Salı, 17 Şaban 1445 | 2024/02/27
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

بسم الله الرحمن الرحيم

Tunus’tan Aksa Tufanı’na Kadar Ümmetin Devrimi Devam Ediyor, Hilafet Kurulana ve Filistin Kurtulana Kadar da Devam Edecek

Bugün ümmetin devriminin fitilini ateşleyen ve bölgenin en güçlü zalim yöneticilerini deviren 14 Ocak devriminin yıldönümü. Bilindiği gibi 14 Ocak devrimi Batı etkisinden ve yerel araçlarından kurtulmak için tarihi bir fırsattı. İnsanların temel talepleri net ve açıktı, Arap devrimlerinin ikonu olarak biliniyordu: “Halk rejimi devirmek istiyor.” Halk bu talebiyle kaostan ziyade yoksulluk, zulüm ve yozlaşma miras bırakan insan yapımı sistemlere alternatif bir sistem arzuluyordu.

Batı, ümmetin devriminden bölgenin İslam temelinde gerçek ve üretken bir değişime doğru sürüklenmesinden korkuyordu. Bu nedenle İslam’ı yönetim ve yasama dışında tutmak için elinden geleni yapıyordu. Zira İslam, bir ideoloji olarak, Hilafet de bir yönetim sistemi olarak Tunus da dahil olmak üzere İslam ülkelerinde kamuoyunda haline gelmişti. Bu nedenle, Mayıs 2011’de Mısır ve Tunus’un da katıldığı Deauville Zirvesi’nde önde gelen Batılı ülkeler, Tunus’un Batı’nın kontrolünde kalması yönünde kararlar aldılar. Merkez Bankasının bağımsızlığı, Avrupa Birliği ile Ortaklık Anlaşması (ELICA), yatırım kanunları, birinci ve ikinci niyet mektupları bu kararların en önde gelenleriydi. Tunus, IMF’ye kamu sektörünün özelleştirilmesi, yani geri kalan kamu kurumlarının Batı’ya devredilmesi de dahil olmak üzere büyük reformlar gerçekleştirme taahhüdünde bulunmuştu. Öncesinde gaz, petrol, maden gibi doğal kaynaklar Batılı şirketlere zaten devredilmişti.

Devrim sonrası hükümetlerin izlediği bağımlılık politikası, sefalet ve yıkım getirmiş, bu da onların çöküşünü hızlandırmıştı. Ardından 25 Temmuz 2021 hareketi iktidara gelmiş ve on yıldır iktidarda olan grubu devirmiş, halka karar alma mekanizmasını yeniden tesis etme, bağımlılıktan, sömürge politikalarından, yolsuzluktan ve adam kayırmacılıktan kurtulma müjdesi vermişti. Ne yazık ki insanların yaşam koşulları daha da kötüleşmiş, fırın, bakkal ve benzin istasyonlarının önünde kuyruklar oluşmuştu. Egemenlik, Avrupa Birliği’nin koridorlarında bırakılmıştı. Güvenlik birimlerimiz ve ordumuz, Batı ve gündemlerinin muhafızı ve bekçisi olmuş, Tunus Eski Kıta’ya geçmek isteyenleri ayıklama ve eleme noktası haline gelmişti. Göçmenlerin eski Kıta’ya geçmelerini engelliyor, Batı adına sığınma merkezlerinin yüküne ve sonuçlarına katlanıyordu. Acı gerçeği öğrendikten sonra muhaliflerin ve yolsuzluğa bulaşmış kişilerin hapse atılması haberleri artık insanları heyecanlandırmıyor ve ilgilerini çekmiyordu. Yüzler değişse de devrime kalkıştıkları rejimin değişmediği gerçeğini öğrenmişlerdi. Batı, politikaları öncekilerden daha az kötü olmayan yeni yüzlerle köhne rejimi korumayı başarmıştı. Sözde yeni rejimin politikaları da, Allah’ın indirdiğiyle yönetmeyen, sadece sefalet ve umutsuzluk üreten eski insan yapımı rejimlerin bağrından doğmuştu. Durum daha da kötüleşmiş, kendilerine bu kadar büyük eziyetler eden laik, “modernist” sisteme karşı bir daha değişim veya devrim hareketinde bulunmasınlar diye insanların kalplerine umutsuzluk tohumlarını ekilmişti. Gerçek şu ki halkı kontrol eden rejimler arasında hiçbir fark yoktur. Nitelikleri açısından parlamenter demokrasi ile başkanlık demokrasisi arasında fark olsa da.

Devrimimiz şu üç unsurla takviye edilirse ancak başarıya ulaşacaktır:

1- Müslüman halkın inancından kaynaklanan, Batı hegemonyasından kurtulmamızı sağlayan, alternatifi, yöntemi ve hedefi tanımlayan bir uygarlık projesi benimsediğimizde.

2- Ümmetin projesine sadık, Batının oyunlarının bilincinde olan, ümmeti İslam temelinde gerçek, verimli bir değişime yönlendiren bir liderlik olduğunda.

3- Uygarlık projesini koruyabilecek, Batı’nın ülkemize yönelik emellerini püskürtmek için uygarlık projesini savunabilecek samimi güçlü insanlar grubu olduğunda.

Son yıllarda ümmeti kasıp kavuran olaylar, şüphesiz uluslararası toplumun prangalarından kurtuluşun mümkün olmadığını kanıtlamıştır. Uluslararası toplum, belanın başıdır. Bu prangalardan bizi ancak İslam ümmeti ölçeğinde yapay, ulusal ve milli sınırlar ötesi siyasi bir proje kurtarabilir. Ümmet, tarihin her anında tek bayrak altında, tek yönetici arkasında, tek devlet sınırları içinde birleşmeye hazır ve nazırdır. Bu devlet Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet Devletinden başkası değildir. Ardından ümmet ve orduları Batı hegemonyasından ve yerel araçlarından kurtulacak, en önemli önceliklerinden birine ulaşmak için enerji ve güçlerini birleştirecektir. En önemli öncelikleri arasında Gazze’ye yardım etmek, Mübarek Toprak Filistin’i özgürleştirmek yer almaktadır. Sonra da zulüm ve haksızlığın egemen olduğu yeryüzüne adalet ve iyiliği yaymak için harekete geçecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ إِن مَّكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُور “Onlar ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah’a varır.” [Hac 41]

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Tunus Vilayeti


H. 2 Raceb 1445
M.  Pazar, 14 Ocak 2024

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER