Pazar, 20 Rabi' al-awwal 1441 | 2019/11/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Eğer Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i Seviyorsanız, Öyleyse Doğum Gününde İnşa Ettiği Devleti Kurmak İçin Çalışın!

Ey Ukbe b. Nafi diyarındaki Müslümanlar! Her yıl peygamberinizin doğum gününü kutluyor, ümmeti Muhammed’e mensup olduğunuz için mutluluk yaşıyor, gurur duyuyorsunuz. Ancak peygamberinizin getirdiği İslam hükümlerinin çoğu bugün siyaseti meslek edinen ve İslam hükümlerini reddeden bir grup tarafından hükümsüz kılınmış durumda. Tunus sivil bir devlettir, Kuran’ın yönetimle hiçbir ilgisi yoktur.” dediler.

كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِباًAğızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.[Kehf 5] Ayrıca Tunus’un laik demokratik olduğunu iddia ettiler ve demokrasiyi dokunulması yasak kutsal bir din haline getirdiler. Sömürgeci kâfir hegemonyasına rıza gösterdiler. Bize yardımcı olmaları için Batılı dostlarımız olmalı.” dediler. Batılı dostları da onlar için sefil bir anayasa (böğüren bir buzağı) yaptı. Onunla oyalanıp duruyorlar. Onları ölümcül borç batağına boğdular, ülke yok oldu. Kalpler şaşkın ve çıkış arıyor.

Ey Ukbe b. Nafi diyarındaki Müslümanlar! Bugünkü durumumuz, “Sırtında su taşıyan, ama susuzluktan çölde ölen deveye” benziyor. Bugün siz peygamberinizin doğum gününü anıyorsunuz. Ümmeti Muhammed’den bir Müslümanın çözüm ve kurtuluşu yolunu araması garip ve tuhaf değil mi? Doğum gününü kutladığımız Peygamberimiz bizi Allah’ın hidayetine eriştirmek ve İslam hükümlerine göre nasıl yaşayacağımızı göstermek için bir rehber olarak gönderilmedi mi? Politik, ekonomik ve sosyal yönden hayat sistemlerini detaylıca açıklamadı mı? Hayatın her alanına ilişkin eylem ve uygulama biçimini göstermedi mi? Halkı Müslüman olan, peygamberini seven, doğum gününü kutlayan bir İslam ülkesinde kamusal hayatta, devlette ve yönetimde İslam hükümlerine göre yönetilmemeleri garip ve ilginç değil mi?

Ey Müslümanlar! Ey Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem sevdalıları! Hizb-ut-Tahrir/ Tunus Vilayeti olarak biz, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in doğum gününü kutlayan sizlere aynı zaman da şunu da hatırlatmak isteriz; 12 Rabiu’l Evvel sadece Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in doğum günü değil, aynı zamanda yönetimi teslim almak ve ilk İslam Devletini kurmak için Medine’ye hicret ettiği, ayrıca Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ilk Halifesinin seçildiği gündür. O gün Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde, ashabı kiram toplandı ve İslam Devletinin yeni Başkanını seçme konusunda mutabakat sağladılar. Ashabı kiram, felaketin büyüklüğüne (Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in vefatı) rağmen yolunu şaşırmadı, hiçbiri, çıkış ve kurtuluş yolunun ne olduğunu sormadı. Aksine hepsi de dinin hükümlerini biliyorlardı. En büyük farzı, Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kurduğu devletin devam etmesi farzını yerine getirmek için koştular. Peki, biz niye bekliyoruz? Bu şaşkınlık niye? Çözüm, malum, meçhul değil. Ülkemizi ve kendimizi demokrasinin kötülüklerinden ve sefaletinden kurtarmak, sömürgeciliğin küstahlığı ve suçlarından arınmak için daha neyi bekliyoruz? Ümmeti Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e mensup oldukları için sevinen Müslümanlar için kararlılıklarını bilemenin, gayretlerini artırmanın, Allah için tek bir adam gibi bir duruş sergilemenin, ajanların kökünü kazımanın, sömürgecileri kovmanın, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e biat etmenin, İslam’ı uygulamanın, ülkeyi korumanın, esir Mescidi Aksa’yı kurtarmak için Müslüman orduları seferber etmenin, Müslüman ülkeleri birleştirmenin, sonra kapitalizmin kötülüğünden, sömürgeciliğin ve kurumlarının (Birleşmiş Milletler ve yan kuruluşları, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve uydularının) suçlarından insanlığı özgürleştirmenin zamanı gelmedi mi?

Bilin ki bu yüce emir, Hilafeti kurma emri, Allah’ın bir emridir, sadece peygamberlere değil mümin kullarına yönelik de bir vaadidir. Bu vaat, mutlaka zafer elde edecektir. Sadece ahirette değil, aynı zamanda bu dünyada da Allah bu vaadine yardım edecektir. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın şu buyruğunu okuyun:

إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ Şüphesiz ki, Rasûllerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.[Mümin 51]

Devamını oku...

Rabiu’l Evvel Kutlamaları, Lüks Siret Konferansları Düzenlemekten Ziyade Nübüvvet Metodu Üzere Hilafetin Yeniden Kurulması İçin Olmalıdır

Önceki rejimler gibi Bajwa-İmran rejimi de, Batılı sömürgeci güçlere gönülden sadıktır. Ama öte yandan ümmetin, peygamberlerin sonuncusu Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e olan derin sevgisinden de tedirgindir. Dolayısıyla Batı müttefiki yöneticiler, Batılı sömürgeci güçlerin çıkarlarının pratikte sigortasıdır. Ama diğer yandan devlet kasasından harcanan lüks siret konferansları ile de Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e inanır gibi yapmaktadırlar. Önceki rejimler gibi sahtekârlığı devam ettiren Bajwa-İmran rejimi, 10 Kasım’da “Medine Devleti ve Modern Refah Devleti.” konulu İslamabad’da gösterişli bir Siret Konferansı düzenledi. Bu yöneticiler, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i gerçekten sevdiklerini nasıl iddia edebiliyorlar? Oysa sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’de devleti kurduktan sonra Mekkeli Kureyş ile Hayber Yahudilerine karşı aynı anda etkili bir mücadele vermiştir. Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem, düşman Kureyş ile geçici barış anlaşması imzaladıktan sonra Hayber Yahudilerine saldırmış, onları teslim olmaya zorladıktan sonra da Kureyş’in bölgesel hegemonyasını sistematik şekilde dumura uğratmak için harekete geçmiş ve sonuçta Mekke’yi fethetmiştir. Günümüzün yöneticileri ise anlaşma yapmak için ABD’nin kiralık arabulucuları gibi hareket etmekte, ABD’nin Afganistan’da kalıcı olmasına katkı sağlamakta, zelil bir şekilde çekilmeye başlamışken ABD ve müttefiki Hindistan’ın tutunma noktasını konsolide etmektedirler. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, faizi kaldırdı, para birimi olarak altın ve gümüşü tedavüle soktu, zenginliğin toplumda dağılımını sağladı ve yoksullardan asla vergi almadı. Günümüzün Pakistan yöneticileri ise zengin yatırımcılara ayrıcalıklar tanıyorlar, yoksullardan vergi alıyorlar, ABD doları ile uluslararası ticaret yapıyorlar ve faize dayalı işlemlerde bulunuyorlar. Hâlbuki faiz, Allah Subhânehu ve Teâlâ ile Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e savaş açmak demektir. Sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem halkın işlerini güttü ve Allah’ın Şeriatına göre davalara baktı. Günümüzdeki Pakistan yöneticileri ise, egemen seçkinlerin çıkarlarını koruyorlar ve egemenliği yaratıcıya vermek yerine yaratıklara veren Batının küfür demokrasisini uyguluyorlar. Yargı davalarını İngiliz hukuku temelinde ele alarak zulüm uyguluyorlar. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, sosyal ve ailesel ilişkilerin Şeriata göre olmasını sağladı. Oysa bu hükümdarlar, iffetten, şereften ve aile hayatının korunmasından yoksun Batının yozlaşmış liberal değerlerini yayma kararlılığı içerisindeler. Sevgili Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem, dava ve cihat temelli bir dış politika güttü, bizzat savaşlara önderlik etti, İslam devletinin sınırlarını güçlendirmek ve genişletmek için askeri operasyonlar yürüttü. Pakistan’ın şu anki yöneticileri ise, savaşın bir seçenek olmadığı konusunda ısrarcılar ve kurtuluşları için hemen mobilize olmak yerine işgal altındaki Keşmir’de ezilen kardeşlerimize ihanet ediyorlar. Peki, IMF ve ABD Dışişleri Bakanlığının hizmetkârları gibi davranan bu yöneticilerin, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti ile ne gibi ortak yönleri olabilir ki?

Ey Pakistan silahlı kuvvetleri! Doğru yolu göstermek, hak din İslam ile karanlıkları aydınlatmak için Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bütün insanlığa Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i göndermesi büyük bir nimettir. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, hayatın her alanında İslam’ı uyguladı, dava ve cihat yoluyla tüm dünyaya İslam’ın nurunu yaydı. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

هُوَ الَّذِىۡۤ اَرۡسَلَ رَسُوۡلَهٗ بِالۡهُدٰى وَدِيۡنِ الۡحَـقِّ لِيُظۡهِرَهٗ عَلَى الدِّيۡنِ كُلِّهٖۙ “Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O’dur.” [Tevbe 33] Böylece Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem hem dua etti hem de İslam’ı uygulamak ve İslam’ı diğer tüm ideolojilere üstün kılmak için pratik olarak otorite aradı. Dolayısıyla ey silahlı kuvvetler! Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in misyonunu diriltmek, İslam’ın üstün gelmesini sağlamak ve Hilafeti yeniden kurmak için Hizb-ut Tahrir’e daha nusret vermeyecek misiniz?

Devamını oku...

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden Bir Heyet, Din İşleri ve Evkaf Bakanı ile Bir Araya Geldi

Hizb-ut Tahrir / Sudan Vilayeti’nden bir heyet, Vilayet encümeni üyesi Abdullah Abdurrahman liderliğinde, Hizbut Tahrir / Sudan Vilayeti Merkezi Temas Komitesi Başkanı Nasır Rıza, Hizbut Tahrir / Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü İbrahim Osman Ebu Halil ve Hizb-ut Tahrir üyesi Mahmut Abdürrahim Hamdi eşliğinde, Din İşleri ve Evkaf Bakanı Nasreddin Müferrih ile bakanlıktaki ofisinde bir araya geldi. Görüşmede heyet, üç temayı ele aldı:

Birincisi: Hizb-ut Tahrir’in tanımı. Hizb, ideolojisi İslam olan siyasi bir partidir. İslami hayatı yeniden başlatmak ve Nübüvvet metodu üzere ikinci Raşidi Hilafeti kurmak için çalışır. İslam’da Hilafet sistemi dışında bir yönetim sistemi yoktur. Hizbin, Allah’ın Kitabından ve Rasûl’ünün Sünnetinden doğru bir içtihatla türetilen, incelemek ve uygulama sahasına koymak üzere ümmete sunulan 191 maddelik bir anayasa tasarısı var.

İkincisi: İslam, hak dindir, diğer dinler ise batıldır. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الإسْلامُMuhakkak ki Allah katında (yegâne) din, İslâmdır![Ali İmran 19]

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَKim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” [Ali İmran 85] Müslümanların görevi, gayrimüslimleri İslam’a davet etmektir; çünkü bu, onları küfrün karanlığından İslam’ın aydınlığına çıkarmak için ümmetin onlara karşı bir sorumluluğudur.

Üçüncüsü: Cuma minberleri de bir sorumluluktur; onlar, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in minberleridir. Bu yüzden bu minberlere çıkanlar Allah hakkında hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Sömürgeci kâfir Batı, ılımlılık ve orta çözüm gibi Amerika’nın İslam’a yüklediği kavram doğrultusunda bu minberleri uysallaştırma çabasında. Diğer bir deyişle ümmetin bilinçlenmesinde bu minberlerin önemini bildiği için İslam’ı insanların yaşamıyla hiçbir ilgisi olmayan ruhani bir din yapma arzusunda.

İbrâhîm Usmân [Ebu Halîl]
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Sudan Vilayeti Resmi Sözcüsü

Devamını oku...

Hizb ut Tahrir / Britanya Konferansı, Keşmir İle İlgili Gerçekleri ve Efsaneleri Ortaya Koydu

İngilizce ve Urduca yapılan dört konuşma ve ardından soru cevap şeklinde geçen panel, Hint ordusunun işgal altındaki Keşmir’de gerçekleştirdiği saldırı gerçeğini deşifre etti ve statükoya boyun eğilmesi için propagandası yapılan birçok efsaneye ışık tuttu.

Keşmir, bölgesel hegemonyası için Amerikan planlarının merkezinde yer almaktadır. Konferansta konuşmacılar, Batıdan Doğuya doğru görülmemiş bir güç transferine tanıklık edildiğini söylediler. Çin, Amerika’nın en büyük stratejik rakibidir ve bu yüzden şimdi uluslararası sistem bu nüfuz çatışmasına göre tanımlanmaktadır.

Hindistan, Pakistan’ın yerini aldı, zira Çin’e karşı bölgede Amerika’nın kilit müttefiki haline geldi. Pakistan ve Keşmir anlaşmazlığı üzerine odaklanılması, dikkatlerin dağıtılması ve ABD planlarından sarfı nazar edilmesi içindir. Bu nedenle Trump yönetimi, ilelebet Keşmir sorununun halledilmesini istiyor. Konuşmacı, Çin’in potansiyel bir müttefik olarak görülmesi hakkındaki soruyu şu yanıtı verdi: Yırtıcı küresel güçlerle zehirli ilişkilere giremeyiz. Amerikan piyonu olmaktan kurtulup Çin’in kölesi olmak istemiyoruz.

Konuşmacılar, Pakistan’ın zayıf, Hindistan’ın güçlü olduğu efsanelerini ele aldılar. Hindistan’ın eskimiş askeri ekipmanı hakkında sayısız kanıt sundular. Deneyimli personel eksikliğinden ve Müslüman ülkelerden ithal edilen yakıta bağımlı olduğundan bahsettiler. Ümmetin zayıf olduğu ve kendisini saldırganlıktan koruyamaması ile ilgili efsanelerin yanlışlığını ortaya koydular. Ümmet ne yoksul ne de zayıftır ve kaynak eksikliği yoktur, aksine Amerika’ya hizmet etmek yerine ümmete hizmet edecek bir liderlikten yoksundur.

Konferansta Keşmir’in sadece Keşmirliler veya Pakistanlıların değil, tüm Müslümanların bir sorunu olduğu belirtildi. Bugün Müslüman ülkelerdeki liderler çelişkili yaklaşım sergiliyorlar. Örneğin bölgedeki Amerikan planı ile uyumlu olmadığı için Pakistan ordusuna Keşmir’de sınırı geçemeyeceği söylendi. Afganistan sınırını geçmeleri beklenirken, Amerika’nın oradaki amaçlarını destekledikleri görüldü.

Statükoya boyun eğilmesi mitolojisinin yayılması, sadece Keşmir’deki ezilen Müslümanları yüz üstü bırakmak anlamına gelmez, aynı zamanda Modi’nin Hindutva ideolojisini tüm bölgeye yayma tehlikesine karşı göz yumulması anlamına da gelir. Keşmir’e sessiz kalınması ve çözülebileceğine ummak, ideoloji ve tarihi naif bir perspektiften okumadır.

Yakında siyasi değişim olmazsa, Sincan, Myanmar, Suriye ve Filistin her geçen gün daha da kötüye gidecektir. Keşmir, çok daha geniş bir sorunun belirtisidir. Müslümanlar, zenginliklerine, doğal ve insan kaynaklarına rağmen dünya siyasetini sadece izliyorlar. Her çaresiz hareket, durumumuzu daha da kötüleştiriyor.

Konferansın sonunda net bir mesaj verildi. Bugün yaşadığımız felaketlerin nedeninin Hilafetin yokluğu olduğu söylendi. Hilafet, İslam erkânının en temel dayanaklarından biridir ve İslam Şeriatını sadece o hayata geçirebilir, Müslüman ve Gayrimüslim olsun bölgedeki tüm insanlar için adaleti sağlayacaktır. Pakistan yöneticileri, Amerika’nın sömürgeci çıkarlarına hizmet ettikleri için kendi halklarını düşman belliyorlar. Oysa Hilafet, kendi vatandaşlarına hizmet edecek ve bugün bizi prangalara vuran tüm yabancı etkilerden ümmeti kurtaracaktır.

Konferans Allah’a yapılan dua ile sona erdi. Zarar vermek isteyen düşmanlara karşı Müslümanlara yardım etmesi istendi. Müslümanlar bu mesaja kulak vermeye ve ayın on dördü gibi açık ve net oluncaya kadar bu mesajı taşımaya çağrıldı.

Yahya Nisbet
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Britanya
Medya Temsilcisi

Devamını oku...

Sara Khan’ın Aşırılık Raporu, Johnson’ın Meclis Çalışmalarını Askıya Almasına Benziyor

Hükümetin aşırılıkla mücadele komisyonu, bölücülükle dolu yeni bir rapor yayımladı. Raporun amacı, liberal siyasal elitin hoşgörüsüz olduğu İslami fikirleri insanlar benimsemeye başlarlar korkusuyla tartışma kapısını kapatmak ve düşünmeyi önlemek olabilir.

Tüm Müslümanların, ailelerini ve toplumlarını bu tür istismarlardan koruyan temel insani değerlere sahip oldukları bir sır değil. Dolayısıyla Hizb-ut Tahrir olarak bizim, toplumu susturmaya çalışın raporlara, politikalara ve araştırmalara aldırış etmeksizin Müslüman topluluğu İslam’ın asil inançlarına bağlanmaya teşvik etmek için en ön cephede yer almamız şaşırtıcı değil.

Bu raporda kullanılan nefret dili, Boris Johnson’ın meclisi tatil etmesinden pek farksızdır. Tartışmaya girmekten korkulduğunda bir şekilde tartışma kapısı kapatılmalıdır. Bu, siyasi elitin bitkin düşmüş bir taktiğidir. Brexit kadar gülünçtür.

Çocukların refahından gerçekten endişe ediliyorsa Sara Khan, çocukların çocukluklarını yaşamalarına odaklanmalıdır. Hükümet, medya ve moda evlerindeki sapık sömürücülerin elinde finansal ve politik bir emtia olmalarına değil. Liberal ideolojileri, bunları köşeye sıkıştırdı. Pervasız yanlışlıkları herkesçe görülüyor.

Keşke hükümet, liberalizmin çocuk istismarında yaşanan artış, çocukluk dönemlerinde çocuklarda meydana gelen akıl hastalığı, alkol, uyuşturucu, aile içi şiddet ve çetelerin çocukların refahı üzerinde bıraktığı etki hakkında rapor hazırlaması için komisyona direktif verseydi.

Müslüman topluluk, nesneleştirilmesi, cinsellik ve cinsiyet hakkında böyle bir karışıklığa maruz kalmaz, çünkü İslami değerlerimiz belirsiz değildir. Bu nedenle liberal ideolojiye boyun eğilmemesi kırmızıçizgimizdir. Manevi, politik veya hayırsever hiçbir Müslüman grup bu konuda farklı düşünmez.

İslami değerler, çocukların güven ve huzur içinde çocukluklarından faydalanmalarına, spor yapmalarına izin verir. Bugün İngiliz toplumunda olduğu gibi yaygın çocuk istismarına karşı savunmasız değildir. Çocukları genç yaşta uygunsuz cinsel eğitimden koruyan normatif İslami görüş, çocukların çocuk olmasına olanak tanır, politikacıların, çarpık ideolojilerin ve azılı kapitalist iş insanların sömürüsüne karşı onları korur. Ancak Sara Khan’ın laiklik savunucuları grubu, tıpkı meclisi tatil ederek Brexit tartışmalarına kapıları kapatan Boris Johnson gibi bu tür tartışmalara kapıları kapatmaya çalışıyor.

Kapitalist ekonomik sistemin başarısızlığı artık herkes için aşikârdır ve sözde “Üçüncü Dünya” halkları, Batının demokrasi fantezisini kullandığını fark etmiştir. Bu yüzden dolambaçlı komplo ya da daha fazla baskı yoluyla Batılı güçlere boyun eğmeye zorlanmaktadırlar. Maskesi düşen Batının laik sömürge projesi, tamiri imkânsız bir şekilde hasar görmüştür. Bu yüzden dünya genelinde insanların dilinde olan alternatif İslam ideolojisiyle entelektüel düzeyde rekabet edemez. 

Tutarsız mantığına ve derin ikiyüzlülüğüne rağmen işte bu bağlamda bu rapor düblajlanmıştır. Laik liberal değerlerin tehlikesini ortaya koyan herhangi bir Müslümanı aşırılık yanlısı olarak yaftalamak, bu tür fikirler için haklı gerekçeler ileri süremeyen yazarların yetersizliğini ortaya koymaktadır. Bunun sonucu olarak anlamsız suçlamalar ve yaftalamalar yapıyorlar ve sözde karşı çıktıkları nefretlerini gösteriyorlar.

En irrasyonel hoşgörüsüz nefret, bu raporu hazırlayan yazarların ve hükümet içinde korumak istedikleri duygusuz bireylerin nefretidir. Bu politikacılar, yurtdışında yaşayan milyonlarca ölüm ve yıkımın yanı sıra İngiltere halkına dayatılan sefaletten de sorumludurlar. Göç politikalarına olan düşmanlıkları, sorumsuz bireyselliğin propagandasını yapmaları, ailelerin ve çocukların temel haklarını ihmal etmeleri, İngiltere’yi distopik savaş bölgesine çevirmiştir. Tüm ebeveynler, çocuklarının şiddet, bağımlılık, istismar ve hatta cinayet dehşetinden güvende olmadıklarının farkındalar.

İslam ve onu takip eden Müslümanlar, akılcı ve adildir. Nefret ideolojisi ya da aşırılık yanlısı bir topluluk olmaktan uzaktırlar. Laikliğe, liberal değerlere ve kapitalist ideolojiye yönelik muhalefetimiz, insanlığa olan şefkatimizden, insanları onun tehlikesine karşı uyarma ve onlara daha iyi bir alternatif yaşam biçimi sunmak arzumuzdan kaynaklanmaktadır.

Ne yazık ki, aşırılıkla mücadele komisyonu yazarlarının ve aşırılık yanlısı zorba liberalizmi savunanların hazırladığı bu rapor, zalimlerin zorbalıklarına yardımcı olmak için tasarlanmış saptırma taktiklerinden biridir.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا ۚ أُولَٰئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّىٰ مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْرًا ۖ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ  İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. Ona ayetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.” [Lokman6-7]

Yahya Nisbet
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Britanya
Medya Temsilcisi

Devamını oku...

Abrar Fahad Cinayeti, Bangladeş Üzerindeki Hint Hegemonyasına İzin Veren Hasina’nın İhanetini Ortaya Çıkardı

Hizb-ut Tahrir / Britanya gençleri, 11 Ekim 2019 Cuma günü, Bangladeş’teki Abrar Fahad cinayeti ile artan hükümet karşıtı protestoları ele almak için Londra Tower Hamlets’te bir etkinlik düzenledi. Etkinliğe imamlar, avukatlar, gazeteciler ve diğer profesyoneller katıldı.

Abrar Fahad, Şeyh Hasina’nın Hindistan ziyareti sırasında imzaladığı Feni Nehri anlaşmasına karşı Facebook’ta bir yazı kaleme almış, daha sonra Awami Ligi’nin öğrenci kanadı tarafından ölene dek işkence görmüştü.

Dr. Liaquat Sarkar, etkinlikte bir konuşma yaptı. Konuşmasında Sarkar, 5 Ekim 2019’da Şeyh Hasina’nın Hindistan ile çeşitli anlaşmalar imzaladığını söyledi:

- Hindistan ve Bangladeş, Bangladeş’te sahil gözetleme radar sistemi kurulmasını kabul etti.

- İki ülke, Chattogram ve Mongla limanlarından Hindistan’a ithalat ve ihracatı kolaylaştırmak için bir mutabakat zaptı imzaladı.

- Bangladeş, Feni Nehri’nden Hindistan’a 1.82 cusec su aktarılmasına izin vermeyi kabul etti.

- Hasina, ulusal gaz arzındaki yetersizlik bahanesiyle gaz fiyatlarına zam yaparken, sıvılaştırılmış petrol gazı ihracatı için Hindistan ile bir anlaşma imzaladı.

Konuşmacı, iktidara geldiğinden beri Hasina hükümetinin Hindistan’a boyun eğdiğinin, bu anlaşmaların bu boyun eğmenin bir parçası olduğunu belirtti. İlk önce Pilkhana’da Hindistan hâkimiyetinin önünde bir engel olarak görülen 57 asker katledildi.

Konuşmanın sonunda Bangladeş’i Hint ve emperyalist egemenlikten ve insanları da tiran yöneticilerden sadece Hilafet Devletinin kurtarabileceği belirtildi. Hint ve emperyalist egemenliğe karşı çıkılması, mevcut rejimin ortadan kaldırılması ve Hilafet Devletinin kurulması İslami bir yükümlülüktür.

İslam hukukuna göre doğal gaz, nehirler ve limanlar, kamu mülkiyetindendir. Hindistan gibi düşman devletlere özelleştirilmesi veya devredilmesi kesinlikle yasaktır. Dahası İslam, kâfirlerin ümmet üzerindeki hegemonyasını yasaklamaktadır. Hilafet, inşallah tüm bu anlaşmaları iptal edecek, stratejik kaynakları ümmetin çıkarları doğrultusunda kullanacak ve dünyada lider bir devlet olacaktır.

Yahya Nisbet
حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Britanya

Medya Temsilcisi

Devamını oku...

Başta Türkiye Rejimi Olmak Üzere Destekçi Ülkelerin Yardımı Olmasaydı Mücrim Rusya, Eylemlerini Gerçekleştirmede Başarılı Olamazdı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Başta Türkiye Rejimi Olmak Üzere Destekçi Ülkelerin Yardımı Olmasaydı

Mücrim Rusya, Eylemlerini Gerçekleştirmede Başarılı Olamazdı

Haber:

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Perşembe günü, Moskova’nın Suriye’nin kuzeybatısında muhalefetin kontrol ettiği İdlib ilinde yapması gereken çok iş olduğunu söyledi. (Reuters)

Yorum:

Amerika’nın, 2015’te Rusya’nın Suriye halkıyla ön cepheye girmesine izin verdiği ve Rusya’nın da katliam, cürüm ve soykırım rolünü üstlendiği günden bu yana müttefiki Türkiye rejiminin yardımı sayesinde Suriye tağutunun kontrolü dışında kalan geniş bölgeleri geri almayı başardı. Şimdi burada, özel olarak Erdoğan’ın oynadığı Türkiye’nin ve genel olarak da Rusya, Amerika ve İran ile koordinasyon içinde olan sözde destekçi ülkelerin kirli oyununa dikkat çekmemiz gerekiyor. Şayet bu rol olmamış olsaydı, bombalamanın yoğunluğuna ve cürmün büyüklüğüne rağmen Rusya rejimi herhangi bir ilerleme kaydedemezdi. Zira grup liderlerinin destekçi ülkeler ile olan ilişkileri ve onlarla gizli anlaşmalar yapmaları bu role katkıda bulundu ve bu rolün başarısında en büyük paya sahip oldu. Zalim Şam rejiminin, bölgelerin her biri için anlaşma yaptığını hepimiz biliyoruz. Bu da onu fütursuzca bireysel bir şekilde hareket etmeye ve bu bölgeleri kontrol etmeye sevk etmiştir. Nitekim bunun çok örnekleri vardır. Şayet sözde destekçi ülkeler ile ilişki kuran grup liderlerinin bu hain anlaşmaya onayı olmamış olsaydı bunların olması mümkün olmazdı. 

Evet, Rus rejimi birçok mücrim eylemler gerçekleştirdi ve hala devrimin son kalesi olan İdlib’te birçok katliam ve cürüm işlemeye devam ediyor. Nitekim hala önünde en önemlisi uluslararası yolların açılması olan Soçi maddelerinin uygulanması var ve “Amerika’nın siyasi çözümü” olarak adlandırılan teslimiyet çözümlerini kabul etmesi için Şam halkını diz çöktürmeye çalışıyor. İşte şimdi o, katliam ve yıkım rolünü uyguluyor ve aynı sonuçlara ulaşmak için bu hususta aynı senaryoyu takip ederek birbiri ardına bölgeleri koparıyor. Hem de bunlar, sanki bombalama ve yıkım başka bir gezegende oluyormuş gibi grup liderlerinin garip sessizliğinin ortasında gerçekleşiyor.  

Bu acı gerçeğin karşısında, Şam halkının hızlı bir şekilde harekete geçmesi gerekiyor. Zira devrim ve bütün fedakarlıklar tehlikede olduğu gibi bizim ve çocuklarımızın geleceği de büyük bir tehlike altındadır. Özellikle de Türkiye’nin devrimleri üzerindeki rolünün tehlikesini ve grup liderlerinin Türkiye ile olan ilişkilerinin tehlikesini bizzat gözleriyle görmelerinin ardından. Nitekim Türkiye rejimi, devrimi yenilgiden yenilgiye ve teslimiyetten teslimiyete sürüklüyor ve bu durum tüm bölgeleri ajan kardeşi Şam tağutuna teslim edinceye kadar devam edecektir. Bu yüzden Şam halkı herkes için masayı alt üst etmeli ve onun enkazının üzerine Allah’ın takvasını ve rızasını inşa etmek için ilgili grupları yıkmaya başlamalıdır. Kurtuluşun en evla ve en önemli adımları bunlardır. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Ahmed Abdulvahhab

Devamını oku...

Ey Müslümanlar! Kukla Devletçikleri Devirin ve Râşîdi Hilafet Devletini Kurun!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

HABER-YORUM

(Tercüme)

Ey Müslümanlar! Kukla Devletçikleri Devirin ve Râşîdi Hilafet Devletini Kurun!

Haber:

Netanyahu: “Arap ülkeleri artık bize düşman olarak değil, müttefik olarak davranıyor.” (Arabi 21)

Yorum:

Böylesi karton devletçikler, her zaman sömürgeci kâfirlere kuklalık edecek ve onların koruyucusu olacaklardır. Zira Müslümanların, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Miraç hadisesinin gerçekleştiği kutsal beldeyi işgalci Yahudi varlığından kurtarmasının önünde duran en büyük engel bu karton devletçiklerdir. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın…”(Bakara191)

Ancak, 1924'te Hilafetin kaldırılmasından sonra, sömürgeci kâfirler, 1948'de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Miraca çıktığı kutsal beldede Yahudi varlığını kurabildi. Muhakkak ki Hilafet Devleti, bu kutsal beldenin koruyucusuydu.

إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ“Muhakkak ki imam (Halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur.” (Müslim)

Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın Kuran, Sünnet ve İcma-i Sahabedeki delillerle farz kıldığı Râşîdi Hilafet Devletin kurulması için Hizb-ut Tahrir onlarca yıldır ümmetle beraber çalışmaktadır. Hilafet Devleti orduları harekete geçirerek o beldeden Yahudi varlığının kökünü kazıyacaktır. İşte Yahudi varlığı ve kukla devletçikler bundan korkmaktadır. Netanyahu Kudüs'teki Hristiyan Uluslararası Medya Konferansında; “Etrafımızdaki Arap ülkelerinde Batı demokrasisi olduğunu iddia etmiyorum. Ancak, birlikte çalışmadığımız sürece, büyük bir gücün bizi tehdit edeceğini ve vatandaşlarımızın daha iyi bir geleceği için umutlarımızı ortadan kaldıracağını biliyorum.” dedi.

Ey Müslümanlar

Hizb-ut Tahrir ile birlikte çalışın ki; Bu kukla devletçikler yıkılsın ve yerine Nübüvvet Metodu Üzerine Râşîdi Hilafet Devleti kurulsun. Ki o da Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in mirası mübarek beldeyi Yahudi varlığından kurtarsın. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal 24)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdulaziz Elmenis

Devamını oku...

Erdoğan Küstahlıkta Son Noktaya Ulaştı. Batı Hala Onu Diğer Yöneticilere Benzetmeye Çalışıyor!

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Erdoğan Küstahlıkta Son Noktaya Ulaştı

Batı Hala Onu Diğer Yöneticilere Benzetmeye Çalışıyor!

Haber:

Türkiye Pazar günü, cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal’in ölümünün 81. yıldönümünü kutladı. Bu sabah (Mustafa Kemal’in ölüm anı olan) saat tam 09:05’te Türkiye’nin tüm bölgeleri sessizliğe büründü, onu tazim etmek için bir dakikalık saygı duruşunda durdu ve Türkiye halkı 10 Kasım’da onun ölümünün yıldönümünü andı. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devlet erkanı ile birlikte onun yıldönümünü kutlamak için yapılan resmi törene katıldı. Türkiye’nin başkenti Ankara’daki Anıtkabir’e gitti ve ay yıldızlı çelengi Atatürk mozolesine bıraktı. Burada Anıtkabir Özel Defteri'ni imzalayan Erdoğan, deftere şunları yazdı: “Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmak, geliştirmek, güçlendirmek için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.” (Türkiye Haber Ajansları “Uyarlama”)

Yorum:

Erdoğan, Osmanlı Hilafetini yıkan ve Türkiye’de Laikliğin kurucusu olan mücrim Mustafa Kemal’in ölüm yıldönümünü kutladı. Erdoğan büyük bir küstahlık, incelik ve zevkle asrın mücriminin ölüm yıldönümünü andı… Aralarında onur ve izzetlerini ilan eden alimlerin ve ordu subaylarının da bulunduğu milyonlarca Müslümanın karşısında bu yıldönümünün anılması ve Osmanlı Hilafetinin başkenti Türkiye’de bu münkerin inkar edilmemesi çok acı verici bir manzaradır! Peki hala onun eylemlerini haklı çıkaranların, onun fücür ve fıskını ve İslam’a karşı savaşını güzel gösterenlerin akılları başlarında mı acaba?  Daha ne zamana kadar Erdoğan, takipçilerinin ve normal vatandaşların gözünde bir kahraman olarak kalmaya devam edecek? Bugün Batı, Erdoğan ve benzerlerinin sunduğu büyük hizmetleri idrak etmesinin ardından onlar sayesinde Müslümanların bir kısmını saptırmak için onu Tunus’ta bir model olarak kopyaladı… Müslümanların diğer bir kısmı için de İran’da Humeyni’yi yaptı, diğer bir kısmını Lübnan banliyösünde ve üçüncü olarak da Yemen’in kuzeyindeki Sa’da da yaptı. Böylece ümmetin evlatlarının birçoğu bu liderler tarafından aldatıldılar. Nitekim Allahu Teala, şöyle buyurmuştur: قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا“De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” [Kehf-103-104]

Müslümanları, dürüst ve muhlis bir şekilde kendilerine ne kadar süslü ve güzel gösterilirse gösterilsin Batı’nın ve ajanlarının planları karşısında durmaya davet ediyoruz. Bu yüzden Müslümanların, ajanları ve borazanları ifşa etmek için siyasi bilince sahip olmaları, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (Radıyallahu Anhum) gibi Rabbani liderler ortaya çıkarmak için çalışmaları gerekiyor. Allah’ın izniyle bu olacaktır. Zira Hizb-ut Tahrir, bu yöneticiyi ortaya çıkarmak için gece gündüz çalışmaktadır. Nitekim (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurmuştur:  ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ“Sonra (yeniden) Nübüvvet Minhacı üzere [Raşidi] Hilafet olacaktır.” [Ahmed rivayet etti.]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Üstad Mutahhar El-Goli /Yemen

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER