Cuma, 08 Zilhicce 1445 | 2024/06/14
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

بسم الله الرحمن الرحيم

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

“Şüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” [Kâf 37]

 

Ey İnsanlar! Ey Müslümanlar! Ey Müslüman Orduların Askerleri!

Yahudi saldırısından bir aydan fazla bir süre sonra ve 11 binden fazla şehit ve 30 bine yakın yaralının ardından İslam coğrafyasındaki 60’a yakın Arap ve Acem yönetici, Yahudilerin Gazze saldırısını görüşmek üzere 11 Kasım 2023 Cumartesi günü Riyad’da bir araya geldi. Sanki bu yöneticiler, Yahudilerin Gazze halkına karşı azami suç işlemesini bekliyor gibiydiler! Bu yöneticiler, çoklukları ile medya ekranlarında arzı endam ettiler! Sonra konuşmaya başladılar... Konuşmalarında Yahudi varlığının Gazze’de uyguladığı barbarlıktan bahsettiler ve “Çatışmanın çözümü iki devletli çözümdür... Gazze kuşatması kaldırılmalı... Halkımıza karşı savaşı durdurmak için Güvenlik Konseyi’ni sorumluluk üstlenmeye çağırıyoruz... Gazze halkına insani yardım ulaştırmak için sınır kapılarının açılmasını talep ediyoruz... (İsrail) toplu cezalandırma uyguluyor... Gazze’deki durum tam bir felaket ve şok edici... Hastaneleri, okulları ve kurumları bombalamak suçtur… Derhal ateşkes talep ediyoruz... Sivillere yönelik ihlallerden (İsrail) sorumludur... Siyonist varlık uluslararası yasaları ihlal etmiş ve yasak silahlar kullanmıştır... Amerika bu varlığa silah tedarik ediyor gibi ifadeler kullandılar.... İçlerinden biri Gazze’deki direnişe selam bile gönderdi... Oysa bunlar ne semirten ne de açlığı gideren ne Gazze’ye yardım eden ne de saldırıya cevap veren sözlerdir! İçlerinden birinin, uzaktan izlerken Gazze’deki direnişe selam göndermesi ise tam bir ibretliktir! Oturup, ablukanın kaldırılmasını, Gazze’ye yönelik saldırının durdurulmasını ve sınır geçişlerinin açılmasını kimden talep ediyorlar?

Daha sonra her biri, konuşmasının yazılı olduğu kağıdı katlayıp dinlenmeye geçti… Sonra da konferansın başındaki konuşmalarını tekrarlayan ve saldırıyı kınayan ortak bir bildirge yayınladılar... Bildirgede saldırıyı uluslararası hukukun ihlali olarak tanımladılar... BMGK’ya, derhal kesin ve bağlayıcı bir karar alarak, saldırganlığı sona erdirme ve işgal yetkililerinin, uluslararası hukuku, uluslararası insancıl hukuku ve tüm uluslararası meşruiyet kararlarını ihlal eden faaliyetlerini sona erdirmesi çağrısında bulundular. Bildirgede “Gazze’ye yönelik ablukanın kırılması, gıda, ilaç ve yakıt dahil, Arap, Müslüman ve uluslararası insani yardım konvoylarının Gazze Şeridi’ne derhal girmesinin sağlanması” talebinde bulundular. Gazze’deki savaşı durdurmak için uluslararası düzeyde hareket etmek, kalıcı ve kapsamlı bir barışa ulaşmak amacıyla siyasi bir süreç başlatmak için dışişleri bakanlarından oluşan bir bakanlar komitesi kurulduğunu duyurdular... Bildirgede yaklaşık 1.5 milyon insanın Gazze Şeridi’nin kuzeyinden güneyine doğru yerinden edilmesini kınadılar... İşgal güçlerinin Filistin şehirlerine ve kamplarına yönelik başlattığı askeri operasyonları kınadılar... “İsrail”in Kudüs’te İslam ve Hıristiyanlığa ait kutsal mekanlara düzenlediği saldırıları lanetlediler... Barışa bağlılığın stratejik bir seçim olduğunu yeniden teyit ettiler... Gazze ve Batı Şeria’nın özgür, bağımsız, egemen, başkenti Doğu Kudüs olan ve 4 Haziran 1967 sınırları çerçevesinde kurulmuş Filistin Devleti içindeki birliğini garanti altına alacak kapsayıcı bir çözüm içinde yer alması gerektiğini belirttiler...

Görüldüğü gibi bir araya geldiler, konuşmalar yaptılar, mola verdiler sonra da ortak bir bildirge yayınladılar. Bunlar, Yahudilerin çocukları, kadınları, yaşlıları katletmesi suçlarını, hastaneleri ve camileri yıkmasını, evleri, taşları ve ağaçları yok etmesini ne ilerleten ne de gerileten eylemlerdir…! Bununla da yetinmeyip Yahudi varlığı, elektriği kesti, hastanelere ve hastalara akaryakıt ve ilaç ulaşmasını engelledi. Buna bağlı olarak ölümler arttı, hastaneler cesetlerle dolup taştı, yakınları cesetleri bile gömme fırsatı bulamadılar. Bütün bunlar, Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin gözleri önünde cereyan etti!

Ey insanlar! Ey Müslümanlar! Ey Müslüman orduların askerleri!

Bu yöneticiler, düşman ordusu saldırısının, karşısında duracak, onlarla arkasında bulunan kimseleri de dağıtacak bir orduya ihtiyaç duyduğunu nasıl akletmez ve anlamazlar?

فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ“Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.” [Enfal 57]

Zillete, fakru zarurete mahkûm olanların, hiç kimse karşılarında durmazsa barbarlıklarına devam edeceklerini nasıl anlamazlar? Nasıl ve nasıl? Müslümanların yöneticileri, savaşmak için orduları seferber etmek yerine süslü ve gösterişli sözlerle mi düşmana yanıt veriyorlar? Aziz ve Güçlü olan Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu hiç duymadılar mı? قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ “Onlarla savaşın ki Allah sizin elleriniz ile onları cezalandırsın, rezil rüsva etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Müminlerin kalplerine şifa versin.” [Tevbe 14]

Filistin’in, Allah’ın çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa toprağı olduğunu nasıl anlamazlar?

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ“Kulunu bir gece Mescidi Haram’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” [İsra 1] Bu yöneticilerin çağrıda bulunduğu iki devletli çözüm, Allah’a, Rasûlüne ve müminlere ihanet değil mi? İslam toprağı, halkı ile düşmanları arasındaki bölünmeyi kabul eder mi? Filistin çevresindeki bazı Müslüman ülkeler, Filistin’i işgal eden ve halkını oradan çıkaran bu hilkat garibesi varlığın boğazını sıkabilecek askerlere sahip değil mi? Müslüman askerler, bu ucube varlığı ortadan kaldırmaya ve Filistin’i, eskiden olduğu gibi yeniden Dar’ul İslam’ın parlayan yıldızı haline getirmeye muktedir değil mi? Müslüman ordular, Müslüman topraklarını işgal edenler ve halkını oradan çıkaranlar ile savaşmaya ve halkını çıkardıkları gibi onları da oradan çıkarmaya layık değiller mi?

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ “Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın.” [Bakara 191] Bunun büyük bir farz olduğunu nasıl anlamazlar?

Bu yöneticiler, şüphesiz bunun farkındalar ama sefilliklerine yenik düştüler. Başta Amerika olmak üzere sömürgeci kafirlerin emrine amade oldular. Sömürgeci kâfir ülkelerin söylediklerini söylüyorlar, yaptıklarını yapıyorlar. Çarpık koltuklarını korumak için onların taleplerini geri çevirmiyorlar.

قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُون “Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar!” [Münafikun 4]

Ey insanlar! Ey Müslümanlar! Ey Müslüman orduların askerleri!

Bu ümmetin talihsizliği yöneticileridir. Bu yöneticiler şehitlerin naaşlarını gözleriyle görüyorlar, çocukların çığlıklarını kulaklarıyla işitiyorlar, yürek parçalayan sahnelerde insanların çocukları ve kadınlarıyla birlikte evlerinden barklarından edildiklerini görüyorlar... Yöneticiler bütün bunların tanığıdırlar, bunlar gözleri ve kulaklarına dokundu ama bir türlü Mutasım yiğitlik ve kahramanlığına dokunmadı! Üstelik bütün bunlar, Yahudi varlığını çepeçevre kuşattıkları bir zamanda gerçekleşse de yine de orduları hareket ettirmiyorlar ve yardım çağrısına yanıt vermiyorlar... Onlar kendilerine zilleti reva gördüler, ölüler acı hissetmez!

Ey insanlar! Ey Müslümanlar! Ey Müslüman orduların askerleri!

Allah’a ve Rasûlüne inanmıyor musunuz? Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin çocukları değil misiniz? Siz, dünyanın dört bir yanına iyiliği yayan mücahit fatihlerin çocukları değil misiniz? Askerler sizin çocuklarınız değil mi? Allah’ın izniyle, hakkı yerine getirebilecek ve Mübarek Toprak’taki kardeşlerine yardım edebilecek güçte olan askerleri savaşa sevk edemez misiniz?

وَإِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدِّينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ   “Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üzerinize borçtur.” [Enfal 72]

Hadi ey askerler! Mübarek Toprak gaspçısı Yahudi varlığına karşı savaşan Gazzeli kardeşlerinizin yardımına koşun...

Hadi ey askerler! Zillete, fakru zarurete mahkûm olan ve Allah’ın gazabına uğrayan kimselerle savaşın...

Hadi ey askerler! Tüm Filistin’i İslam’a ve Müslümanlara geri iade edin…

Hadi ey askerler! Allah’tan bir zafer, yakın bir fetih ve müminleri müjdele için harekete geçin...

Ey insanlar! Ey Müslümanlar! Ey Müslüman orduların askerleri!

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

“Şüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” [Kâf 37]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir


H. 28 Rabi’-ul Âhir 1445
M.  Pazar, 12 Kasım 2023

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER