Cumartesi, 09 Safar 1442 | 2020/09/26
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü
Amerika Devrilmek Üzere ve Hilafet’in Kurulması da Batı’da Beklenen Bir Hakikat Haline Geldi

بسم الله الرحمن الرحيم

El-Vai Dergisi

-Başyazı-

Amerika Devrilmek Üzere ve Hilafet’in Kurulması da Batı’da Beklenen Bir Hakikat Haline Geldi

Batı’nın bu ümmeti sömürgeleştirme hikâyesi yüz yıllık bir zamana uzanıyor. Ama Batı, ümmeti işgal etse de işgalini ona ispatlayamadı; zira onun içerisinde dayatarak ve reddederek kalmaya devam etti… Bu dayatma ve reddetme sonucunda İslam ümmeti bu trajik koşulları yaşadı. Ümmet, bundan kurtulmak istiyor ama gücü yetmiyor. Kurtuluş yolunun dininden geçtiğini biliyor ama ona nasıl ulaşacağını bilmiyor. Dolayısıyla ümmet, Peygamberi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yolunu takip eden ve kendi arasında bulunan kendisi için panzehir ve şifa kaynağı olacak birini arıyor.

Batı, kendisini çok korkutan bu hakikati biliyor, tüm kurnazlık, güç ve cürümle bunu önlemek için çalışıyor. Bunu önlemek için de sömürgeciliğin tüm acımasız yöntemlerini kullanıyor… Bununla birlikte bu yüzyıl boyunca çatışmayı kendi lehine çeviremedi. Bilakis (ajan yöneticiler, yöneticileri halklarından korumak için hazırlanmış ordular, kiralık alimler, Laik partiler ve bağımlı medya) gibi hala bunu yapabilecek tüm araçlara sahip olmasına ve bunların tamamını kendi çıkarları için kullanmasına rağmen sonuçlar kendi aleyhine oldu. Ancak ümmet, değişim konusunda ısrarını artırıyor ama bir çıkış yolu bulamıyor. Nitekim bu çatışmanın araçlarından kendisiyle birlikte olanların tamamı düştü… Dolayısıyla Batı bunu fark etmiş, kendisinden ayrılmak ve esaretinden kurtulmak için çalışan Müslümanları engellemede başarısız olduğunu anlamış ve meselenin an meselesi olduğunu idrak etmiştir. Zira Batı, bölgeden kovulma zamanını daha fazla erteleyemeyeceğini itiraf etmektedir.  

Batı bunu itiraf etse de bu onun ümmete teslim olması için yeterli olmadı. Zira Batı, sürekli olarak bunu engellemenin yollarını arıyor. Nitekim hepimiz, Batı’nın bu durumdan kurtulabileceği bir boşluk bulabileceğini umarak savaşında bir plandan diğer bir plana nasıl geçtiğini görüyoruz. (Aynen Irak ve Afganistan'ın işgali, bölgeyi yeniden taifecilik, mezhepçilik ve etnik temeller üzerine bölme planı, devrimlerle yüzleşme, mezhepçilik çığlıklarını kışkırtma, terörizme karşı savaşlar icat etme, siyasal İslam ile (İslamcılar) ile savaşmak için DEAŞ’ı icat etme ve Erdoğan’ın oyunu gibi… Dolayısıyla onun nazarında mesele nettir.) Batı’nın insanlıktan hiç nasibini almamış bir şekilde kullandığını gördüğümüz iğrenç ve aşağılık üsluplardan biri de İslam’a karşı savaşta ve Hilafet Devleti’nin geri dönüşünü engellemedeki kirli çabalarının başarıya ulaşması ihtimaline yönelik çaresizliğini ifade eden bir üsluptur. Onun benimsediği üsluplardan biri de şudur: şehirlerin aşamalı olarak yıkılmasına, insanların birbirlerine düşman olmasına, insanların yerlerinden edilmelerine ve ülkelerini kendi elleriyle yakıp yıkmalarına yol açan (İslam beldelerindeki) düşmanın tüm yeteneklerini tüketen bitkinlik, yavaş aşınma ve yıpranmadır. Bu yöntem, düşmana, yani İslam beldelerine yönelik askeri karardan veya askeri yeteneklerin yok edilmesinden uzak olup dahası istikrarın bozulmasını, kontrol ettikleri mezhepçi iç savaşlarla başarısız bir devletin oluşmasını ve yavaş adımlarla düşman devletin vatandaşlarını kullanmayı amaçlıyor. Bu da felçli ve yaşlı birinin temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak bir hale gelmesini ve elini açıp yardım için yalvaran birinin iradesine boyun eğmesini sağlıyor.  Bu konuşma bir analiz değildir. Aksine Amerikan Savaş Koleji Çalışmalar Enstitüsü’nde askeri strateji uzmanı olan Profesör Max Manwaring tarafından verilen bir konuşmadan alınmıştır. Bu konuşmayı da Yahudi varlığı “İsrail”de, üst düzey NATO subayları ve işgalci Yahudi varlığı subayların huzurunda yapmıştır. 

Bizler, başta Amerika ve müttefiki “İsrail” olmak üzere İslam ile Batılı düşmanlarının arasındaki kanlı çatışmanın uğursuz görüntüsünü ve İslam’ın hayatta tekrar rol almasını engellemeye yönelik acımasız girişimlerini aktarıyoruz ancak buna Batı’nın istediğinden tamamen farklı başka bir görüntü eşlik ediyor. Zira Batı, medeniyetini kendi elleriyle yok ederek, vahşiliğini, insanlık dışılığını ve yozlaşmışlığını ortaya çıkararak yukarıda bahsettiğimiz noktaya geldi. Dolayısıyla Batı, kurulduğu günden beri, dünyaya savaşlar, trajediler, yıkım, sömürgecilik, halkların kanlarının emilmesi ve mallarının yağmalanması dışında hiçbir şey getirmemiştir. Hatta iki Dünya Savaşı, kötü ağacın ilk meyveleri arasında olup bu iki savaş öncelikle kendi halklarını etkiledi. Dolayısıyla bu medeniyet şimdi en kötü halini yaşadığı gibi zamanın bu medeniyetin aleyhine akıp gitmesi onun erozyona ve çöküşe doğru ilerlediğini gösteriyor. Belki de Amerikan vatandaşı Floyd'un öldürülmesini ve Avrupa'ya yayılmasını izleyen ırkçı olaylar; Amerika ile aynı medeniyeti paylaştığı için bu medeniyetin kanatlarına yerleştirilmiş bombaların olduğuna, bu medeniyetin tarihinin başlangıcından bu yana nasıl da sömürgeciliğe, köleliğe ve halkların yok edilmesine dayandığını ortaya çıkardığına ve onun için en iyi yolun yok olmak olduğuna işaret ediyor.  

Burada şunu söylemekte fayda var; Batı, dinleri hususunda Müslümanlara karşı açtığı savaşının ve bir ülkeden diğerine olmak üzere Müslümanların ülkelerine ektikleri trajedilerin tam ortasındayken, Arabıyla Acemiyle Müslümanların tek ümmet olduklarını, dinleri hakkındaki savaşlarının tek bir savaş olduğunu, Müslümanların hepsinin tek bir görüş etrafında bir araya geldiklerini, yeniden Raşidi Hilafet Devleti’nin gölgesinde yaşamak istediklerini, Halifelerin adaletini, onların yönetimi altında yaşamalarının genişliğini, Allah’a itaat dolu bir hayatı hatırladıklarını, Müslümanların nefislerinde bunlara karşı yeniden istek duyduklarını, Hilafetin ihtişamı için kalplerinin yeniden atmaya başladığını, davet, cihat ve İslam’ın yayıldığı bir atmosferde selefleri gibi yaşamak istediklerini hissettiği gibi Müslümanların, Hilafeti kurarak bir değişim için çalışmanın farziyeti hususunda Kitap, sünnet ve sahabenin icması yoluyla Allahu Teala’nın hükümlerine vakıf olduklarını, fıkıh kitaplarının bunun hakkında Müslüman alimlerin icmasını aktardığını da hissetti. Zira Müslümanlar, Hilafeti kurmak için çalışmanın seçenek değil, bir farz olduğunu bilmektedirler… Müslümanları, kendilerine karşı gelen her zorluğa katlanmaya, Hilafeti ikame etmek için Allah yolunda tahammül ve sabırla ilerlemelerine sevk eden şey işte budur. Şayet Müslümanlar adaletsizlikten, zulümden, aşağılanmadan ve yoksulluktan daha büyük ve güçlü olana sahip olmasaydı -ki bu da Allah’a iman etmek ve İslam’a nusret vermek için çalışmaktır-  Batı’nın komplosuna ve tuzaklarına karşı bu kadar efsanevi bir şekilde dayanamazlardı.     

Burada şöyle bir denkleme ulaşıyoruz: İslam hayat sahnesinde yeniden rol almak için ilerliyorken Batı ise geriliyor, ifşa oluyor, debeleniyor ve tükenmeye doğru yürüyor. Bu sadece bizim söylemiş olduğumuz bir şey değil. Dahası kapitalist medeniyetin geleceğini öngören birçok düşünür de bunları söylüyor. Nitekim okuduğumuz üzere Batılı düşünürler iki kısma ayrılıyor: Birincisi; Batı medeniyetinin başarısız olduğunu ve gitme zamanının geldiğini gören ama bunun alternatifi hakkında konuşmayan kısım. İkincisi ise; aynı şekilde görmekle birlikte mevcut alternatifin İslam olduğunu ve meselenin an meselesi olduğunu gören kısımdır. Dolayısıyla bizim, zamanın önemli bir faktör olduğunu ve bunun soyu tükenmiş kapitalist medeniyetin çıkarına olmadığını söylememizi sağlayan şey işte budur. 

Burada şöyle bir soru akla gelmektedir: Bugün dünyanın beklediği küresel değişim süreci, adımları idrak edilip hesaplanmış ve zamanı belli olan bir süreç midir yoksa bundan başka bir süreç midir?  Dünyanın bahsettiği küresel değişim süreci, önce İslami bir devletin kurulmasını ve bu devletin kapitalist Batılı ülkeleri ortadan kaldıran ve alaşağı edecek bir devlet olmasını mı gerektiriyor yoksa bundan başka bir şeyi mi?

İlk sorunun cevabı şöyledir: Müslümanlar olarak bizler, dini tesis eden, dinin talep ettiği her şeyi koruyan, tatbik eden ve yayan Hilafeti kurarak Allah’ın indirdikleriyle hükmedecek olan yönetimi ikame etmek için Allah’ın şeri bir farzı olan değişim için çalışmalıyız… Ecrin ve zaferin sadece Allah’tan geleceğini umarak ciddiyetle, ısrarla, kararlı ve sabırlı bir şekilde çalışmalıyız… Allah’ın kelimesini yüceltmek için bu gerçekleşinceye kadar Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metoduna bağlı kalarak kararlı bir şekilde çalışmalıyız. Aynen Amerika ve Batı’nın dünyayı kontrol etmek için tamamen materyalist bir şekilde ısrarcı davranması gibi. Ama biz bu dinin (kapitalizmin) doğru olduğunu söylemiyoruz. Allah’tan bu koşulları değiştirmesini bekliyoruz ve her namazda bunun için dua ediyoruz. Dahası Allah Subhanehu bizlere, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Medine’de kurduğu gibi tamamen İslami bir devlet kurmak için çalışmamızı emrediyor. Zira Allah’a iman, fertlerin itaat etmesini, yani hâkimiyetine boyun eğmesini, Allah’ın birliğine, hidayet eden, yardım eden ve zafer veren olduğuna iman etmeyi gerektiriyor. İşte bu imanı, değişim sürecinin temeli yapmalıyız. Bu çalışmayla birlikte dini yalnızca Allah’a has kılarak nusrete icabet edeceğinden emin bir şekilde O’na dua etmeliyiz. İşte o zaman değişim, adımları hesaplanmış ve çalışmaları idrak edilmiş bir süreç olur. Nusretin zamanına gelince; bu yalnızca Allah’ın elinde olan bir şey olup O’ndan başka kimse bunu bilemez. Dolayısıyla bir Müslümanın yakınlığını hissetmesi dışında kesin bir karar vermesi mümkün değildir. İşte biz bugün o yakınlığı görüyoruz. Zira ümmetin, Rabbinin İslam Devleti’ni kurma çağrısında büyük bir orana ulaştığını, nusretin ve yeniden ortaya çıkmasının yakın olduğunu idrak ediyoruz. Bu konuşmanın içeriğinde bahsettiğimiz gibi Batı’nın bizzat hissettiği ve bunu uzaklaştırmak için ciddiyetle çalıştığı şey işte budur. Müslümanların bunu bilmemesi, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in devletini kurmadan ne zaman ve nerede olacağını bilmemesinden dolayıdır. Hatta Batı bile ümmetteki değişim sürecini gözetliyor ve onu ülkeden ülkeye takip etmeye çalışıyor. Nitekim bazı yetkililer, bir ülkedeki uyanışa darbe indirdiklerini ve bitirdiklerini düşündükleri anda başka bir ülkede başka bir yüzle karşılaşarak şaşkınlığa uğradıklarını belirtiyorlar. Ama Müslümanlar bugün, Hilafet hakkındaki vaadin ne zaman olduğunu konuşuyorlar. De ki, belki de yakındır.

İkinci sorunun cevabına gelince; başta Amerika olmak üzere Batı ve ülkeleri, krizlerin ve ortaya çıkan koşulların, kaosa ve beklenmedik savaşlara yol açtığına tanık oluyorlar. Zira Amerika, konumunu korumak için tüm cephelerde savaşa girdiği gibi İslam ve Müslümanlar ile de savaşa giriyor, Çin ile rekabet etmekten korkuyor, bu da aralarındaki ilişkileri gerginleştiriyor. Sonrasında onunla doğrudan veya arabuluculuk yoluyla sıcak bir savaşa ulaşmak için soğuk bir savaşa giriyor. Ayrıca Amerika, Avrupa Birliği’nin gerçek bir birlik olmasını ve aralarında siyasi, askeri ve ekonomik bir gücün oluşmasını engellemek için çalışıyor. Dolayısıyla Amerika’nın bilimsel ve sağlıklı bir sistemle çözemediği, aksine hesapsız bir şekilde dolar basarak ve küresel ekonomiyi dolara bağlayarak haydutluk yoluyla çözdüğü finansal sorunları olduğu gibi ırkçı ayrımcılıktan federalizmden bağımsız olmayı düşünen birçok eyalete kadar iç sorunları bulunmaktadır… Amerika’nın içinde yaşadığı gerçeklik, Amerika’nın kendisinden daha büyük güçlü bir durumla karşı karşıya bırakan bir durumun meydana gelmesini engellemez. Zira buna dair birçok ve yakın örnekler vardır. Örneğin etkileri henüz bitmeyen ancak giderek artan Corona salgını, Amerika’nın bu salgın karşısında aciz kaldığını, uluslararası statüsü Çin lehine tehdit altında, Floyd’un öldürülmesinin Amerika ve Avrupa’nın kalbinde ırkçılığı yeniden canlandırdığını, Asya kökenli Amerikan vatandaşları ile Afrika kökenli siyahi Amerikalıların, beyaz ırkçı Amerikalılar tarafından tehdit edildiğini kanıtladı. Bu da en iğrenç sonuçların ve tehlikeli bir iç bölünmenin olduğunu gösteriyor.    

Bundan dolayı meydana gelen büyük küresel olayların, mevcut uluslararası siyasi yapıların bozulmasına ve beklenmedik yeni çatışma kapılarının açılmasına yol açması olasılık dışı değildir. Şu anki vakıayı gözlemleyen birisi, bunun pek olası olduğunu düşünmeyebilir. Geçmişe bakan birisi de Müslümanların bir süre sonra açıklayamayacakları birtakım kanıtların olduğunu da görür. Örneğin, Evs ve Hazrec arasında Medine’de meydana gelen kavmiyetçi savaşların ortaya çıkması, bu savaşa heyecanla katılmaları, bu savaştaki liderliği genç komutanların teslim alması ve bunun da ilk İslam Devleti’nin kurulmasında olumlu bir etki oluşturması gibi. Yine Jüstinyen vebasının ortaya çıkması, Romalılar ve Perslerin savaştığı bölge nüfusunun büyük bir kısmını yok edene kadar Suriye, Filistin, Irak ve Mısır ülkelerine kadar uzanması ve çok sayıdaki askerlerinin yok olup gitmesi gibi. Bu olay, Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in doğumundan otuz yıl önce meydana gelmiş ve her iki imparatorluğun gücünü zayıflatmada etkisi olduğu gibi İslam Devleti kurulduktan sonra her iki imparatorluğun gücünü ortadan kaldırmada da etkisi olmuştur.

Şimdi neler olup bittiğini hiçbirimiz kavrayamıyoruz ama meydana gelen olayların Allah’ın iradesiyle olduğunu biliyoruz. Bu yüzden Allahu Teala’dan, Rasulü için hazırladığı ve onun karşısına çıkardığı gibi bizim için de nusreti hazırlamasını ve karşımıza çıkarmasını temenni ediyoruz. 

Dünyanın bildiği şeyleri biz de biliyoruz. Zira başta Amerika olmak üzere Batı, çökmek üzere olup kendi dışındakilerin başına gelen şeylerin kendi başına da gelmesi için bir engel yoktur. Dolayısıyla Batı, Müslümanlarla yapacağı sıcak savaşlara girinceye kadar soğuk savaşlara girebilir. Aynen Amerika’nın, terörle savaş adı altında İslam’a karşı savaşında meydana gelenler gibi. Ayrıca Çin’in Amerika ile rekabette tehlikeli bir konuma gelinceye kadar Çin’i meşgul etmesi gibi. Şimdi de Amerika onunla hiç kimsenin nereye varacağını bilmediği sıcak dosyalar açmak istiyor. Bundan dolayı bahsettiğimiz küresel değişim sürecinin nasıl gerçekleşeceğini hiç kimsenin tahmin edemeyeceğini söylüyoruz. Bu yüzden Allah’tan, tıpkı bir önceki yüzyılın Hilafetin yıkılış yüzyılı olduğu gibi bu yüzyılın da Hilafet Devleti’nin kurulduğu yüzyıl olmasını temenni ediyoruz.    

İster başlangıçta İslam Devleti kurulsun ve mevcut ülkelerle karşı karşıya gelsin, isterse şimdi uluslararası vakıanın dışlanmasına yol açan şartlar ve koşullar ortaya çıksın her halükarda İslam Devleti askeri veya fikri olarak sıcak savaşlara girecektir. Ama kurulacak ve koruyacak olan Hilafetin galip geleceği kesindir biiznillah. Zira Sadiku’l Masduk efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Raşidi Hilafetin ahir zamanda kurulacağını şu kavliyle bizlere müjdelemiştir: ثم تكون خلافة على منهاج النبوة “Sonra Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” (Ahmed)

İslam’ın yönetimi, dünyanın doğusuna ve batısına hakim olacaktır. Zira Müslim Sevban’dan Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu tahriç etmiştir: إنَّ اللهَ زَوَى لِي الْأَرْضَ فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا، وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا“Allah yeryüzünü benim önüme dürdü, koydu. Bana dünyanın doğusunu ve batısını gösterdi. Bana gösterdiği bütün memleketlere ümmetim sahip olacaktır.” Dolayısıyla Roma fethedilecek, Filistin kurtulacak olup bu hususta çok sayıda hadisler de vardır. İşte bunların tamamı, dinin ortaya çıkmasıyla birlikte gerçekleşecektir. Zira yarın, bekleyen için çok yakındır.

Kaynak: H. Zilhicce 1441 – Ağustos 2020 tarihinde yayınlanan El-Vai Dergisi’nin 407. sayısı.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER