Allah’tan ve Kullarından Utanma Duygusunu Tamamen Yitiren Pakistan Yöneticileri İyice Fütursuzlaşmışlardır
- Kategori Pakistan
- İlk yorumlayan ol!
- |
Aynı akideye sahip olmak, İslam kardeşliği ve komşuluk hakkı bile, en azından susmak ve ihanete ortak olmamak şeklinde dahi olsa Pakistan yöneticilerini durdurmaya yetmemiştir. Aksine çok daha ileri giderek, aralarında bir “ortak savunma anlaşması” olduğu bahanesiyle kardeşlerini ve komşularını; Amerika ve Yahudi varlığının onlara karşı yürüttüğü savaşa dahil olmakla tehdit etmişlerdir. Yeryüzündeki her Müslümanı birbirine bağlayan akide anlaşmasını ve iman bağını tamamen unutmuş görünüyorlar. Peki hangi ahit daha sağlamdır; Harameyn-i Şerifeyn’i gasp edenleri savunma anlaşmaları mı, yoksa İslam’ın o sapasağlam misakı mı?! Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı İshak Dar, Salı günü yaptığı açıklamada; Suudi topraklarındaki Amerikan askeri üslerine yönelik olası İran saldırılarını engelleme çabaları çerçevesinde, Pakistan’ın Suudi Arabistan ile olan ortak savunma anlaşmasını İran’a hatırlattığını vurguladı. İshak Dar, İslamabad’da düzenlenen basın toplantısında, “İran tarafına aramızdaki ortak savunma anlaşmasını bildirdim. İran tarafı da Suudi Arabistan’ın kendi topraklarını İran’a karşı kullandırmayacağının garanti edilmesi gerektiğini vurguladı.” dedi.
İran’daki Müslümanlar —Sünnisiyle ve Şiisiyle— iki milyarlık İslam ümmetinin bir parçasıdır ve bizim kardeşlerimizdir. Ama tıpkı diğer Müslüman beldelerin başındaki yöneticiler gibi İran yöneticilerinin de İslam ve Müslümanlarla hiçbir bağı yoktur. Çünkü onlar Allah’ın indirdiğiyle hükmetmemekte ve ümmetin işlerini Allah’ın şeriatıyla gütmemektedirler. Hatta bazıları Amerika’ya olan bağlılıklarını açıkça dile getirmişlerdir. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin yardımcısı Muhammed Ali Abtahi, 2004 yılında Dubai’de düzenlenen bir konferansta “Biz olmasaydık Amerika Afganistan ve Irak’ı işgal edemezdi.” demiştir.
Ayrıca İran rejiminin, Amerika’nın ajanı Beşşar Esed’in on yılı aşkın süredir işlediği cürümlere ortak olduğu da kimseye gizli değildir. Bu dönemde Müslümanların kanı dökülmüş, kadınların namusu çiğnenmiş ve tarihin en korkunç suçları işlenmiştir. İran rejiminin Amerika’yı memnun etmek, çıkarlarına hizmet etmek ve bölgedeki, özellikle Irak ve Suriye’deki suçlularını desteklemek uğruna yaptığı tüm bu fedakarlıklar, Amerika nezdinde ona bir şefaat sağlamamıştır. Amerika, İran’ın rolünün bittiğine, “İslam” iddiasındaki devrimin son kullanma tarihinin geçtiğine ve Mollalar rejiminin varlığının artık bölgede Yahudi varlığı liderliğinde kurulacak Yeni Ortadoğu planına engel teşkil ettiğine karar vermiştir. Böylece liderlerini tek tek öldürüp tasfiye etmeye başlamış, bununla da yetinmeyip, beslemesi Yahudi varlığını taklit ederek altyapıyı hedef almış, rejim adamlarından birinin bulunduğu sanılan okulları ve yerleşim yerlerini bombalamaya başlamıştır.
İran, İslam kisvesi giyip hayatlarında bir gün bile İslam’la hükmetmeyen yöneticilerden ibaret değildir. İran; İmam Müslim, İmam Buhari, Tirmizi, İbn Mace gibi onlarca, yüzlerce İslam uygarlığının güzide âlimlerinin yetiştiği bir beldedir. İran, tüm ümmetin mülkü olan haraci bir beldedir. Dolayısıyla Amerika’nın İran’a ve halkına saldırısı, topyekûn İslam Ümmetine yapılmış bir saldırı olarak kabul edilir ve tüm ümmetin onlara yardım için seferber olması farzdır. Hiç kimse “Bırakın Amerika ülkeyi şu yozlaşmış (fasit) yöneticilerinden kurtarsın” diyemez! Çünkü ümmet, eline batan dikeni kendi eliyle söküp atmalıdır; eğer eline batan dikenin düşman tarafından çıkarılmasına izin verilirse, o zaman düşman, eline daha zehirli, daha derin ve daha çok diken batırmış olacaktır!
Pakistan’daki siyasi ve askerî yöneticiler Allah’tan utanmadıkları gibi kullarından da utanmamaktadırlar. Tıpkı Gazze’deki kardeşlerini yüzüstü bıraktıkları gibi kardeşlerine ve komşularına yardım etmek yerine onları da yüzüstü bırakmışlardır. Amerika’ya kölelikten kurtulmak için bu fırsatı değerlendirecekleri yerde, ona olan ajanlıklarında daha da ileri gitmişler, böylece onu razı ederek o eğri koltuklarında kalabileceklerini sanmışlardır. Amerika’nın İran, Suriye ve Irak’taki müttefiklerine ve sadık uşaklarına ne yaptığından hiç ders almamışlardır. Sadece çaresiz bir şekilde sükût etmekle kalmayıp, tıpkı daha önce “Terörle Savaş” adı verilen Haçlı Savaşı’na katıldıkları gibi, şimdi de Amerika’nın savaşına katılacaklarını küstahça ilan etmişlerdir! Ne Ebu Cehil’in hamiyetinden (gururundan) bir eser kalmış ne de Haçlı İspanya’nın tavrı gibi bir tavır sergileyebilmişlerdir! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözü onlara ne kadar da uymaktadır:
إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ الأُولَى: إِذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ “İlk peygamberlerden itibaren halkın hatırında kalan bir söz vardır: “Utanmıyorsan dilediğini yap.” [Buhari]
Ey Pakistan Müslümanları! Ey samimi subaylar! Sizi yöneten ve güden bu Ruveybidalara karşı sessiz kalmak için hiçbir mazeret kalmamıştır. Çünkü basiret ve feraset sahibi herkes, artık bu yöneticilerin bütün musibetlerin kaynağı ve hastalığın asıl sebebi olduğunu görmektedir. Onları devirmek en büyük farzdır. Eğer onları devirirseniz, Batılı sömürgeci kâfirin zincirlerinden kurtulmuş ve işlerinizin dizginlerini kendi elinize almış olursunuz. Öyleyse haydi Hizb ut-Tahrir ile omuz omuza verin ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletini kurmak için ona nusret verin. Ancak bu şekilde Rabbinizi razı edebilir, kendinizi ve ümmetinizi özgürlüğe kavuşturabilirsiniz. Aksi halde kayıplarınız, yenilgileriniz ve zilletiniz, aşağıların aşağısına (esfel-i safilin) varana kadar artarak devam edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]



