Cuma, 06 Rebiu’l Evvel 1447 | 2025/08/29
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Eğer Hain Yöneticilerimiz Olmasaydı, Bizler De Aşağılanmazdık!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Eğer Hain Yöneticilerimiz Olmasaydı, Bizler De Aşağılanmazdık!

Haber:

Trump'ın Suudi Arabistan ziyareti, tüm Ortadoğu'yu altüst etti (Mekameleen TV)

Yorum:

Trump'ın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'a yaptığı ziyaretiyle birlikte ABD'nin Arap bölgesine yönelik hamlesi ve bunun akabinde ABD'nin şemsiyesi altında Bağdat'ta düzenlenen Arap Birliği zirvesi ve zirvenin kapanış bildirisinde Arap kararlarının birleştirilmesini içeren siyasi ve ekonomik projeler çağrısı siyasi görünmektedir. Ekonomik olana gelince; Arap bölgesini tek bir pazar haline getirmek, Yahudi varlığının da katılımıyla Büyük Ortadoğu Projesi'ni yeniden canlandırmak, bazı Arap ülkelerinde istikrarı sağlamak ve Libya, Sudan ve Yemen gibi ülkelerdeki çatışmaları Amerika'nın lehine sona erdirmek ve geri kalanları da boyun eğdirmektir.Yukarıda belirtilenlere ek olarak, Türkiye'nin güneyinde, Irak'ın kuzeyinde ve Suriye'nin doğusunda Türkiye'nin Kürdistan İşçi Partisi'ne ilişkin tedbirleri ve bu bölgede istikrarı sağlamak için Kürdistan İşçi Partisi'nin nüfuzunu sınırlandırmak, onu siyasi bir partiye dönüştürmek, silahsızlandırmak ve Türkiye, Şam ve Irak'taki hareketlerini sona erdirmek amacıyla ABD'nin imaları ve emirleriyle desteklenmesi, eski Irak Dışişleri ve Maliye Bakanı Hoşyar Zebari'nin açıklamaları yoluyla Irak'taki Kürtler arasında endişe yaratan yeni durumun gerçeği, Kürdistan Demokratik Partisi için korkutucu bir mesaj olmuştur;hayır, bilakis eski milletvekili Şengali, bir televizyon kanalına verdiği röportajda Irak'ın büyük bir değişimin eşiğinde olduğunu ve özerkliğin sona ereceğini açıklamıştır.

İran, Amerika ile nükleer müzakereler meselesi ve Trump'ın müzakerelerin uzun süreceğini açıklamasına gelince; Trump'ın gelecekte İran'a bölgede yeni bir rol vermeyi planladığını göstermektedir.Tüm bu Amerikan hamlesi, Avrupa, Çin, Rusya, Meksika ve Kanada'ya karşı ticaret dengelerini Amerika'nın lehine değiştirmek için bir dizi gümrük paketini açıklamadaki başarısızlığının ardından geldi ve Trump'ın istediğini elde edemediğini, hayır bilakis bazı şeylerin iç ve dış düzeyde tersine döndüğünü ortaya koymaktadır.Bu nedenle boyun eğen ve aşağılık yöneticileri olan Arap bölgesine yöneldi ve halkının önünde elde ettiği şeylerle bir zafer kazandı; zira üç trilyondan fazla para, hediyeler ve sözleşmelerle geri döndü ve bu, Amerika'ya dünya önünde medya gücü kazandırdı. Tüm bunlar ise, Amerika'nın, Orta Doğu'nun pazarları ve satış noktaları üzerinde siyasi ve ekonomik hakimiyet kurmak için planladığı büyük bir projenin parçası gibi görünüyor; bunu ise İran'ı bölgeden uzaklaştırdıktan sonra doğrudan kolları olan Türkiye ve Suudi Arabistan aracılığıyla yapmıştır; belki de İran için Çin'in İpek Yolu hayallerini sona erdirmek için Ortadoğu'da yeni bir rol hazırlıyor olabilir. ABD ile İran arasındaki müzakereler ve bunların devam etmesi ise, Avrupa'yı sıkıştırmak ve belki de Çin'e yönelik başka önlemler almak içindir.

Ey Müslümanlar: Sizin göğsünüze çöreklenen yöneticileriniz, İslam'ın otoritesini yeniden tesis etmek için çalışan sadık evlatlarınızı zulümle bastırarak kalkınmanızı engellemesi ve ümmetin ekonomik ve insani kaynaklarını, dünyada yolsuzluğun ve zulmün yayılmasının başlıca nedeni olan sömürgecinin çıkarları için kullanması olmamış olmasaydı, tüm bunlar asla gerçekleşmezdi.

Ey Müslümanlar: Sizin ve sizden sonra gelen insanlık için, İslam'ın hükmünü ikame etmek için İslam'ı taşımaktan ve laikliği ve onun çürümüş kapitalist sistemi ortadan kaldırmaktan başka bir çözüm yoktur; şüphesiz Allah, sizin yardımcınızdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Muhammed Hamdânî – Irak

Devamını oku...

Tiran Rahman'ın Hapishaneleri Tacikistan Müslümanları İçin Dini Medreselere Dönüştü!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Tiran Rahman'ın Hapishaneleri Tacikistan Müslümanları İçin Dini Medreselere Dönüştü!

Haber:

2 Mayıs'ta Radio Liberty haber ajansı, içinde şu ifadelerin geçtiği bir makale yayınladı: “Tacikistan, aşırılık suçlamasıyla hüküm giymiş mahkumların rehabilitasyonu ve topluma entegre edilmesi için bir program başlattı. Bunun zarureti, bu suçlamalarla mahkûm olanların sayısının çokluğu ile açıklanabilir. Ancak uygulamada görüldüğü gibi, bu suçlardan dolayı hapis cezasına çarptırılanların çoğu, hapse girmeden önce toplum için bir tehdit oluşturmuyordu.

Resmi belgelere göre, programın amacı aşırılık suçundan hüküm giymiş kişileri “tamamen toplumsal yaşama” döndürmektir.Bu gayeyi gerçekleştirmek için program, ıslah kurumlarında psikolojik danışmanlıktan mesleki atölye çalışmalarına, kültürel etkinliklere ve hapishanelerde psikoloji derslerine kadar bir dizi faaliyet sunmayı planlamaktadır.

Beş yıl sürecek bu girişimin bütçesi yaklaşık 3,6 milyon Dolardır.Bu projenin, devlet hazinesinden ve bağışçılardan gelen fonlar da dahil olmak üzere bütçe dışı kaynaklardan finanse edileceği söyleniyor.

Tacikistan'ın ceza infaz kurumu genel müdürlüğü, programın “mahkumların yıkıcı inançlarından kurtulmalarına ve topluma geri dönmeye hazırlanmalarına yardımcı olacağını” açıkladı.”

Yorum:

Tiran Rahman'ın baskıcı rejimi, ülkedeki Müslümanları inançlarından uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyor.İster özel hayatta isterse toplumda olsun İslam'ın herhangi bir tezahürüne, yazılı veya yazılı olmayan bir yasak vardır.Örneğin kadınların başörtüsü takması yasaklanmış olup ağır para cezalarıyla tehdit edilmekte, gençlerin camilere gitmesi kısıtlanmakta, sakalları kesilmekte, dahası ev ev dolaşarak çocuklarının hangi İslamcı gruba mensup olduklarını ve hangi dini kitapları okuduklarını sormaktadırlar!

Bugün insanlar aşırılıkçılar ve radikalcilerden bahsederken, Müslümanları, yıkıcı inançlarla ise İslam'ı kastediyorlar.Tiran Rahman'ın koyduğu kanunları ihlal edenler hapse atılıyor.Allah'ı ve İslam'ı seven muhlis Müslümanlar, davet taşıyıcıları ve dinden uzak sıradan insanlar bile hapsediliyor.Modern asrın Firavunu Rahman, aktif Müslümanları toplumdan izole ederek ve onları parmaklıklar arkasına atarak zafer kazanabileceğini ve İslam'ın yayılmasını durdurabileceğini sandı ama bunun tam tersi oldu; zira hapishaneleri, davet taşıyıcılarının kampanya merkezi ve rejimin zulmüne maruz kalan insanlara İslam'ı öğretme yeri haline gelmiştir; hatta suçlular bile İslam'dan ve Müslümanlardan etkilenmeye başlamıştır.

Son birkaç yılda yetkililer, sosyal medyada İslami içeriklere ilgi duydukları veya zararsız yorumlar yaptıkları için aşırıcılıkla suçladıkları birçok kişiyi hapse attılar.Nitekim sadece dünya işleriyle meşgul olan, din ve ülkenin sorunları hakkında düşünmeye vakti olmayanların, İslam'ı incelemek ve hayatın sorunlarına uygun çözümler bulmak için bolca vakitleri olduğu ortaya çıkmıştır.

Ayrıca makalede şöyle geçmiştir: “Yeni mahkumlar birkaç gün içinde, “kendi ideolojilerine bağlı aşırılık yanlısı” mahkumların konuşmalarını dinlemeye başladı; bu ise İsminin açıklanmasını istemeyen Azatek Asya muhabirinin söylediği gibi "kolonilerin yakın iletişimi ve aşırı kalabalığın bir sonucudur.Bu görüşe, insan hakları ve cezaevi reformu uzmanı ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde Uluslararası Cezaevi Reform (PRI) Ofisi Direktörü olan Azamat Şambilov da katılıyor. Zira Şambilov, “Özellikle mahkumlar arasında zayıf gruplarda olmak üzere cezaevlerinde aşırılığın, yaygın olarak görülen küresel bir olgu olduğunu” söylüyor.Hapishaneler giderek “aşırıcılığın kuluçka merkezlerine” dönüşüyor.Bu kişiler desteklenmezse, karizmatik militanların kolay bir hedefi haline gelirler.

Rejim, Firavun Rahman'ın istediği gibi insanları dinden uzaklaştırmak için her türlü çabayı göstermesine rağmen, hapishanelerdeki Müslümanlar, İslam'ı derinlemesine incelemeye, Kuran-ı Kerim'i ezberlemeye başlıyorlar ve Arapça ve fıkıh konusunda uzmanlaşıyorlar.Nitekim tiran rejim, İslam ve Müslümanlarla her savaştığında, İslam ve Müslümanların gücü bir o kadar artmış, şerrin gerçekliğini fark etmişler ve İslam'ı hayatın gerçekliği haline getirmeye çalışmışlardır.

Allahu Teala Kerim Kitabı’nda şöyle buyurmuştur:وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللهُ وَاللهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَHatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.” [Enfal 30]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Eldar Hamzin

Devamını oku...

Kargil ve Keşmir İhanetinin Mimarlarına Verilen Sahte Kahramanlık Madalyaları!

Pakistan Başbakanlık Ofisi, 20 Mayıs 2025 Salı günü yaptığı açıklamada, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’in Mareşal rütbesine terfi ettirildiğini bildirdi. Bu karar, neredeyse 60 yıl sonra ilk kez bir generalin bu rütbeye terfi ettirilmesi anlamına geliyor.

Başbakanlık Ofisi tarafından yapılan açıklamada, Hindistan ile yaşanan askeri sürtüşme sırasında gösterdiği “cesur liderlik” ve “üst düzey stratejik başarı” nedeniyle Munir’in terfi ettirildiği bildirildi. Karar, Başbakan Şahbaz Şerif başkanlığında toplanan federal kabine tarafından da onaylandı.

Bir güvenlik yetkilisi, “Mareşal” rütbesinin, olağanüstü askeri liderlik ve “savaş dönemindeki büyük başarılar” için verilen onursal beş yıldızlı bir unvan olduğunu belirtti.

Birincisi: Gerçek zaferin mimarları, Pakistan Hava Kuvvetleri’nin şahinleri ve cephedeki kahraman askerlerimizdir.

Terfi ve nişanı gerçekten hak edenler, Allah’ın ve Müslümanların düşmanı olan küstah Hindu devletini yerle bir eden Pakistan Hava Kuvvetleri pilotlarıdır. Zaferi zayi eden, sadece müdafaayla yetinen, ileriye dönük bir atılım gerçekleştiremeyen, Beyaz Saray’daki efendisinin ilk emriyle hücumu durduranlar ise tarihin altın fırsatını çarçur etmenin suç ortaklarıdır. Askerî ve siyasî liderliğin görevi, Amerika’dan gelen bir telefonla geri çekilmek değil, zaferin eşiğindeyken savaşı durdurmak hiç değil, Hindistan’ı Keşmir’den çekilmeye zorlamak ve su anlaşmasının önceki şartlarına dönülmesini sağlamaktı!

Nasıl ki Pervez Müşerref ve Navaz Şerif, 1999 yılında Kargil’de kazanılan stratejik zaferi, Amerika’nın buyruğuyla geri çekilerek zayi etmişse, bugün de aynı senaryo tekrar ediyor. Savaş meydanında kazanılan zafer, masada ve yabancı talimatlarla çarçur ediliyor!

İkincisi: Bugün yaşananlar, dünkü ihanetin aynısı!

Pakistan ordu yönetimi, Mısır ordusunun bir zamanlar Bar Lev Hattı’nı nasıl yarıp geçtiğini, böylece Yahudi varlığının “yenilmezlik” efsanesini tuzla buz ettiğini pekâlâ çok iyi biliyor. Bugün de Modi Hindistan ordusunun yenilmezliğiyle övünüyor. Ancak o dönemdeki Mısır liderliği, elde edilen zaferi daha büyük bir zafere dönüştürme becerisi gösterememiş, ilerleyişi durdurmuş, sonrasında o hain Camp David Anlaşması imzalanmıştı! Ancak aradaki fark şudur ki, dönemin Mısır Genelkurmay Başkanı General Saad El-Şazli, teslim olmayı kabul etmemiş, dik durmuştu. Onurlu bir duruş sergileyerek, siyasetçilerin ve üst rütbelilerin zaferi nasıl çöpe attığını yüzlerine vurmuştu. Ve sadece Süveyş Kanalı’nın geçilmesini tam bir zafer gibi göstermek isteyen anlayışı şiddetle reddetmişti. Bugünse Pakistan askeri yönetimi, sadece zaferi heba etmekle kalmıyor, aynı zamanda bu zaferi de sahipleniyor ve fırsatları çöpe atanları onursal terfilerle ödüllendiriyor! Yoksa bu ateşkes, Hindistan’ın Keşmir işgalini resmileştirecek yeni bir ihanet belgesinin habercisi mi? Pakistan versiyonu bir Camp David veya Oslo’ya mı tanık olacağız?

Üçüncüsü: Askerlerin kanıyla kazanılan zaferi, masa başında sahiplenen bir liderlik!

Nasıl ki Mısır her yıl, Mübarek Toprağın ihanetiyle yüzleşmeden “kısmi bir zaferi” kutluyorsa, Pakistan’ın bugünkü yönetimi de benzer bir aymazlıkla, gerçek kahramanlar olan gökyüzünün şahinleri ile yeryüzünün aslanlarını unutup, başarısızlıkla anılanların göğsüne madalyalar takıyor, Daha da vahimi, bu komuta kademesi, ‘ABD’nin kirli operasyonlarını yönetmek’ gibi itiraflarını unutup kahramanlık taslıyor! Oysa değişen ne? Keşmir hala işgal altında, Hindistan hâlâ İndus Nehri Antlaşması’nı askıya almış durumda. Peki generaller ne yapıyorlar? Kendilerine madalya takmakla meşguller!

أَلَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ“Ne kadar kötü hüküm veriyorlar!” [Ankebut 4]

Dördüncüsü: Ey Pakistan silahlı kuvvetlerinin şahinleri ve aslanları!


Kazandığınız zaferi çalmalarına müsaade etmeyin.

Ey Pakistan’ın kükreyen aslanları! Kanatlarınızla gökyüzünü, pençelerinizle cepheyi fethettiniz! Komutanlarınızın bu zaferinizi çalmalarına veya Amerikan zillet pazarında satmalarına asla izin vermeyin! Artık bu siyasi ve askeri kadroyu, Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafet projesini taşıyan samimi parti Hizb-ut Tahrir ile değiştirmenin zamanı gelmiştir. Hizb-ut Tahrir, sizi Keşmir ve Filistin’in kurtuluşuna, Hindistan’ın fethine ulaştıracaktır. Modi, Trump, Şahbaz ve Munir’in kazanç sağladığı alçaltıcı bir ateşkese değil!

Ey Pakistan silahlı kuvvetlerinin samimi neferleri! Bilin ki, bu ihanet çetesine sessiz kaldığınız her gün, Keşmir’e bir darbe daha inecek, Filistin bir katliam daha yaşayacak, ümmetiniz bir ihanet daha yiyecektir! O halde harekete geçin ki bu dünyada izzete, ahirette ise Allah’ın rızasına nail olasınız.

وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ“De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Rasûlü de, müminler de göreceklerdir. Sonra gaybı da, görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.” [Tevbe 105]

Devamını oku...

İngiliz Yetkilinin Özbekistan’a Yaptığı Ziyaretin Arkasındaki Saikler ve Amaçlar

13 Mayıs 2025’te Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı Devlet Bakanı Lord Coker, Özbekistan’a resmî bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret, yeni İngiliz hükümetinden bir yetkilinin Özbekistan’a yaptığı ilk resmi ziyaret olması hasebiyle önem arz etmektedir. Ziyaret sırasında İngiliz Bakan, Savunma Bakan Yardımcısı Karşiyev ve Ulusal Muhafızlar Komutanı Curaev gibi üst düzey askeri yetkililerle görüştü! Görüşmelerde, iki ülke arasında savunma işbirliğinin güçlendirilmesi konuları masaya yatırıldı. Lord Coker, Özbekistan Silahlı Kuvvetler Akademisi’nde bir konuşma yaptı. Bu konuşma, bir İngiliz Savunma Bakanının bu akademide konuşma yapması bakımından bir ilktir.

Bu ziyaret her ne kadar “iş birliği” olarak lanse edilse de, siyasi bilince sahip olan herkes, bunun arkasında İngiltere’nin sömürgeci çıkarlarının ve hedeflerinin olduğunu kolayca fark edebilir. Bilindiği üzere, İngiliz sömürge politikasının temel stratejilerinden biri, kendisine ebediyen sadık kadrolar yetiştirmektir. İngiltere Savunma Bakanı’nın Özbekistan Askerî Akademisi’ne yaptığı ziyaret, sembolik bir jestten çok daha fazlasını ifade ediyor. Nitekim Kun.uz’un 17 Mart 2018 tarihli haberinde, Ocak 2018’de İngiliz tarafınca imzalanan askerî iş birliği planının uygulanmasının, iki devlet arasındaki uluslararası askerî iş birliğinin temel dayanağı olacağı açıkça beyan edilmiştir. Haberde planın, çeşitli askerî iş birliği alanlarında tecrübe paylaşımını, Özbek askerî personelinin Birleşik Krallık’taki yüksek askerî eğitim kurumlarında eğitimini, İngiliz askerî uzmanlarının Özbekistan’daki askerî eğitim kurumlarında eğitim faaliyetlerine katılımını, ortak tatbikatlar ile eğitim programlarının yanı sıra askerî tıp alanında bilgi ve tecrübe paylaşımını da kapsadığı” belirtilmiştir.

Bu tür raporlar ışığında, İngiliz Savunma Bakanı’nın Özbekistan’a yaptığı ziyaretin asıl amacını anlamak zor değildir. Günümüzde Özbekistan emperyalist güçlerin iştahını kabartan ve geri dönülmez bir nüfuz savaşına dönüşen jeostratejik bir cephe halini gelmiştir! Böylesi bir ortamda İngiltere’nin klasik politikaları uyarınca doğal olarak kendi payına düşeni almaya çalışması kaçınılmazdır. Bu nedenle Lord Coker’in ziyareti, “Biz de bu büyük oyunun içindeyiz.” şeklinde yorumlanabilir.

Britanya, dünya çapında nüfuzunu yaymaya çalışan en büyük sömürgeci ülkelerden biridir. İslam ve Müslümanların en azılı düşmanı olan bu ülke, Osmanlı Hilafetini yıkmış, İslam ümmetini parçalamış, kalbine hançer saplamış ve Filistin’e gaspçı Yahudi varlığını yerleştirmiştir. 1917-1924 yılları arasında İngiltere, İslam coğrafyasında Araplarla Türkler arasına fitne tohumları ekmiş ve Osmanlı Hilafetini yıkmak için var gücüyle çalışmıştır. İngiltere, Müslüman ülkeleri bölmekle kalmamış, başlarına kukla yönetimler getirmiş, yapay sınırlar çizmiş ve ümmeti parçalara ayırmıştır. Bu kalleş politika hâlâ yürürlüktedir; zira ümmet hâlâ devletsiz ve çobansızdır!

İngiltere, Mübarek Toprak Filistin’i gaspçı Yahudilere teslim etmekle kalmadı, 19 aydır Gazze ve tüm Filistin’de işlenen vahşi katliamların da en büyük destekçilerinden biridir. Ümmetin üzerine kara bir bulut gibi çöken bu yöneticiler, sömürgeci güçlerin menfaatlerine kulluk ederek saltanatlarını sürdürme derdindeler. Ne yaparlarsa yapsınlar, kâfirler onları hiçbir zaman kendilerinden görmeyeceklerdir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ bu durumu Kuran’da Müslümanlara şu buyruklarıyla hatırlatmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّواْ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاء مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الآيَاتِ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ“Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size ayetleri açıkladık.” [Ali İmran 118]

وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ“Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır” [Bakara 120]

Devamını oku...

34. Arap Zirvesi Tam Bir Hayal Kırıklığıdır, Sömürgecilere Sadakatin Belgesidir

Cumartesi günü Bağdat’ta, devlet başkanları, prensler, Arap ülkeleri, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği temsilcileri ile İspanya Başbakanı’nın katılımıyla gerçekleşen 34. Arap Zirvesi’nin sonuç bildirisi yayımlandı. Bildiride, “Filistinlilerin her türlü zorla yerinden edilmesi ve göç ettirilmesine kesin bir dille karşı çıkıldığı” bildirildi. Bildiride Gazze’de derhal ateşkes sağlanması çağrısı yapılırken, iki devletli çözüm uygulanana dek Birleşmiş Milletler’e bağlı uluslararası koruma ve barış gücü askerlerinin Filistin topraklarına konuşlandırılması talep edildi. Ayrıca bildiride, Filistin meselesine adil ve kapsamlı bir barışçıl çözüm bulunması gerektiği vurgulandı.

Bildiride, Suriye’nin toprak bütünlüğüne destek verildiği, Suriye’nin iç işlerine yönelik tüm müdahalelerin reddedildiği ve Yahudi varlığının Suriye topraklarına düzenlediği aralıksız saldırıların şiddetle kınandığı belirtildi. Bildiride Lübnan’a destek verildi, Yahudi varlığının uluslararası alanda kabul görmüş sınırlara koşulsuz ve derhal çekilmesi gerektiği ifade edildi. Bildiride ayrıca Sudan, Yemen ve Libya’daki krizlerin diyalog yoluyla çözülmesi ve siyasi “uzlaşı girişimlerine” katılım sağlanması gerektiği kaydedildi. Bu zirve, cılız katılımıyla ve silik tutumuyla tarihe geçti! Daha da acısı, yanlışı emreden, peşkeşi dayatan kararlarıyla ümmetin yarasına tuz bastı!

Zirve, Yahudi varlığının, Gazze ve Batı Şeria’da sürdürdüğü acımasız savaşını ve Lübnan ve Suriye’de devam eden saldırganlığını kınamakla ve uluslararası topluma çağrı yapmakla yetindi. Sanki Yahudi varlığı ve Amerika onların bu kınamalarına veya çağrılarına aldırış ediyor da! Adeta tankları, savaş uçaklarını ve füzeleri zeytin dallarıyla karşılayanlar gibiydiler! Zirvede Yahudi varlığına ‘Suç işlemeye, bombalamaya, bozgunculuk çıkarmaya devam edebilirsin, zira karşılığında sadece kınama göreceksin’ mesajı verildi.

Zirve rutinden öteye geçmedi, Müslümanların meselelerine ilişkin yeni hiçbir şey sunmadı. Artık bu yöneticilerden bir hayır ummak, küllenmiş ateşten köz beklemek gibi! Zira ümmeti ve askerî güçlerini zincirlere vuran, Müslümanların yaşadığı acılara duyarsız kalan, Yahudiler ve Batı’nın saldırılarına son verilmesini engelleyen bu yöneticilerden hayır gelmez.

Mübarek toprağın peşkeş çekilmesi, işgalci Yahudi varlığıyla barış yapılması ve “uluslararası barış gücü” adı altında Filistin’in yeniden işgal edilmesi gibi sömürgeci projeleri ve tasfiye planlarını dillerine pelesenk etmekten de geri durmadılar.

Akıl sahibi biri için, ülkemizdeki sömürgeciliğin en önemli dayanağının yöneticiler olduğu artık bir sır değil. Eğer onlar olmasaydı ümmet çoktan düşmanlarını perişan eder, mübarek toprağı esaretten kurtarır ve Yüce Rabbinin şeriatı altında izzetli ve onurlu bir hayat sürerdi! Ümmeti, zilletine, parçalanmışlığına ve güçsüzlüğüne yol açan bu zincirleri kırmaya, izzet ve zaferimizin sembolü Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafeti kurmaya davet ediyoruz.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ  Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” [Enfal 24]

Devamını oku...

Gazze! Ey Gazze! Ey Yeryüzünün Aslanları! Gazze! Ey Gazze! Ey Gökyüzünün Kartalları! Gazze! Ey Gazze! Ey Silahlı Güçler!

Son günlerde Yahudiler yüzlerce Filistinliyi bombalarla şehit ettiler. Parçalanmış cesetler, kopmuş başlar ve vücut parçaları sokaklara dağılmış durumda. İnsanlar artık vasiyetlerini yazıyor. Çocuklarını, parçalanmış cesetler arasında tanıyabilmek için isimlerini avuçlarına yazıyorlar... Üstelik 3 Mart’tan beri Gazze’ye gıda sevkiyatı tamamen kesilmiş durumda ve halk zorla açlığa mahkûm ediliyor. Şimdi ise Yahudi varlığı, “Gideon’un Arabaları” operasyonuyla Gazze’nin çocuklarını ya öldürmeyi ya da zorla göç ettirmeyi amaçlıyor. Bu küstahlığın temel nedeni, Allah’ın emrettiği şekilde cihadı yerine getirmesi gereken Müslüman orduların bu görevden alıkonması ve ulusal sınırlar içine hapsedilmeleridir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيراً“Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?[Nisa 75]

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Bir kez daha gördünüz. Onur ve şerefin yalnızca ve yalnızca kafirlere karşı cihatta saklıdır. Doğusuyla batısıyla tüm ümmetin, sağınızda solunuzda, yanınızda arkanızda sizinle birlikte saf tuttuğunu gördünüz! “Hindu devleti çok güçlü, biz onlarla baş edemeyiz” diyen korkak yöneticilerinizin bu sözlerinin safsata ve korkaklıktan ibaret olduğunu da artık biliyorsunuz. Vurduğunuz o kısıtlı ve ihtiyatlı darbe dahi, gücünüzü hem size hem de kâfirlere göstermeye yetti. Peki ya tam anlamıyla cihada kalkışsanız, acaba o zaman kafirleri nasıl bir şok bekliyor? İşte hiç zaman samimi bir liderliğin altında Müslüman bir orduyla çarpışmamış ve karşı karşıya gelmemiş olan Yahudilerin ve Amerika’nın durumu da bu. Bir avuç milis karşısında bile çaresiz kalanlar, bir ümmetin ordusuyla nasıl baş edebilir? Hadi artık harekete geçin. Allah sizinle beraberdir. Bu topraklarda Amerikan gücünün ve Yahudi varlığının hâlâ ayakta kalmasının tek sebebi, Müslümanların başındaki yöneticilerdir. Trump’ı saraylarda ağırlayan, arabuluculuk yapması için ona yalvaran, onun rızasını kazanmak için birbirleriyle yarışan bu liderler, Müslümanların servetini ve kanını, kendi efendilerini memnun etmek uğruna feda etmektedirler.

Ey Pakistan ordusu! Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın size bahşettiği izzet ve zaferden sonra, yeniden kışlalarınıza mı döneceksiniz? Siz kışlalarınıza geri dönerseniz, o zaman bu yöneticilerin, Trump ve Amerika’nın Müslüman toprakları üzerindeki hükümranlığı devam edecektir. Bu ümmet cihat ümmetidir; bu ümmet, kâfirlerle mücadele eden ve onlara karşı zafer kazanan Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmetidir. Cihat bu ümmetin hayatıdır ve siz, cihadın öncülerisiniz. Mescid-i Aksa’yı Yahudi pisliğinden temizleyip, onun mübarek avlusunda fetih namazı kılmayı arzulamıyor musunuz? Gazze siz çağırıyor, cevap verin ey ümmetin aslanları! Gazze için, şimdiye dek yapmadığınızı yapın! Yapay sınırları yıkın! Ulus-devlet prangalarından kurtulun! Raşidi Halifenin tayini için nusret verin!

Gazze! Ey Gazze! Ey yeryüzünün aslanları! Gazze! Ey Gazze! Ey gökyüzünün kartalları! Gazze! Ey Gazze! Ey ordular! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَتُقَاتِلُنَّ الْيَهُودَ فَلَتَقْتُلُنَّهُمْ، حَتَّى يَقُولَ الْحَجَرُ: يَا مُسْلِمُ، هَذَا يَهُودِيٌّ فَتَعَالَ فَاقْتُلْهُ“Sizler Yahudilerle muhakkak savaşacaksınız! Harp o kadar şiddetli olacaktır ki, hatta taş: “Ey Müslüman, şu arkamdaki Yahudi’dir, hemen gel de öldür onu!’ diye haber verecektir.” [Müslim]

Devamını oku...

Aslında Para Ödemesi Gereken Amerika’dır Biz Değil!

ABD Başkan Trump, cuma günü Körfez turunu noktaladı! Yaptığı ziyaretlerde ABD’ye üç trilyon dolardan fazla yatırım sağlayan anlaşmalara imza attı. Gittiği her ülkede, eşi benzeri görülmemiş görkemli bir resmî törenle karşılandı. Trump, ziyaretinin sonunda İbrahim Anlaşmaları’nın simgesi olan “İbrahim Aile Evi”ni ziyaret etti.

Bu ziyaret bir kez daha gösterdi ki, Müslüman ülkelerin yöneticileri, ümmetin maslahatını değil; Batılı efendilerinin çıkarlarını öncelemektedir. Trump, adeta bir sevgili ve kahraman gibi karşılandı. Kırmızı ve mor halılar serildi, gökyüzünde solo gösterileri yapıldı, kraliyet protokolleri uygulandı. Üst düzey devlet erkanının tam katılımıyla gerçekleşen karşılama töreni gerçekten utanç vericiydi. Sonra da yatırım ve ticari anlaşmalar adı altında, İslam ümmetinin trilyonlarca doları altın tepside önüne serildi.

İslam dünyası, yöneticilerinin ülke zenginliklerini altın tepside Amerika’ya sundukları kara günler yaşadı. Ümmetin serveti ABD’ye peşkeş çekildi! Hem de Irak’ı, Afganistan’ı yıkan, Siyonistlere Gazze’yi, Lübnan’ı, Yemen’i bombalatan silahları veren ABD’ye! Yürekler acısı... Sonra ümmet, Trump’ın onları nasıl zirvede bir araya getirdiğini, nasıl pervasızca Yahudi varlığıyla ilişkileri normalleştirme çağrısı yaptığını gördü... Hem de Yahudi varlığı askerlerinin Gazze’de her gün onlarca Müslümanı şehit ettiği günlerde! Daha da iğrenci, sanki sahipsiz ve halksız bir toprakmış gibi, Haşim Gazze’yi ele geçirip kâr getiren bir yatırım alanına çevirme hayallerinden bahsetti!

Aslında savaşlara ve felaketlere neden olduğu, Müslümanlara, dinlerine, ülkelerine ve çıkarlarına komplolar kurduğu için Amerika, İslam ümmetine tazminat ve para ödemesi gerekirdi. Peki ümmetin bir halifesi yokken bu, nasıl olacak?

Müslümanların bir halifesi varken, ümmet hem düşmanlarına hem de kendisine ve çıkarlarına saldıranlara tarihe altın harflerle kazınan dersler vermiştir. Bugün bile Müslümanlar, Halifelerinin kâfir hükümdarlara söylediği “Cevap duyduğun değil, gördüklerin olacaktır!” sözünü dillerinden düşürmezler.

Bu vesileyle İslâm ümmetine Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in omuzlarına yüklediği yeryüzünü İslam’la imar etme kutlu görevinin hala baki olduğunu hatırlatmak isteriz. Dolayısıyla yeniden hilafeti tesis edip saflarını birleştirmedikçe, gençliğine heyecan aşılamadıkça İslam ümmetinin rahatlaması ve huzur bulması mümkün değil! Ümmetin hali, tıpkı sahabe Rib’î bin Amir’in, Fars komutanı Rüstem’e karşı söylediği şu onurlu sözlerdeki gibi olmalıdır: “Biz, Allah’ın, insanları kula kul olmaktan kendisine kulluğa, dünyanın darlığından ahiretin genişliğine ve batıl dinlerin zulmünden İslâm’ın adaletine çıkaralım diye gönderdiği bir toplumuz.”

Biz iyimser ve umutluyuz, İslam ümmeti, Trump ve Müslümanların başındaki hain yöneticilerin zorla kabul ettirmeye çalıştığı cizye vergisini, zalim Yahudi varlığına ve İslam karşıtı laik düzeni itaati ve boyun eğmeyi asla kabul etmeyecektir. İslam coğrafyasının herhangi bir bölgesinde samimi ve etkili bir çalışma ortaya çıktığında, bu çalışmayı desteklemekten ve başarısı için tüm kaynaklarını seferber etmekten asla geri durmadığını kanıtlamıştır. Allah’ın izniyle İslam ümmeti, Hilafet güneşinin yeniden doğuşuna tanık olduğunda bütün gücü ve kararlılığıyla onu destekleyecek ve etrafında kenetlenecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

لاَ يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُواْ فِي الْبِلادِ “İnkâr edenlerin ülkelerde dolaşmaları sakın seni aldatmasın!” [Ali İmran 196]

Devamını oku...

Gerçek ve Siyasi Mesaj Arasında Yahudi Varlığının İran’ın Nükleer Tesislerini Vurması Hakkındaki Konuşmalar!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Gerçek ve Siyasi Mesaj Arasında
Yahudi Varlığının İran’ın Nükleer Tesislerini Vurması Hakkındaki Konuşmalar!

Haber:

ABD'li yetkililer CNN'e, Amerika'nın, Trump yönetiminin Tahran ile diplomatik bir anlaşmaya varmaya çalıştığı bir zamanda Yahudi varlığının, İran'ın nükleer tesislerini vurmak için hazırlık yaptığına işaret eden yeni istihbarat bilgileri elde ettiğini açıkladı. (CNN Arabic, Uyarlanmıştır)

Yorum:

Bu haberin ciddiyet ve doğruluk boyutu nedir?Yahudi varlığı, Amerika veya Avrupa'nın desteği ya da bölgesel yardım olmadan tek başına böyle bir işi yapabilir mi?Bu haberin tam da böyle bir zamanda sızdırılmasının anlamı nedir? Haber gerçekten doğru mudur?

Yahudi varlığı Türkiye ve Amerika'da sahte ve simülasyon tatbikatlar gerçekleştirdi; ayrıca Türkiye, Fas, Yunanistan ve Kıbrıs da dahil olmak üzere birçok ülkede, İran'ın nükleer reaktörlerinin gerçekliğini ve coğrafi doğasını taklit eden benzer tatbikatlar gerçekleştirmiş olup İran'ın coğrafyası ve nükleer reaktörlerinin haritalarına sahiptir ve pilotlarını bu tür görevler için eğiterek herhangi bir uygun fırsatı veya böyle bir fırsata imkan veren durumları beklemektedir.

Yahudi varlığı, İran'ın nükleer tesislerinin İran sahasının büyük bir bölümünü kapsadığını biliyor; dolayısıyla bu tesislere saldırmak, her biri bir savaş uçağı filosunun korumasına ihtiyaç duyan B-52'ler, yakıt ikmal uçakları ve bu büyük çaplı hava saldırısına karşı koymak için radarları ve hava savunmalarını devre dışı bırakmanın yanı sıra İran havaalanlarının İran savaş uçaklarından tamamen etkisiz hale getirmek için radar karıştırma uçakları gibi çok sayıda bombardıman uçağı gerektirmektedir. Dolayısıyla bu şekilde Yahudi varlığı, İran'ın komşu ülkeleri ve bu varlığa derin ve ağır füzeler ve bu mühimmatı taşıyarak İran'ın doğal ve askeri olarak korunan mevzilerine fırlatacak uçakları temin eden Amerika gibi bir ülkenin yardımı olmadan bunu tek başına yapamaz.

Amerika ve İran şu anda nükleer projesi ve zenginleştirme yöntemi ve derecesi konusunda müzakere turları yürütüyor ve Amerika, zenginleştirme işleminin İran'ın zenginleştirme tesislerinde değil İran dışında yapılmasını talep ederken İran ise bunu reddediyor. Nitekim İran, zenginleştirilmiş maddeyi Rusya gibi “sarı kek” uranyumun depolandığı üçüncü bir ülkeye nakletmeyi prensipte kabul etti ancak bu program hakkındaki çekişme, tehdit ve uyarılar devam ediyor.

Peki Amerika, böyle bir operasyonun tüm Ortadoğu'yu istikrarsızlaştırma riski taşıdığı konusunda uyarıda bulunmasına rağmen neden bu zamanda, Yahudi varlığının hazırlıklarının tamamlandığı ve İran'ın nükleer tesislerine askeri operasyon düzenlemeye hazırlandığına dair haberler sızdırılıyor?

Sanırım bu haberin sahibi Amerika olup sınırlı yetenekleri, bunun önünde engellerin olması ve İran tesislerinin üçte birine erişimin zorluğu nedeniyle bunu tek başına üstlenmeyeceğinden, dolayısıyla korkunç ve ölümcül bir başarısızlığa mahkûm olacağından emin olduğum Yahudi varlığı değildir.

Bundan dolayı bu uydurma haberin sızdırılmasının, İran'ın müzakerelerde katı davranmaması, Amerikan taleplerini ve şartlarını kabul etmesi, bunun Trump'ın Orta Doğu temsilcisinin “sabrımız tükeniyor” sözünden dolayı kesinlikle ikinci bir defa gerçekleşmeyecek altın bir fırsat olduğu, bunun ise İran liderliğini aceleye getirme ve parmaklarını ısırma durumuna sokma çabası olduğu ve Yahudi varlığını bu aptalca işten alıkoyacak şeyin nükleer anlaşmayı hızla imzalamak olduğu yönünde Amerika'nın İran'a yönelik bir mesajı olarak görüyorum. Sonra bu, bu meseleyle ilgilenen ve sonuçlarından etkilenen ülkelere, bu saldırının bölge genelinde yaratacağı ciddi etkilerinden dolayı müdahale etmeleri ve Tahran'a Amerikan teklifini kabul etmesi için baskı yapmaları, dolayısıyla ülkelerin sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğine dair de bir mesajdır.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Salim Ebu Sebeytan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER