzünden birbirlerinin kanlarının döküp kendi aralarında savaştıklarını görürüz. Örneğin kırk yıl boyunca bir inek için savaştıkları gibi onlardan (uygar olanlar) da çoğu zaman o dönemdeki büyük güçlerin önemsediği çıkarlar için savaşmışlardır. O vakit Irak’taki
Lahmiler Perslere, Şam’daki Gassaniler ise Romalılara tabiydi; dolayısıyla Romalılar Perslerden veya Persler Romalılardan rahatsız olduklarında, Gassaniler ve Lahmiler birbirleriyle savaşıyorlar, dolayısıyla parçalanıyorlar ama onları birleştirecek hiçbir şey olmadığı gibi işledikleri birçok kötülükleri de hiç kimse engellemiyordu.
Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İslam akidesi ve hükümleri aracılığıyla birkaç yıl içinde hem bireysel hem de toplumsal düzeyde insanların hayatlarında niteliksel bir değişim meydana getirmeyi başarmıştır; nitekim Cafer ibn Ebu Talib, Necaşi’nin "Bu din nedir?" sorusuna şöyle cevap vermiştir: “Biz cahiliye karanlıkları içinde yüzen bir kavimdik. Putlara tapar, ölü hayvan eti yer, günah işlerdik. Akrabalarla ilişkiyi keser, komşulara kötü davranırdık. Aramızda güçlü olanlar zayıfları ezerdi. Allah bize aramızdan soyunu, doğruluğunu, güvenirliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi gönderinceye kadar bu şekilde yaşamaya devam ettik. Allah’ın elçisi, bizi Allah’ı birlemeye, O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın O’nun dışında ibadet ettiğimiz putları ve taşları terk etmeye davet etti. Bize doğru söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akrabaları ziyaret etmeyi, komşulara iyi davranmayı; haramlardan sakınmayı ve insanları öldürmemeyi emretti. Bize kötü ve günah fiiller işlemeyi, kötü söz söylemeyi, yetimlerin malını yemeyi, iffetli kadına iftira etmeyi yasakladı. Allah’a ibadet etmeyi ve O’na herhangi bir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi ve oruç tutmayı emretti. Onu tasdik ettik, ona inandık ve Allah’tan getirdiği mesajlar doğrultusunda ona uyduk. Böylece sadece Allah’a ibadet ettik ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Bize haram kıldığını haram, helal kıldığını helal kabul ettik.” Böylece İslam Arapları, koyun çobanlarından milletlerin efendisine dönüştürmüş ve onların arasından, dava sahipleri ve hayır ve adalet risaletini dünyaya taşıyacak ve bu yolda eziyet ve işkencelere tahammül edecek kişiler çıkarmıştır.
İslam davetinin etkisi sadece Araplarla veya Arap Yarımadası ile sınırlı kalmamıştır; zira İslam daveti evrensel bir davettir; çünkü Allah, Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e bu daveti tüm insanlara iletmesi için göndermiştir; nitekim Rabbimiz Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيراً وَنَذِيراً “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” [Sebe 28] Nitekim İslam yayılmış, farklı cins, ırk ve renkten insanlar akın akın İslam'a girmiş, ardından Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'de İslam Devleti'ni kurmasıyla İslam'ın hükümleri sahada pratik olarak tatbik edilmiş, devletin tebaasından olan Müslümanlar ve gayrimüslimler onurlu bir hayat yaşamışlar, yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanmış, o dönemin en güçlü iki imparatorluğu olan Pers ve Roma yok olmuş, Müslümanlar tarihin akışını değiştirene kadar fetihlerine devam etmişler ve İslam yayılmıştır; dolayısıyla Hilafet Devleti'nin yıkılmasına kadar durum bu şekilde kalmaya devam etmiştir.
Sonra Hilafet Devleti yıkılmış, İslam'ın hükümleri hayat sahasında artık uygulanmaz bir hale gelmiş, zulüm tüm dünyaya yeniden hakim olmuş, sadece Müslümanlar değil tüm insanlık, dini hayattan ayıran kapitalist sistem ve onun yozlaşmış ve ifsat edici medeniyetinin altında sıkıntılı ve zorlu bir hayat yaşamışlardır; zira kapitalist sistem, sömürgeciliğe, halkların kanlarını emmeye, onların servetlerini çalmaya ve onları yoksulluk, açlık ve hastalık içinde bırakmaya dayalı bir sistem olduğu gibi kâr ve maddeyi her şeyden daha değerli olarak gören ve altındaki her şeyi, hatta Allah'ın şerefli kıldığı insanı bile alınıp satılabilir bir hale getiren bir ideolojidir! Oysa Allah insanın nefsini, malını ve ırzını koruyan hükümler koymuş ve bir Müslüman saldırıya uğradığında ordusunu seferber edecek devlet aracılığıyla bu hükümlerin uygulanmasını sağlamıştır. Zira İslam'da siyaset, işlerin gözetilmesi olup İslam Devleti de gözetici bir devlettir; yani İslam Devleti, kapitalist devletler ve koltuklarını insanların geçim kaynaklarını yağmalamak, talan etmek ve çalmak için bir araç olarak kullanan ülkemizdeki yöneticilerden onların tabiilerinin yaptıkları gibi vergi toplayan bir devlet değildir; ülkemizdeki bu yöneticilerin, başlarında Amerika olmak üzere sömürgeci efendilerinin çıkarlarını ve projelerini uyguladıkları sürece iktidarda kalabileceklerini de unutmamak gerekir. Sosyal (içtimai) yöne gelince; Batı medeniyetinin bireylere içgüdülerini istedikleri gibi tatmin etme özgürlüğü vermesinden bu yana meydana gelen ahlaki çürüme ve yozlaşmadan bahsetmeye bile gerek yoktur. Nitekim bu durum, haram olan ilişkilerin yayılmasına, eşcinselliğin yasallaştırılmasına ve fıtrata aykırılığın saygı duyulması gereken bir özgürlük haline gelmesine yol açmıştır!Epstein'ın adasıyla ilgili sızdırılan belgeler, bilgiler ve tanıklıklar, belki de Batı medeniyetinin yozlaşmasını ve bunun altında ezilen insanlığın sefaletini özetlemektedir; zira dünya, yozlaşmış pislikler tarafından yönetilmekte ve Batı medeniyeti ve özgürlükleri, başkalarından önce kendi halkına yıkım getirmektedir.
Bugün insanlığın, kendisini kapitalist medeniyetten kurtaracak birine ihtiyacı olduğu gibi yine insanlığın, kendisini sömürgecilikten ve orman kanunlarından kurtaracak, güvenli ve onurlu bir yaşam sağlayacak birine ihtiyacı vardır. Bunu yapmaya muktedir olan ise sadece İslam ve onun hükümleri olup bu hükümleri de hayat sahasında pratik olarak uygulayacak olmasının yanı sıra insanlığı güvenli bir limana götürmeye muktedir olan da sadece Hilafet Devleti'dir.
Bu nedenle Müslümanların görevi, İslam risaletini taşıma konusunda rollerini yerine getirmeleri ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için ciddiyetle çalışmalarıdır; zira dünyayı kapitalizmin kötülüklerinden ve onun altındaki sıkıntı ve sefaletten kurtaracak olan Hilafet Devleti'dir. Bakın azimlerimizi bilemek, Allah ile olan ahdimizi yenilemek, O'nun şeriatını uygulamak için çalışmak ve bu kerim ayda indirilen Kitabı'nı da, Müslümanlar için bir anayasa ve yaşam biçimi olarak tatbik konumuna ve tüm insanlar için ise bir can simidi haline getirmek için Ramazan ayı en büyük fırsatlardan biridir.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Munasıra



