Pazartesi, 23 Jumada al-thani 1441 | 2020/02/17
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

Türkiye Vilayeti: Haftalık Değerlendirme Toplantısı 11/02/2020

  • Kategori Türkiye
  •   |  

Türkiye Vilayeti: Haftalık Değerlendirme Toplantısı 11/02/2020

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar bu hafta Türkiye gündemini meşgul eden önemli konuları değerlendirdi.

H. 17 Cumade'l Ahir 1441 El-Muvafık M. 11 Şubat 2019

► İDLİB’DEKİ SICAK GELİŞMELER
VAKİT, SÜRE VEREREK REJİM GÜÇLERİNE ZAMAN KAZANDIRMA VAKTİ DEĞİLDİR!

► KIBRIS SORUNU
KIBRIS İÇİN TEK ÇÖZÜM TÜRKİYE’YE İLHAK EDİLMESİDİR!

► KUDÜS MİTİNGLERİ
KUDÜS, İSLÂM’I DERT EDİNEN İHLASLI MÜSLÜMANLARIN ELİYLE KURTULACAKTIR!
#KudüsBizimdir

► YOKLUK İNSANLARI İNTİHARA SÜRÜKLÜYOR!
YÖNETENLERİN ÇIKARLARI İÇİN YÖNETİLENLER EZİLİYOR!

► KADIN ÖRGÜTLERİNİN AİLE İLE DERDİ NE?
DERTLERİ İSLÂM İLE KORUNAN SON KALEYİ YIKMAK!
#AileyiNesliToplumuKoru

Devamını oku...

Türkiye Yöneticileri, Amerika İle Rusya’nın Arkasında Soluyup Duruyorlar

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Türkiye Yöneticileri, Amerika İle Rusya’nın Arkasında Soluyup Duruyorlar

Haber:

12/02/2020 Çarşamba günü, Türkiye Savunma Bakanı, Amerikalı mevkidaşı Mark Esper ile NATO’nun merkezi olan Belçika’nın başkenti Brüksel’de bir araya geldi ve onunla Suriye ve Irak’taki güvenlik ve savunma konularını konuştu. Akar, Amerikalı yetkililerin İdlib'deki son gelişmelerle ilgili açıklamalarından duydukları memnuniyeti dile getirerek ABD ve NATO'yu İdlib ile ilgili somut katkılarda bulunmaya çağırdı. 

 

Yorum:

Türkiye liderliği, İdlib ikliminde dolaşıp duruyor. Zira bazen yüzünü Rusya’ya dönerken diğer bazı zaman da Amerika’ya dönüyor. Özellikle Beşşar Esed’in güçleri tarafından Türk askerlerinin öldürülmesinin ardından Türkiye ile Rusya arasında İdlib konusundaki konuşmalar ve karşılıklı görüşmeler neredeyse hiç durmuyor.  

Türkiye, büyük askeri sevkiyatlarla İdlib iline hareket etti ancak bu kalabalıkları herhangi gerçek bir askeri eylemde kullanamadı. Bunun sebebi ise Washington'dan yeşil ışık yakılmamasıdır. Bu nedenle Akar’ın Esper ile bu görüşmesi gerçekleşti. Bunun öncesinde de Türk yetkililer ABD Dışişleri Bakanlığı elçisi James Jeffrey ile bir araya gelmişler ancak bir işe yaramamıştı. Zira Amerika, Türkiye'nin, Türkiye'nin talep ettiği gibi ajanı Beşşar Esed’in kuvvetlerine saldırmasına kesinlikle izin vermedi ve Ruslarla koordinasyon içinde ilerlemesini zorunlu kıldı. Bu da İdlib’deki Türk askeri kalabalığının bir santimetre dahi hareket edemeyeceği anlamına geliyor. Dolayısıyla Amerika’nın, gelecekte Ruslarla yapılacak müzakerelerde pazarlık kartı olarak kullanmak ve Türkiye’nin korumasına izin verilen İdlib bölgesinin sınırlarına karar verene kadar Türkiye'nin karmaşık ve utanç verici durumu askıya alınacaktır.  

Böylece Türkiye’nin, Beşşar Esed’in güçleri tarafından askerlerinin öldürülmesinin ardından tekrarlanan ihanetlere rağmen gücünü kullanamayan tamamen aciz bir ülke olduğu açığa çıkıyor. 

Önemli olan araç ve gereçlerin varlığı değildir. Önemli olan bunları kullanacak iradenin olmasıdır. Türkiye bugün, bu iradeye sahip değildir. Dolayısıyla kritik kararlar alamayan aşağılık bir ülke olarak kalmaya devam edecektir. Dolayısıyla da bağımsız egemen bir karar veremeyecek ve kendisi hakkında karar vermeleri için Ruslar ile Amerikalıların arkasında soluyup durmaya devam edecektir. Hatta siyasi İslami projeyi benimseyip siyasi ve askeri eylemlerini gerçekleştirmek için düşmanlarının yeşil ışık yakmalarını beklemeyen, dahası kendi bağımsız iradesini ve kendi potansiyelini kullanacak olan gerçek İslam Devleti’ni inşa etmedikçe de Amerika’ya boyun eğmekten kurtulamayacaktır. 

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Ahmed El-Hutvânî

Devamını oku...

Erdoğan’ın İdlib’i Devirmeye Yönelik Komploları Bugün Düne Ne Kadar da Benziyor!

  • Kategori Makaleler
  •   |  

El-Raye Gazetesi

Erdoğan’ın İdlib’i Devirmeye Yönelik Komploları

Bugün Düne Ne Kadar da Benziyor!

-Yemen Vilayeti / Üstad Şayif Eş-Şirâdî’nin Kaleminden-

(Ankara Deccal’ı Erdoğan ile Ulusalcı Deccal Cemal Abdünnâsır Arasındaki Ortak Payda Tek Frekanstan Konuşmak ve Amerika’nın Planlarını Uygulamaktır)

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’nın İdlib’de çılgın bir saldırı ve vahşi bir hava bombardımanı başlattığı 2020 Şubat ayı sonuna, yani bu ay sonuna kadar Suriye rejim güçlerini İdlib'den çıkarmakla tehdit etti. Türkiye Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, “Rus rejimi bize Suriye rejiminin yaptığı herhangi bir hatanın bedelini ağır ödeyeceğini bildirdi ve Türk ordusu Türk gözlem noktalarını desteklemek için Kuzey Suriye’ye takviyeler gönderdi” dedi. (el-cezire) 

Mücrim Suriye rejiminin, kesinlikle merhametin anlamını bilmeyen, açıkça ve utanmaz bir şekilde sivilleri hedef alan Rus rejiminin başlattığı tarihte benzeri az görülmüş vahşi bir savaş ve yoğun bir hava bombardımanı sayesinde devrimcilerin son kalesi İdlib’i devirmeye çalışması, Rusya’nın İslam’a ve Müslümanlara olan gizli nefretini ve Rusya’nın, Osmanlı Hilafeti’nin yıkılmasının ardından işgal ettiği ve yüzlerce yıl birçok yenilgiye uğradığı milyonlarca kilometrelik alana Hilafet’in geri dönüşünden korktuğunu teyit ediyor. Nitekim bu şiddetli saldırı, yarım milyondan fazla sakinlerinin zorla yerinden edilmelerine yol açmıştır.

“Terörizm” kisvesi altında sakinlerinin evlerini başlarına yıkmayı ve masum insanları öldürmeyi hedefleyen bu vahşi ve barbarca savaş, İdlib’in tamamını Rejimin kucağına geri vermeyi, halkını buradan kovmayı, onları katletmeyi, yerlerinden edilmelerini ve Suriye halkının yeniden aşağılanmaya geri dönmelerini amaçlamaktadır. Aynen Erdoğan ile Şam ve halkına komplo kuran grupları da dahil ajanları açığa çıkaran mübarek devrimlerinin öncesinde yaklaşık yarım asır önce olduğu gibi.     

Nitekim Erdoğan, Suriye devriminin dostu olduğunu iddia etti. Hatta Erdoğan’ın efendisi Amerika’nın istemediği dinlerine, ümmetlerine ve Şam’daki halkına karşı muhlis olan devrimci ketibelerin liderlerini değiştirmeyi bile başardı. Dolayısıyla onları, Erdoğan’ın ve Kur’an’ın kati naslarına muhalefet eden ve kirli siyasi parayla destekleyenlerin emirlerine göre hareket eden grup ve ketibelere dönüştürdü. Zira Allahu Teala, şöyle buyurmuştur: اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ “Müminler ancak Allah'a ve Rasulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.” [Hucurat-15] Ayetin (بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ-biemvâlihim ve enfusihim) kısmında geçen (hum-onlar) zamiri, Körfez ve diğerleri gibi olan destekçi ülkelere değil mücahidlere dönmektedir. Peki mücahidler, bu doğru anlayışın neresindeler acaba?! Çünkü size kim para verirse iradenizi de satın alır. Onlarda olan işte budur. 

Ankara Deccal’ı Erdoğan, Amerika’nın planlarının uygulanmasına ilişkin oyunculuk sanatında ustalaştı. Zira aynen ulusalcı Deccal Abdünnasır’ın yaptığı gibi genellikle Amerika’nın planlarını uygulaması açıklamalarının önüne geçiyor.

Abdünnasır, Irak’tan Fas’a tüm Arap sokaklarını harekete geçiriyordu. Bu sayede Amerika, onun zamanında Müslümanların parçalanmasını sağlamak ve tek bir devlet altında toplanacakları vahdetlerine geri dönmelerini engellemek için Müslümanlar arasında milliyetçiliğin yayılmasını başarmıştı.  

Abdünnasır’ın peş peşe ihanetleri olmuştur. Zira 1964 yılında iki Arap zirvesine çağrıda bulunmuş ve Ahmed Şükayri’nin başkanlığında Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kurulmasını memnuniyetle karşılamıştı. Dolayısıyla Filistin meselesi, İslami meseleden Arap meselesine, sonra da Filistin meselesinin tasfiye edilmesi ve Yahudilere devredilmesinin ardından Filistin Kurtuluş Örgütü’nün temsil ettiği ulusal bir meseleye dönüştü… Filistin meselesini tasfiye etme ve onu, Arap yöneticilerinin sadece finansal ve medya olarak desteklediği ulusal meseleye dönüştürme yolunda ilerlemek için ilk adımı atan ulusalcı Deccal Abdünnasır oldu.  Bizzat onun kurtuluşuna yol açan orduların harekete geçirilmesine gelince; onu çalışma listesinden sildi ve meseleyi kalıcı olarak tasfiye etmeyi amaçlayan asrın iğrenç anlaşmasını yapmak için barış karşılığında toprak denilen yerden vazgeçilmesinin ardından gelen Yaser Arafat’ın yolunu açtı. Dolayısıyla ilki Yahudiler için güçlü bir devlet ve ikincisi Filistin halkının yaşayabilmesi için bir devlet olmak üzere Amerika’nın Filistin’de iki devletli projesini kabul eden bizzat Abdünnasır olmuştur. Böylece Yahudilerin mafsallarını tuttuğu ve içerisinde Filistin halkının eridiği tek devletin kurulmasını amaçlayan İngiliz projesine darbe indirmiş oldu.   

Cemal Abdünnasır, Mısır’ı Sudan’dan ayırdığı gibi Mısır ile Suriye arasındaki birliği de ayırdı. Bu iki ülke, Osmanlı Devleti’nin vilayetlerinden bir vilayetti ve Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ardından da 1956 yılına kadar tek bir vilayet olarak kalmaya devam etti. Sonra Sudan için bir yönetici atayanlar bizzat Mısır yöneticileri oldu. Nitekim Abdünnasır gelerek onu tamamen Mısır’dan ayırdı ve Mısır’dan bağımsız bir devlet oldu. Dolayısıyla her ikisi de sömürgeci Batı’nın nüfuzuna tabi oldular.     

Erdoğan da Abdünnasır’ın çizgisinde yürüdü. Zira Türkiye ve diğer ülkelerdeki Müslümanları aldatan konuşmalar yapıyor. Dolayısıyla Erdoğan, hakikatte bölgede Amerika’nın planlarını uyguladığı halde Müslüman ülkelerinin başındaki yöneticilerin taklit etmesi ve örnek alması gereken bir rol model oldu. Nitekim 2011 yılında mübarek Şam devrimi patlak verdiği, güçlü bir şekilde alevlendiği, topraklarının %70’i devrimcilerin kontrolü altına girdiği ve neredeyse Beşşar’ı boğup rejimini devirmek üzere olduklarında, Suriye rejiminin kendisini savunmakta aciz kalmasının, İran’ın, milislerinin, partilerinin, Rusya’nın ve onun büyük askeri araçlarının Suriye rejimini kurtarmaktan aciz kalmasının ardından korkuya kapılan Amerika, ajanı Erdoğan’ı devreye soktu.

Böylece Suriye ve halkının dostu olduğunu iddia eden kurnaz tilki Erdoğan’ın rolü başladı. Zira grupları kontrol altına almasının ardından Amerika’nın kendisine ve mücrim dostu Putin’e dikte ettiği iğrenç yöntemleri uyguladı. Nitekim bu eylemler arasında, devrimcilerin müzakerelere sürüklenmesi ve yolların açılması, tırmanışın düştüğü bölgeler, gözlem noktaları ve bölgelerin birbiri ardına Beşşar’a teslim edilmesi gibi vahim sonuçların kabul edilmesi yer alıyor. Zira 2016 yılındaki Fırat Kalkanı Harekâtı’nda Halep Suriye rejimine teslim edildi, 2018 yılındaki Zeytin Dalı Harekâtı’nda Guta ve demiryolunun doğusu rejime teslim edildi ve 2019 yılındaki Barış Pınarı Harekâtı ile de rejim Suriye’nin kuzeyindeki bölgelere geri döndü. İşte bugün de o, Şam halkını aldatmayı ve onlara ihanetini devam ettirmek için konuşmalar yapıyor, tehditler yağdırıyor ve Serakib’in eteklerinde çatışmalar çıkarıyor. Türk ordusunun, rejimin İdlib’de ilerlemesini engellemesini ve onu yenilgiye uğratmasını bir kenara bırakın, helak olmuş Suriye rejimini günler içerisinde devirmeye muktedir olduğu bilinmektedir.

Sonra işte o Ankara Deccal’i, ordusunu Filistin’i Yahudilerden kurtarmak için göndermek yerine Suriye’de oynadığı aynı iğrenç rolü oynamak için İngiliz ajanı Fayiz Serrac ile birlikte olduğunu iddia ederek Amerikan ajanı kardeşi Hafter’i desteklemek için ordusunu Libya’daki Müslümanları öldürmek için gönderdi. 

Artık Müslümanların, Erdoğan’ın çalışmalarını başarısızlığa uğratmak için onun oynadığı rolün hakikatini idrak etmeleri gerekiyor. Böylece küfrün başı Amerika’nın da planları başarısız olacaktır. Evet, başta Erdoğan, Ruhani, Sisi ve Selman olmak üzere artık Müslümanların sömürgeci ülkeler tarafından Müslümanların başındaki ajan yöneticilere verdikleri rollerin hakikatini idrak etmeleri gerekiyor. 

Tüm İslam ümmeti için izzet yolu ve gerçek kalkınma, İslam ile yönetecek, insanların işlerini gözetecek ve orduları Filistin ile kardeşlerini kurtarmak için harekete geçirecek olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte ciddiyetle çalışmaktır. İşte o zaman müminler, Allah’ın zaferiyle sevineceklerdir.

Kaynak: 12/02/2020 tarihinde yayınlanan Raye Gazetesi’nin (273.) sayısı.

Devamını oku...

Ey Yöneticiler! Çin’deki Virüs Haberleri Size Ulaştı Da Feryat Eden Kardeşlerimizin Haberleri Ulaşmadı Mı?

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber - Yorum

Ey Yöneticiler!

Çin’deki Virüs Haberleri Size Ulaştı Da Feryat Eden Kardeşlerimizin Haberleri Ulaşmadı Mı?

Haber

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “corona virüs enfeksiyonu konusunda tüm dünya davet beklemeksizin Çin halkıyla dayanışma içerisinde olmalıdır” dedi. [Ajanslar]

Yorum

Son günlerde dünya gündemini fazlaca meşgul eden konulardan bir tanesi de hiç kuşkusuz Çin’in Vuhan kentinde başlayan, sonrasında da diğer kentlere sıçrayan corona virüsüdür. Corona virüsünden kaynaklı olarak hayatını kaybedenlerin sayısı dört yüz kişiyi buldu. Sağlık Bakanı’nın yeryüzünü kana bulayan, asrımızın eli kanlı mücrim devletlerinden birisi olan kâfir Çin’e yardım edilmesi gerektiğine yönelik sarf ettiği sözler yenilir yutulur cinsten değil. Çin’e destek çıkılması gerektiğini söyleyen Bakan’ın bu sözleri tam olarak ne zaman söyleniyor biliyor musunuz? Çin kâfirine sahip çıkılması gerektiği telkininde bulunan Bakan bunu ne zaman dile getiriyor farkında mısınız?

Esir kamplarında milyonlarca Uygurlu Müslüman kâfir Çin’in işkencesi altında inim inim inlerken...

İşgalci Çin, İslâm’dan döndürmek için yaklaşık bir milyon Müslümanı toplama kamplarında tutuyorken...

Bacılarımız alçak Çinlilerden namuslarını korumak için binalardan atlıyorlarken...

Dinsiz Çin yönetimi Müslümanların mahremlerini hiçe sayarak her Müslümanın evine bir Çinli erkek yerleştiriyorken...

Kâfir Çin yönetimi, Doğu Türkistanlı Müslüman nesilleri, İslam’dan uzaklaştırmak ve onlara ateizmi aşılamak için yoğun kampanya yürütüyorken...

Çin yönetimi, Müslümanların oruç tutmasını, erkeklerin sakal bırakmasını, kadınların başörtüsü takmasını, Müslüman gençlerin camilere gitmesini yasaklamışken...

Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz sistematik işkenceler sonucunda ölüm ya da hicret seçenekleri arasında bırakılıyorken...

Kardeşlerimiz kendilerini bu zulmün girdabından çekip kurtaracak bir lider/yönetici beklerlerken…

Evet, kâfir işgalci Çin Müslümanlara bu saydıklarımızı ve daha saymadıklarımızı reva görüyorken Türkiye Cumhuriyeti’nin Sağlık Bakanı katil devlete yardım etmeye davet ediyor. Bu sözleri sarf ederken hiç mi Allah’tan korkmadınız? Size kâfir Çin’in virüs haberleri ulaştı da kâfir Çin’in işkenceleri neticesinde feryat eden kardeşlerimizin haberleri size ulaşmadı mı? Virüsten ölen dört yüz Çinlinin haberi size geliyor da toplama kamplarında işkence gören milyonlarca Müslümanların haberi gelmiyor mu?

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem « الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لَا يَظْلِمُهُ وَلَا يُسْلِمُهُ» “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez.” [Buhari] buyurmasına rağmen Müslüman kardeşlerinizi sahipsiz bırakıp kâfirlere yardım etmek için yarışmanız Allah katında büyük cürümdür. Bunun farkında mısınız?

Doğu Türkistanlı kardeşlerinizin feryatlarından bihaber misiniz yoksa? Namuslarına el uzatılan ve bu acı ile figan eden bacılarımızın çığlıkları saray duvarlarını aşmadı mı? Allah aşkına, kardeşlerimizin duçar kaldıkları zulümleri duymadınız mı? Yoksa duydunuz da kalpleriniz mi katılaştı? Yoksa âdetiniz olduğu üzere yine politik hesapların peşinde misiniz? Ya da kardeşlerinizi reel politiğe kurban vermekte ısrarcı olmaya devam mı edeceksiniz? Çin’den aldığınız kredinin hesabına, Rabbinizin hesabını göz ardı mı edeceksiniz?

Belli ki kâfir Çin ile olan ticari anlaşmanız sizin hakikatleri görmenizi, kardeşlerinizin seslerini işitmenizi ve olması gerekenleri söylemenizi engelliyor. Biliniz ki öyle bir gün gelip çatacak ki mal ve zenginlik asla fayda vermeyecektir. Hâlbuki sizin sorumluluğunuz; harbi kâfir statüsünde olan Çin’in değil Müslüman kardeşlerinizin yaralarını sarmaktır. Doğu Türkistanlı Müslümanlar sizin din kardeşlerinizdir… Uygurlu Müslümanları dinsiz Çin rejiminin zulmünden korumak ve kurtarmak sizlerin üzerinize farzdır. Yine kulluğunuzun bir gereği olarak Allah’ın sev dediğini sevmeli, buğzet dediğine de buğzetmelisiniz.

Asıl olan Allah’ı dost edinenlere gerekeni yapmak, onlara dostluk ve sevgi göstermektir. Allah düşmanlarına, haramları ve sınırları çiğneyenlere karşı ise buğzetmek ve beri olmaktır. İslam’ın bizden istediği tavır buyken, günümüz yöneticilerinin Allah düşmanlarını veli edinmiş olmaları ve Allah’ı dost edinenlerden de beri olmaları rıza-ı ilahiye uygun değildir. Tam aksine bugün maalesef bizi idare edenler adeta kâfirleri memnun etme yarışına girmişlerdir. Ancak bilinsin ki kâfirlerin rızasını, hoşnutluğunu ve övgüsünü kazananlar, Allah’ın rızasını kazanamazlar.

Biz biliyoruz ki Müslümanların feryatlarına kâfirlere esaret zincirleriyle bağlı olan, kâfirlerin kanlı ellerini sıkan yöneticiler icabet edemez. Müslümanların yardım çığlıklarına ancak Müslümanların canını ve kanını kendi canı ve kanı gibi aziz bilen Raşid Halifeler icabet eder.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ ٱلْمُؤْمِنُونَ﴾ ﴿

“Ve o gün müminler sevinecektir.” [Rum 4]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan

Abdullah İmamoğlu

Devamını oku...

Başörtüsü Başvurusunun Reddedilmesi, Laik Anayasanın Müslümanların Haklarını Garanti Edemeyeceğinin Kanıtıdır

Yargıtay, St Paul Kiwanjani Okulu’nun Müslüman kız öğrencilerine başörtüsü takmalarını yasaklayan yönergesinin iptali için yapılan başvuruyu reddetti. Böylece Yargıtay, geçen yıl Ocak ayında okullarda başörtüsü takılmasına izin veren Temyiz Mahkemesi’nin kararını hiçe saydı. Başvuru dilekçesinde Yargıtay’ın geçen yılki kararının anayasaya aykırı olduğu ve teknik temellere dayalı olarak alındığı belirtilmişti.

Bu bağlamda aşağıdakileri vurgulamak istiyoruz:

Sözde ilerici 2010 Anayasası, ibadet ve ifade özgürlüğünü garanti eder, ancak onları diğer özgürlüklere karşı dengeler! Mahkeme, bu tür “teknik”gerekçelere dayanarak Müslümanların haklarını reddediyor ve okul yönetiminin bu hakları reddetmesine izin veriyor. Bu iktidar altında Müslüman öğrenciler, ülke çapında dini konularda sorunlarla karşı karşıyalar. Bazı okullar, ibadet yeri bile tahsis etmiyor, bazıları da Müslüman öğrencileri diğer dinlerin ritüellerine katılmaya zorluyor.

Bu karar, İslam’a ciddi bir saldırıdır. Çünkü başörtüsü tüm Müslüman kadınlar üzerine farzdır. Bu, Müslümanlara karşı küresel bazda yürütülen geniş çaplı kampanyanın bir parçasıdır. Dünya, Çinli yetkililerin Uygur Müslümanlarına nasıl taciz ettiğini çok iyi biliyor. Dini ritüelleri uygulamalarını, camilere gitmelerini, mübarek Ramazan ayında oruç tutmalarını yasaklamak gibi tüm acımasız taktikleri kullanıyorlar. Bu sadistçe eylemler temel hakların açık ihlalidir.

Laik anayasa, yaratıcının hükümlerine bağlanmaları farz olan Müslümanların haklarını asla garanti etmez. Dahası söz konusu karar, Batılı laik liberallerin kutsal saydığı özgürlük ve hakların hikâye olduğunu ortaya koydu. Görünüşe göre bu tür özgürlükler ve sözde insan hakları, Müslümanlar için bir yanılsamadır. Genelde Müslümanları, özelde âlimleri, zamanlarını ve emeklerini laik anayasa değişiklikleriyle boşa harcamamaya çağırıyoruz, bunun yerine İslam için çalışmalıdırlar. Zira İslam, Müslümanların ve tüm insanlığın haklarını koruyacaktır. İslam, Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet aracılığıyla vatandaşların tüm haklarını güvence altına alacaktır.

Devamını oku...

Pompeo, Orta Asya Ülkelerinin Dışişleri Bakanları İle Bir Araya Geldi

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 3 Şubat’ta Orta Asya ülkeleri Dışişleri bakanlarıyla Taşkent’te bir toplantı gerçekleştirdi. 5+1 grubu toplantısından önce Pompeo, Ukrayna, Belarus, Kazakistan, Özbekistan Devlet Başkanlarıyla resmi bir görüşmede bulundu. Görüşmede Çin’in, Doğu Türkistan ve Orta Asya ülkelerinde genişlemesini önleme çağrısı yaptı. Ayrıca Amerika’nın bu ülkelerdeki Rus etkisini zayıflatma stratejisine yardımcı olmalarını istedi. Özbekistan’ın Afganistan’daki çabalarını destekledi ve Afganistan ile ticareti güçlendirmek için 1 milyon dolar verdi. Birçok Çinli Müslümanı Çinli yetkililere teslim etmediği için Kazakistan’a teşekkür etti.

Bu nedenle Amerika, Orta Asya’daki devletleri Çin’e karşı yönlendirmeyi, Afganistan’da barışı sağlayarak bölgeyi Rusya’nın ekonomik ve politik hegemonyasından kurtarmayı amaçlıyor.

Pompeo, Kırgızistan’ı ziyaret etmedi. Politikacılar ve siyasi analistler, bunu farklı şekillerde yorumladılar. Amerika, Kırgızistan halkına vize kısıtlamaları getirmişti. 3 Şubat’ta Sputnik, yaklaşık 60 milyon doların diplomatik yolla havaalanından Kırgızistan’a sokulduğunu belirtti. Bir sonraki 5+1 toplantısı, Janar Akayev liderliğindeki Liberal Demokrat Parti adında Batı uydusu yeni bir partinin kurulması ve seçimlerden önce Batı güçlerini desteklemek için verilen 60 milyon dolarlık nakit tutarın tamamı bir gün içinde gerçekleşti.

Amerika’nın Kırgızistan’a karşı tutumu olumsuz yönde değişti, bu durum, Kırgız makamlarından duyduğu memnuniyetsizlikle açıklanabilir. Çünkü ABD, Rusya’nın bölgedeki zayıflığından kaynaklanan siyasi ve ekonomik boşlukları Çin’le dolduruyor. Bu nedenle Amerika’nın, Kırgızistan için yeni bir siyasi strateji geliştirdiği söylenebilir.

Son yıllarda Kırgızistan’da, Batı ideolojisinin gücü gittikçe artıyor. Görünüşe göre yetkililer ve siyasi çevreler, zayıflamış, sonraki iktidarın devrilmesi için elverişli koşullar ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte yeni bakış açısına (Batı) göre iktidarın öncekilere nazaran beklenen düşüşü özde farklı olacaktır. Önceki devrimler, Rus yanlısı siyasi ortamda iktidar değişikliğine neden oluyordu. Beklenen değişiklikler, Ukrayna versiyonu ve öncekinin ortadan kaldırılması gibi yeni siyasi elitin ortaya çıkmasıyla olacaktır.

Görüldüğü gibi Orta Asya’daki Amerikan stratejisi, Rusya’nın bölgede zayıflayıp uluslararası siyasetten silindiği bir zamanda Çin’in bölgeye daha fazla entegre olmasını ve bölgeyi kolonize etmesini önlemeye dayanıyordu. Amerika ayrıca bölgedeki tüm stratejik fırsatları çıkarı lehine Çin ve Rusya’ya karşı kullanmak istiyor.

Devamını oku...

Ofsted’in İslam Nefreti Açıkça Onu Yalan Söylemeye Sevk Ediyor

Bağımsız bir İslam Okulu, kütüphanesinde 1994’te Hizb-ut Tahrir / Britanya üyelerinin düzenlediği Hilafet konferansına ait 25 yıllık bir broşür olduğu gerekçesiyle Ofsted tarafından soruşturmaya maruz kaldı.

Wembley Stadyumu’nda düzenlenen konferansa, ülkenin dört bir yanından on binden fazla Müslüman katılmıştı. Konferansta Müslüman ülkelerdeki sömürge mirası sorgulanmış, katılımcılara sömürgeciliği reddetme çağrısı yapılmış ve İslam ümmetini Batı emperyalizminin kötülüğünden korumak için İslam Hilafetine olan ihtiyaç vurgulanmıştı.

Müslümanlar, Kuran ve Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetinden türetilen İslam Şeriatına göre yönetilmek için bir Halife seçerler. Kan döken, yoksulluk ve yıkım getiren Batı emperyalizminin aksine Halife, barış ve refah demektir.

Çocukların güvenliğine tehdit teşkil ettiği gerekçesiyle böyle bir konferansla ilgili bir broşürü bulunduran bir okulun soruşturmaya maruz kalması, yarı hükümet dışı bir kurum olan Eğitim, Çocuk Hizmetleri ve Becerileri Standartları Ofisi’nin (Ofsted) haksız ve önyargılı doğasını ortaya koyuyor. İngiliz ayrıcalıklı seçkinler ve hükümeti, sömürgecilik geçmişlerini ve imparatorluk ihtişamlarını yeniden canlandırma arzusundalar. Ofsted, bu hasta kültürün bir yansımasıdır, güvenlik korkusuyla insanların İslam’ı reddetmesi için elinden geleni yapıyor.

Laik seçkinlerin liberal değerlere teşviki, İslami yaşam tarzının Batıya tehdit teşkil ettiği iddiası karşısında gençleri öncü birlikler olarak kullanma arzusu çocukların güvenliği için gerçek tehdittir.

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Hilafetin yeniden kurulacağı müjdesi, mutlaka gerçekleşecektir. Bu yüzden açgözlü kapitalistler, sömürgecilik maceralarının başarısız olmasından korkuyorlar. İşte hükümetin İslam ve Müslümanlardan nefret etmesinin gerçek nedeni bu. Ne yazık ki, bencil ayrıcalıklı elitler, yalanlarını yaymak için Ofsted ve medyanın çoğunu bir suç ortağı olarak kullanıyor.

İngiltere’deki Müslümanlar ve tüm insanlık, Ofsted’in, medyanın ve hükümetin uyguladığı bu çifte standardı görmelidir. Bunların motivasyonu sadece İslamofobi değil, aynı zamanda bencil arzularına olan mide bulandırıcı bağımlılıktır. Bencil arzuları katı ilkelerin yokluğuyla birleştiğinde, insanlığa karşı işledikleri en korkunç suçları bile haklı çıkarmak için en iğrenç yalanlar söyleyebiliyorlar.

Devamını oku...

Demokrasi Her Zaman Hayal Kırıklığı Yaratmıştır

Popülist liderler ve Batı ülkelerindeki politikaları, demokrasiyi kapitalizmin bir aracı olarak görür. Demokrasi insanların hesap verebilir hükümet arzusunu yatıştırmakta faydalıdır. Gerçekte insanlar hükümeti muhasebe edemezler. Kapitalist tiranlar, demokrasiyi muhalefeti bastırmak için kullandı. Demokrasi, sahte değişim vaatleri sunar, haksız ayrıcalıklı elitlere daha fazla itaat edilmesini ve teslimiyet gösterilmesini öngörür. Bugün imparatorluk bütün çıplaklığıyla çöktü. Savunucuları, sıradan insanların neden artık onu istemediğini merak ediyor.

Cambridge Üniversitesi’ndeki Demokrasinin Geleceği Merkezi tarafından yapılan araştırmada, İngiltere ve ABD’de demokrasi konusundaki hoşnutsuzluğun en yüksek seviyesine ulaştığını ortaya koydu. Bu, dünya çapında sözde “gelişmiş” ülkelerde bir hoşnutsuzluk trendinin olduğunu gösteriyor. İnsanlara ülkelerindeki demokrasiden memnun olup olmadıkları soruldu. İngiltere’de Başbakan, sözde teröristler için ağır cezalar verileceğinden söz etti. İçişleri Bakanlığı, iklim değişikliği aktivistlerinin bile aşırılık yanlısı olabileceğinden şüphe ediyor ve hükümetin başarısız yasak politikasına maruz kalabileceklerini söylüyor. İngiliz elitinin hırs ve açgözlülük politikalarından dikkatleri dağıtmak için skandalların kullanılması sürpriz değil mi?

Aşırılığın, demokrasiye muhalefet olarak tanımlanması tam bir ironidir. Demokrasi bugün ibadet edilen altın inektir. İngiliz elitleri ve medya savunucuları, idollerine karşı yapılan herhangi bir şikâyeti aşırılık, radikalizm ve şiddete yönelten bir konveyör bandı olarak yaftalamaya çalıştılar. Başbakan Johnson, sürekli genişleyen terör yasası kapsamında suçlu bulunup adli kontrol şartıyla serbest bırakılanların gerçekten demokratik idole kulluk edip etmediklerini öğrenmek için yalan detektörü kullanılmasını öneriyor.

Akıllı ve uyanık biri bilir ki kapitalist elitler, çıkarları için yasaları istismar ederler, ayrıcalıklarına karşı yapılan herhangi bir muhalefeti de etkili şekilde sustururlar. Aslında aşırılığın gerçek tanımı budur.

İslam’ı laik kapitalist demokrasiye adil ve uygun bir alternatif olarak sunan Müslümanlar, uzun zamandır dünyadaki terörle mücadele yasasının hedefi haline gelmişlerdir. Acaba şimdi demokrasinin sahtekârlığından bıkan, daha adil bir dünya isteyen sıradan halk, çaresiz kapitalistlerin yeni hedefi haline mi gelecek? Hastalıklı ayrıcalıklarını ortadan kaldırmak isteyen her hareketi susturacaklar mı?

Yanlış yere başkalarını suçlamak, yolsuzluklarından dikkatleri dağıtmak için kullanılan bozuk bir yöntemdir. Bu, ayrıcalıklarını kaybetmekten korkan Firavun’un çevresindeki elitin yöntemiydi. Bugün kapitalistler de aynı yöntemi kullanıyor. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَقَالَ الْمَلأُ مِن قَوْمِ فِرْعَونَ أَتَذَرُ مُوسَى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَآلِهَتَكَ “Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Mûsâ’yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilâhlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” [Araf 127]

Tıpkı dünyanın demokrasi yalanını gördüğü gibi Müslümanların da sahte demokrasi hayalini terk etmelerinin zamanı gelmiştir. Demokrasi sadece insan yapımı bir sistem değil, aynı zamanda çıkarlarını ve toplumdaki ayrıcalıklı konumlarını koruyan zengin seçkinlerin sistemidir. Demokrasinin insanlara vaat ettiği sözde “haklar”, sıradan insanları uysallaştırmak için güçlülerin terennüm ettiği yanılsamalardan başka bir şey değil.

İslam, insanlara Kuran ve Rasûl SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetinden türetilen sabit gerçek haklar verir. Seçilmiş yönetici, İslam hukukuna bağlı olup olmadığına göre halk karşısında sorumludur. İnsanlığın yaratıcısı olan Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ “Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” [Mülk 14] Yine Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

وَمَنۡ اَعۡرَضَ عَنۡ ذِكۡرِىۡ فَاِنَّ لَـهٗ مَعِيۡشَةً ضَنۡكًا “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır.” [Taha 124]

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER