Cumartesi, 07 Rebiu’l Evvel 1447 | 2025/08/30
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Hindistan ve Pakistan Arasındaki Çatışmanın Sınırı Amerika’nın Çin'e Yönelik Politikasının ve Stratejisinin Sınırına Bağlıdır

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Hindistan ve Pakistan Arasındaki Çatışmanın Sınırı

Amerika’nın Çin'e Yönelik Politikasının ve Stratejisinin Sınırına Bağlıdır

Pakistan'da iktidardaki askeri rejim Amerika'nın bir uydusu olarak görülüyor ve askeri liderleri, uzun süre devam etmesini arzuladıkları ikili ortaklık adına Amerika'ya olan sadakatlerini her zaman teyit ettiler, çünkü Pakistan'daki askeri rejim ABD politikasının ve İslam'la savaşma ve stratejik rakibi Çin'i sınırlamak ve zayıflatmak için Avrasya'ya hakim olma yönündeki büyük stratejisinin bir aracıdır.

Aynı şekilde Hindistan'daki Modi rejimi, İslam'a darbe indirmek, Çin'i dizginlemek ve çevrelemek için tamamen Amerikan siyasetine dahil olmuş ve Hindistan, Modi ile birlikte Amerika'nın stratejik ve jeostratejik politikasında kilit bir oyuncu haline gelmiştir.

Pakistan ve Hindistan rejimlerinin Amerika'ya tabi olması ve Hindistan ile Pakistan arasındaki jeostratejik çatışmanın tehlikeli Avrasya bölgesinde ve Çin'in batı sınırlarında yer alması ve iki ülke arasındaki son çatışma, Amerikan politikası çerçevesinde okunabilir ve çatışmanın stratejik ve jeostratejik sınırı, Amerika'nın Avrasya bölgesindeki politikasının sınırına bağlıdır.

Amerika, Çin'i çıkarları için en büyük tehdit ve Avrasya'daki hegemonyası için en tehlikeli rakibi olarak görmektedir; Çin tehlikesine karşı stratejisinin pratik tercümesi, Asya ve Pasifik ülkelerini kullanarak Çin'i düşmanca bir ateş çemberiyle kuşatmak ve bu maksat için Hint Yarımadası'nı, özellikle Hindistan'ı kullanmak olmuştur ve gaye de, öncelikle Çin'i dizginlemek, sonunda onu zayıflatarak kontrol altına almaktır.

Bu da Amerika'nın Hindistan'ın gücünü artırmasını, Hindistan'ın rakibi Pakistan'ı zayıflatmasını, işgal altındaki Keşmir'i tarafsızlaştırarak Pakistan-Hindistan çatışma dairesinden çıkarmasını, Hindistan'ı Çin'e karşı bölgede jeostratejik bir güç olarak dayatmasını ve Pakistan yöneticilerinin, Hindistan'ın Ağustos 2019'da işgal altındaki Keşmir'in Hindistan'ın bir parçası olduğunu ilan etmesinin akabinde Amerikan stratejisine tamamen boyun eğip teslim olduğunun ortaya çıkmasını gerektirmektedir.

Hindistan, her zaman Amerikan stratejik politikası açısından, Batı'nın sömürgeci stratejik mirasının bir parçası olarak görülmüştür; zira daha dün Hindistan, İngiliz stratejisinin bir parçasıyken bugün ise kendisini Amerikan stratejisinin eline teslim etmiş olup Amerika da onu Avrasya bölgesindeki jeostratejik politikalarında ve projelerinde kullanmaktadır. 2002 yılının Ekim ayında ABD Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan bir raporda, “ABD ordusu, Hindistan'daki üs ve askeri altyapıya ulaşmaya yönelik çalışma planlarını sürdürüyor... Hindistan'ın Orta Asya'daki stratejik konumu ve Orta Doğu ile Uzak Doğu arasında bir köprü görevi görmesi, bu ülkeyi ABD ordusu için cazip bir hale getiriyor” ifadeleri yer almıştır. 2005 yılında Pasifik Komutanlığı temsilcisi, Amerikan Savaş Akademisi önünde daha açık bir şekilde şunları söylemişti: “Hindistan'ın somut desteğine ihtiyacımız var; çünkü stratejik hedeflerimiz küresel niteliktedir... ABD'nin gücü, Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Adası ile Pasifik Okyanusu'ndaki Okinawa ve Guan arasındaki bölgede hâlâ ciddi şekilde zayıftır.” 

Böylece Amerika, Hindistan'ı militarize etmeye (askerileştirmeye) ve savaş kapasitesini güçlendirmeye başlamış olup amacı da Hindistan'ı güvenlik stratejisine dahil etmek ve onu Çin'e karşı kişiselleştirdiği soğuk savaşına sürüklemektir. Hindistan'ın ABD stratejisine dahil edilmesi süreci 2004 yılında başlamış ve Modi hükümeti ile Trump'ın ilk döneminde daha hızlı bir şekilde ilerlemiştir; zira 2016 yılında Hindistan, Amerika ile lojistik değişim anlaşması imzalamış ve bu anlaşma, her iki ülkenin belirli amaçlarla diğer ülkenin askeri tesislerini kullanmasına izin vermektedir; nitekim 2020 yılında da ilk anlaşmayı pekiştirmek için benzer bir anlaşma daha imzalanmıştır. Ayrıca Hindistan, ABD ile iki ülke orduları arasında şifreli iletişimi güvence altına alan anlaşmalar da imzalamış ve Hindistan'ın silahlanma programı ABD silah şirketlerinin pazarına yönelmiştir.

Ve bugün, 13 Şubat 2025'te Modi'nin Amerika'ya yaptığı son ziyaret ve “büyük dost” olarak nitelendirdiği ABD Başkanı Trump ile yaptığı görüşmenin ve imzalanan stratejik anlaşmaların ardından, Trump yönetiminin Hindistan'ın militarizasyonunu hızlandırma ve stratejik kapasitelerini güçlendirerek onu Çin'e karşı Amerikan stratejisine entegre etme kararlılığı ortaya çıkmıştır ve Modi, Amerika'nın bunu gerçekleştirmesi için bir fırsattır. Ziyaret öncesinde Hindistan Dışişleri Bakanlığı, Modi ve Trump'ın, Amerika, Hindistan, Japonya ve Avustralya'nın dahil olduğu Çin'e karşı yapılan Asya ve Pasifik bölgesindeki güvenlik ittifakı olan “Quad”ın güçlendirilmesini ele alacaklarını açıklamıştır. Bunun ardından 21 Ocak 2025 tarihinde Washington'da düzenlenen “Quad” ittifakı toplantısında, Trump yönetiminin Çin tehdidini stratejik öncelikleri arasında ilk sıraya koyduğuna dikkat çekilerek, Hint-Pasifik bölgesinin güvenliğini güçlendirme taahhüdü yinelenmiştir.

Trump, Modi ile düzenlediği ortak basın toplantısında “Hindistan'ın ABD'den petrol ve gaz ithal etmesi konusunda anlaştık” dedi. Modi de şuna dikkat çekti; “Hindistan'ın enerji güvenliğini sağlamak için petrol ve gaz ticaretine odaklanacağız... Enerji altyapısına yapılan yatırımlar aynı şekilde nükleer enerji alanında da artacaktır.” Modi, ülkesinin ve Amerika'nın, stratejik mineraller için güçlü tedarik zincirleri oluşturmaya odaklanacağını ve Amerika ile karşılıklı ticaret hacmini birkaç katına çıkarmaya çalışacaklarını açıkladı. Aynı şekilde Trump, Washington'un Yeni Delhi'ye F-35 savaş uçakları satacağını, böylece Hindistan’ın, bu son teknoloji ürünü uçaklara sahip az sayıdaki ülkeden biri olacağını açıkladı. Ve şunu da vurguladı; “Bu yıldan itibaren Hindistan'a askeri satışlarımızı milyarlarca Dolar artıracağız.” Yine Hindistan'a son tahlilde F-35 savaş uçakları tedarik etmenin önünü açıyoruz. Aynı şekilde Amerikan şirketi General Electric ile Hint şirketi Hindustan Aeronautics arasında imzalanan anlaşma, Hindistan'da Hint uçakları için jet motorları üretilmesine ve Amerika'da üretilen silahlı insansız hava araçlarının satılmasına izin verecektir. Ayrıca ortak açıklamada, “Liderler, 21. yüzyılda ABD ve Hindistan arasında büyük savunma ortaklığı için on yıllık yeni bir çerçeve anlaşması imzalamayı planladıklarını” da duyurdular.

Bu anlaşmalar, Amerika için büyük bir stratejik atılım olarak değerlendiriliyor; çünkü bu anlaşmalar, Amerika'nın Hindistan için hassas ve önemli stratejik sektörleri (enerji, nükleer, nadir mineraller, hava kuvvetleri ve güvenlik) kontrol ve denetim altına almasına ve Hindistan'ı Amerika'nın Çin'e karşı soğuk savaşında kullanmasına imkan veriyor.

Hindistan ile Pakistan arasındaki son askeri olay, Amerika'nın Avrasya bölgesine yönelik politikasının genel çerçevesi kapsamında ve stratejisi bağlamında yer almaktadır ki bu da stratejiyi bozan veya sabote eden bir unsur değil, stratejiye hizmet eden ve yardımcı olan bir unsurdur. Amerika'nın stratejisinin ana tarafı olan Hindistan, Pakistan'a karşı askeri operasyonu başlatan taraf olup dikkat çekici olan, Hindistan'ın olayları ilk andan itibaren kontrol altına almaya ve sona erdirmeye çalışmasıdır; zira Hindistan ordusu yaptığı açıklamada, güçlerinin "Pakistan ve Pakistan işgali altındaki Cammu ve Keşmir'deki terörist altyapısını hedef alan bir saldırı başlattığını, buradan Hindistan'a yönelik terörist saldırıların planlanıp yönlendirildiğini" ve toplamda dokuz yerin hedef alındığını söyledi. Ve şu eklemede bulundu: “Eylemlerimiz odaklı, mutedil ve gerilimi azaltıcı olup hiçbir Pakistan askeri tesisi hedef alınmamıştır”; bu da olayın amacının ve dürtüsünün, dışarıda aranması gerektiği anlamına gelmektedir. Ayrıca dikkat çekici olan bir diğer nokta, Hindistan hava kuvvetlerinin kayıplarının boyutudur ki bu, savaş düzeyine bile ulaşmayan sınırlı bir askeri olay için bir felaket olarak değerlendirilebilir; zira Amerikan CNN kanalı bu konuyla ilgili olarak, “Hindistan ile Pakistan arasındaki son çatışma, Hindistan hava kuvvetlerinin sınırlılığını ortaya koymuştur” yorumunda bulundu. Pakistan güvenlik kaynakları da, düşürülen 5 Hindistan uçağından 3'ünün “Rafale” tipi olduğunu söylemiştir. Bu uçak, Hindistan Hava Kuvvetleri'nin en gelişmiş savaş uçakları arasında yer almaktadır ve son yıllarda Yeni Delhi'nin askeri gücünü artırma çabaları kapsamında satın alınmış olup Hindistan, hava filosunda Fransız "Dassault Aviation" şirketinden satın aldığı 36 adet "Rafale" savaş uçağına sahiptir. Ayrıca, Rus yapımı bir MiG-29 ve bir Sukhoi Su-30 uçağı da düşürülmüş olup Hindistan, savunma teçhizatının yaklaşık %60'ını Rusya'dan temin etmektedir ve aynı zamanda bir de Heron tipi insansız hava aracı da düşürülmüştür.

Bu durum, Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan son olayın, geçici bir güvenlik olayına tepki değil, büyük bir siyasi kırılma olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla Modi'nin son ABD ziyaretinde imzaladığı anlaşmalar, ABD'nin Hindistan'ın ekonomik, askeri, güvenlik ve stratejik dokusuna yönelik en büyük nüfuzu olarak değerlendiriliyor; nitekim Hindistan siyasi sınıfındaki siyasi gerginlikler ve kutuplaşmaların ortasında, bu tür anlaşmaların geçirilmesi, Modi ve ABD'nin nüfuzu için ağır bir siyasi darbe olacaktır. Son askeri olay, bu anlaşmaları meşrulaştırmak ve haklı çıkarmak için gelmiştir; zira Hindistan hava kuvvetlerinin bu büyüklükteki bir başarısızlığı, Amerika ile askeri anlaşma ve Fransız ve Rus silahlarının başarısızlığı ve sınırlılıklarının ortaya çıkmasının ardından Amerikan hava kuvvetlerine olan stratejik ihtiyaç için bir gerekçe oluşturmaktadır; ayrıca Amerikan teknolojisinin üstünlüğü nedeniyle anlaşmanın diğer savunma alanlarına genişletilmesi için bir gerekçe oluşturmaktadır. Yine Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş ve Rusya'ya uygulanan yaptırımlar, Modi'ye Rusya pazarından vazgeçip savunma ve enerji alanında Amerika'ya bağımlı hale gelmek için bir gerekçe sunuyor; bu da Hindistan'ın Rusya'dan gelen enerji ve savunma tedarik zincirini koparmasına yardımcı olacak ve bu da Rusya'nın zayıflamasına ve Amerika'nın stratejisine hizmet etmesine neden olacaktır.

Hindistan ve Pakistan arasındaki son olay, Modi'nin ABD politikasına ve Çin'e yönelik stratejisine tam olarak dahil olduğunu ve Hindistan'ı ve tüm stratejik sektörlerini ABD'ye bağladığını gizlemek için bir kılıftır.

İneğe tapan bir Hindu'ların bunu yapması hiç şaşırtıcı değildir ancak asıl utanç verici ve iğrenç olan, Pakistan'daki hain Müslüman yöneticilerin, Amerika'nın azim İslamlarına ve ümmetlerine karşı savaşına katılmaları ve Amerika'nın zalim ve vahşi hegemonyasına hizmet etmeleridir ki bunun bedelini ise Müslümanların kanları ve servetleri ödemektedir.

Ey yeryüzünün doğusu ve batısındaki Müslümanlar topluluğu: Yöneticileriniz, ama tüm yöneticileriniz, İslam'ınızı kökünden söküp atmak, topunuzu dinamitlemek ve düşmanınız adına sömürge mahallelerini yönetmek için sömürgecinin ajanları olup sizin davanıza ihanet ederek düşmanlarınıza hizmet etmektedirler; yöneticileriniz, ama tüm yöneticileriniz sizin düşmanlarınızdır. Peki aklı başında biri için, düşmanının kendi yöneticisi olması mantıklı mıdır?!

هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onları kahretsin. Nasıl da döndürülüyorlar.” [Münafıkun 4]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Münâcî Muhammed

Devamını oku...

Haberlere Bakış 15/05/2025

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haberlere Bakış

15/05/2025

Trump, Ahmed eş-Şara'yla görüştü ve Amerika'nın şartlarını kabul ettiği için onu övdü

ABD Başkanı Trump, 13/5/2025 tarihinde Suudi Arabistan'a ulaştıktan sonra yaptığı konuşmada, Suriye'ye yönelik yaptırımları tamamen kaldıracağını açıkladı. Daha önce de Suriye'ye yönelik yaptırımları hafifleteceğini ve Türk mevkidaşı Erdoğan'ın kendisinden bu konuyu ele almasını istediğini açıklamıştı. Ve şöyle dedi: “Pek çok kişi bana bunu sordu çünkü onlara (Suriye’ye) uyguladığımız yaptırımlar gerçekten de pek bir başlangıç imkânı sağlamıyor.Bu nedenle nasıl yardımcı olabileceğimizi düşünmek istiyoruz.”

Bunun ardından, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın daveti ve huzurunda Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile 33 dakikalık bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye telefonla katılan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, eş-Şara'nın Trump'ın şartlarını kabul etmesi gerektiğini söyledi.Bu nedenle Trump daha sonra eş-Şara'yı överek, “Eş-Şara ile görüşmeler harika geçti” dedi ve onu “genç, çekici, sert yapılı, harika ve güçlü bir geçmişe sahip” biri olarak nitelendirdi.Riyad'dan ziyaretinin ikinci durağı Doha'ya giderken başkanlık uçağında gazetecilere şunları söyledi: “Ona, umarım işler istikrara kavuştuğunda İbrahim Anlaşması'na katılırsınız' dedim. O da 'Evet' dedi. Ancak önlerinde yapacakları çok iş var.”

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Türkiye Cumhurbaşkanı, Suriye'de barış ve refahı teşvik etmek için Suudi Arabistan'la birlikte çalışma sözü verdi.” Trump'ın Suriye Cumhurbaşkanı'ndan 5 talepte bulunduğunu açıkladı. Bunlardan ilki: Yahudi varlığı ile ilişkileri normalleştirmek için İbrahim Anlaşması’nı imzalamak. İkincisi: Tüm yabancı savaşçıların Suriye'yi terk etmesini istemek. Üçüncüsü: Filistinli silahlı hareketlerin unsurlarının sınır dışı edilmesi. Dördüncüsü: IŞİD'in geri dönüşünü engellemek için ABD'ye yardım etmek. Beşincisi: IŞİD'in Suriye'nin kuzeydoğusundaki gözaltı merkezlerinin sorumluluğunu üstlenmek.

Eş-Şara, ABD Başkanı ile görüşmeden önce Suriye ile ABD arasındaki ilişkileri güçlendirmek için başkent Şam'da Başkan Trump'ın adını taşıyan bir kule inşa etmek, “İsrail” ile açılım yapmaya açık olmak ve ABD'nin Suriye'nin petrol ve gaz rezervlerine erişimi gibi çeşitli fikirler sundu!

İşte Müslümanların başındaki bu yöneticiler, yaratılmışların şerlisi olup ikiyüzlülüğe, düşmana taviz vermeye ve onun istediği ve şart koştuğu her şeyi kabul etmeye alışmışlar ve onların yanında izzet arıyorlar.بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً *‏ الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعاًMünafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” [Nisa 138-139]

------------

Trump, ticari anlaşmalar ve yatırım adı altında ümmetin servetlerini yağmalıyor

ABD Başkanı Trump, Suudi Arabistan yöneticilerinin, ABD'ye yaklaşık 600 milyar Dolar yatırım yaptıklarını ve bunun 142 milyar Dolarının savunma sanayi alımları için olduğunu belirterek, bunu tarihi bir anlaşma olarak nitelendirdi.Trump'un Katar ziyaretinde; El Cezire 14/5/2025 tarihinde, Katar'ın ABD Başkanı'nın ülkeyi ziyareti sırasında Boeing şirketi ile şimdiye kadarki en büyük uçak anlaşmasını imzaladığını ve bunun Katar Havayolları'nın lehine olduğunu duyurdu.Beyaz Saray, anlaşmanın 96 milyar Dolar karşılığında 210 uçağı kapsadığını belirtti. Bu, ABD başkanının anlaşmanın değerinin 200 milyar Dolar olduğunu söylemesine dair bir düzeltmeydi ki bu da motor anlaşmalarının da eklendiğini gösteriyor. Zira Katar Havayolları, Boeing ile motor satın alımını da kapsayan başka sözleşmeler imzaladı ve aynı şekilde General Electric Aviation ile de imzaladı.Trump, bu anlaşmanın şirket tarihindeki en büyük anlaşma olduğunu söyledi.Katar'ın El Cezire kanalı, Katar'da 800'den fazla Amerikan şirketinin yatırım yaptığını, bunların 120'sinin %100 Amerikan sermayeli olduğunu ekledi.ABD Başkanı Trump'ın, 15/5/2025 tarihinde Birleşik Arap Emirlikleri'ne ulaştığında, Abu Dabi Emirliği başkan yardımcısı ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin ulusal güvenlik danışmanı Tahnun bin Zayed ile 21/3/2025 tarihinde Beyaz Saray'da Trump ile imzalanan ve 10 yıl içinde 1.4 trilyon Dolarlık yatırım adı altındaki anlaşmaların resmen imzalandığını duyurması bekleniyor.Böylece ümmetin paraları sömürgeci Amerika'nın çıkarı için heder ediliyor ve Suriye, Mısır, Sudan ve diğer Müslüman ülkeleri de Amerika'dan yardım istiyor!İster Amerika'da yatırım yapsın ister Amerika'dan dilensin bu ülkeler, Amerika'nın kontrolü ve kibri altında kalıyor ve Amerika da tüm şartlarını kabul etmeleri için onlara şantaj yapıyor;bu şartların başında, Yahudi varlığının güvenliğini sağlamak, Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını güvence altına almak ve yeniden İslam ile hükmetmek ve Hilafeti kurmak için çalışanlarla, “terörle mücadele” adı altında savaşmak geliyor.

-----------

Kürdistan İşçi Partisi (PKK), kendini feshettiğini ve silahlı mücadeleyi bıraktığını açıkladı

Kürdistan İşçi Partisi, 12/5/2025 tarihinde, kendini feshettiğini ve 1984 yılında başlattığı ve yaklaşık 40 yıl boyunca 40 binden fazla kişinin hayatına mal olan Türkiye'ye karşı silahlı mücadelesini bıraktığını açıkladı.

Partiye yakın Fırat Ajansı, lider Apo'nun "Abdullah Öcalan'ın" 27/2/2025'te yaptığı “barış ve demokratik toplum” çağrısı üzerine bu adımın atıldığını belirten açıklamasını aktardı.Parti, 5-7 Mayıs tarihleri arasında 12. kongresini gerçekleştirdi.Açıklamada, partinin “tarihi görevini tamamladığı ve demokratik siyaset yoluyla Kürt meselesini çözüme ulaştırdığı” belirtildi ve partinin, “lider Apo'nun "Abdullah Öcalan'ın" pratik uygulama sürecini yürütmek ve yönetmek için bir karar aldığı” da ifade edildi.Kürdistan İşçi Partisi'nin örgütsel yapısını feshetme, silahlı mücadele yöntemini sonlandırma ve Kürdistan İşçi Partisi adına yürütülen faaliyetleri sona erdirme kararlarıdır.”

Yaptığı açıklamada kendisine uygulanan baskılara işaret ederek şöyle dedi: “Zorlu koşullara rağmen, yani devam eden savaş, hava ve kara saldırıları ve Kürdistan Demokratik Partisi'nin (Irak'ın kuzeyindeki Kürdistan bölgesinde iktidarda olan parti) bölgemize uyguladığı ablukaya rağmen konferansımız barış içinde gerçekleştirildi.”

Görünen o ki parti içindeki İngiliz ajanları, Amerika, Türkiye ve Irak'ın, Kuzey Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne, partiye verdiği desteğin durdurulması yönünde baskı yaptığı bu baskılara karşı koyamamışlardır. Bu nedenle PKK unsurlarını Suriye'den çıkarmak ve bu parti ile ilişkileri kesmek için saldırıya geçerek ona yönelik kuşatmayı ve aynı şekilde ABD yanlısı “SDG” üzerinde baskıları sıkılaştırdı.Abdullah Öcalan'ın çağrısının parti içindeki önemli kanatlar üzerinde etkisi olduğu ve İngiliz ajanlarının elinde bulunan parti liderliği üzerindeki baskıları artırdığı ve onları, bu kararı alan bu konferansın yapılmasını kabul etmek zorunda bıraktığı ortaya çıkıyor.

Öte yandan bu partinin çağrısı, Türkiye rejiminin çağrısı gibi, İslam'ın haram kıldığı kokuşmuş bir milliyetçiliktir; oysa İslam, Araplar, Türkler, Kürtler, Farslar ve diğerlerini, tek bir ümmet altında, tek bir İmamın altında, yani onları İslam ile yönetecek bir Halife'nin gölgesinde birleştirmeye çağırmaktadır.

------------

Bangladeş geçici hükümeti, Avami Birlik Partisi’ni yasakladığını açıkladı

Bangladeş geçici hükümeti, 12/5/2025 tarihinde, firari eski başbakan ve şu anda Hindistan'da yaşayan Hasina'nın liderliğindeki Avami Birlik partisini ve bu partiye bağlı örgütleri terörle mücadele yasası uyarınca yasakladığını duyurdu.Hükümet, partinin insanlığa karşı suçlar işlemiş olması gibi yasaklamayı gerektiren nedenleri öne sürdü ve yasak, parti liderlerinin yargılanması tamamlanana kadar yürürlükte kalacak. Aynı zamanda Seçim Komisyonu, partinin kaydını iptal etti ve seçimlere katılmasını yasakladı.

ABD'nin ajanı Muhammed Yunus'un başkanlığındaki geçici hükümetin, İngiltere'nin desteği ve Hindistan yanlısı Hindistan Kongre Partisi hükümeti döneminde Hindistan'ın doğrudan müdahalesiyle Bangladeş'i Pakistan'dan ayırma suçunu işleyen Avami Partisi'ne mensup olan İngiliz ajanlarını tasfiye etmeye çalıştığı görülüyor.

Hasina hükümeti, 2009 yılında Hizb-ut Tahrir'i yasaklamıştı ancak onun bu yasağı, partinin keyfi olarak yasaklanması ve ülke genelinde İslam'a aykırı keyfi ve zalim eylemlerde bulunduğunun ispatlanması nedeniyle geçersiz sayılmıştı.Yeni hükümetin, bu samimi partiye adaletli davranacağını ilan etmesi ve onun, ümmeti kalkındırmak ve Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafeti kurmak için çok rahat bir şekilde çalışmasına izin vermesi gerekir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Esad Mansur

Devamını oku...

Hilafet, Kanların Akmasını ve Servetlerin Heder Edilmesini Engelleyen Bir Kalkandır!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Hilafet, Kanların Akmasını ve Servetlerin Heder Edilmesini Engelleyen Bir Kalkandır!

Haber:

Trump'ın Körfez ziyareti. (16 Mayıs 2025)

Yorum:

Biz Körfez'de İslam ümmetinin bir parçasıyız ve onun sorunlarını, fikirlerini, duygularını ve gayelerini paylaşmamız gerekir. Kuşkusuz Körfez halkının çoğu Trump'ın bölgeye yaptığı ziyaretin ayrıntılarına tanıklık etmişler ve onun Amerikan finans ve iş çevrelerini desteklemek için servetlerinden yüz milyarlarca Doları götürdüğünü gördüklerinde kalpleri yürek acısı ve öfkeyle dolmuştur.

Körfez'deki halkıma diyorum ki: Statükonun devam etmesi mümkün değildir ve tarihin akışı, Amerikan hegemonyasını anında durdurmayacaktır. Köklü bir değişime yardımcı olacak şey, Allah ve Resulü'nün bizden kurmamızı emrettiği yüce İslamî hayatı tasavvur etmektir.Bu tasavvurun kısa bir makalede tam olarak ifade edilmesi imkansızdır ancak birtakım özellikleri ve işaretleri ifade edilebilir.

-         Hayat, düşmanın kim olduğunu belirleyen bir pusula olmadan istikamet üzere olmayacağı gibi, hayat, “kalıcı düşmanlar ve kalıcı dostlar yoktur” sözüyle de istikamet üzere olmayacaktır!İslam akidesi bu karmaşık görevi üstlenmiş ve bize şöyle açıklamıştır: إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوّاً مُّبِيناً Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.” [Nisa 101] إِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُون  “Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkâr edivermenizi istemektedirler.“ [Mümtehine 2] مَّا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلاَ الْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ (Ey iman edenler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler.” [Bakara 105]

-         Devletin, sistemin ve toplumun varlığının korunması, Müslümanların kendi güçleriyle olması gerekir ve bunun yabancı güçlerle olması kesinlikle haramdır.Yabancı Trump, bölgeyi ziyaretinden önce, bazı Körfez ülkelerine atıfta bulunarak, “Bu ülkeleri biz güvende tutuyoruz... Biz olmasaydık belki de şu anda var olmazlardı” dedi. Allahu Teala da şöyle buyurmuştur:وَلَن يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermez.” [Nisa 141] Ve Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللهِ أَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتاً وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ “Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!” [Ankebut 41] Bir parantez açarak şunu söyleyeyim:Amerika ve diğer kâfir ülkelere sığınmak, din ve dünya konusunda kaybetmeye sürükler; Şah'lı İran'da, Saddam'lı Irak'ta, Kaddafi'li Libya'da, Mübarek'li Mısır'da, Bin Ali'li Tunus'ta ve daha nicelerinde olduğu gibi büyük ülkelere güvenenlerin akıbetinin ne olduğunu bizzat kendi gözlerinizle gördünüz.Bizler akidemizle, evlatlarımızın gücüyle ve muazzam potansiyelimizle güçlüyüz; her kim Allah'a tevekkül ederse, O ona yeter.Eğer cin ve insan şeytanları size, yabancılarla ittifakın gerekli olduğuna ve bunun çıkarlarımızı koruyacağına dair vesvesede bulunursa, bunları, Subhanehu'nun şu hak kavliyle kaldırıp atın:يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ * فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَن تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللهُ أَن يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنفُسِهِمْ نَادِمِينَ Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez. Kalplerinde hastalık bulunanların “Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların dostluklarını kazanmaya çalıştıklarını görürsün. Umulur ki Allah müminlere katından bir fetih veya bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.” [Maide 51-52]

-         Devlet, kendi dizginlerini kendi elinde tutabilmesi için, başkalarının etkisinden uzak olmalıdır.Dolayısıyla devletin, kendi kendisinin efendisi olmaya devam etmesi için kendi silahlarını üretmesi ve geliştirmesi gerekir ve olası tüm düşmanlarını korkutmak için de ihtiyaç duyduğu tüm silahların kendi tasarrufu altına olması gerekmektedir. Tıpkı Allahu Teala’nın şöyle buyurduğu gibi: وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ اللهُ يَعْلَمُهُمْ Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz.” [Enfal 60]Dolayısıyla devletin, başka ülkelerden silah satın almaya bağımlı hale gelmesi caiz değildir; çünkü bu, onun bu ülkelerin iradesini, silahlarını, savaşlarını ve çatışmalarını kontrol etmesine neden olacaktır.

-         Yukarıda belirtilenler, devletin ağır sanayiyi benimsemesi ve öncelikle askeri ve sivil ağır sanayi fabrikaları kurmasıyla gerçekleşebilir.Bu yüzden devletin, nükleer silah, uzay araçları, füzeler, uydular, uçaklar, tanklar, toplar, savaş gemileri ve benzerlerini üretmek için fabrikaları olması gerekir.Ayrıca onun, makine, motor, malzeme ve elektronik sanayi üretmek için fabrikalara da sahip olması gerekir.

-         İslam Devleti, davet ve cihad yoluyla İslam risaletini taşıyan bir devlet olduğu için, her zaman cihat yapmaya hazır olacaktır;bu da ağır veya hafif olsun sanayinin, savaş politikasına dayalı olmayı gerektirir, böylece istenildiği anda her türlü savaş sanayisini üreten fabrikalara dönüştürülmesi kolaylaşsın.

-         Devlet, bağımsız özel para birimi çıkarır veherhangi bir yabancı para birimine bağlı olması caiz değildir. Devletin parası ise altın ve gümüştür ve devlet, altın ve gümüş yerine başka bir şey (bakır, bronz veya kağıt) çıkarabilir ancak hazinesinde buna eşdeğer altın ve gümüş bulunması şartıyla.

-         Müslümanların servetleri yöneticinin hakkı değildir ve yönetici bunları, kendi hevasına göre alıp, verip, engelleyemez; bilakis yönetici çobandır (yönetici) ve güttüklerinden sorumludur. (Ömer insanları topladı ve onlara şöyle dedi:Beni işlerinizle meşgul ettiniz; bu paradan bana ne kadarının helal olduğunu düşünüyorsunuz? Bunun üzerine Ali Radıyallahu Anh şöyle dedi: Maruf bir şekilde sana ve ailene yetecek kadar; senin için bu paradan başkası yoktur. Oradaki topluluk da şöyle dedi: Biz de Ali’nin söylediğini söylüyoruz.)

- Müslümanlar birbirlerinin dostlarıdır, kanları ve servetleri eşittir. Bu yüzden Körfez'in servetlerinin yığıldığı bir sırada Gazze aç kalmamalı, dahası Gazze'nin katledilip aç bırakılmasına neden olanlara doğru taşıp akmamalıdır!

- Devlet, ihtiyaçlara ve devletin sanayi stratejisine göre petrol, gaz ve diğer kaynakları üretir ve Amerika ve diğer Batı ve Doğu ülkeleri gibi devletin düşmanlarının pazarlarına yatırım, mevduat, tahvil ve hisse senedi olarak tek bir dinar bile gitmemelidir.

Son olarak diyorum ki; Yahudiler darmadağın olduklarında bile ulusal bir vatan hayali kuruyorlardı ve bu hayalleri gerçek oldu!

O halde saf ve temiz İslami bir hayatı tasavvur etme konusunda kendimize cimri mi davranacağız?Bir hayal olduğunu söylemiyorum; çünkü Allah'ın izniyle yakında gerçekleşecek ve o gün bunun için çalışanlar mutlu olacaklar.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

M. Usame Es-Suveynî

Devamını oku...

Yemen'in Rusya'nın Destekçisi Olarak Ortaya Çıkması Yerinde Değildir ve Hiçbir Gerekçesi De Yoktur!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Yemen'in Rusya'nın Destekçisi Olarak Ortaya Çıkması Yerinde Değildir ve Hiçbir Gerekçesi De Yoktur!

Haber:

Sana'da günlük olarak yayınlanan es-Sevra gazetesi, 14 Mayıs Çarşamba günü şu başlık altında bir haber yayınladı: “Rusya, Ukrayna'nın doğusunda yeni bir kasabanın kontrolünün ele geçirildiğini duyurdu.” Haberde şöyle dedi: “Rusya Savunma Bakanlığı, kuvvetlerinin son 24 saat içinde Ukrayna'nın doğusunda yeni bir kasabayı ele geçirdiğini, 1035 askeri öldürdüğünü, 74 insansız hava aracı ve sekiz güdümlü hava bombası düşürdüğünü açıkladı. Rusya Savunma Bakanlığı Salı günü yaptığı açıklamada, “Rusya Merkez Grubu birliklerinin gerçekleştirdiği kararlı operasyonlar sayesinde, Donetsk bölgesindeki Myrolyubivka kasabası kontrol altına alınmıştı” dedi.

Yorum:

Es-Sevra gazetesi ve benzerlerinin haberlerine bakan birinin gözleri ve aklı şu konuda yanılmayacaktır; Sana'nın Rusya'nın yanında yer alması, sadece Şubat 2022'nin sonlarından beri kendisi ile Ukrayna arasında devam eden savaşta değil, ancak bunun öncesinde de Aydarus ez-Zubeydi'nin Rusya'nın yanında yer almasıyla da ortaya çıkmıştı.Dolayısıyla Ukrayna'ya ve onunla birlikte karşı tarafa intikal etmek gerekli değildir;bilakis Müslümanlar olarak bizim, tüm dünyaya İslam akidesi zaviyesinden bakmamız gerekir;zira bizler İslam'ı, benimsemeleri için onu halklara taşıyoruz.Çünkü Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem son peygamberdir ve son risaletin sahibi olan Müslümanlar, O'nun ardından, bu risaleti dünyaya taşımak ve tebliğ etmekle emrolunmuşlardır.

Bugün Ukrayna'da devam eden çatışma, Rusya ve Avrupa Birliği'ni yakıp kavuruyor ve onun uluslararası siyasi boyutları da vardır; nitekim bu çatışmayı Amerika ateşlemiş olup temeli de iki ülke arasındaki savaşı alevlendirmekti.Bu nedenle siyasi birinin, savaşın dürtülerini anlamak, bu konuda tuzağa düşmemek ve onun hedeflerini idrak etmek için onun üzerinde durması gerekir ki bu, savaşın ateşine yağ dökmekten daha iyidir. Müslümanların ise bu savaşın iki tarafında da yeri yoktur.

Sana'nın taraf tutması, oradaki siyasetçilerin, H. 19. yüzyılın başlarında Kafkasya'ya yaklaşmalarından ve Dağıstan, Çeçenistan, İnguşetya, Osetya ve çevresine ulaşmalarından bu yana Rusya'nın Müslümanlarla olan tarihini bilmedikleri izlenimini vermektedir.Bu eski tarihteydi, modern tarihe gelince;Kırım ve Ukrayna dahil olmak üzere Karadeniz kıyılarının tamamı, Osmanlı Hilafeti döneminde İslami bir ülkeydi ve Ortodoks Kilisesi'nin Moskova'ya taşınması, H. 21 Cumade'l Ûla 857 M. 29/05/1453 tarihinde Konstantinopolis'in fethinden sonra gerçekleşmiştir.Rusya, 1783 yılında Kırım adasını işgal edip orada birtakım eylemler gerçekleştirmiş, Müslümanlarla savaşları devam etmiş, Osmanlı Hilafetinin yıkılmasından sonra Sovyetler doğuya ve Orta Asya'ya doğru yayılmış, İran'ın kuzey yarısını işgal etmiş, petrol zengini Azerbaycan'ı ondan koparmış ve Kremlin devletinin geldiği yere, yani Ural Dağları'nın ötesine kadar geri dönmesi ve daha önce işgal ettiği tüm Müslüman ülkeleri Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet Devleti'ne bırakması yaklaşmıştır. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُŞüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere, hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” [Mümin 51] Sallallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurmuştur: ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِSonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı Üzere (Raşidi) Hilafet olacaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Mühendis Şefik Hamis – Yemen

Devamını oku...

Hain Körfez Yöneticileri, Bizden Değillerdir ve Bizleri De Temsil Etmiyorlar!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Hain Körfez Yöneticileri, Bizden Değillerdir ve Bizleri De Temsil Etmiyorlar!

Haber:

Bu hafta Orta Doğu turu sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan ve Katar ile toplam değeri yaklaşık 1,8 trilyon ABD Doları olan devasa ekonomik anlaşmaların imzalandığını duyurdu.

Yorum:

Bir Müslümanın, bu şok edici haberleri takip etmesi ve tüm fikir ve inançlarına aykırı bir gerçekliğe tanık olması ne kadar zordur!Ümmetin maslahatlarını koruması gereken birini, kendi cildinden olan gerçek hak sahipleri her gün savaştan, korkudan, yoksulluktan ve terk edilmişlikten dolayı ölürlerken düşmanlarına boyun eğip mallarını onlara verirken görmek ne kadar zordur!Müslümanların zenginliklerinden milyarlarcası, bir Müslüman'a yardım etmek, onun şerefini yükseltmek ya da adaleti sağlamak için değil de, kendi elleriyle türettikleri düşmandan geçici bir memnuniyet ya da hayali bir koruma satın almak için Trump'a pazarlanıyor!

Şok edici olan sadece bu kafir dinsize verilen şeyin boyutu değildir, bilakis bunun, çıkarlar ve gelecek sloganlarıyla ambalajlanan sınırsız boyun eğmeyi, amansız bir yenilgiyi ve teslimiyeti gösteren anlamlarıdır!Bugün hala Müslümanların kanları akmaya devam ettiği ve bu kanların en büyük suçlusu da bu dinsiz olduğu halde bu yöneticilerin harekete geçmemesi, vicdanları sarsan bir sahnedir.

Bu alçak yöneticiler nasıl bir kalp taşıyorlar ki, bize sadece ölüm getirenlere yardım ellerini uzatıyorlar?! Gazze'deki çocuklar, kadınlar ve yaşlılar tüm dünyanın gözü ve kulağı önünde katledilirken, hangi akıl onlara bu yaptıklarını haklı gösterebilir?!Bir Müslümanın, kardeşlerinin bu dinsizin silahıyla gece gündüz katledildiklerini ve onlardan hayatta kalanların ise açlık, hastalık, korku ve acıların korları üzerinde çıplak bir şekilde kıvrandığını gördüğü gibi yöneticilerinin ihanetini de açık bir şekilde görmesi, akıl almaz bir şeydir.

Bu ajan yöneticilere karşı sessiz kalmak günah, onların eylemlerine rıza göstermek ise bir ihanettir. Dolayısıyla bir Müslümanın üzerinden düşmeyen şerî vacibi, Allah'ın indirdiği ile yönetimi yeniden tesis edecek, ümmeti birleştirecek ve Müslümanların ülkelerindeki sömürgeci kâfirlerin elini kesecek olan İkinci Raşidi Hilafet Devleti'nin kurmak için ciddi olarak çalışmaktır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Sadık Es-Sarari – Yemen

Devamını oku...

ABD Başkanı Kahvesini İçmeyi Reddetti!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

ABD Başkanı Kahvesini İçmeyi Reddetti!

Haber:

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında beklenmedik bir tavır sergilemesi, kısa süreli bir protokol gerginliğine neden oldu. Zira Trump, misafirperverliğin geleneksel simgesi olarak kendisine ikram edilen Arap kahvesini içmeyi reddetti. (Turkey El-Aan Sitesi)

Yorum:

Araplar arasında şöyle bir gelenek vardır; bir kişi Arapların kahvelerini içmeyi reddederse bu, o kişinin gerçekleştirmek istediği bir talebi olduğu anlamına gelir ve bu hareketi yaptığında, onun talebi hakkında müzakereler başlar; işte Trump, Suudi Arabistan'da tam da bunu yaptı ve talepleri yerine getirilene kadar onun kahvesini içmeyi reddetti. O vakit soru şudur; onun talebi nedir acaba?!

Trump bir süredir paradan ve paraya olan ihtiyaçlarından bahsediyor, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, BAE ve diğerlerinin parasından bahsediyor. Yani bu adam bizim servetimizi yağmalamaya geldi. Bu ajanların Şam’daki halkımızın dediği gibi bir "mutlikleri (en küçük Osmanlı parası)" yok ve Müslümanların paralarını harcıyorlar. Cepleri yağmalamaya ve malları çalmaya alışkın olan Trump bu zihniyetle geldi. Beyaz Saray'da Zelenskiy'e nasıl davrandığını, onu nasıl kullandığını ve azarladığını gördüğümüzde ve ona çok madenleriniz var ve onları istiyoruz dediğinde ve ardından Ukrayna ile maden anlaşması yaptığında, bu adamın tam olarak ne istediğini anlıyoruz.

Ayrıca onun istemek için geldiği taleplerini ve kahvesini içmeyi reddettiğini de anlıyoruz; bu adamın karşılıksız hiçbir şey vermeyeceğini öğrendikten sonra bir soru daha; Suriye'ye yönelik yaptırımları kaldırmak amacıyla tarihi kararını vermesi için ne gibi taleplerde bulundu acaba?!

Onların gerçekliğini okuyamayan bir kimse, bir metre bile ilerleyemeyecektir; ilerlese bile, onların istekleri ve talimatları doğrultusunda ilerleyecektir ki onlar, hayır kurumu ya da insani yardım örgütü değildir, aksine onlar, sömürücü suçlulardır. O halde onların gerçekliğini idrak edelim ki onların tuzağına düşmeyelim, dolayısıyla da bizden hoşnut olsunlar diye de kendimizi ve ülkemizi onlara satmayalım!

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdu ed-Della - Suriye

Devamını oku...

İnsanların Koyduğu Kanunlar Zulmü ve Fesadı Yasalaştırırken, İnsanın Rabbinin Kanunları İse İnsanlar İçin Bir Rahmettir

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

İnsanların Koyduğu Kanunlar Zulmü ve Fesadı Yasalaştırırken, İnsanın Rabbinin Kanunları İse İnsanlar İçin Bir Rahmettir

Sudan sokağı ve Sudan'daki çatışmaya ilgi duyanlar, Uluslararası Adalet Divanı'nın oturumlarını ve Sudan'ın Birleşik Arap Emirlikleri'ne karşı açtığı davayı ve Darfur'da soykırım ve etnik temizlikle ilgili suçları işlendiğine dair ona yönelik suçlamalarını ilgiyle takip etti. Divan’ın kararları, sıradan Sudan halkı için şok ediciydi...

Nitekim “Uluslararası Adalet Divanı, Sudan'ın Birleşik Arap Emirlikleri aleyhine açtığı davanın, Abu Dabi'nin Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi'nin 9. maddesine ilişkin çekincesi nedeniyle yetkisizlikten dolayı reddetme kararı aldı ve Divan, dokuz oya karşı yedi oyla davayı genel listesinden çıkardığını açıkladı ve iki oya karşı 14 oyla da Sudan'ın talep ettiği geçici tedbirlerin alınmasını reddetti; ayrıca Divan, davayı inceleme yetkisine sahip olmadığını ve bu nedenle Sudan'ın iddiaları hakkında bir pozisyon alamayacağını açıklamıştır.” (El Hades Es-Sudan)

Kararın ardından Sudan Güvenlik ve Savunma Konseyi, resmen Birleşik Arap Emirlikleri'ni "saldırgan ülke" olarak ilan etti ve BAE ile diplomatik ilişkileri kesti; bu ise Sudan'ın, Birleşik Arap Emirlikleri'ni, isyancı terörist Hızlı Destek Güçleri milislerini, gelişmiş stratejik silahlarla desteklediğine, bunun hayati öneme sahip tesislerin, son olarak da Port Sudan limanı ve havaalanındaki petrol ve gaz depoları ile elektrik santralleri ve otellerin hedef alınmasına yol açtığına ve bunun da bölgesel ve uluslararası güvenlik, özellikle de Kızıldeniz'in güvenliği için tehdit oluşturduğuna dair suçlamasının ardından gerçekleşti.

Bu tırmanış ışığında, Konsey şu kararları aldı: Birleşik Arap Emirlikleri'ni saldırgan devlet ilan etmek, onunla diplomatik ilişkilerini kesmek, Sudan Büyükelçiliği ve Başkonsolosluğunu geri çekmek.Ayrıca Sudan, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinin lafzı ve ruhuna uygun olarak, ülkenin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak, sivillerin korunmasını sağlamak ve insani yardımların ulaştırılmaya devam etmesini sağlamak için her türlü yolla saldırıya karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu da vurguladı.

Sudan hükümetinin, Uluslararası Adalet Divanı'nın Sudan'ın Birleşik Arap Emirlikleri aleyhindeki şikayetini reddetmesine ilişkin ilk resmi yorumunda, Sudan Kültür ve Enformasyon Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Halid el-İaysir, Sudan'ın bu kararla yetinmeyeceğini ve davanın tüm uluslararası yasal yollar aracılığıyla takip edileceğini vurguladı.

Sudan'ın karar verdiği tepkinin üzerinde durulduğunda, onun da bizzat Uluslararası Adalet Divanı'nın kanunlarına dayandığını, dolayısıyla bunun anlamsız bir sızlanmaktan başka bir şey olmadığını görüyoruz; çünkü Sudan'daki çatışmayı yönetenler büyük güçlerdir. “Zamanı gelince cevap vereceğiz” şeklinde dile getirdikleri kararlara gelince; sokağı sakinleştirme ve “bakın işte bizler buradayız” babından olup hepsi de boş lakırtıdan ibarettir!

Bu hukuki gelişme heyecan verici olup gelecekte uluslararası mahkemelerin, suçlu devletleri koruma konusunda aciz kalacağına dair bir kapı açabilir;zira Uluslararası Adalet Divanı, Birleşik Arap Emirlikleri'nin soykırım sözleşmesinin dokuzuncu maddesine yönelik çekincesinin, ülkeyi hukuki sorumluluktan muaf tutmadığını ve uluslararası hukukun ağır ihlallerine ilişkin olası uluslararası davaların önüne kapı açtığını söylemiştir.

1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesine İlişkin Sözleşme'nin dokuzuncu maddesi, sözleşmeye taraf devletler arasında sözleşmenin yorumlanması veya uygulanması konusunda herhangi bir anlaşmazlık olması halinde, bu anlaşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı'na götürülmesi gerektiğini öngörmektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri'nin bu anlaşmaya yönelik çekincesi, anlaşma kapsamında kendisine karşı herhangi bir iddianın incelenmesi konusunda Divan'ın yetkisini daha önceden reddettiği anlamına gelmektedir ancak Divan bugün yaptığı açıklamada, bu çekincenin soruşturma veya hesap sorma sürecini engellemeyeceğini söylemiştir.

Divan'ın açıklaması, Birleşik Arap Emirlikleri'nin, özellikle Yemen veya Gazze gibi çatışma bölgeleri olmak üzere soykırım suçlarını işleyen taraflara karıştığı veya destek verdiği kanıtlanırsa -ki daha önce de bazı Körfez müttefiklerine yönelik gayrı resmi suçlamalar yapılmıştı-, Birleşik Arap Emirlikleri'ne karşı kullanılabilecek güçlü bir hukuki darbe olarak değerlendiriliyor.

Uluslararası hukuk profesörü Dr. Muhammed Mahmud Mehran, “Al-Ain News”e verdiği demeçte, Birleşik Arap Emirlikleri'nin çekincesinin, Birleşik Arap Emirlikleri'nin soykırımın önlenmesi sözleşmesinin ahlaki ve hukuki özüne bağlılığını hiçbir şekilde etkilemediğini söylemiştir.Ayrıca “Bu çekince, Birleşik Arap Emirlikleri'nin, sözleşmenin yorumlanması veya uygulanmasıyla ilgili uyuşmazlıklarda Uluslararası Adalet Divanı'nın otomatik yargı yetkisini kabul etmekle yükümlü olmadığı anlamına gelir” eklemesinde bulunmuştur.

Birleşik Arap Emirlikleri, 2005 yılında Soykırım Suçunun Önlenmesi Sözleşmesi'ne katıldığında, Sözleşme'nin dokuzuncu maddesine açık bir çekince koymuş, Sözleşme'nin içeriğine ve ilkelerine tam bağlılığını teyit etmiş, ancak herhangi bir uyuşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı'na sevk edilmesine ilişkin önceden onay verme konusundaki egemenlik hakkını saklı tutmuştur.

Bir uluslararası hukuk uzmanı da, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nin dokuzuncu maddesine ilişkin çekincesinin “sözleşmenin özünü etkilemediğini ve devletin ulusal yasalarında soykırım eylemlerini suç sayma ve faillerini yargılama yükümlülüğüne halel getirmediğini” vurgulamıştır.

Peki bunlar, mugalatalardan (laf ebeliklerinden) ibaret değil midir?!Bu, kâfir demokratik sistemin kanun koyucularının detaylandırdığı insan yapımı sistemlerin kusurlarını ve hatalarını ve kanunların, efendilerinin ölçü ve kaprislerine göre şekillendirildiğini ortaya koymaktadır; nitekim insanlar Sudan'daki davalarda olanlara kendi gözleriyle tanık oldular ama mesele oylama ile karara bağlanmıştır; o halde hata yapan ve isabet eden insanların kaprislerine dayalı olarak nasıl adalet tesis edilebilir ki?!Müslümanlar ne zamandan beri bir kâfirden adaleti sağlamasını bekler oldular?!Ancak İslam'ın hükümleri ve kanunları, yönetim ve siyasetten uzak olduğu sürece, mesele altüst olacaktır!

İnsanlar, Birleşmiş Milletler örgütlerinin ve onun yan kuruluşlarının, adaleti sağlamak için değil de halkları sömürmek ve onlara boyun eğdirmek için kurulduğunu bilmiyorlar mı?!

Nitekim Allah Subhanehu ve Teala, kâfirleri dost edinmememizi, onların metotları üzere gitmememizi ve onlardan bir adalet almamamızı emretmiştir; zira Subhanehu şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ لِلّهِ شُهَدَاء بِالْقِسْطِ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلاَّ تَعْدِلُواْ اعْدِلُواْ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُواْ اللهَ إِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَEy iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” [Maide 8]

Bu Divan, kâfir Batı'nın hizmetinde olup diğer insanları hiç umursamamaktadır; bu yüzden Müslümanlar toplu halde ya da tek tek en korkunç şekillerde ölseler bile onlar için bir adalet gerçekleşmeyecektir; Gazze Haşim halkı ve Müslüman ülkelerdeki diğer mazlumlar sizlere bir örnek olsun!Müslümanların üzerine düşen, kâinatın ve insanın yaratıcısının sistemine geri dönmesidir. İşte Hizb-ut Tahrir, Kuran ve sünnetten istinbat edilmiş anayasa tasarısında, adalet ve yargı ile ilgili bölümleri ayrıntılı olarak ele almıştır. Ey Sudan halkı, sizlere yakışan bunları gözden geçirip üzerinde durmanızdır; zira artık Hilafet Devleti'nin zamanı gelmiş, hatta onun zamanı uzamıştır; o halde onun askerlerinden ve onun için çalışanlardan olun.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abdusselam İshak - Sudan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER