Cumartesi, 18 Ramazan 1447 | 2026/03/07
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları Ramazan Kampanyası: Hakiki Değişim Vizyonu

  • Kategori Kampanyalar
  •   |  

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları Kampanyası:

Hakiki Değişim Vizyonu

Ramadan Logo Turk

Ramazan ayı, İslam’ın Kur’an ve Sünnetin içerdiği hidayet ve vizyon doğrultusunda dünyayı değiştirmek ve insanlığın sorunlarını çözmek için gönderildiğini hatırlama dönemidir. Bugün İslam Ümmetinin ve tüm insanlığın maruz kaldığı zulümler, haksızlıklar, sayısız krizler ve sorunlar dünyanın her zamankinden daha çok İslam’ın sunduğu başarılı değişim vizyonuna muhtaç olduğunu bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Mevcut devletlerin, küresel kuruluşların, uluslararası kurumların halkların sorunlarını çözecek sahih, sürdürülebilir, başarılı ve doğru çözümler üretemedikleri veya soykırımları, işgalleri ve kitlesel zulümleri durduramadıkları kanıtlanmış bir gerçektir. Dolayısıyla bu mübarek Ramazan ayı Kur’an ve Sünnetin insanlık için ortaya koyduğu gerçek değişim vizyonunu tanıma, bu değişimin nasıl gerçekleştirileceğini ve bu hedefe doğru giderken biz Müslümanlara nasıl bir sorumluluk düştüğünü idrak ve tefekkür etmemizin zamanıdır. Bu Ramazan’da Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları olarak bu mesele üzerinde duracak ve Müslümanlar olarak kendi nefsimizde, İslam Ümmeti olarak nefsimizde, siyasi partilerimizin, ordularımızın içinde ve devlet düzeyinde bu gerçek değişim vizyonunu gerçekleştirmek için sahip olmamız veya değiştirmemiz gereken niteliklerin neler olduğunu, hedefimizin önündeki engelleri ve bunları aşmanın yollarını ele alacağız.

﴿شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْءَانُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَان﴾

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.” [Bakara 185]

#TrueVision4Change

Çarşamba, 01 Ramazan 1447 H - 18 Şubat 2025 M

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları

kadin kollari

KAMPANYA TANITIM

kadin kollari

2026 03 08 Waqiyah WS Ramadan AR

kadin kollari

2026 02 28 Waqiyah WS Ramadan EN

kadin kollari

Ramadan Cover turk

kadin kollari

Ramadan Flyer turk 

kadin kollari

 

kadin kollari

 

kadin kollari

 

kadin kollari

Etiketler

#TrueVision4Change

#رؤية_حقيقية_للتغيير

 

kadin kollari

Linkler:

Facebook: 
Ht-cmo-ws     
https://www.facebook.com/share/15kzYnL4Zo/
Instagram: WomenShariah5 https://www.instagram.com/womenshariah5
Facebook:
QANITATHT1
https://www.facebook.com/QanitatHT1
Twitter:
@ALQANITAT
https://x.com/alqanitat
Instagram:
@WOMEN_SHARIA
https://www.instagram.com/women_sharia

 

kadin kollari

Devamını oku...

Özbekistan’da Mübarek Ramazan Ayı, Rejimin İslam’a Karşı Hoşgörüsüz ve Tahammülsüz Olduğunu Hatırlatarak Başladı!

Özbekistan Din İşleri Komitesi Baş Uzmanı’nın; cuma tebriki de dahil olmak üzere her türlü İslami içeriğin paylaşılmasının kanunen yasak olduğunu duyurduğu video görüntüsü, sosyal medya platformlarında geniş yankı uyandırdı ve sert tartışmalara yol açtı. Bu skandala Özbekistan Müslümanları Dini İdaresi’nin verdiği tepki ise rejimin karakterini bir kez daha ifşa etti: İdare, dini özgürlükleri savunmak yerine, halkı yanlış bilgi yaymaktan dolayı hapisle tehdit eden bir bildiri yayınladı. Bugün Özbekistan’da, yıllar önce atılmış bir “beğeni” (like) bile suç sayılarak Müslümanların yıllarca zindanlarda çürümesine neden olabiliyor. Bu ülkede rejim için İslami içerikten daha “tehlikeli” hiçbir şey yoktur!

Özbekistan’da insanlar sosyal ağlarda istedikleri her şeyi yayınlayabilir; sayfalarında müstehcen, bayağı ve uygunsuz içerikler paylaşabilir, yanlış inançlara dayalı her türlü görüşü ifade edebilir, hatta İslami kutsallara hakaret edebilirler. Ancak, devlet tarafından izin verilmiş resmi kaynaklardan olsun ya da gayri resmi ve yasaklı olsun, İslami kaynaklardan birkaç kelime bile paylaşmak tamamen imkânsızdır. Özbek rejimi bunu Özbekistan’ın laik bir devlet olduğu iddiasıyla meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Ancak aklı başında olan herkes, rejimin aslında İslam’ı, akidesini ve hükümlerini toplumdan söküp atma gayreti içerisinde olduğunu bilir. Bu politika, zalim diktatör Kerimov’un başlattığı ve arkasında hiçbir iz bırakmadan sürdürdüğü politikanın devamıdır. Bu amaç uğruna rejim, bizzat kendisinin kabul ettiği ilke ve kanunları dahi hiçe saymaktadır.

Bizim Müslüman halkımıza her zaman söylediğimiz gibi, demokratik kapitalist sistemde düşünce özgürlüğü ve din özgürlüğü söylemlerinin amacı Müslümanların dinlerini özgürce yaşamalarını sağlamak değildir. Aksine amaç, onları İslam’dan ve onun hükümlerinden uzaklaştırmaktır. Din İşleri Komitesi uzmanı bunu açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Nüfusunun %90’ından fazlası Müslüman olan bir ülkede, Müslümanların kendi aralarında din hakkında konuşmaları, hatta birbirlerinin Cumasını tebrik etmeleri bile yasaklanmıştır! Kısacası İslam hakkında konuşmak, onun propagandasını yapmakla eşdeğer tutulmakta ve bu da Özbekistan’daki laiklik ilkelerine aykırı görülmektedir.

Özbek rejiminin dayattığı bir diğer garip uygulama da şudur: Herhangi bir kişi İslâmî bir içerik yayımlamak isterse —içerik devlet tarafından onaylanmış resmî bir kaynaktan alınmış olsa bile— önce dinî idareden izin almak zorundadır. Hem Din İşleri Komitesi hem de Dini İdare, birlikte hareket ederek rejimin bu politikasını uygulamak için çanla başla çalışmaktadır. Elbette bu olayların mübarek Ramazan ayının ilk günlerinde yaşanması tesadüf değildir. Çünkü bu mübarek ayda halkımızın dinine olan sevgisi, özlemi ve salih amellere olan meyli artmaktadır. Rejim ise bundan rahatsız olmakta ve Müslümanların bu duygularını bastırmak için elindeki bütün araçları kullanmaktadır. Ancak unuttuğu bir şey var: Allah’ın diniyle savaşan her zalim ve müstebit rejimin akıbeti, dünyada utanç ve zillet, ahirette ise hüsran ve pişmanlık olmuştur!

Ülkemizdeki Müslüman erkek ve kadınlara mesajımız şudur: Bugün dünyada yaşanan gelişmeler zafer sabahının yaklaştığını göstermektedir. Biz şu an zifiri bir karanlık içinde yaşıyoruz; fakat bu karanlık uzun sürmeyecektir. Allah’ın dinine sımsıkı sarılanlar, sabredenler ve sebat edenler; bu karanlıktan selametle ve yüzleri ak bir şekilde zafer şafağına çıkacaklardır.

Öyleyse dininize sımsıkı sarılın, zalimlerin baskı ve tehditlerine boyun eğmeyin! Onlara vereceğiniz en güzel cevap; yalnızca Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya tevekkül etmek, yalnızca O’ndan korkmak ve yalnızca O’na dayanmaktır!

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” [Nur 55]

Devamını oku...

Hilafet’in Yıkılışının Yıldönümünü Andığımız Bir Zamanda Müslümanlar, Yılanı Ülkelerine Sokan Yöneticilerinin İhanetinin Bedelini Ödüyorlar

28 Şubat Cumartesi sabahı Amerika ve Yahudi varlığı, İran’a ani bir saldırı düzenleyerek, başta Dini Lider Ali Hamaney olmak üzere İran rejiminin önde gelen liderlerine suikast düzenledi. Bunun üzerine İran, Amerikan askeri üslerini hedef alarak Körfez ülkelerine yüzlerce füze ve insansız hava aracı fırlattı ve Körfez’in dört bir yanındaki sivil altyapıyı vurdu.

Bu Ruveybida yöneticilerin, başta Amerika olmak üzere küfrün önderlerine beldelerimizde üsler kurdurması Ümmete karşı işlenmiş en büyük ihanettir. Zira Amerika, bu üsleri, Müslüman beldeleri üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek ve kendi çatışmalarını yürütmek için ileri saldırı hatları hâline getirmiştir. Bu ihanetin bedeli olarak Müslüman ülkeleri anlamsız savaşlarda yanıp kül olmaktadır. Tüm kapasitelerini ve potansiyellerini düşmanlarına yöneltmeleri gerekirken, birbirlerini lime lime doğramak için kullandıklarını görüyoruz.

Ey Müslümanlar! Kâfir Batı, Hilafet Devleti’ni parçalamakla kalmamış, kendi çıkarlarına göre bu kartondan devletçiklerin kimini dost, kimini düşman ilan etmiştir. Dahası her zaman o devletçikleri birbirlerine karşı kullanmıştır. Daha düne kadar İran Amerika’nın bölgedeki sopası durumundaydı. Irak’ta, Afganistan’da, Lübnan’da, Yemen’de ve Suriye’de Amerika’ya büyük hizmetler sunmuştur. ABD, bu ülkelerin halklarını dövmek, planlarını uygulamak ve hegemonyasını pekiştirmek için İran’ı bir sopa olarak kullanmıştır. Bugün ise (aynı Amerika) bölgeyi ve Körfez ülkelerini İran tehlikesinden koruduğunu iddia etmektedir!

Ey İslam ümmeti! Ey rüşt ve hidayet ümmeti! Eğer Amerika ve onunla birlikte hareket eden bu ucube varlık, karşılarında sırtını ümmete dayayan bağımsız ve ideolojik bir devlet bulmuş olsalardı, bugün sergiledikleri bu küstahlığı asla gösteremezlerdi. Dünya, küçük ve kuşatma altındaki Gazze’ye yönelik saldırılar sırasında bu küstahlığın nasıl aciz kaldığını açıkça gördü. İki yılı aşkın bir süredir ne istihbaratları ne de Delta Gücü dedikleri birlikleri tek bir esiri bile kurtaramamış, liderlerine ulaşamamıştır. Ümmet savaş meydanında, bizzat çarpışırken şehadet şerbetini içmiştir. Dolayısıyla Amerika’nın gücü aslında bir vehimden ibarettir. Bu vehmin sebebi ümmetin zayıflığıdır. Eğer karşılarında ideolojik bir devlet ve kendisini şehadete adamış bir ümmet bulsalardı, savaşları kazanma gücüne asla sahip olamazlardı. Hatta ümmetin gevşekliği o dereceye ulaşmıştır ki, Allah’ın yarattığı en korkak varlıklar olan Yahudiler bile ona dil uzatır, tehditler savurur, bombalar yağdırır ve ellerinin her Müslüman beldesine uzanabileceğiyle övünür hale gelmişlerdir.

Örümcek ağından daha zayıf olan bu düşmanın gerçek zayıflığını; Allah’ın izniyle Ümmet otoritesini geri kazandığında ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet’in doğumu ilan edildiğinde kendi gözlerimizle göreceğiz inşallah. Düşmanınızın asıl korktuğu şey işte budur ve bu doğumu diri diri mezara gömmek için canla başla çalışmaktadır. Ama beyhude zira Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ“Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” [Enfal 30]

Devamını oku...

Israrla El-Ubeyd’deki Hizb-ut Tahrir Gençlerini Sudan Ceza Kanunu’nun 69. Maddesi Uyarınca Yargılamaya Devam Etmek, İnatla İslam Davetini Engellemek Demektir

Kuzey Kordofan Eyaleti’nin merkezi El-Ubeyd şehrinde Sudan Ceza Kanunu’nun 63, 67, 69 ve 126. maddeleri uyarınca yargılanan Hizb-ut Tahrir gençlerinin suçsuz olduğu gün gibi ortada iken davaya bakan hâkim, 1 Mart 2026 Pazar günü gerçekleşen duruşmada diğer maddeleri düşürdükten sonra yalnızca 69. madde kapsamında yargılamaya devam edilmesine karar verdi ve duruşmayı 30 Mart 2026 Pazartesi gününe erteledi. Sudan Ceza Kanunu’nun 69. Maddesi, 27 Ocak 2026 tarihinde gençlere yönelik ilk suçlamanın dayanağını teşkil etmektedir. Hatırlatmak gerekirse söz konusu madde “Kim kamu düzenini bozarsa veya kamu düzenini ya da huzurunu bozma kastıyla bir eylemde bulunursa veya bu fiil kamu düzenini veya genel huzuru bozma ihtimali taşırsa ve bu eylem kamusal bir alanda gerçekleşmişse, bir ayı geçmemek üzere hapis cezası, para cezası veya yirmi kırbacı geçmeyecek şekilde kırbaç cezası ile cezalandırılır.” demektedir. En çömez hukuk öğrencisinin bile bildiği üzere bu madde, hükümetin hasım olarak vehmettiği kişilere karşı kullandığı “Demokles’in Kılıcı” misali bir baskı ve sindirme aracıdır!

Biz Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti olarak o tarihte bu konuyla ilgili; “İslam’a Davet Etmek ve Onun Hâkim Kılınmasını İstemek Kamu Barışını ve Genel Huzuru Bozmak Mıdır?!” başlıklı bir basın açıklaması yayınlamıştık. Soruyu tekrar soruyoruz: Gerçekten de İslam’a davet etmek ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti altında İslam’ın hâkim kılınmasını istemek, suç mudur ve kamu düzenini ve kamu huzuru bozmak mıdır?!

Hükümetin, güvenlik ve adli organlarının ısrarla yargılamaya devam ettiği bu gençler, büyük bir farz olan İslam’a davet ve onun hâkim kılınması farzını yerine getirmektedir. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ  “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” [Fussilet 33] Yine Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuyor mu?

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” [Ali İmran 104]

Batılı sömürgeci sistemin izinde yürüyen, onun emir ve yasaklarına göre hareket eden, Allah’a davetten ve Kitabı ile Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünneti’nin hâkim kılınmasından alıkoyan ve Darfur’u parçalama komplolarına ortak olan bu zalim rejim; insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmeti yönetmeye layık değildir. Ey Sudan’ın Müslüman halkı! Akidenize ve Rabbinizin şeriatının hâkim kılınmasına çağıranların suçlu muamelesi görmesine razı mı olacaksınız? Neden parmağınızı bile kıpırdatmıyorsunuz?! Yargılanmakta olan Hizb-ut Tahrir gençleri, aslında sizin de üzerinize farz ve görev olan bir işi yapmaktadırlar. O halde zalimlere engel olun ve İslam nizamını ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devleti’ni kurmak için çalışanlarla birlikte çalışın. Ki o büyük hesap gününde kurtuluşa erenlerden olasınız. Ve bu dini taşıyan ve uygulayan ilk Müslümanların yaşadığı gibi izzetli bir hayat yaşayasınız.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Ey Danimarka’daki Müslümanlar! Ramazan-ı Şerif’i İslami Kimliğinize Sımsıkı Sarılarak ve Demokrasiyi Reddederek Tamamlayın

  • Kategori Danimarka
  •   |  

Ey Müslümanlar! Danimarka’da bir kez daha parlamento seçimlerinin yapılacağı duyuruldu. Bu kez seçimler, hak ile batılın arasını ayırması için indirilen ve Kuran ayı olan mübarek Ramazan ayına denk gelmektedir... Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ“Ramazan ayı, ki onda Kuran, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi.” [Bakara 185] Bu hakikatten hareketle şu hususları vurgulamak ve hatırlatmak isteriz:

1- Demokrasi gerek bir fikir gerekse bir yönetim sistemi olarak İslam ile açıkça taban tabana zıttır. Zira demokrasi, helal ve haramı belirleyen ve kanun koyanın insanın Yaratıcısı değil, insanın bizzat kendisi olduğu esasına dayanır. Dolayısıyla Müslümanlar için demokrasinin tanınması veya bir referans kaynağı olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

2- Sırf bu sebeple seçimlere katılmamak; asla pasif kalmak, toplumdan soyutlanma veya kamu meselelerine duyarsız kalmak anlamına gelmez. Bu yüzden biz Müslümanlar, enerjimizi ve siyasi potansiyelimizi, kimliğimizle çatışan bir sistem içerisinde hiçbir etkisi olmayan bir oy verme işlemine hapsedemeyiz. Aksine bizler, toplum içerisinde aktif bir şekilde yer almak ve siyasi çalışma yürütmekle mükellefiz. Ancak bu çalışma sadece İslam esasına dayalı, İslam ölçülerine uygun ve İslam’ın hizmetinde olmak zorundadır; bu noktada Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Mekke toplumundaki daveti ve siyasi çalışması bizler için tek örnek ve tek kaynaktır.

3- Bu mesele sadece haramdan sakınma meselesi değil, aksine Müslümanlar olarak doğrudan kimliğimizle ilgili bir meseledir. Sadakatimiz hangi sisteme ve hangi hayat görüşüne olacaktır? Seçimlere katılmak, ister istemez seküler/laik siyasi sistemi ikrar etmek ve ona meşruiyet kazandırmak anlamına gelir. İşte tam da bu yüzden, sözde siyasi “entegrasyonun” bir parçası olarak Müslümanlara seçimlere katılmaları yönünde baskı yapılmaktadır.

Ey Müslümanlar! Sadece Danimarka’da değil, tüm dünyada laik-liberal demokrasinin ahlaki, siyasi ve ekonomik olarak derin bir tarihi krizden geçtiği şu dönemde, çökmekte olan bu sistemin destekçisi olmak akıl kârı mıdır? Gözlerimizin önünde yıkılmakta olan ve halkların kendisine güvenini giderek kaybettiği bu sistem, bir küfür sistemidir. Yakında mübarek Ramazan’ı uğurlayıp Ramazan Bayramı’nı idrak edeceğiz. Allah’ın Kitabı Kur’an’ı tilavet edip üzerinde tefekkür ettiğimiz, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sireti üzerinde uzun uzadıya düşündüğümüz, İslam’ın çözümlerini açıklayan, alternatif oluşunu beyan eden, insanlığa rahmet olduğuna işaret eden ayetleri okuduğumuz bugünlerde Allah’ın bize bahşettiği bereketleri heba etmemeliyiz. Kime olursa olsun, hangi partiyi temsil ederse etsin, parlamentoya girip küfür üzerine kurulu bir yasamaya katılması ve İslam’ımızla açıkça çelişen meselelere dahil olması için yetki vermemeliyiz. Aksine, İslam’ı dünyada çökmekte olan bu beşerî sistemlere karşı rahmet dolu bir alternatif olarak sunmanın tam zamanıdır. Zira bu sistem sadece içeride Müslümanlara zorla asimilasyonu dayatmakla kalmıyor; aynı zamanda Müslüman beldelerinde soykırım ve saldırganlık yapanları ve İslam ülkelerini işgal edenleri silahlandırıp finanse etmektedir. Ecirlerin katlandığı, Allah Celle Celâluhu’nun Kendi emrine göre amel edenleri muvaffak kıldığı ve onları başarıya ulaştırdığı Ramazan ayından daha layık bir zaman var mıdır bu sorumluluğu yüklenmek için?

Ey Müslümanlar! Bazılarının dar maslahatlar mantığına kapılarak, seçimlerde kötünün iyisine veya en az zararlı görünen (ehven-i şer) partilere oy vermenin “stratejik bir deha” olduğu yönündeki aldatmacalarına sakın kanmayın! LGBT ajandasını savunan, entegrasyon adı altında İslami kimliği yok etmeye çalışan veya Filistin’i işgal eden gaspçı varlığın “var olma hakkını” teyit eden partilerden veya kişilerden hiçbir hayır gelmez.

Aynı şekilde, belirli bir partinin veya kişinin iktidara gelmesi halinde sonumuz olacağı korkusunu ve yaygarasını yayanlara da sakın itibar etmeyin. Gerçekte bu ülkede İslam’a karşı yürütülen siyasi savaşta, partiler arasında sadece şekil ve üslup farklılığı vardır. Öyleyse birbirine kenetlenmiş bir Müslüman kitle olarak dik durmalı, saf ve net bir İslami tutum sergilemeli ve bugün toplumda hüküm süren sistemden çok daha üstün ve çok daha farklı bir hayat görüşüne, nizamına ve toplum mefhumuna sahip bir kimliğimiz olduğunu açıkça ilan etmeliyiz.

Ey Müslümanlar! Biz Hizb-ut Tahrir / Danimarka olarak sizi muhabbet ve samimiyetle uyarıyoruz: Küfür nizamına güvenmeyin, parlamento seçimlerine katılarak Allah’ın haram kıldığına bulaşmaktan sakının. Değerlerinizden ve kimliğinizden sakın ha sakın taviz vermeyin! Aksine Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya güvenmek, Hak ile Batıl’ı net bir biçimde ayırmak ve insanlığı İslam ile hidayete erdirme sorumluluğunu taşımak gibi Ramazan’ın o güzel derslerine sımsıkı sarılın.

Ramazanınızı, İslam’ınızla çelişen ve ona savaş açan laik demokrasiye mesafe koyarak tamamlayın. Gelin hep birlikte İslam’a kâmil manada davet etmek, kimliğimizi korumak ve küresel çapta İslam siyasal sistemini ve İslami toplum modelini Hilafet Devleti çatısı altında yeniden ikame etmek için yürütülen küresel çalışmaya katkıda bulunmak üzere beraber çalışalım.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا للهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü’ne icabet edin.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Ey Müslümanlar Topluluğu! Allah’tan Korkun, Allah’tan Korkun! Allah Sizi İslam’la Hidayete Erdirmişken, Sizi Onunla Onurlandırmışken, Onunla Cahiliye Düzenini Ortadan Kaldırmışken ve Kalplerinizi Onunla Birleştirmişken Hâlâ Cahiliye Davası mı Güdüyor

Bu sarsıcı sözler; Yahudilerden Şâs bin Kays’ın, Ensar’dan Evs ve Hazreç kabileleri arasında kabile asabiyetini körüklemek için Yahudi bir genci kullanması ve neredeyse aralarında bir savaş çıkaracak noktaya gelmesi üzerine Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in söylediği sözlerdir. Bu nasihat bugün bizim hâlimize de tam olarak uymaktadır. 26 Şubat’ı 27 Şubat’a bağlayan gece Afganistan’daki Taliban güçleri, Pakistan’a ait bazı sınır noktalarına saldırı düzenledi. Bu saldırının, Pakistan hava kuvvetlerinin Pakistan Talibanı’na ait olduğu iddia edilen hedeflere yönelik hava saldırılarına misilleme olarak gerçekleştirildiği bildirildi. Medyada yer alan haberlere göre bu hava saldırılarında kadınlar ve çocuklar hayatını kaybetti. Pakistan Afganistan’ı söz konusu örgüt unsurlarına barınma imkânı sağlamak ve onların sınırı geçmelerine göz yummakla suçlarken Afganistan bu suçlamaları reddetmektedir. Her iki taraf da sanki Filistin’i gasp eden Yahudilere karşı bir cihat meydanındaymışçasına yüzlerce Müslümanın öldürülmesinden bahsediyor! Halbuki Gazze’de katliamların sürdüğü bir dönemde her iki ülkenin orduları da kışlalarında çakılı kalmış, Müslümanları savunmak için ne bir cesaret ne de bir çaba göstermişlerdir. Fakat iş birbirleriyle savaşmaya gelince nedense aslan kesilmektedirler!

Oysa İslam’da bir Müslümanın bir diğer Müslümanla savaşması çok tehlikeli ve büyük bir cürümdür; zira Müslümanın kanı Müslüman kardeşine haramdır. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem Kurban Bayramı günü yaptığı hutbede şöyle buyurmuştur:

إنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا“Böylesi kutsal bir beldede ve böylesi kutsal bir ayda bu gününüzün kutsallığı gibi mallarınızı kanlarınız ve onurlarınız da birbirinize karşı kutsaldır.” [Buhari] Ahnef b. Kays’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا، فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ». قال: يا رسول الله، هذا القاتل فما بال المقتول؟ قال: «إِنَّهُ كَانَ حَرِيصاً عَلَى قَتْلِ صَاحِبِهِ “İki Müslüman kılıçlarıyla karşılaşırsa ölen de öldüren de Cehennemdedir.” Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de Yâ Rasûlallah! Öldürenin durumu belli, ama ölen niçin cehennemdedir? diye sordum. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem de “Çünkü o, arkadaşını öldürmek istiyordu” buyurdu.” [Buhari] Allah Subhânehu ve Teâlâ Kuran’ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِناً مُتَعَمِّداً فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِداً فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَاباً عَظِيماً“Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası içerisinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap eder ve lanet eder. Onun için büyük bir azap da hazırlamıştır.” [Nisa 93] Bütün bu naslar, Müslümanların birbirleriyle savaşmasının haram olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, özellikle milliyetçilik veya kabilecilik gibi duygularla körüklenen İslami gruplar arasındaki savaşlar, her ne şart altında olursa olsun derhal durdurulmalıdır; zira bu çok daha büyük bir haramdır.

Maalesef bugün her iki taraf da milliyetçi, kabilevi ve coğrafi (ulus-devlet) saiklerle savaşmaktadır. Bu asabiyetler İslam’ın vahdetiyle taban tabana zıttır. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مَنْ قَاتَلَ تَحْتَ رَايَةٍ عِمِّيَّةٍ، يَدْعُو إِلَى عَصَبِيَّةٍ، أَوْ يَغْضَبُ لِعَصَبِيَّةٍ، فَقِتْلَتُهُ جَاهِلِيَّةٌ“Kim de körükörüne çekilmiş cahillik bayrağı altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için gadablanır veya asabiyete çağırır veya asabiyete yardım eder, bu esnada da öldürülürse bu ölüm de cahiliye ölümüdür.” [İbn Mace] Bugün bu çatışmada taraflardan hiçbiri şer’î hükümlere bağlı kalmamaktadır. Pakistan ordusuna yönelik gayrinizami saldırılar Şeriat’tan olmadığı gibi, bir isyan yoluyla Müslümanların askeri gücünün zayıflatılmasının da şer’an hiçbir mazereti yoktur. Öte yandan Amerika’nın baskısıyla Afganistan’daki Taliban yönetimine uygulanan politikalar da şer’an haramdır. Mültecilerin zorla gönderilmesi, sınırların kapatılması ve kabile bölgelerinde yürütülen operasyonlar sonucu binlerce masumun hayatını kaybetmesi kabul edilemez. Dolayısıyla her iki tarafın da İslam’ın hükümlerine geri dönmesi farzdır.

Bu savaş Müslümanların saygınlıklarını çiğnemekte ve kâfirlerin bizi seyretmesine sebep olmaktadır. Pakistan ve Afganistan ordularının İran güçlerine ve Gazze’deki mücahitlere yardım etmek için seferber edilmesi gerekirken, birbirleriyle savaştıkları ve her bir tarafın diğerini öldürmekle övündüğü görülüyor! Bu meselenin çözümü Pakistan-Afganistan sınır hattında değil; ancak İslamabad ve Kabil’in tek bir Hilafet çatısı altında birleşmesiyle mümkündür. Zira Hilafet tıpkı Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ve ondan sonraki Raşit Halifelerin Arap ve Acemi tek bir ümmet çatısı altında birleştirdiği gibi, milliyetçi ve kabileci asabiyetleri silip atacaktır. Eğer mevcut durum böyle devam ederse, yirmi beş yıldır süren bu problem önümüzdeki onlarca yıl boyunca da devam edecektir. Şüphesiz ki Hizb-ut Tahrir, daima bu şer’i çözüme davet etmektedir ve bu trajediyi sona erdirecek yegâne çözüm de budur.

Devamını oku...

İzole Olmuş Amerika’yı Yenmek İçin Müslüman Ordularına Altın Bir Fırsat

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İzole Olmuş Amerika’yı Yenmek İçin Müslüman Ordularına Altın Bir Fırsat

Trump'ın İran'a karşı savaşına yönelik şiddetli dahili ve uluslararası muhalefetin ortasında, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth 2 Mart 2026'da bir basın toplantısı düzenledi. Konuşması, İran ordusunun geniş çaplı müdahalesinden sadece 48 saat sonra Trump'ın karşı karşıya kaldığı krizin derinliğini ortaya koymuştur. Bu, İran ordusunun Müslüman ülkelerinin güçlü ordularından sadece biri olmasına, milliyetçi ve mezhepçi liderliğinin doğasından dolayı zayıflamış olmasına ve İran içindeki ve dışındaki halk desteğinin sınırlı olmasına rağmen böyledir. Peki Hilafet döneminde olduğu gibi tüm Müslüman orduları, ırkların ve mezheplerin farklılıklarına bakmaksızın Müslümanları birleştiren Raşid bir imamın liderliği altında seferber edilseydi, Trump'ın hali nice olurdu acaba?

Bu nedenle tırmanan siyasi fırtınaya yanıt olarak Hegseth, konuşmasına Trump'ın dayandığı aşırıcı beyaz evanjelik tabanı kışkırtarak başlamıştır. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in düşmanlarına karşı zafer kazanacağına dair müjdelerine karşı çıkarak Haçlıların İslam'a karşı birikmiş kinlerini körüklemiştir. Zira şöyle demiştir: “İran gibi İslam Peygamberinin yanılgılarına inanan rejimlerin nükleer silahlara sahip olmasına izin veremeyiz.”

Allah onun habis dilini koparsın! Zira Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdeleri vehimlerden ibaret değildir. Nitekim bu müjdeler, ister İran'ın fethinde, isterse Hegseth ve Herkül'ün dedesinin şehri olan Konstantiniyye'nin fethinde olsun yüzyıllar boyunca düşmanlarını yenmeleri için Müslüman ordularına ilham kaynağı olmuştur. Pakistan, Türkiye, Mısır, Bangladeş ve Endonezya'daki diğer Müslüman ordularının içindeki güç ve kuvvet ehli, ABD Savaş Bakanı'nın habis açıklamasına özellikle dikkat etmelidirler. Zira Haçlı Amerika, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i samimi olarak sevenlerin, nükleer ya da konvansiyonel olsun güçlü askeri kapasitelere sahip olmalarını kabul etmiyor. Ey Müslüman orduların subayları! Trump'ın Müslüman ülkeleri için öngördüğü vizyonun, Haçlılar, Yahudiler ve Hindular için güçlü ordular ama Müslümanlar için ise zayıf ordular olduğunu görmüyor musunuz? Sizler Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sevgilisi değiller misiniz ki bu küstahlığa aldırış etmiyor ve kâfirlerin dişlerini kırmıyorsunuz?

Trump'ın destek tabanından geriye kalanları kışkırttıktan sonra Hegseth, Afganistan ve Irak'taki savaşlarında açgözlü yönetici sınıfın aptallıkları yüzünden ahlaki, askeri ve ekonomik olarak tükenmiş olan Amerikan kamuoyunu yatıştırmaya çalışmıştır. Zira şöyle demiştir: “Medya organlarına ve bağıran siyasi sola: savaşlar sonsuz değildir, artık yeter. Bu Irak değil, bitmeyen bir savaş değil. Ben her iki savaşta da oradaydım. Bizim nesil daha iyi bilir, bu başkan da öyle. Nitekim o, son 20 yıldaki milletler inşa savaşlarını ahmakça olarak nitelendirdi ve haklı da. Bu, önceki savaşların tam tersidir.”

Ancak Hegseth, ABD ordusunun önceki başarısızlıklarının nedenlerinin bugün de hala geçerli olduğunu ya unutmuş ya da unutmuş gibi görünüyor. Gelişmiş silahlara sahip olmasına rağmen, ancak bu maddi güç, askerlerinin korkaklığı nedeniyle heder olmaktadır. Amerikan askerleri psikolojik rahatsızlıkların acısını çekmekte olup onların çoğu, mütevazı silahlarla donanmış olan ama ya zafer ya da şehit olma arzusunu taşıyan az sayıdaki Müslümanlarla karşılaştıklarında intihar etmeyi tercih etmektedirler. Dahası son yirmi yılda ABD ordusu, Müslümanlara karşı kayda değer tek bir zafer elde edememiş, ve bunun yerine, siyasi hedeflerini Müslümanların başındaki yöneticilerin ihanetleri yoluyla gerçekleştirmek zorunda kalmıştır.

Sonra da Hegseth, Avrupa'nın büyük güçleri ve bölgesel güçlerin desteğini alamamış olmaktan duyduğu hayal kırıklığını gizleyemeyerek siyasi bir hata yapmıştır. Zira şöyle demiştir: “İsrail'in de net görevleri var ve bunun için minnettarız; başından beri söylediğimiz gibi; yetenekli ortaklar, iyi ortaklardır. Başından beri söylediğimiz gibi güç kullanımı konusunda ellerini ovuşturup endişeye kapılan, tereddüt eden ve mırın kırın eden pek çok geleneksel müttefikimizin aksine.”

Dolayısıyla bugünün Amerika'sı, artık Irak savaşında Batı ülkeleri koalisyonunu seferber eden Baba Bush'un Amerika'sı olmadığı gibi Irak ve Afganistan'da çöküp Amerika'yı terk eden kırılgan koalisyonları bir araya getiren Oğul Bush'un Amerika'sı da değildir. Aksine Trump'ın Amerika'sı; çökmeye mahkum, hasta ve içeriden ve dışarıdan kuşatılmış ve aynı zamanda diğer büyük güçlerin kurumlarından kibirli bir şekilde çekilen bir Amerika'dır! Öyleyse nasıl olur da Müslümanlar arasında hâlâ “Amerika'nın müttefiki olmasaydık, bu dünyada izole edilip kaybedenlerden olurduk” diyen bir subay olabilir ki? Allah Celle Celaluhu bizim için dünyayı geniş kılmışken, biz nasıl kendimiz için dünyayı daraltabiliriz? Nasıl, ey Allah'ın kulları, nasıl?!

Ey İslam ümmeti ve ordular: İran'ın yöneticilerini, ordularımızın yapması gerekeni yapmasını engellemek için bir gerekçe olarak kullanmayalım. Zira Müslümanların başındaki diğer yöneticiler gibi İran'ın yöneticileri de, rollerinin sona ermesine kadar Batı'ya sadık kalmışlardır. M. 3 Mart 1924, H. 28 Receb 1342'de Hilafet yıkılmasından bu yana durumun gerçekliği işte budur. Bugüne gelince; artık dini iktidara taşımanın, ümmet için Halife kılmanın ve ümmetin kalkanını geri getirmenin zamanı gelmiştir. Artık Raşid bir İmamın, İslam dünyasını istikrarsızlaştıran Amerikan askeri üslerine, özellikle de bölgedeki en büyük üssü olan Yahudi varlığına saldırmak için tüm Müslüman orduları seferber etmesinin zamanı gelmiştir. Artık orduların gerçek savaş akidesine, yani iman, tevekkül ve Allah yolunda cihad akidesine geri dönmelerinin zamanı da gelmiştir.

Ey Müslüman orduların subayları: Artık Haçlılar hoşlanmasa da Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müjdelerini gerçekleştirmek için çalışan yeni nesil askeri liderlerin zamanı gelmiştir. Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra zorba diktatörlük olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.” Peki aranızdan Hilafeti kurmak için kim nusret verecek? Zira Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: لَتُقَاتِلُنَّ الْيَهُودَ فَلَتَقْتُلُنَّهُمْYahudilerle savaşacaksınız ve onları alabildiğine öldüreceksiniz.” Aranızdan, Mescid-i Aksa'yı kurtarmak amacıyla ümmetin ordularına komutanlık etmek üzere kim öne çıkacak? Şöyle rivayet edilmiştir: بَيْنَمَا نَحْنُ حَوْلَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم  نَكْتُبُ، إِذْ سُئِلَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: أَيُّ الْمَدِينَتَيْنِ تُفْتَحُ أَوَّلًا: قُسْطَنْطِينِيَّةُ أَوْ رُومِيَّةُ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: «مَدِينَةُ هِرَقْلَ تُفْتَحُ أَوَّلًا، يَعْنِي قُسْطَنْطِينِيَّةَBiz Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanında yazıyorken O’na şöyle soruldu: Bu iki şehirden hangisi önce fethedilecek: Kostantaniyye mi yoksa Roma mı? Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: “Evvelâ Hirakl’in şehri, yani Kostantiniyye fethedilecektir.” Aranızdan Roma İslam'ın otoritesi altına girene kadar Avrupa'daki fetihlere kim liderlik edecek? Zira Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللَّهَ زَوَى لِي الْأَرْضَ، فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا، وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا Gerçekten Allah bana yeri topladı da, onun doğusunu batısını gördüm. Hiç şüphe yok ki, ümmetim bana toplanan yerlerin mülküne ulaşacaktır.” Aranızdan ümmetin egemenliğini dünyanın dört bir yanına yayacak bir orduyu kim inşa edecek?

İşte Hizb-ut Tahrir sizin aranızda, sizin içinizde ve sizinle birliktedir; haydi o zaman bu mübarek ayda, yani Ramazan ayında, müminler için büyük zaferlerin, kafirler için ise büyük yenilgilerin yaşandığı bu ayda onun nusret talebine icabet edin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr – Pakistan

Devamını oku...

İslam, Kapitalizmin Ateşinden ve Onun Kötülüklerinden İnsanlık İçin Rahmet ve Kurtuluştur.

  • Kategori Makaleler
  •   |  

İslam, Kapitalizmin Ateşinden ve Onun Kötülüklerinden İnsanlık İçin Rahmet ve Kurtuluştur.

Allah Subhanehu ve Teala, alemler için rahmet olarak Efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam risaletini göndermiştir. وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ Biz seni ancak âlemlere rahmet olsun diye gönderdik.” [Enbiya 107] Bu da insanları karanlıklardan nura kavuşturmak, insanlığın hayatında bir değişim meydana getirmek, insanlığın karşılaştıkları sorunlara çözümler ve çareler sunmak ve İslam'ın hükümleri ve yasaları aracılığıyla insanlık için adaleti, güvenliği ve onurlu bir yaşamı sağlamak içindir. Ribi' bin Amir Radıyallahu Anh, Rüstem ile yaptığı konuşmada bunu birkaç özlü sözle özetlemiştir; zira şöyle demiştir: “Allah bizleri, insanları kula ibadet etmekten kulun Rabbine ibadet etmeye döndürmek ve dinlerin zulmünden İslam’ın adaletine ve dünyanın darlığından dünya ve ahiretin genişliğine kavuşturmak için gönderdi; kim bizden bunu kabul ederse biz de onu kabul ederiz, kim kabul etmezse ondan cizye alırız, şayet reddederse Allah bize zafer verinceye kadar onunla savaşırız.”

Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gönderildiği topluma baktığımızda, onun cahili bir toplum olduğunu, halkının Allah'a şirk koştuğunu, kendi elleriyle tahtadan, taştan ve hatta hurmadan oydukları putlara ve heykellere taptıklarını, kız çocuklarını diri diri toprağa gömdüklerini, tartıda hile yaptıklarını, faizle muamele ettiklerini, aralarında zina ve ahlaksızlıkların yaygınlaştığını, aralarındaki güçlülerin zayıfları ezdiklerini, aralarında asabiyet, kabilecilik ve taifecilik naralarının da yaygınlaştığını, hiçbir önemi olmayan, aksine sadece iğrenç kabilecilik yüzünden birbirlerinin kanlarının döküp kendi aralarında savaştıklarını görürüz. Örneğin kırk yıl boyunca bir inek için savaştıkları gibi onlardan (uygar olanlar) da çoğu zaman o dönemdeki büyük güçlerin önemsediği çıkarlar için savaşmışlardır. O vakit Irak’taki
Lahmiler Perslere, Şam’daki Gassaniler ise Romalılara tabiydi; dolayısıyla Romalılar Perslerden veya Persler Romalılardan rahatsız olduklarında, Gassaniler ve Lahmiler birbirleriyle savaşıyorlar, dolayısıyla parçalanıyorlar ama onları birleştirecek hiçbir şey olmadığı gibi işledikleri birçok kötülükleri de hiç kimse engellemiyordu.

Nitekim Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, İslam akidesi ve hükümleri aracılığıyla birkaç yıl içinde hem bireysel hem de toplumsal düzeyde insanların hayatlarında niteliksel bir değişim meydana getirmeyi başarmıştır; nitekim Cafer ibn Ebu Talib, Necaşi’nin "Bu din nedir?" sorusuna şöyle cevap vermiştir: “Biz cahiliye karanlıkları içinde yüzen bir kavimdik. Putlara tapar, ölü hayvan eti yer, günah işlerdik. Akrabalarla ilişkiyi keser, komşulara kötü davranırdık. Aramızda güçlü olanlar zayıfları ezerdi. Allah bize aramızdan soyunu, doğruluğunu, güvenirliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi gönderinceye kadar bu şekilde yaşamaya devam ettik. Allah’ın elçisi, bizi Allah’ı birlemeye, O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın O’nun dışında ibadet ettiğimiz putları ve taşları terk etmeye davet etti. Bize doğru söylemeyi, emaneti yerine getirmeyi, akrabaları ziyaret etmeyi, komşulara iyi davranmayı; haramlardan sakınmayı ve insanları öldürmemeyi emretti. Bize kötü ve günah fiiller işlemeyi, kötü söz söylemeyi, yetimlerin malını yemeyi, iffetli kadına iftira etmeyi yasakladı. Allah’a ibadet etmeyi ve O’na herhangi bir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi ve oruç tutmayı emretti. Onu tasdik ettik, ona inandık ve Allah’tan getirdiği mesajlar doğrultusunda ona uyduk. Böylece sadece Allah’a ibadet ettik ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Bize haram kıldığını haram, helal kıldığını helal kabul ettik.” Böylece İslam Arapları, koyun çobanlarından milletlerin efendisine dönüştürmüş ve onların arasından, dava sahipleri ve hayır ve adalet risaletini dünyaya taşıyacak ve bu yolda eziyet ve işkencelere tahammül edecek kişiler çıkarmıştır. 

İslam davetinin etkisi sadece Araplarla veya Arap Yarımadası ile sınırlı kalmamıştır; zira İslam daveti evrensel bir davettir; çünkü Allah, Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e bu daveti tüm insanlara iletmesi için göndermiştir; nitekim Rabbimiz Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيراً وَنَذِيراًBiz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” [Sebe 28] Nitekim İslam yayılmış, farklı cins, ırk ve renkten insanlar akın akın İslam'a girmiş, ardından Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'de İslam Devleti'ni kurmasıyla İslam'ın hükümleri sahada pratik olarak tatbik edilmiş, devletin tebaasından olan Müslümanlar ve gayrimüslimler onurlu bir hayat yaşamışlar, yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanmış, o dönemin en güçlü iki imparatorluğu olan Pers ve Roma yok olmuş, Müslümanlar tarihin akışını değiştirene kadar fetihlerine devam etmişler ve İslam yayılmıştır; dolayısıyla Hilafet Devleti'nin yıkılmasına kadar durum bu şekilde kalmaya devam etmiştir.

Sonra Hilafet Devleti yıkılmış, İslam'ın hükümleri hayat sahasında artık uygulanmaz bir hale gelmiş, zulüm tüm dünyaya yeniden hakim olmuş, sadece Müslümanlar değil tüm insanlık, dini hayattan ayıran kapitalist sistem ve onun yozlaşmış ve ifsat edici medeniyetinin altında sıkıntılı ve zorlu bir hayat yaşamışlardır; zira kapitalist sistem, sömürgeciliğe, halkların kanlarını emmeye, onların servetlerini çalmaya ve onları yoksulluk, açlık ve hastalık içinde bırakmaya dayalı bir sistem olduğu gibi kâr ve maddeyi her şeyden daha değerli olarak gören ve altındaki her şeyi, hatta Allah'ın şerefli kıldığı insanı bile alınıp satılabilir bir hale getiren bir ideolojidir! Oysa Allah insanın nefsini, malını ve ırzını koruyan hükümler koymuş ve bir Müslüman saldırıya uğradığında ordusunu seferber edecek devlet aracılığıyla bu hükümlerin uygulanmasını sağlamıştır. Zira İslam'da siyaset, işlerin gözetilmesi olup İslam Devleti de gözetici bir devlettir; yani İslam Devleti, kapitalist devletler ve koltuklarını insanların geçim kaynaklarını yağmalamak, talan etmek ve çalmak için bir araç olarak kullanan ülkemizdeki yöneticilerden onların tabiilerinin yaptıkları gibi vergi toplayan bir devlet değildir; ülkemizdeki bu yöneticilerin, başlarında Amerika olmak üzere sömürgeci efendilerinin çıkarlarını ve projelerini uyguladıkları sürece iktidarda kalabileceklerini de unutmamak gerekir. Sosyal (içtimai) yöne gelince; Batı medeniyetinin bireylere içgüdülerini istedikleri gibi tatmin etme özgürlüğü vermesinden bu yana meydana gelen ahlaki çürüme ve yozlaşmadan bahsetmeye bile gerek yoktur. Nitekim bu durum, haram olan ilişkilerin yayılmasına, eşcinselliğin yasallaştırılmasına ve fıtrata aykırılığın saygı duyulması gereken bir özgürlük haline gelmesine yol açmıştır!Epstein'ın adasıyla ilgili sızdırılan belgeler, bilgiler ve tanıklıklar, belki de Batı medeniyetinin yozlaşmasını ve bunun altında ezilen insanlığın sefaletini özetlemektedir; zira dünya, yozlaşmış pislikler tarafından yönetilmekte ve Batı medeniyeti ve özgürlükleri, başkalarından önce kendi halkına yıkım getirmektedir.

Bugün insanlığın, kendisini kapitalist medeniyetten kurtaracak birine ihtiyacı olduğu gibi yine insanlığın, kendisini sömürgecilikten ve orman kanunlarından kurtaracak, güvenli ve onurlu bir yaşam sağlayacak birine ihtiyacı vardır. Bunu yapmaya muktedir olan ise sadece İslam ve onun hükümleri olup bu hükümleri de hayat sahasında pratik olarak uygulayacak olmasının yanı sıra insanlığı güvenli bir limana götürmeye muktedir olan da sadece Hilafet Devleti'dir.

Bu nedenle Müslümanların görevi, İslam risaletini taşıma konusunda rollerini yerine getirmeleri ve Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için ciddiyetle çalışmalarıdır; zira dünyayı kapitalizmin kötülüklerinden ve onun altındaki sıkıntı ve sefaletten kurtaracak olan Hilafet Devleti'dir. Bakın azimlerimizi bilemek, Allah ile olan ahdimizi yenilemek, O'nun şeriatını uygulamak için çalışmak ve bu kerim ayda indirilen Kitabı'nı da, Müslümanlar için bir anayasa ve yaşam biçimi olarak tatbik konumuna ve tüm insanlar için ise bir can simidi haline getirmek için Ramazan ayı en büyük fırsatlardan biridir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Beraa Munasıra

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER