Perşembe, 03 Rajab 1441 | 2020/02/27
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

بسم الله الرحمن الرحيم

Rusya Federasyonu Hükümeti'nin Ümmeti Parçalamayı Hedefleyen Planına Ortak Olmamaları için Muhlis Âlimlere ve İmamlara Hizb-ut Tahrir'den Bir Nasihat

Rusya Federasyonu, 2003 yılından beri Hizb-ut Tahrir'e ve şeriatın kısmen tatbik edilmesini reddedip Hilâfet'in kurulması için çalışan taraftarlarına karşı savaşmaya başladı. Hükümetin eylemlerinin bir sonucu olarak yüzlerce Müslüman zarar gördü. Ancak bu, onları Allah için çalışmaktan ve O'nun rızâsını talep etmekten saptıramadı. Onlar bilmektedir ki Hilâfet'in ikamesi için çalışmak bir farzdır, onun için çalışmayan herkes günahkardır ve günahlarından dolayı kişi, hapishanelerle kıyaslanamayacak şiddette ve azabı hiçbir işkence ile mukayese edilemeyecek ateşe girer. Nitekim Rusya'da yaşayan pek çok muhlis Müslüman, bunun farkındadır ve bu metot üzere çalışmaya devam etmektedirler. Hükümet, insanların Hizb'in davetine icabet ettiklerini ve Hilâfet'in ikamesinin önemini idrak ettiklerini görmesinden sonra çatışma üsluplarını değiştirmeye karar verdi. Artık hapishaneye ve yargılamalara bel bağlamayı bırakıp Ümmeti parçalamaya ve Müslümanlar arasında çatlaklar oluşturmaya karar verdiler. Böylece Hükümet, imamlara Hilâfetin ikamesine çağrıda bulunanlarla savaşmaları çağrısında bulundu. Bu da Hükümet açısından şu iki sebepten ötürü rahat ve verimli bir üsluptur:

Birincisi: İmamlar, Hükümet adına muhlis Müslümanlar ile savaşacak, hükümetin rolü de imamları yönlendirmekle sınırlı olacaktır. Ayrıca Hükümet, basın yoluyla da bu Müslümanların faaliyetlerinin aşırıcılık ve köktendincilik olup İslâm ile çeliştiğine ve pek çok imam ile Müslümanın da bunlara karşı çıktığına dair bilgiler ortaya atacaktır. Böylelikle Hükümet, İslâmî bilgilerden yoksun Müslümanlar indindeki kamuoyuna hakim olacaktır.

İkincisi: Genelde Hilâfeti kurma çalışması ve özelde ise Hizb hakkında bilgilerin artmasına yol açan davalar üzerindeki baskıyı azaltacaktır. Nitekim bu davalar, pek çok kişinin Hizb'in radikal ve terör grubu olmadığını daha çok fark etmelerine neden olmuştur. Bunun içindir ki Hükümet, imamları muvahhit mevkidaşlarına karşı savaşmaya sevk etmiştir. Nitekim Duma Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve Rus İstihbaratı Subayı Genadiy Gudkov, kendisi ile yapılan bir röportajda şöyle demiştir: "Sorun, imamların onlara karşı çalışmamasında yatmaktadır." Pek çok imam, bu plana ortak oldular ve bu hususta görüş bildirdiler. Muhtemelen sizler de bazı imamların Hizb'e iftiralar atan konuşmalar yapıp konferanslar düzenlediklerini ve konferanslara katılarak Hizb aleyhinde medya organlarına röportajlar verdiklerini işitmişsinizdir. Kimileri de Hizb-ut Tahrir'e karşı kitap telif etme sözü vermiştir. Mesela Chistobl ve Nabergni Klni şehirlerinde konferanslar düzenlendi, Peşkirya, Tataristan ve Dağıstan'da hutbeler okundu, Moskova, Peşkirya ve Tataristan'da birçok kez konferanslar düzenlendi. Bunların hepsi de Hükümetin gözetiminde yapıldı. Gönüllü yada gönülsüz şekilde pek çok Müslümanın bu konferanslara ve sempozyumlara katılması doğal olarak bizleri üzmüştür.

Yine Tataristan'da Sayın Artur Süleymanov, siyasî bir Hizb olup dîni olmaması nedeniyle Hizb-ut Tahrir'i eleştirmiştir, devlete itaat etmemesi yüzünden Hizb Peşkirya'da eleştiriye maruz kalmış ve Muhammed Basar, âhad haberi akîdede almamasından dolayı Hizb'i tenkit etmiştir.

İmamların düzenlediği konferansların hepsinde de kadın ve erkekler karışık oturmuşlardır ki bu haramdır. Bunun yanı sıra bu konferanslar, Müslümanların da ötesine geçerek akîde esaslarını öncelikli olarak ulaştırmamız gereken gayri Müslimlere varmıştır. Ancak Müslümanlar, onları İslâm'a davet etmek yerine onlara Müslümanları eleştirir olmuşlardır.

İmamlardan hiçbiri İslâm'a göre yaşamamız ve İslâmî bir toplum oluşturmamız gerektiğini dile getirmemiştir. Yine hiçbiri İslâm'a yönelik savaşı yüzünden hükümeti eleştirmemiş ve Müslümanları Allah'ın dîni esası üzere vahdete davet etmemiştir.

Oysa İslâm'a bağlı kalmayan veya insanlara gösteriş olsun diye bazı hükümleri uygulayan Tataristan, Peşkirya, Dağıstan, Çeçenistan ve benzeri ülkelerin yöneticilerine eleştirmek yerine imamların, İslâmî yönetimin ikamesine davet eden dindar Müslümanları eleştirdiklerini görmekteyiz.

Henüz kalpleri kararmamış ve kalplerinde hala ihlas bulunan kimselere ve Allah'tan korkarak "Bizler Allah'ın kullarıyız, ya ölüm ya İslâm, bizler tek bir Ümmetiz ve kimsenin parçalamasına asla izin vermeyeceğiz" diyenlere sesleniyor ve şu nasihatlerde bulunuyoruz:

1. Devletin Hizb-ut Tahrir'e yönelik savaş emirlerini infaz etmekten kaçınmalısınız. Çünkü bu savaş, İslâm'a ve Müslümanlara yönelik bir savaştır. Herhangi bir hususta Hizb'e muhalefet ettiğinizde, özellikle kâfir bir devletin sancağı altında Hizb ile savaşmak yerine Hizb'i tartışmaya çağırmalısınız. Nitekim Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:

المسلم من سلم المسلمون من لسانه ويده "Müslüman, Müslümanların dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir."

2. İnsanları, bilgisizce Hizb'e itham etmeye sevk etmek yerine, Hizb'in kitaplarını okumaya davet etmelisiniz. Zira kitaplarını okumanız sonucunda devletin sizlere anlattığı gibi Hİzb'de İslâm'a muhalif bir şeyin olmadığını göreceksiniz. Ancak Hükümet, Hizb'in kitaplarını okumanıza izin vermiyor ise ona şöyle demelisiniz: "Bu kitapları insanlardan neden gizlemeliyiz? Böbür böbür böbürlendiğiniz fikir özgürlüğü nerededir? Sözde iddia ettiğiniz inanç özgürlüğü nerededir?!"

3. Müslümanları, vahdete ve kardeşliğe çağırmalı ve sorunlarımızı Müslümanların karşısında duran devlet eşliğinde değil İslâmî Ümmet eşliğinde çözmelisiniz. Nitekim SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

مثل المسلمين فى توادهم وترحمهم كمثل الجسد الواحد إذا اشتكى منه عضو تداعى له سائر الجسد بالحمى والسهر Birbirlerine karşı merhamette ve birbirlerine karşı sevgide Müslümanların misâli, tek bir vücudun misâli gibidir. (O vücudun) organlarından biri şikâyetlendiği zaman, vücudun diğer (organları) birbirlerini uykusuzluk ve ateş ile (o acıya ortak olmaya) çağırırlar. [el-Buhâri ve Muslim]

Yine Allahu Te'alâ şöyle buyurmuştur:

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ "Muhammed Allah'ın Rasulüdür! Onunla birlikte olanlar, Kâfirlere karşı çok şiddetli ve birbirlerine karşı çok merhametlidirler." [el-Feth 29]

4. Şayet Hükümet, Müslümanlara karşı çalışılmasında ısrar ederse, ona karşı cevabınız Allahu Te'alâ'nın şu kavli olmalıdır:

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَاللّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا تَعْمَلُونَ (98) قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ مَنْ آمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجاً وَأَنتُمْ شُهَدَاء وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ"De ki: Ey Ehl-i Kitâb! Allah yapmakta olduklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz? De ki: Ey Ehl-i Kitâb! (gerçeğe) şahit olduğunuz halde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek mü'minleri Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Oysa Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir." [Âl-i İmrân 98-99]

5. Şüphesiz Allah, kâfirlere itaat eden Müslümanları şu kavliyle tehdit etmiştir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوَاْ إِن تُطِيعُواْ فَرِيقاً مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ يَرُدُّوكُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ (100) وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ آيَاتُ اللّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ (101) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ "Ey îmân edenler! Kendilerine Kitâb verilenlerden bir fırkaya itaat edecek olursanız, îmânınızdan sonra sizi kâfirler haline döndürürler. Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle dosdoğru yola iletilmiştir. Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin." [Âl-i İmrân 100-102]

Ey imamlar! Ey âlimler! Bizler biliyoruz ki hükümete karşı hakkı söylemek o kadar da kolay değildir. Ancak bunun Allah'ın bir emri olduğunu da unutmayınız. O halde ya Allah Subhânehu'nın dînine yardım edersiniz, yada şeytanın dînini müdafaa edersiniz ki önünüzde bir üçüncü seçenek yoktur. Bunun içindir ki sizleri, Allah'ın dînine yardım etmeye, Allah Subhânehu'nun emirlerinin tatbik edilmesi için çalışan bu kimselerin karşısında durmamaya ve onlara yardım etmeye çağırıyoruz ki bu yardım sayesinde Allah sizlerden razı olacaktır. Sizleri daha kolay olana değil, daha doğru olana, dünya zenginliğine değil, âhiret kurtuluşuna çağırıyoruz.

Ey İmamlar! Sizlerin ihlâslı olmanızı ve kardeşlerinin karşısında duran bu kimseler gibi kardeşlerinizin karşısında durmamanızı temennî ediyoruz. Aksi takdir de kendinize utanç lekesi bulaştırmış olursunuz. Zira muhlis Müslümanları eleştirdikleri gibi hükümetin kendilerine verdiği destek sayesinde onları yüz üstü de bırakmaktadırlar. Lâkin onlar, bunun geçici olduğunu ve zamanın bu dönemi geride bırakacağını unutmuşlardır. Zira Kıyâmet Günü ne diyeceklerdir? Evet, bizler, bugün onlara cevap vermeye muktedir değiliz ve bize fırsat vermedikleri için onları açık tartışmaya davet edemiyoruz. Ancak bu, bizlerin çalışmasına asla zarar veremeyecektir. Çünkü Hilâfet'in ikamesi, Allahu Te'alâ'nın bir vaadi ve Rasûlü [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in bir müjdesidir.

Gerçekten bu kimseler çalışmalarında samimiyseler, onları Lübnan, Sudan, Filistin, Ürdün, Endonezya, hatta Ukrayna gibi başka bir ülkede tartışmaya çağırmaya hazırız. Buna rağmen onlar, ciddî bir tartışmaya asla yanaşmazlar. Çünkü onlar, Allah'ın rızası için değil bilakis Hükümetin rızası için çalışmaktadırlar.

Son olarak, sizlere Rasul [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in şu hadisini hatırlatmak isteriz. Muslim, Âişe [Raduyallahu Anha]'dan şöyle dediğini rivayet etmiştir: Şu evimde Nebî [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'i şöyle derken işittim:

اللهم من تولى أمر أمتي وشق عليها فأشقق عليه،  ومن رفق بها فأرفق به "Allahım, her kim Ümmetimin işinden bir şeyi üstlenir de onlara sıkıntı verirse sen de ona sıkıntı ver, her kim de onlara yumuşak davranırsa sen de ona yumuşak davran!"

Yine İbn-u Abbâs [Radıyallahu Anhuma]'dan Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]'in Muaz'ı Yemen'e gönderirken ona şöyle dediği rivayet edilmiştir:

واتّـق دعوة المظلوم، فإنه ليس بينها وبين الله حجاب Mazlumun bedduasından sakının! Çünkü onunla Allah arasında perde yoktur. [el-Buhârî ve Muslîm]

Onlara nasihat ettik şahit ol ey Allahım.

 

 

حزب التحرير
Hizb-ut Tahrir
Rusya


H. 26 Rabi-ul Evve 1430
M.  Pazar, 22 Mart 2009

Bu kategoriden diğerleri: Rusyalı Müslümanlara Bir Çağrı »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER