- |
- İlk yorumlayan ol!
- yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt

بسم الله الرحمن الرحيم
Hayye Ale'l-Felâh (Haydin Kurtuluşa)
(Tercüme)
Birçok kişi için “felah” dünya zevklerinden en büyük payı almak anlamına geliyor - büyük servetlere sahip olmak, üstün makamlara ulaşmak, lüks ve savurganlık içinde yaşamak, okulda, işte ve aile hayatında kat kat başarılar elde etmek...
Bu kısır ve hatalı anlayış, İslam beldelerini işgal edip Müslümanların safi fikirlerini kökünden kazıyarak İslami mefhumların tahrifatına ve karışıklığa yol açmış olan Batılı kültürün neticesidir. Bir zamanlar Müslümanlar fikirlerini sadece ve sadece tertemiz ve kusursuz akidelerinden, El-Hakîm ve El-Habîr olan Allah’ın kulları için seçtiği akideden, alırlardı.
Allah Azze ve Celle Bakara Suresinin başında buyuruyor ki: ﴿ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ * الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ * والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ * أُوْلَـئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴾ “Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene de senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rablerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.” [Bakara 1-5]
İbni Abbas, ﴿وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴾ (kurtuluşa erenler işte onlardır) ayetini şöyle tefsir etmiştir: Onlar aradıklarını bulanlar ve kaçtıklarının şerrinden kurtulanlardır, demiştir. “Onların aradıkları” ise Allah’ın rızası ve cennettir, “kaçtıkları” ise Allah’ın gazabı ve cehennemdir. Allah hepimizi ondan korusun.
“Felah” kelimesini kulaklarımız günde beş defa müezzinin ezan çağrısıyla işitmektedir. Hayye ‘ale’s-salâh, Hayye ‘alel-felâh, (Haydin namaza gelin, Haydin kurtuluşa gelin) anlamı nedir?
İmam Nevevi, Sahih-i Müslim Şerhi’nde şöyle açıklamaktadır: Hayye ‘ale’s-salâh’ın anlamı; haydi namaza gelin, namaza yönelin demektir. Hayye ‘alel-felâh’ın anlamı; haydin zafere ve kurtuluşa gelin demektir. Bunu bazıları; sonsuz hayata yani cennetteki sonsuz hayata götüren şeye yönelin, olarak yorumlamaktalar.
Dolayısıyla “felah”; Allah’ın kulları için belirlemiş olduğu hidayetine tabi olup ondan sapmayanlar için hazırlanmış ödüldür. Yegâne gayesi Allah’ın rızasını elde etmek ve cennete nail olmak olanlara has olan ödüldür.
Böylece tertemiz ve asil bir başarı fikri ortaya konmuş ve aksi olan hatalı zan ortadan kaldırılmış oluyor. Gerçek başarı; hayatımızda Allah’ın varlığını idrak etmek, hedeflerimizi onun rızası doğrultusunda hizalamak ve Onun bizim için takdir ettiği sınavlara da nimetlere de razı olmaktır. Allah’ın hidayeti üzere sabrettiğimiz ve Onun bu dinini hâkim kılacağına dair vaadinden emin olduğumuz müddetçe bizim için takdir ettiği her şeyde hayr olduğunun bilincinde olmaktır. Bu dünyada da Allah’ın nimetlerini umarken ahiretteki nihai mükafatın bu dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha kıymetli olduğunu bilmektir ki o, “genişliği göklerle yer kadar olan cennettir”.
Gerçek felah, felahın her türlüsü, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın bizim için belirlediği emir ve yasaklarına samimiyetle bağlanmaktadır. Samimiyetin en üstün derecesi ise bu mübarek daveti taşımakta, sorumluluğunu üstlenmekte ve Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyen düşmanlarının şiddetli saldırılarına karşı savunmaktır. Zira Allah ancak nurunu tamamlamaktan başka bir şey istememektedir. Zira Allah, El-Muiz, En-Nasîr, El-Kaviyy, El-Aliyy’dir. Her amelimiz, duruşumuz ve vazifelerimiz Allah’a karşı samimi olmalı, bu davetin etrafında dönmeli ve bu dini yüceltmek ve rayesini dikmek için olmalı. Bu dava uğrunda mücadele edenlerin safında yer almalıyız. Sarsılmaz bir kale gibi sağlam durmalıyız. Birbirimize güç olmalıyız. Ta ki Allah vaadini gerçekleştirsin. Rasulullah (sav) buyurdular: «مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى» “Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”
İslam her zaman birlik ruhu oluşturmayı vurgulamış ve bunu ferdin, toplumun ve devletin vazifesi kılmıştır. Her bir Müslüman bu dinin sınırlarının bekçisidir, onları var gücüyle savunup korur.
İslam Ümmetinin en ayırt edici özelliği, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir ümmet olmasıdır. Dolayısıyla bu ümmete ait olan her kişi hiç aksatmadan, hiçbir bahaneye sığınmadan, ihmale ve rehavete sürükleyen nefsinin arzularına karşı tetikte olmalıdır. Ûlû-l-azm ve sürekli ceht ile Rabbinin rızasını kazanmak ve felaha kavuşanlardan olmak için çalışmalıdır.
İslam Ümmetinin bugün içinde bulunduğu acı vakıaya rağmen -İslam düşmanlarının İslam beldeleri üzerindeki hâkimiyetine, mukaddesatımıza saldırıp kanlarımızı dökmesine rağmen- kalplere huzur ve itminan sağlayan şey, Mü’mini başarılı kılan şey, saadetini Rabbinin rızasına ve Allah’ın cennetine kavuşma ümidine bağlamış olmasıdır. Mü’min başarıyı sadece yeryüzünde güç sahibi veya muzaffer olmakla sınırlandırmaz. Allah’ın rızasına nail olan kişi, zorluklara, mücadelelere veya düşmanlara kafayı takmaz, zalim yöneticilerden korkmaz. Zira o, hak yol üzere sebat eder, onun yegâne yol göstericisi Rabbidir.
“Müslüman olarak öldüğüm müddetçe, Allah’ın takdir ettiği ölüm hangi taraftan gelirse gelsin.”
İslam’ın rayesini göklerde dalgalanırken görmeyi, Allah’ın kudretine ve izzetine ve Müslümanların zaferine şahit olmayı arzulamayan Müslüman yoktur. Evet, bu her ne kadar mutlu etse de, her Müslümanın ulaşmak istediği en büyük mutluluk ile kıyaslanamaz. Zira Allah’ı razı etmenin neticesinde elde edilecek nihai ahiret başarısı, her şeyden daha iyi ve sonsuzdur.
Bu dünyanın sunacağı hiçbir şey ahirettekinin derecesine ulaşamaz. Gerçek felah, felahın her türlüsü, Kıyamet Günü’nde Allah’ın kuluna; ﴿ادْخُلُوهَا بِسَلاَمٍ آمِنِينَ﴾“Oraya emniyet ve selâmetle girin.” [Hicr 46] demesidir. ﴿وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَالرَّسُولَ فَأُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقاً﴾ “Her kim Allah´a ve peygambere itaat ederse, işte onlar Allah´ın kendilerine nimet ihsan ettiği peygamberler, dosdoğru kişiler, şehitler ve salihlerle birliktedirler. Bunlar ise ne güzel arkadaştır!” [Nisa 69]
En büyük önceliğimiz Allah’ın emirlerine uyup, yasaklarından uzak durup, dinini yüceltmek için tüm cehtimizi harcayarak Rabbimizi razı etmenin sevinciyle Ona kavuşmak olsun. Tüm amellerimizde, işlerimizde Rabbimize karşı samimi olarak salih ve mü’min kullarından olalım ki bizleri felaha kavuşanlardan eylesin. Haydin gelin felaha! Cennete kavuşmak için acele edelim: ﴿سَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ﴾“Rabbinizin mağfiretine ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.” [Âl-i İmran 133]
Allah’ım! Şahit ol ki bizler onlardan olmak için çabalıyoruz, bizi bu zaferden mahrum etme ve bizleri muzaffer olanlardan kıl.
Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları için Yazan
Zinet es-Sâmit