Perşembe, 05 Şevval 1446 | 2025/04/03
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Müslüman Göçmenlerin Batı'daki Etkisi!

بسم الله الرحمن الرحيم

Haber - Yorum

Müslüman Göçmenlerin Batı'daki Etkisi!

Haber:

Birçok ticari şirket, Alman pazarlarında Ramazan ve Bayram ürünleri sunmakta ve Müslümanların bayramını kutlamaktadır.

Yorum:

Son dönemde Batı ülkelerine göç eden Müslümanların sayısındaki artışla birlikte Avrupa pazarları, süsleme, yiyecek, giyecek ve dekoratif malzemeler şeklinde özellikle Ramazan sunumlarındaki artışa tanık olmaktadır; hatta bir Alman işletmesi özel bayram tatlıları hazırlamış ve bunları Müslümanların bayramını Arapça “Eid Mubarak” (Bayramınız Mübarek Olsun) sözleriyle kutlayan sesli bir reklamla birlikte satışa sunmuştur. Bu olgu daha önce Alman pazarlarında belirgin bir şekilde mevcut değilken ancak daha önce Faslı göçmenlerin yoğun olduğu Fransa ve Belçika'da veya İslam beldelerinde çok sayıda sömürgesi bulunan İngiltere'de mevcuttur.

Almanya'da yabancıların ya da göçmen kökenlilerin sayısı yaklaşık 25 milyona ulaşmış olup, bu sayı nüfusun yaklaşık %20'sini oluştururken özellikle Müslüman göçmenlerin beş milyondan fazlasını Türkler oluşturmakta ve bunu ise son on yıldaki devrim sırasında başta Suriyeliler olmak üzere Araplar izlemektedir. Müslümanların bu oranı nüfusun yaklaşık %6'sını oluşturmakta olup belki de son zamanlarda Suriyeli topluluğun etkisi daha çok gözlemlenmektedir; zira 1960'lardan bu yana Türk toplumunun etkisi bazı dükkanlar ve dinlerini korumak için gelen yaşlı insanların gittiği birkaç dağınık cami ile sınırlıydı ancak bu oran 11 Eylül 2001 olaylarından ve ardından İslam beldelerine karşı Haçlı işgalinden bu yana Müslümanlara yönelik askeri ve medya düşmanlığının hızının artmasıyla önemli ölçüde artmıştır; nitekim Müslümanlar arasındaki tepki ise camiye giden gençlerin sayısındaki artışta, Kur'an'a ve insanları İslam'a davet etmeye olan ilgilerinde ve aynı şekilde hükümetler tarafından siyasallaştırılamayan ve sansüre tabi tutulmayan iletişim araçlarının ve bilgi kaynaklarının yaygınlaşmasının bir sonucu olarak birçok yabancı ülke halkının İslam'a girmesinde gözlemlenmektedir. Bu da ülkeleri, davet faaliyetlerine karşı sıkı tedbirler almaya, İslami partileri ve kültürel dernekleri yasaklamaya, faaliyetleri cami ziyaretleriyle sınırlandırmaya ve bireysel ibadet dışında herhangi bir fikri faaliyeti engellemeye sevk etmiştir.

Suriye halkının devriminin ve onların milyonlarcasının cani kasap Beşar Esad rejimi tarafından uygulanan soykırım savaşının dehşetinden kaçmak için Avrupa'ya göç etmesinin, Batı toplumunda doğu etkisinin artmasında çok büyük bir etkisi olmuştur; ayrıca çoğu fabrika işçisi olan ve Almancaya çok az ilgi duyan Türk toplumunun aksine Suriyeli toplumun işçilikten ziyade ticaret, serbest işler ve üretim piyasasına ve aynı şekilde Almancaya da ilgi duyduğunu, bu yüzden de sosyal ve ekonomik karışımın çok daha büyük etkisi olduğunu görmekteyiz. Giyim, dekorasyon ve yemek kültür ve sanatıyla doğulu ticari pazarın aktif olması, ticari kuruluşları, özellikle Ramazan ve Ramazan Bayramı gibi dini günlerle ilgili doğulu ürünlere yönelik artan talebe ayak uydurmaya teşvik etmektedir.

Bu toplumsal ve ekonomik gelişmelere yönelik siyasi yanıt, göç politikasına karşı çıkan ve kışkırtma yoluyla toplumdaki İslami etkiyi durdurmak isteyen Almanya İçin Alternatif (AfD) gibi aşırı sağ partilere verilen desteğin artması, göçün durdurulması, suç işlemekle ve topluma düşmanlık yapmakla suçladıkları Afganlar, Faslılar ve Suriyeliler de dahil olmak üzere istenmeyen yabancıların sınır dışı edilmesi ve bireysel (kilise) dindarlığın tezahürlerinin kalmasıyla birlikte kimliklerini değiştirerek, akidelerini silerek ve dinlerini çarpıtarak entegre olmaları için siyasi baskılar uygulamak şeklinde gözlemlenmektedir. Bu siyasi yaklaşım, aşırılık yanlısı partilerin destekçilerini kontrol altına almanın bir üslubu olarak “ılımlı” partiler tarafından da takip edilmiştir.

Belki de İslami yapıya sahip mallara veya İslami münasebetlere yönelik teşvik, bu ideolojinin İslam kültürünün toplum üzerindeki etkisini önleme veya en aza indirme konusundaki başarısızlığının bir kanıtıdır. Belki de bu, insanlık için daha iyi ve daha yüksek bir kültür taşıdığına dair atıp tutarak kendilerini, inançlarını ve yaşam biçimlerini reddeden bir toplumda, göçmenlerin farklı kimliklerini ve beraberlerinde taşıdıkları inançlarını koruma ve yaralarıyla birlikte hükümlerini uygulamaya çalışma çabalarının başarısının bir göstergesi olabilir. Bu şekilde onlar, kendi ideolojileriyle çelişmekteler ve özgürlükler, demokrasi, din özgürlüğünün güvence altına alınması, ırkçılık ve etnik ayrımcılıkla mücadele gibi siyasi varlıklarını üzerine inşa ettikleri değerlere karşı çıkmaktadırlar.

Şayet bugün Batı ülkelerinde demokrasi altında olanlarla dün İslami Hilafet Devleti yönetimi sırasında Müslüman ülkelerde olanların arasını karşılaştırmak isteseydik, büyük bir fark ve büyük bir uçurum olduğunu görürdük; bilakis bu ikisinin arasını karşılaştırmanın bir yolu yoktur fakat bunun tersini tarif etmek için şunu söylüyoruz; şeriatın tebaa arasındaki ilişkilerde bağlı olduğu asıl, tabiiyet olup başka bir şey değildir. Dolayısıyla İslami tabiiyeti taşıyan tüm gayrimüslimler, Müslümanların sahip olduğu aynı haklara sahip olup devlet, hak ve görevler açısından tabiiyet taşıyanlar arasında herhangi bir ayrım yapmamakta, onları korumakta ve herkes, Rabbani şeriata bağlayan kamu haklarına halel getirmeksizin dinlerini ve geleneklerini uygulamaktadırlar. Allahu Teala bunu şu kavlinde teyit etmektedir: إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌMuhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” [Hucurat 13] Yine bu konuda Allah’ın Rasulü Aleyhissalatu ve’s Selam şöyle buyurmuştur: مَنْ آذَى ذِمِّيّاً فَقَدْ آذَانِي "Kim bir zimmeye eziyet ederse bana eziyet etmiş olur."

Bu, Batı'nın tüm medya, askeri ve idari araçlarıyla yok edip çarpıtmaya çalıştığı, ancak her seferinde başarısız olup başarısızlığını artırdığı ve bu dinin her turda yüceden yüceye yükseldiği bir hakikattir. Bunu da Allahu Teala’nın şu kavli doğrulamaktadır: يُرِيدُونَ أَن يُطْفِئُوا نُورَ اللهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللهُ إِلَّا أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَAllah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Kâfirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” [Tevbe 32]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
M. Yusuf Seleme

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER